Cuma Ekim 20, 2017

Agop Ekmekciyan

Caption: 
Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tatınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

SERDAR CAN’A.. Artin CAN yoldaşa...

Kaypakkaya geleneğinin son yıllarda kaybettiği seçkin, aydın, entelektüel, örgütleyici bilge özellikleriyle tanıdığımız Serdar(Artin) CAN’ın şahadet haberi ile sarsılıyoruz. Bir kez daha yıkılıyoruz.

Çetelere karşı şehadet haberlerinin Ağustos sıcaklığında dalga dalga gelirken, ilkin komutan Ulaş BAYRAKTAROĞLU, ardından Nubar OZANYAN, Gökhan TAŞYAPAN ve bu gün Serdar CAN’ı yıldızlara, Nubar OZANYAN’ın yanına uğurluyoruz.

Nubar OZANYAN ile Artin CAN’ın dostlukları bu güne değil geçmişe uzanmaktadır. Dostluk ve yoldaşlığın en sıcak hareketli saatlerini, günlerini beraber geçiren ayrılmaz kardeşler ölümü de bir ve aynı zamana denk gelmesi tesadüfi değildir.Kalbi Nubar Ozanyan'ın ölümüne daha fazla dayanamamıştır.

Kaypakkaya geleneğinin kır gerilla savaşının Kürdistan topraklarında bu gün Kürt Ulusal Hareketi daha başlatmadan önce öncüleri, uygulayıcıları, teoriden pratiğe geçiren önder ve örnek kişilerden ilkidir Serdar CAN. Yakalanması ve İbrahim KAYPAKKAYA’dan ve Amed Zindanlarında katledilmesinden sonra Kaypakkaya geleneğinin cezaevinde,işkencehanelerde sürdürülmesi ve yaşatılması aynı zamanda öncüsü olmuştur.

Nubar OZANYAN ile yollarının kesiştiği enternasyonal savaşlarda Filistin için siyonizme ve emperyalizme karşı savaşta yine iki komutan savaşçı Deniz’lerden bize miras kalan Filistin halkıyla dayanışma davasının sahiplenme omuz omuza beraber mücadele, zamanı geldiğinde yine tarihi rollerini oynamış görevlerini yerine getirmişlerdir.

Haydutlara, devletlere, adeta meydan okuyarak kanunlarını tanımayarak Ortadoğu coğrafyasından sınırları, mayınları tel örgüleri hiçe sayarak emperyalistlerin gelişmiş teknolojilerini yerle bir ederek adeta dalga geçerek Hayıstan’a gelmişlerdir. Nubar OZANYAN’ın tavsiyesi ve önerisi olarak bu gün Serdar CAN yoldaşa “Artin” diyerek, Ermeni Fedai Geleneğinin savaşçılarının ismini kullanmasını istemiştir.

Yaşadığı kısa bir dönem Hayastan’da ''Artin ''olarak tanınmış, mutevazılığı , Ermeni ulusal tarihi, bilgi birikimi ile Ermeni halkı tarafından sevilmiştir.Kaypakkaya'nın sadık öğrencisi olduğunu, sosyal şoven politikaları izah ederek Ermeni entellektüelleri arasında takdirle karşılanmıştır.

Serdar CAN bilge, entelektüel bir duruş sergilemesi, burjuva aydınlarından entel-liboşlardan ayrı özelliklere sahip olması o’nun ayrıcalığıdır. Ermeni sorunu bu gün tabular aranırken, soykırım gerçekliğini ortaya çıkmasından önce, karanlıkta bir mum ışığı olan Serdar CAN’ın derinlikli kitap çalışmaları tarihi öneme sahiptir.

Duygu sömürücülerinin kendini tanıtma, öne çıkarmanın, reklamın tavan yaptığı bu zamanda, Ermeni Soykırımı anıları ile topluma gerekli mesajı, üstelik özgür koşullarda değil, Diyarbakır 5 No’lu Zindan gerçekliğinde yapması her baba yiğidin harcı değildir, olamaz da .

Amed halkı, Ahmet ARİF gibi ilk ve son kitabı olan “hasretinden prangalar eskittim” kitabının kaç baskı yaptığını bu gün hiç birimiz bilmiyoruz. Ama Serdar CAN’ın da bugün ilk kitabı olan “nenemin masalları” kitabını daha iyi anlayacak, gündem oluşturacaktır. Toplumsal sorun olan, müslümanlaşmış Ermenilerin akıbeti, geleceği sorunu üzerine yoğunlaşan Serdar CAN’ın bu tarihi çalışması Hrant DİNK tarafından görüldükten sonra hemencecik görüşüp tanışmaları boşuna değildir.

Nubar OZANYAN’ın daha kırkı çıkmadan Serdar CAN’ı kaybetmek Kaypakkaya Geleneğinin sıkıntılı, sorunlu, kuşatma altında olduğu süreçten ayrı ele alınamaz. İlerlemiş yaşına rağmen kalp atışları sevgiden başka bir şey için atmadı.Parti aşkı ve yoldaşlık için tüm hayat enerjisini büyük bir sevgi ve bağlılık ile kullandı.

Yaşamını adadığı davası, davamızdır.

Toprağa düşene dek elinden bırakmadığı bayrağını daha da yükseklere taşımak onur borcumuzdur.

Nubar yoldaşımızın, tüm devrim şehitlerinin yanına uğurluyoruz o’nu...

Işıklar içinde uyusun, yıldızlar yoldaşı olsun....

22 Eylül 2017

Ermenistan'lı Devrimciler: “Son gülüşünü unutmayacağız! Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir”

Nubar Ozanyan, Rojava halkına emanetimizdir!

Üzerinde şu anda bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında savaşların, katliamların, soykırımların eksik olmadığı, aynı zamanda buna karşı halkların, Partizanlar’ın şanlı mücadelelerine tanık oluyoruz.

Arap, Kürt, Ermeni, Süryani her çeşit inanç ve düşünceye sahip coğrafyanın içinden kendini ezilen, sömürülen, mazlum halkların mücadelesine adayan savaş alanlarında Osmanlı-Türk devleti destekli çetelere karşı mücadele içerisinde yitirdiğimiz Ermeni halkının eşsiz komutanı, Nubar Ozanyan’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

Nubar Ozanyan sıradan bir asker, bir savaşçı değil, O bizzat savaş içerisinde, savaşa yön veren, önderlik eden, en önde giden, bizzat savaşın içerisinde kaybettiğimiz, sözde değil, bizzat önde giden komutandır.

1915 Ermeni soykırımı ile tarihi sosyal, ekonomik, kültürel dokusunu, bir buçuk milyon Ermeni’yi tarihten silen, İttihat ve Terakki’nin bugün devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’nde azınlıklara, Kürtlere uygulanan yok etme politikası aynen olduğu gibi devam etmektedir.

Yeni ve eski ittihatçılara karşı mücadeleyi kendine görev sayan Nubar Ozanyan yoldaş tüm bu acıları iliklerinde hissetmiş, kendinde mücadeleyi zorunlu görev kabul etmiştir.

Türkiye’nin dört bir yanından Ermenilerin ruhani lideri olan Der Giragosyan’ın girişimleri ile toplanan soykırım artıkları, kılıç artıkları, çocukları İstanbul’da Ermeni okullarında toplanan yetim çocuklardan birisidir Nubar Ozanyan. 

Şehit düşen diğer yoldaşları Armenak BAKIRCIYAN (Diyarbakır), Hayrabet HANÇER (Kayseri), Nubar YALIM (Şırnak), Manuel DEMİR (Kayseri), Hrant DİNK (Malatya) gibi şehitler kervanına Nubar OZANYAN da katılmıştır.

“Başkasını savaş alanına göndermedi”

Arkadaşlığın, dostluğun, fedakarlığın, yoldaşlığın günümüz dünyasında, yaşayan en iyi örneklerinden olan Nubar Ozanyan ilerlemiş yaşına rağmen bugüne kadar geleneklerin dışına çıkmış öz ve sade yaşantısıyla herkese örnek olmuştur. İnsanların kafasında “Halen bugün demek ki böyle devrimciler de var” dedirtmiştir. Şehadet mertebesine kavuştuğu zaman kendisine ait bir ceketi dahi olmamıştır. Açık deyimle evini sırtına yüklemiş, nerede mücadele varsa kendisi orada olmuştur.

O’nu, haksızlığın zulmün işgalin savaşın olduğu her coğrafyada görebilmekteyiz. Görev insanı bazen Bekaa vadisinde bazen Filistin’de, Ermeniler’in en zor anında Karabağ’da yoldaşları Leonid, Valod, Manuk, Hovsep ve Monte ile beraber olmuştur. Görev insanı, ne zaman mazlum Kürt halkının Türk devleti destekli IŞİD çetelerine karşı mücadelesi gündeme geldi hemen Rojava’da en ağır sorumluluklar üstlendi. Başkasını savaş alanına göndermedi. “Siz gidin, ben sonradan geleceğim” demedi. En önde giderek yoldaşlarına, Partizanlar’a gerekli hazırlıkları yaparak, onlara yol gösterdi, örnek oldu.

“Antranik Ozanyan’ın adının kullanarak onu ve direnişini yaşattı”

2014’te Irak Kürdistanı’nda dağlarda, 2015 yılından bu yana da Rojava Kürdistan’ının özgürleştirilmesinde yer alan Nubar Ozanyan yoldaş, İŞİD çetelerinin korkulu rüyası olmuştur. Her saldırılarını üstün zeka ve savaş taktiklerini kullanarak bertaraf etmesini bilmiştir. Komutanlık sıfatının kazanılması öyle kolay olmamıştır. Kan, ter, acı ve emek ile yoğrularak kazanılmıştır.

IŞİD çetelerine karşı mücadele için gelen Enternasyonal Savaşçıları İngiliz, Amerikalı, Fransız, İtalyan, İspanyol, Yunanistan ve birçok değişik ülke ve milletten özgürlük savaşçılarının bizzat Orhan/Nubar yoldaş ile çalışmak, öğrenmek ve mücadele etmek isteği boşuna değildir. Abartılı da sanılmamalıdır.

Alçak gönüllü mütevazi, hiçbir zaman kendisini övmeyen, anlatmayan, fotoğrafını dahi çektirmeyen, sıradan insan görüntüsü ile tanıdığımız enternasyonal bir devrimci olmuştur. Nubar yoldaş çok önemli erdemlere sahiptir, anılarını yazan medya devrimcisi olmamıştır.

1915’te Ermeni ulusunun ölüm yürüyüşünde, boynu bükük gidenlerden değil, bizzat direniş örgütleyen devrimci Kevork Çavuşlar, Ağpür Seroplar, Antranik Ozanyanlar, Avolar, Sivaslı Muradların gittiği seçtiği direniş geleneğini kendine rehber almıştır. Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Ermeni halkının ulusal kahramanı Antranik Ozanyan’ın adının yaşatılmasını ve tanıtılmasını gerekliliğine inanmış kendini Nubar OZANYAN soyadını kullanarak ifade etmiştir.

Komutanın acı ölüm haberi Amerika’dan Kanada’ya, Avrupa’ya, Kuzey ve Güney Kürdistan’da duyulduktan sonra başta Ermeni halkı ve ezilen halklar yas tutmaktadır.  Yüzyıl aradan sonra kendisine Antranik Ozanyan’ın fedai direniş ruhunu rehber alan,  Nubar OZANYAN’ın mücadelesi de O’nunla aynı olmuştur.

“Ermeni halkı, Ermenistan’da defnedilmesini istedi”

Ermeni halkı en yüksek düzeyde sahiplenerek anavatan Ermenistan topraklarında ebedi olarak istirahat etmesini istemişlerdir. Fakat şehit düştüğü Rojava’da halk şehidine son görevini yaparak kalbine gömmüştür. Kürt halkının özgürlük savaşçılarının mücadelesinde yitirdiği halk fedailerinin şahadetlerinden sonra mezarlıklarının tahrip edilmesi, dozerlerle yıkılması, ortadan kaldırılması, gerilla cenazelerine yapılan saldırılar, saygısızlıklar ve en son Armanek BAKIRCIYAN’ın anıt mezarının özel harekatçılar tarafından yıkılması, devletin gelenekçi, ittihatçı yüzünü ortaya çıkarmıştır. Ermeni’ye Kürt’e, Alevi’ye muhaliflerin cenazelerine dahi tahammülsüzlük artık üst noktaya varmış olduğundan Rojava topraklarında istirahatı uygun görülmüştür.

Bugüne kadar ender rastlanan ezilen halkların özgürleştirilmesi mücadelesinde şehit düşen Nubar OZANYAN’a, Kürt halkı ile beraber burada yaşayan kalabalık bir Ermeni kitlesi de sahip çıkmış, bağrına basmış, kendilerine emanet olarak görmüşlerdir. Cenazede bu sahiplenmeyi bizzat yaşadık, gördük. Cenazeyi Kürt anaları omuzlarında taşımak istemiş, zılgıtlar, gözyaşları içerisinde defnedilmiştir.

“Ermeni ve Kürt halkına emanetimizdir”

Kürt devrimci geleneklerine göre ailesiz, başka topraklarda şehit düşen gerillalar, bir aileye emanet edilmektedir. Nubar OZANYAN’ı şehitlik nasnamesi bir aileye verilerek üstlenmesi sağlanmıştır. Son yolculuğunda halkın, özgürlük güçlerinin, yediden yetmişe herkesin, ezilenlerin sahiplenmesi duygusal anlar yaşanmasına neden olmuştur. Kürt ve Ermeni analar, kalplerinin en sıcak köşesini Nubar OZANYAN yoldaşa ayırmışlardır...

Bugün Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışmalarda her yurtsever, aydın, ilerici, demokrat insanım diyen herkes saflarını netleştirmek zorundadır. Mazlumların, Ermenilerin, Kürtlerin yanında mı yoksa İttihatçi Osmanlı Türkiyesi yanında mı yer alacak. Yer alınan taraf kişinin rengini belirleyecektir.

Şu acıyı da yaşıyoruz Nubar yoldaş mücedelesini ve hayatını verdiği özgürlük ve bağımsızlık yolunda, kendi öz topraklarında toprağa verilemedi. Ama şu konuda da gönül rahatlığı içerisindeyiz ki, Kürt halkı kendi evladı gibi sahip çıktı.

Ama birgün muhakkak Antranik Paşalar gibi demokratik özgür anavatan topraklarında, Panteon’da yerini alacağı sözünü veriyor ve and içiyoruz.

Son gülüşünü unutmayacağız!

 

Yaşasın halkların kardeşliği!

Kahrolsun Osmanlı İttihat ve Terakki Geleneği!

Nubar Ozanyan yoldaş ölümsüzdür!

Պայգար Պայգար Պայգար մինչեւ հախդանակ!

Şehîd namirin!

Ermeni Delegasyonu

27.08.2017 / Rojava

 

Kaynak: www.partizan-online.net

3. yılında Ezidî Soykırımı ve Cihangir Ağa

3 Ağustos 2014 tarihinde Türk Devleti destekli barbar ve insanlık düşmanı IŞİD çeteleri tarafından soykırıma uğrayan mazlum Mezopotamya halkından olan Ezidilerin soykırıma uğradığı, acılarla dolu kara gündür. 4000 yıldır yaşadığı Mezopotamya’da birçok defa fermanlarla karşı karşıya kalan halk, tüm dünyanın gözleri önünde bu sefer 73. kez soykırıma maruz kaldı. Irak Kürdistanı’nda gerçekleşen bu insanlık dışı olayın faillerinin siyasi sorumluları ile uygulayıcılarının kim veya kimler olduğu, tespit edilerek uluslararası mahkemelerde hesap vermeleri ve hak ettikleri cezalara çarptırılmaları acil ve zorunluluk haline gelmiştir.

Irak, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Rusya ile Batı Avrupa ülkelerinde sayıları 1 milyona varan Ezidiler en kalabalık nüfus olarak Irak Şengali’nde bulunmaktadır. Şengal bugün Ezidilerin anavatanı sayılmaktadır. Sayıları 700 bine yaklaşan Ezidiler, IŞİD çetelerinin saldırıları sonucu, yaşadığı toprakları terk ederek Rojava’ya, Güney Kürdistan’a, Türkiye’ye kaçıp gelebilenler ise Avrupa’ya sığınma talebinde bulunmuşlardır. 400 bin insanın soykırımla yüzyüze kaldığı, binlercesinin öldürüldüğü, evlerinin yakılıp yıkıldığı, 5000 kadın ve çocukların kaçırılarak tecavüze uğrayıp köle pazarlarında satıldığı,100’den fazla toplu mezarın olduğu ağır bir yıkım ile sadece Ezidi’ler değil tüm insanlık karşı karşıya kaldı.

IŞİD’in, Musul ile Telafer’i ele geçirmesinden sonra aynı yol güzergahında bulunan Şengal’e saldıracağı herkes tarafından biliniyordu. Gece 02’de başlayan saldırılardan sonra, KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) Peşmerge’lerin, silahlı güçlerin Şengal’i terk etmesiyle savunmasız halk, IŞİD ile karşı karşıya kaldı. “Biz sizi koruyacağız”, “yerlerinizden ayrılmayın” denilerek halka güvence verildi. Silahlanmak isteyen halka engel de olunmuş, halk yüzüstü bırakılmıştır. Hewler (Erbil)’den gelen emir doğrultusunda hareket eden Peşmerge, arkalarına bile bakmadan Şengal’i IŞİD’e teslim etti.

Halkın barbar çetelerden kurtulmak için tek çaresi Şengal dağlarına sığınmak oldu. Binlerce insan öldürüldü. Bilançosu çok ağır oldu. “Şeytana tapanlar, sizi öldürmeye geldik” diyerek saldırı yapıldı. Gruplar halinde erkekler ile kadınlar, çocuklar ayrılarak aileler bir daha görüşemeyecek şekilde koparıldı. Erkekler öldürüldü. Kadınlar, çocuklar Rakka, Halep, Musul’a kaçırıldı. Müslüman olmaya zorlandı. Kabul etmeyenler anında infaz edildi. Kız çocuklarını vermek istemeyen kadınlar kendilerini uçurumlardan aşağı attılar. Savaşın ganimeti olarak gördükleri kadınlar ve 9 yaşındaki çocuklara kadar tecavüz ettiler. Esir aldılar, Arap şeyhlerine sattılar. Tüm bunları “Müslümanlık ile cihat” adına yaptılar.

4000 yıldır Mezopotamya’da yaşayan Ezidiler kendilerine has gelenek ve görenekleri olan azınlık bir topluluktur. İnançlarından dolayı, tarihte çeşitli defalar katliam ile karşı karşıya kalmışlardır. Her sabah dualarını güneşe doğru,72 millet adına eder, sonra kendileri için dua ederler. Ulusal kimlikleri olmadığı için dini topluluktur. Ezidi, Kürtçe’de “Allah’a inananlar” anlamına gelen “Ezdam” kelimesinden türemiştir. Ezidi inancına göre Güneş, hayatın kaynağı ile Işık’tır. Bu yüzden Güneş kutsaldır. Ezidilerin kıblesi Güneş’tir. Sabah, akşam dualarını ederken Güneş’e dönerler. Yılda 3 kez oruç tutarlar.

Ezidilikte, semavi dinlerin aksine Peygamber inancı yoktur. Ama İncil ile Kuran’ı kutsal olarak görürler. Ezidiler Allah’ın insanlara peygamber göndermeksizin de doğru yola gidebileceğine inanırlar. Semavi dinlerdeki peygamberleri kabul ederler. Cennet ile cehennem olmadığına inanan Ezidiler, ahiret olarak da Ruh ile bedenin ölümünden sonra başka bedene dönüşerek varlığını sürdürdüğüne inanırlar. Ezidiler için çarşamba günü kutsal kabul edilir. Allah’ın dünyayı Çarşamba günü yarattığına inanırlar. Yeni yıla giriş olarak, 13 Nisan’dan sonra gelen ilk Çarşamba Yılbaşı Bayramı’dır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de yaşayan azınlıkların güvencesi olması gerekirken aksine Ermeniler, Ezidiler, Aleviler için sarf ettiği sözler unutulmamıştır. Ayrıştırıcı, hedef gösteren ve nefret söylemleri ile doludur. % 99 Müslüman olan, din üzerinden siyaset yapan Erdoğan’ın Ezidiler için “bunlar ateist, bunlar zerdüşt, bunlar yezid” gibi nefret ve aşağılayıcı söylemleri bir cumhurbaşkanından duyduk. Halen Türkiye’de 500 civarında yaşayan Ezidilere bu tahammülü gösterememiştir. Ezidileri İslam dünyasında yaşanan Kerbela olaylarından sorumlu tutan, kötüleyen zulmün sembolü olan Yezid’in, Ezidilerle bir ve aynı göstermek Erdoğan’ın kin dolu politikalarının göstergesidir. Oysa Ezidiler ile Yezid’in bir alakası yoktur.

“HPG ile YPG sayesinde yaşıyoruz!”

BM ile AB’nin dahi müdahale etmediği, halkın kendi kaderi ile baş başa bırakıldığı Şengal soykırımında, IŞİD barbarları 7’den 70’e herkese karşı en ağır katliamları yaptılar. Televizyonlardan naklen, elimiz, kolumuz bağlı seyrettiğimiz soykırıma, insanlık adına tüm değerleri korumak için HPG/YPG (Halk Savunma Birlikleri) müdahale etti. 8 Ağustos’ta bölgeye intikal eden 12 kişilik gerilla gurubuna, KDP’nin yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de müdahalede bulunarak bazılarını tutukladı. Geri kalan gerillaların IŞİD’in ağır silahlarla donanmış çetelerine karşı savaşarak unutulmayacak bir tarih yazdılar.

İlk önce Şengal halkının güvenli bir şekilde kaçmasını sağlamak için “güvenli koridor” açarak, yüz binlerce insanın dağlara, kimisinin Rojava’ya, Erbil, Dahok’a kaçmasını sağladılar. En kötü kırımların yaşandığı Koço köyünde, insanlık koridoru sayesinde kurtulanlar HPG/YPG gerillalarına olan sevgi ve saygılarını ifade ederken “HPG/YPG’liler bizim için öldüler”, “Gerillalar 3 gün boyunca yemek yemediler, yemeklerini bize ve çocuklarımıza verdiler”, “Onlar sayesinde yaşıyoruz, unutmayacağız” diyerek minnet duygularını göstermişlerdir.

Ortadoğu coğrafyasında dört parçaya bölünmüş ola Kürdistan topraklarının özgürlük ve bağımsızlığı için mücadele eden Kürt ulusal kurtuluş hareketleri homojen bir yapı değildir. Görüş ayrılıkları olsa bile ulusal çıkarlar söz konusu olduğu vakit asgari müştereklerde birleşilmesi gerekmektedir. KDP, Barzani yönetimi, Kürtlerle değil eli kanlı Türk devleti ile işbirliği içerisinde olmayı her daim politika haline getirmiştir. Türk Devleti’nin kirli propagandalarına alet olarak karşısına PKK ile YPG’yi alarak düşmanca davranmaktadır. Türk Devleti’nin “böl ve yönet” politikasına alet olmuşlardır. Türkiye Kürdistanı’nda süregelen soykırımlara sessiz kalmış, işi Erdoğan ile siyasi, ekonomik ilişkilerini geliştirerek Şengal’e operasyon yapılmasına kadar ileri götürmüştür.

Şengal’in “yeni bir Kandil olmaması” için Şengal’de HPG güçlerine saldıracak kadar düşmüştür. Şengal saldırılarında bulunan Peşmergeler, Kürt kardeşlerini ve en değerli Kürt gazetecisini öldürmekten çekinmemişlerdir. Beş yıldır Suriye’de süren savaşta, harabenin, ölümlerin, kırımların sorumlusu olan Erdoğan’ın binlerce konteynır ile IŞİD’e silah sevkiyatını artık “sağır sultan” bile duydu. Durdurulan MİT tırlarında, Suriye’de “Türkmen kardeşlerimize, gıda ile sağlık malzemesi” gönderiyoruz diye yakalanan tırlarda, askeri malzemeler çıktığı belgelendi. Olay uluslararası boyut kazandı. Erdoğan’ın kabarık savaş suçları dosyasına eklendi.

İşte bu silahlar sayesinde IŞİD, Şengal’de katliamlar serisine imza atmıştır. Erdoğan, Türkiye’de meşruiyetini yitirmiş, hile, şantaj ile iktidarını koruyan bir politikacı haline gelmiştir. Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi başkanı Barzani’nin de Erdoğan’dan hiçbir farkı yoktur. Başkanlık döneminin süresi bitmiş olduğu halde, görevini devredecek herhangi bir emare henüz görünmüyor.

İktidar koltuğunu bırakacak gibi değil. İki yıldır kapalı olan parlamento işlemez durumdadır. Kararları tek başına alarak ülke ve uluslararası ilişkilere karar veriyor. Parlamenterlerin Erbil’e gelmesi yasaklanmıştır. Tek başına aşireti ile ülkeyi yönetmektedir. Parlamenter sistem çökmüştür. Dünyanın sayılı petrol yataklarına sahip Irak Kürdistanı’nda halkın durumu içler acısıdır. Halk varlık içinde yokluk yaşamaktadır. Ulusal zenginlikler aşiret veya ailenin çıkarları için kullanılmaktadır. Barzani ile Türkiye arasında imzalanan 50 yıllık petrol sözleşmesinden kimsenin haberi olmazken, memur ile çalışanlar aylarca aylıklarını alamamışlardır. İşte bu atmosferde yapılması planlanan referandumun, kurtlarla çevrili coğrafyada ne kadar sağlıklı olacağı tartışma konusudur. Erbil ile Bağdat arasında kalan Şengal Ezidilerinin 2014 Soykırımı’ndan sonra statülerinin ne olacağı, ana gündem oluştururken, Barzani Ezidilerin özerk yönetimlerine şiddetle karşı çıkmaktadır. Ezidilerin statüsünün anayasal güvence altına alınmadığı sürece Şengal’in geleceği, Bağdat ile Erbil’in keyfi tutumuna kalmıştır. Yaşanan tecrübe ışığında “ordusu olmayan bir halk yenilmeye mahkum” olduğu için, inşa edilen YBŞ (Ezidi Savunma Birlikleri), YJŞ (Ezidi Kadın Birlikleri) Ezidi halkının güvencesi olmuştur. Özerk yönetimler sayesinde ancak varlıklarını devam ettirmek isteyen Ezidilerin, olası bir referandumda Barzani’nin kararıyla, Şengal’in oylamanın dışında tutulması ayrı bir problem teşkil edecektir. Kendilerini Kürt olarak ifade eden Ezidilerin “Müslümanların olduğu coğrafyada yaşamak istemiyoruz” talebi ve ısrarı göz ardı edilirse, yeni yeni fermanlara davetiye çıkarmak demektir. Ezidilerin anavatanı olan Şengal’de yaşanan soykırımın izlerini sürmek, tarih yazılımı, belge, tanıkların anlatımlarını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmak, Kürt entelektüel, yazar ve gazetecilerin görevleri arasındadır. Okuma ve yazmadan senelerdir mahrum bırakılan bir halkın gelecek nesillere bırakacağı hiçbir şey olamaz. Bu bilinçle hareket eden son yıllarda, Şengal soykırımını dünyaya kalemi ile duyuran, Kürt halkının yetiştirdiği güçlü kalemlerinden Nujiyan Erhan (Tuba Akyılmaz) bilinçli olarak, Kürt Peşmergeleri tarafından öldürüldü. Şengal’in Xanasor kasabasında, kış koşullarında çadırlarda yaşama tutunan Ezidilerin çığlıklarını dünyaya duyururken Kürt “kardeş”leri tarafından öldürüldü. Barzani’nin, Türkiye’de Erdoğan ile gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından Şengal’e düzenlenen saldırıda birçok HPG gerillası ile Gazeteci Nujiyan’ın hedef seçilerek, kafasından vurularak öldürülmesi Erdoğan-Barzani işbirliğini ve art niyeti ortaya çıkarmıştır.

Ezidi-Ermeni halkları arasında bir dostluk köprüsü; Cihangir Ağa…

Tarihten bu yana 73 kez fermanlara maruz kalan ama yok olmayan, soykırımcılara inat hala varlıklarını sürdüren Mezopotamya’nın kadim halkı Ezidiler ile Ermeni halkının dostlukları eskiye dayanmaktadır. 1912 nüfus sayımına göre Türkiye’de sayıları 38 bin olan Ezidiler,1915 Ermeni soykırımı sırasında Süryani, Kildani halklarla soykırımlarla karşı karşıya kalınca, kendilerini hiçbir zaman güvende görmedikleri Müslüman topluluklardan arınarak Hıristiyan halklarla beraber ölüm yolculuklarına dahil olmuşlardır. Ermenilerle beraber Doğu Ermenistan’a sığınmışlardır. Ermeniler, Süryaniler, Kildaniler güvenli alanlar olarak gördükleri Ezidilerin anavatanı sayılan Şengal’e sığınmışlardır. En güçlü aşiret olan Hamo aşiretinin reisi olan Hamo Şerro, Ermeniler, Süryaniler, Kildanilere sahip çıkarak ev sahipliği yapmıştır. Açlığın, kıtlığın ve hastalıkların kol gezdiği yıllarda 1914-18 yıllarında, barınma ile yemek sorunlarına yardım eden Hamo Şerro, Osmanlı’nın, Ermenileri talep etmesine rağmen, ölüm pahasına teslim etmemiştir. Hıristiyan halkları ölümden korumuştur. Arap çetelerinin saldırılarından koruyarak güvenli bölgelere geçmelerine yardımcı olmuştur.

Soykırımdan kaçarak Kafkaslar’a sığınan Ermeniler ile Hıristiyan halklar, yeni inşa edilen ulus devlet sürecinde Osmanlı’nın saldırılarına maruz kalmışlardır. Antlaşmaları çiğneyerek Kafkaslar’ı ele geçirip Türk cumhuriyetlerine açılma rüyası ile yaşayan Osmanlı’nın tüm planı Ermenilerin tarihe geçen 1918 Mayıs, Sardarabat Direnişi ile durdurulmuştur. Kazım Karabekir komutasında Erivan’a saldırıya geçen Osmanlı birliklerine karşı ulusal direnişe geçerek, 7’den 70’e herkes, bir karış vatan toprağı için seferber oldu. Kilise çanları, işgalci Osmanlı ordularına karşı halkı savaşa çağırdı.

Yerevan şehrinin savunmasında General Movses Silikyan, Karakilise’nin Tovmas Nazarbekyan, Başaparan ise Drastamat Karoyan (Dro) komutasında birlikler savunmaya geçerken, Ermeni halkının efsanevi komutanı Antranik (Paşa) Ozanyan da Fedai gurupları ile savaşa katılmıştır. Aynı zamanda Antranik Paşa’nın silah arkadaşı olan, Ezidi halkının önderi olan Cihangir Ağa da 1500 kişilik birlikleri ile Anayurt Savunmasında yer aldı.

Başaparan cephesinde savaşlara katılan Cihangir Ağa, Osmanlı’nın oyununu bozmuş Yerevan’ın kuşatılmasını engellemiştir. Ezidi halkının savaşçıları büyük kahramanlıklara imza atarak savaşın kazanılmasında önemli rol oynamışlardır. Osmanlı orduları geldikleri gibi geri dönmüşlerdir. Antranik Paşa’nın yol arkadaşı olan Cihangir Ağa’nın doğum yeri Van’dır. 1915 soykırım yıllarında Van direnişlerine katılmış, halkın güvenliğini sağlamış oradan Doğu Ermenistan’a göç etmiş, Ezidi halkının önderidir. Bugün dahi Ermenistan’da Cihangir Ağa unutulmamış, yeni nesillere anısı, mücadelesi anlatılarak öğretilmektedir. İsmi, birçok yere verilerek yaşatılmaktadır.

BM ile AP oturumlarında soykırım mağdurları olan Lamia Başar ile Nadia Murad’ın konuşmalarından sonra tüm üyelerin gözyaşları arasında Ezidi Soykırımı Kabul edildi. Ama halen bugün bir yaptırım gücü olmadı. Suçlular halen iktidarlarda yeni yeni kırımlara devam etmektedir. Şengal, Kobane, Munbiç, Tabka özgürleşirken Rakka’da IŞİD can çekişiyor. PYD, HPG, Enternasyonal Devrimciler, Partizan savaşçıların mücadelesi ile savaşın sonuna yaklaşırken bundan en çok rahatsız olan Erdoğan olmaktadır. Bunun için savaşın bitmesinden yana değildir. Bu yüzden Efrin ile Rojava’yı işgal için taciz atışları ile provokasyon peşindedir. Her ne yaparsa yapsın, İttihat ve Terakki yöneticilerinin savaştan sonra insanlığa karşı işledikleri suçlardan yargılandıkları gibi, Erdoğan ile beraber suç işleyen savaş konsepti de muhakkak yargılanacak hak ettikleri cezaya çarptırılacaktır. Ezidi Soykırımı’nı Unutmadık, Unutmayacağız!

Türk Turizmi'ni Protesto Et ! Soykırım'lara Destek Olma ! Türkiye'ye Gitme !

Tarım'da,Sanayi'de yaşanan krizden sonra Yaz Sezonu'na umudunu bağlayan Erdoğan,Turizm'de de son yılların en kötü sezonunu yaşıyor.Yatırımcıların ve sermayenin aradığı,istikrar,güven ve çatışmasızlık Türkiye'de olmadığı için,Burjuvazi yatırımlarını başka ülkelere kaydırmayı tercih etmiştir.Tur operatörlerinin yönlerini İspanya,Yunanistan,İtalya'ya çevirmelerinin ana sebebi Türkiye' de yaşanan iktidarın yok etme ve imha politikaları,insan hakları ihlalleri,gazeteciler,akademisyenlerin cezaevinde tutuklu bulunmaları,Türkiye'nin cihatçı örgütlere açık destek vermesi,Turist'lerin aradığı Güven ile Güvenlik sorununu gündeme getirmiş,ABD'den tutun,AB ülkelerinin birçoğu '' Türkiye'ye Gitmeyin '' çağrısı yaparak vatandaşlarını uyarmıştır.

Cihad'çı Terör örgütü,İşid'in AB ülkelerinin merkezlerinde Londra,Bruxelles,Paris,Berlin'de gerçekleştirdiği saldırılarda yüzlerce insanın ölümünün ardından,teröristlerin Türkiye üzerinden geldikleri '' sır '' dolu ilişkileri tüm dikkatleri Türkiye üzerinde yoğunlaştırmıştı.Herkes kuşku ile bakmaya başlamış.Referandum sürecinde Almanya,Hollanda ..gibi ülkelerle yaşanan krizlerde,Erdoğan'ın '' Nazi '' suçlamaları bardağı taşıran son damla olmuştu.Bütün Avrupa ülkelerinde ardı ardına oluşan '' Türk turizmini Protesto '' kampanyalarına dönüşen atmosfer ile beraber teşhir olan, İstenmeyen adam durumuna gelen Erdoğan'ın durumu en son G-20 zirvesinde açık ve net olarak kendini göstermiştir.

Türk burjuvazisi Öger Tur'un dahi itiraf etmek zorunda kaldığı '' otellerimizi satılığa çıkarmaktan başka çaremiz kalmadı '' diyerek durumu izah etmiştir.Rezervasyonların iptal edilmesi,turist çekmek için fiatların çok düşük seviyelere çekilmesi '' her şey dahil '' promosyonları,dahi tutmamıştır. Almanya'da bir tv programında turist çekmek için bir haftalığına '' Gidiş-Dönüş,yemek-içmek,otel '' dahil götürecek adam bulamamışlardır.2014'de 36 milyondan,2016'da 25 milyona bugün ise çok çok düşük seviyelerde turist olması Erdoğan'ın yanlış kin ve düşmanca politikalarının sonucudur. Yabancılar gelmediği gibi,yurt dışında yaşayan göçmen emekçilerin sayısında da önemli düşüşlerin yaşandığı görülmektedir.Bunu yetkilier de teyid etmiştir.

Türk Turizmi'ne en çok gelir getiren ülkelerin başında gelen Rusya ile 2015'de yaşanan uçak düşürme krizinden sonra '' Felaket '' yaşandı.Uçak'ın düşürülmesi yetmiyormuş gibi çetelerin vahşice öldürdüğü pilotun öldürülmesi kamuoyunda çok büyük yankı yaratmıştı.Rus halkı tepkiliydi.Tüm uçuşlar ile yaş sebze ve meyvelerin alımı durduruldu.Rusya çok sert önlemler almaya koyuldu.Ambargo neticede Türkiye'ye pahalıya mal oldu.Sadece Antalya'da turistlerden elde edilen 9 milyar gelir sıfıra düştü.Bu 500 bin esnafın geçimini direkt etkilemiştir.Domates üreticileri ekimlerini durdurmak zorunda kalmıştır.ihracatta ise 2016-17 yıllarında 0 çekmiştir.Oysa 2015'e gelene kadar her yıl ihracat katlanarak artarken bu olaylar ihracatı tepe takla aşağı çekmiştir.

1 600 000 insanın geçimini turizmden sağladığı sahillerde,200 000 sigortalı çalışan turizmde alınan darbelerle işinden oldu.30 sektörün etkilendiği Turizm'de en büyük darbeyi THY yedi.Uluslararsı alanda Türkiye'nin imajı,Erdoğan islam-sunni politikaları turist akınını etkiledi.2016 'da THY zarar etti.Buna bağlı firmalar gerekli yolcu bulamayınca uçuşlarını durdurdular,zarar ettiler.2017'de 600 bin kişi işten çıkarılarak işsizler ordusuna dahil olmuştur.Rusya'dan her yıl gelen 4 milyon turist bu sene 2,5-3 milyona düşmüştür.Yurt dışından her sene tatile gelen '' döviz makinası ''olarak görülen işçilerin sayısında da önceki yıllara göre düşüş yaşanmıştır.1.213.000 olan turist sayısı,2017'de 1 milyonda kalmıştır.Yabancıların ilk dört ayında 2015'de 1.100.000 olan turist sayısı,2016'da 733 000 lere düşmüştür.2017'de ise 705 000 'e düşmüştür.Peki tüm bu kötü gidişatın sorumlusu kimdir ?

Nuriye ile Semih yanlız değildir !

15 Temmuz darbe girişimini '' Allahın lütfu '' diyerek ilan edilen OHAL,yürürlüğe konan KHK ile ülke yönetimine kabus gibi çöken,tek adam diktatörlüğü ile ülke yönetimine el koyan Erdoğan arzuladığı hedeflere adım adım yol alıyor.Amaca ulaşmak için bütün yolları deneyerek,mendabur gibi her renge dönüşen,bütün muhalifleri cezaevlerine attıktan sonra rengini gizleyemeyecek şekilde belli etti.Kürt ulusal Hareketi'ne ,demokratlara ilericilere,işçilere,aydınlara,akademisyenlere,insan hakları savunucularına düşmanca tutum içerisinde olan Erdoğan'ın artık herkesin değil,sadece bir kesimin Cumhurbaşkanı,hemde Parti başkanı olduğu yasallaştı.

KHK ile kendinden olmayan her kim olursa olsun yaşam hakkı tanımayan,hayatı zindan eden,biat etmeye zorlayan,açlığa ve yoksulluğa mahkum bırakan,islami faşist bir yöneti ile karşı karşıyayız. Sadece kendisi gibi düşünmediği,AKP'li olmadığı,solcu,ilerici,kesimler bir gecede,hiç bir gerekçe gösterilmeden,işlerinden alınarak yüz üstü sokağa terk edilmişlerdir.Bu durumda olan insanların sayısı yüzbinleri aşmaktadır.Bunların bakmakla sorumlu oldukları kişiler de hesaba katılırsa,mağdurların sayısı milyonlara varmaktadır.Bu haksız,hukuksuz dayatmalar sadece Erdoğan ailesinin ve bir avuç yalakanın iktidarını korumak içindir.İşinden alınıp kaderleri ile sokaklara terk edilen akademisyenlerden Semih Özakça ile Nuriye Gülmen bunlardan sadece öne çıkanlardır.

Anlamı büyük ve Adalet simgesi olan,gerici yobaz,çağ dışı kafaların hiç bir zaman anlayamayacakları,İnsan Hakları Anıtı önünde Adaletsizliğe,Hukuksuzluğa karşı başlattıkları,bedenlerini yatırdıkları Açlık Grevi can pahasına da olsa 125.gününe geldi.Toplumun bütün kesimlerinin destek verdiği,milyonların sesi olan Nuriye ile Semih'in Açlık Grevi Saray'ı ürkütmüş her gün,her saat destek veren halk acımasızca polis saldırılarına maruz kalmaktadır.Toplumu biat etmeye zorlayan Yeni Halife Erdoğan,meslekleri gasp edilen,Gayet insani,masum,demokratik olan '' işimi geri istiyorum '' taleplerine dahi pervasızca polisleri saldırtmakta tereddüt etmemektedir.

Açlık Grevlerinden toplumsal bir muhalefet çıkar korkusu ile apar topar,74.gününde tutuklanarak cezaevlerine konan akademisyenlerin tek '' silah '' ı düşünceleri ile kalemleri olmuştur.İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun '' çocuklarımızı teröristlere teslim edemeyiz '' suçlamasının,hiç bir gerçeklikle alakası yoktur,Yalan'dır.Her zamanki alışık olduğumuz klasik suçlamalardan başka bir şey değildir.Gerçek teröristler yaşlı bir kadın olan Kezban Saçılık ile oğlu Veli Saçılık 'a reva görülen polis şiddetidir.Meydanlarda '' cennet anaların ayağı altındadır '' diye nutuk atanlar,analarımızı polisin ayağı altına almışlardır.Veli Saçılık'ın 2000 yıllarında '' Hayat operasyonlarında '' bir kolunu alan devlet,bu sefer empute kolunu da kırarak almıştır.Üstelik tüm bunlar uygar dünyanın gözleri önünde cereyan etmiştir.

Mor Gabriel Süryani halkınındır Gasp edilemez !

Ortadoğu'nun kadim halklarında Ermeni,Süryani,Keldani'ler 1915 soykırımı ile Anayurt'larından imha ile yok edilirken,tüm taşınmaz mal varlıklarına el konuldu.Gasp edildi.Yeni inşa edilen cumhuriyetin Enval-ı Metrukesi'ne dahil edilen tüm mal varlıklarının akibeti bugün dahi belli değildir. Sır olarak kalmaktadır.'' Konuşan,yazan yanar '' misali,tabular devam ediyor.Araştırılıp incelenmesi herkese sözde açıktır.Ama aykırı düşünceler yazılmamak kaydıyla serbesttir.Aradan 100 yıl geçmiş olmasına rağmen Lozan Antlaşmasında kabul edilen esaslara göre TC '' ..azınlıklara ait vakıflara,kiliselere,havalara,mezarlıklara,manastırlara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlama-yı taahüt eder '' diye attığı imzayı,bugün başta Mardin'in Midyat ilçesinde bulunan,Süryani'ler için kutsal olan,paha biçilemeyen Mor Gabriel Manastırı,kiliseler,mezarlıklar gibi 50'den fazla taşınmazlara Erdoğan hükümeti el koyma kararı aldı.

Mardin'in Büyükşehir statüsü kazanmasından sonra,Mardin Valiliği kararıyla Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu aracılığıyla önce Hazineye devredildi.Kiliseler,manastırlar ise Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredildi.Süryani cemaatine ait mal varlıkları,nufüsu binlere düşmüş bir halkın elinden almak için kaos,OHal gibi ortamlar bulunmaz bir fırsat olarak görüldü.Nihayetinde kamulaştırıldı.Gasp edildi.Oysa 2008'de Avrupa ile müzakerelerde,Vakıflar Kanunun'da yapılan değişiklerde azınlıkların mülk edinmesinin önündeki engeller kaldırılmıştı.Bazı mal varlıklar sahiplerine iade edilmişti.Avrupa'lılara iyi görünmek sempati kazanmaya çalıştı.Bu sahte,yalan,inandırcılıktan uzak politikaların göz boyamaktan başka bir şey olmadığı seneler sonra ortya çıktı.

Bu alınan kararların Suriye'de süren savaştan ayrı düşünmek imkansızdır.Toplum hızla koşar adım islamlaştırmaya doğru değişikliklere uğrarken,müslüman sunni,dindar bir nesil yetiştirmek için bölgenin demografik yapısını değiştirmek,kültürel dokusunu bozmak için,bütün Kürdistan'ı boşaltarak göçmenlerin buralara yerleştirilmesi gizli planın ve programın bir parçasıdır.Kiliselerin,manastırların camii'lere çevrilmesiyle 3000 yıldan fazladır varlıklarını sürdüren Süryani'lerin izlerini,hafızasını tarihten silmek için uğraşıyor.

Her yıl 1,5 milyon turist ağırlayan Kürt illerinde 2017 ise sokağa çıkma yasakları,çöktürme planı ile uygulanan göçler,çatışmalar turist akınını durdurmuş esnaf zor hayat şartlarında ağır koşullar altında yaşamaya mahkum edilmiştir.Diyarbakı Kalesi ve Surlar,Hevsel Bahçeleri UNESCO tarafından tarihi Kültür Mirası listesinde bulunmaktadır.Urfa'da Eski Harran Evleri, Balıklı Göl,Harran Kalesi,Malabadi Köprüsü,Rize'nin Ayder yaylası,Artvin'in Çifte Köprüleri,Kaçkar dağlarında Fırtına Deresi,Trabzonda Sümele Manastırı...daha eşsiz doğa ve güzellikleri ile dolu yerleşim alanları

Erdoğan'ın savaş politikaları yüzünden turistler gelememektedir.

Ç a ğ r ı m ı z d ı r !!!

*Türkiye'ye Tatile Gitme !

*Türkiye'ye aktarılan her 1 euro ,halka sıkılan kurşundur.

*Suriye'de savaş demektir.Yıkım demektir.İşid'e destek demektir .

*Turizm tanıtımında kullanılan Irkçı,Tek'çi ''Bir başkadır benim memleketim'' şarkısının

cezaevlerinde,sorgulamalarda falakada,askıda işkence aracı olarak kullanıldığını unutma !

*Uluslararası Af örgütü'nün temsilcileri ile İnsan hakları Savunucuları suçsuzdur !!

*Derhal Serbest Kalmalıdırlar !

*Kürt halkının oyları ile Parlamento'ya seçilmiş olan Eşbaşkanlar S.Demirtaş,F.yüksekdağ

ile 10 milletvekilleri serbest olmalıdır !

*Sur,cizire,Şırnak..illerinde bodrum katlarında barbarca öldürülen savunmasız insanların

akıbetlerini araştırılması için BM yetkilierine derhal izin verilmelidir !

*Alan Kurdi,kardeşi,annesi ve binlerce mülteciye mezar olan sahillerde Tatil yapmayalım !

*Nuriye Gülmen ile Semih Özakça derhal serbest kalmalıdır !

*Kafa,kol kesen İnsanlık düşmanı İşid'li teröristlerin tek tek salıverilmesine son verilmelidir !

*15 Temmuz darbe girişimi sırasında Boğaz köprüsünde, boğazı kesilerek öldürülen askerin failleri bulunup derhal yargı önüne çıkarılmalıdır !

*Fırat Kalkanı Operasyonu sırasında İşid'liler tarafından yakılark öldürülen Türk askerinin

akıbeti derhal ortaya çıkarılmalıdır.

.....

İnsanlığa karşı işlenen bu suçların faillerinin Kim ile Kimler olduğunu çok iyi biliyoruz !

Umudunuzu kaybetmeyin , Uluslararası mahkemelerde yargılanacakları günler Uzak değil !

Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)

30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur. “Benim partim Ermeni halkıdır” diyerek kendi duruşunu belirlemiştir. Onu efsane durumuna getiren, kendini halkı ve mücadelesi için feda etmiş olmasıdır.

1917 Ekim Devrimi'nin erken gelmesi, Ermenilerin bundan sonraki politikalarının belirlenmesi için Batı Ermenileri Konseyi inşa edildi. Antranik Paşa, Bulgaristan ulusal kurtuluş mücadelesine destek olduktan sonra Varna üstünden Kafkasya'ya geldi. Halk, Antranik Paşa'nın gelişini coşkuyla karşıladı. Ermeniler Antranik Paşa'nın grubunda savaşmak için isimlerini yazdırmaya başladılar. Halk artık umudunu Antranik'e bağlamıştı. Tiflis'te halk Osmanlı soykırımından kurtarılması için Antranik'in oluşturduğu Gönüllüler Birlikleri'nde savaşmak için toparlandılar.

Rus ordusunun geri çekilmesi ve dağılması ile oluşan kaosta Kerenski Hükümeti, Rus ordusunun Kafkasya'dan çekilmesi halinde Osmanlı'nın Kafkaslar’a saldıracağını biliyordu. Kafkas halklarına bu durumda savaşmaları için yetki verildi. Ermeni halkının Gönüllüler Birliğini yöneten Ulusal Büro, Ermeni Ulusal Konseyi'ne dönüştü. Liderliğine ise Boğos Nubar Paşa getirildi. Yerevan'da Batı Ermenilerinin gerçekleştirdiği ilk toplantıda Doğu ile Batı Ermenilerinin arasında şiddetli tartışmalar yaşandı. Hemen hemen her konuda EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu), Taşnaklar ile Antranik Paşa arasında yaşanan tartışmalarda Taşnak delegelerin bir kısmını oluşturan Muşlular, Anranik'ten yana tavır aldılar. Bu Doğu Ermenilerinin, Batı Ermenilerini ''Göçmen'' olarak görmelerinden ile gelmektedir. Göçmen, Batı Ermenilerini kendi kardeşleri olarak görmeme anlamına geliyordu. Bu duruma çok sinirlenen Antranik toplantıyı terk etmiştir.

Olay bununla kalmamış Ermeni eyaletlerinin korunması için Antranik Paşa tarafından 30 bin kişilik Batı Ermenilerinden bir ordunun oluşturulması fikrini Ruslar ve müttefik kuvvetler tarafından doğru bulunmuş Antranik Paşa'nın sunduğu plan kabul görmüş, desteklenmiştir. Fakat Taşnak yöneticiler bu plana karşı çıkmış, kendilerine sunulmadığı için desteklememişlerdir. Antranik ile görüş ayrılığına düşmüş, araları açılmıştır. Savaş koşullarında Taşnakların ellerine geçen böyle tarihi fırsatlar iç çekişmelere kurban gitmiş oldu. Batı Ermenileri Ulusal Delege Başkanı olan Boğos Nubar Paşa ''Eğer Batı Ermenileri kendi güçleriyle, Batı Ermenistanı sınırlarını koruyabilirse, müttefikler de onun bağımsızlığını resmen tanıyacaklar...'' demiştir anılarını kaleme alırken. Ermeni Ulusal Konseyi bu gelişmelerden sonra acilen önüne, hükümetin oluşturulması, Antranik Paşa komutasında bir ordu oluşturmak için Batı Ermenileri arasında asker toplanması, askerlerin eğitilmesi için askeri okulun açılması kararı alındı. Hemen uygulamaya geçilince Ruslar ile müttefikler tarafından tanındı.

1917 Ekim Devrimi ile iktidarı ele geçiren Bolşevikler, devrimden önce Kerenski hükümeti döneminde planlanan 30 bin kişiden oluşturulması planlanan Ermeni Ordusu bu kaos ve karışıklık ortamında hayat bulamadı. Ekim Devrimi ile Rus ordusu dağıldı. Hükümetin yoksul köylülere toprak dağıttığını duyan askerler bir an önce köylerine dönmek için ordudan ayrıldılar. Rusların geri çekilmesiyle oluşan boşluğun doldurulması Ermeni Ulusal Konseyi yöneticileri arasında tartışılmaya yol açtı. Bu boşluk nasıl ve kim tarafından doldurulacaktı? Batı Ermenileri yöneticilerinin düşüncesine göre Batı ile Doğu Ermenileri el ele verip Batı Ermenistanı birlikte savunmaya arzuluyorlardı. Oluşturulacak Ermeni Ordusu'nun başına Antranik Paşa'nın getirilmesi düşünüldü.

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Tiflis'te, Ermeniler arasında Doğu ile Batı Ermenileri sorunu doğdu. Doğu Ermenileri, Batı Ermenistan'a ve kardeşlerine özel ilgi göstermediler. Batı Ermenistan'ın savunmasını kendi sorunları olarak görmediler. ''Biz Doğu Ermenileri, Doğu Ermenistan'ın sınırlarını koruyalım, Batı Ermenileri de Batı Ermenistan'ın sınırlarını korusun'' dediler. Antranik Paşa'nın ise ''Batı Ermenistan'ın sınırlarını birlikte koruyalım, bununla birlikte Doğu Ermenistan'ı da korumuş oluruz. Batı Ermenistan güvencede olursa Doğu Ermenistan da güvencede olur... Doğu Batı Ermenistan anlayışları sona ermeli, siperleri birlikte korumalı ve düşmana birlikte konulmalıdır'' dedi. Daha da ileri gidilerek “zayıflıklar, yetersizlikler, askerlerin bozuk psikolojisi'' denilerek, Batı Ermenistan'dan vazgeçilme fikirleri bile tartışma konusu oldu. Kısacası Anavatan'ın terk edilmesi önerilmiştir. Oysa cephelerde Fedailer acil olarak yardım bekliyordu. Erzincan'da Sivaslı Murad, Bayburt'ta, Erzurum’da Fedailerin durumu ağır, cepheden gelecek yardıma ihtiyaç vardı. Antranik Paşa elini kolunu bağlayan siyasi erkana lanet yağdırıyordu.

Ekim Devrimi ve tarihi fırsatlar

Batı Ermenilerinin acil sorunu ülkede bulunan ve sayıları 160 bini bulan Ermenilerin Osmanlı barbarlarına terk edilmemesiydi. Ekim Devrimi ile dünya gündemine gelen Bolşevikler ile Osmanlılar arasında imzalanan Brest-Litovsk antlaşması, Batı Ermenistan'ın terk edilmesini öngörüyordu. Ruslar geri çekilirken çok büyük çapta askeri mühimmat ile yiyecek bırakmışlardı. Osmanlı generali Vehip Paşa'nın 20 bin kişilik ordusuna karşılık Ermenilerin Rus Ordusu içerisinde asker sayısı 200 bindi. Ayrıca Osmanlı ordusu tarihi boyunca hiç bu kadar ekonomik ve askeri olarak zor duruma düşmemiş, Ermenilerin de eline bu kadar çok askeri mühimmat tarihin hiçbir döneminde geçmemişti. Koşulların cephane, erzak, insan gücünün her zamankinden iyi olduğu bir dönemde, en az 6 ay, en çok idareli kullanılırsa 1 yıl yeterli olacağını belirten Antranik “Eğer, Rus devrimi 1 yıl gecikseydi, Batı Ermenistan kurtulmuştu…'' demiştir.

Tüm savaş koşulları Ermenilerin lehine olmasına rağmen, siyasi hedeflerin belirlenmesinde yetersiz kalan Taşnaklar, 1918 yılında Ruslarla Osmanlı arasında imzalanan antlaşmaya umutlarını bağlamışlardı. 1877-78 yıllarında Osmanlı-Rus savaşında Ruslara kalan Kars, Ardahan ve Batum'un Brest-Litovsk antlaşmasıyla devrimi her ne pahasına olursa olsun kurtarmak için Bolşevikler, Türklere tavizlerde bulunmak zorunda kaldılar.

Döneme uygun kendi politikalarını belirlemeyen, Osmanlı'ya karşı Anavatan'ın savunulması mücadelesini örgütlemeyen Taşnakları, Kafkaslar Sovyet Komiseri Başkanı Stepan Şahumyan eleştirirken şöyle demiştir. ''Kendi ülkesini korumaya hazır Ermeni birlikleri tasfiye ettiniz. Siz bu kuvvetleri dağıttınız. İşte sizin suçunuz budur'' diyerek kısa ve öz olarak belirtmiştir. Şahumyan'ın eleştirisinin ne kadar doğru ve haklı olduğu Sardarabat Anavatan savunmasında ortaya çıkmıştır. Rus Ordusunun geri çekilmesiyle yalnız kalan Ermeniler kendi güçleri ile varlık ve yokluk arasında Osmanlı ordularını yenmişlerdir.

Ekim Devriminden önce Ermeniler içerisinde tartışılan konuların başında, Rusya'dan ayrılıp ayrılmama gündemi geliyordu. Büyük çoğunluğu kalmaktan yana görüş bildirirken, Rusya gibi büyük garantör devletten ayrı kalmak istenmemektedir. Azınlık da olsa bazı anlayış sahipleri, Ankara hükümetinin gölgesi altına girerek, Ermenistan'ı kaybetme pahasına Rusya'nın güvenliği altına girmeyi reddediyordu. Rusya'nın garantörlüğü altında kendilerini güvencede hisseden Doğu Ermeni halkının rüyası İran'dan 1828 yılında kurtularak, Rusların hakimiyeti altına girmesiyle Ermenilerin asırlık rüyası gerçekleşmiş oldu. Ermeni tarihçiler, aydınlar Rusları kutsayan yazılarında “Rus kılıcına dağlar bile dayanmaz” diyerek destek olmuşlardır.

(Devam Edecek) 

Sürüngen , gökte kartal olamaz..

30 yıllık Ermeni mücadele tarhinde Kafkaslar'da,Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumum içerisinde en güçlü,çoğunluğu elinde bulunduran,temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu ) Taşnak Partisi,aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir.Yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'lara karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından,Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı,aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun Partilerüstü konumu olmuştur.'' Benim partim Ermeni halkıdır '' diyerek kendi duruşunu belirlemiştir.O'nu efsane durumuna getiren,kendini halkı ve mücadelesi için feda etmiş olmasıdır.

1917 Ekim Devrimi'nin erken gelmesi,Ermeni'lerin bundan sonraki politikalarının belirlenmesi için Batı Ermeni'leri Konseyi inşa edildi.Antranik Paşa,Bulgaristan ulusal kurtuluş mücadelesine destek olduktan sonra Varna üstünden Kafkasya'ya geldi.Halk Antranik Paşa'nın gelişini coşkuyla karşıladı.Ermeni'ler Antranik Paşa'nın gurubunda savaşmak için isimlerini yazdırmaya başladılar.Halk artık umudunu Antranik'e bağlamıştı.Kurtarıcı olarak görüyordu.Tiflis'de halk Osmanlı soykırımından kurtarılması için Antranik'in oluşturduğu Gönüllüler Birlikleri'nde savaşmak için toparlandılar.

Rus ordusu'nun geri çekilmesi ve dağılması ile oluşan kaosta Kerenski Hükümeti,Rus ordusunun Kafkasya'dan çekilmesi halinde Osmanlı'ların Kafkasla'ra saldıracağını biliyordu.Kafkas halklarına bu durumda savaşmaları için yetki verildi.Ermeni halkının Gönüllüler Birliğini yöneten Ulusal Büro,Ermeni Ulusal Konseyi'ne dönüştü.Liderliğine ise Boğos Nubar Paşa getirildi.Yerevan'da Batı Ermeni'lerinin gerçekleştirdiği ilk toplantıda Doğu ile Batı Ermenileri'nin arasında şiddetli tartışmalar yaşandı.Hemen hemen her konuda EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu), Taşnak'lar ile Antranik Paşa arasında yaşanan tartışmalardaTaşnak delegelerin bir kısmını oluşturan Muş'lular,Anranik'ten yana tavır aldılar.Doğu Ermenileri,Batı Ermenilerini ''Göçmen'' olarak görmelerinden ileri gelmektedir.Göçmen,Batı Ermenileri'ni kendi Kardeş'leri olarak görmeme anlamına geliyordu.Bu duruma çok sinirlenen Antranik toplantıyı terk etmiştir.

Olay bununla kalmamış Ermeni eyaletlerinin korunması için Antranik Paşa tarafından 30 bin kişilik Batı Ermenilerinden bir ordunun oluşturulması fikrini Rus'lar ve müttefik kuvvetler tarafından doğru bulunmuş Antranik Paşa'nın sunduğu plan kabul görmüş desteklenmiştir.Fakat Taşnak yöneticiler bu plana karşı çıkmış,kendilerine sunulmadığı için desteklememişlerdir.Antranik ile görüş ayrılığına düşmüş araları açılmıştır.Savaş koşullarında Taşnak'ların ellerine geçen böyle tarihi fırsatlar iç çekişmelere kurban gitmiş oldu.Batı Ermenileri Ulusal Delege Başkanı olan Boğos Nubar Paşa'' Eğer Batı Ermenileri kendi güçleriyle,Batı Ermenistanı sınırlarını koruyabilirse,müttefikler de onun bağımsızlığını resmen tanıyacaklar...'' diye sonradan anılarında söylemişti.Ermeni ulusal konseyi bu gelişmelerden sonra acilen önüne ,Hükümet'in oluşturulması,Antranik Paşa komutasında bir ordu oluşturmak için Batı Ermenileri arasında asker toplanılması,Askerlerin eğitilmesi için Askeri okulun açılması kararı alındı.Hemen uygulamaya geçilince,Rus'lar ile müttefikler tarafından tanındı.

1917 Ekim Devrimi ile İktidarı ele geçiren Bolşevikler,Devrimden önce Kerenski hükümeti döneminde planlanan 30 bin kişiden oluşturulması planlanan Ermeni Ordusu bu kaos ve karışıklık ortamında hayat bulamadı.Ekim devrimi ile Rus ordusu dağıldı.Hükümetin yoksul köylülere toprak dağıttığını duyan askerler bir an önce köylerine dönmek için dönüş yaptılar.Rus'ların geri çekilmesiyle oluşan boşluğun doldurulması Ermeni Ulusal Konseyi yöneticileri ararsında tartışılmaya başlandı.Bu boşluk nasıl ve kim tarfından doldurulacaktı? Batı Ermenileri yöneticilerinin düşüncesine göre,Batı ile Doğu Ermenileri el ele verip Batı Ermenistanı birlikte savunmay arzuluyorlardı.Oluşturulacak Ermeni Ordusu'nun başına Antranik Paşa'nın getirilmesi düşünüldü.

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Tiflis'de,Ermeniler arasında Doğu ile Batı Ermenileri sorunu doğdu.Doğu Ermenileri,Batı Ermenistan'a ve kardeşlerine özel ilgi göstermediler.Batı Ermenistan'ın savunmasını kendi sorunları olarak görmediler.'' Biz Doğu Ermenileri,Doğu Ermenistan'ın sınırlarını koruyalım,Batı Ermenileri de Batı Ermenistan'ın sınırlarını korusun '' dediler.Antranik Paşa'nın düşüncesine göre '' Batı Ermenistan'ın sınırlarını birlikte koruyalım,bunula birlikte Doğu Ermenistan'ı da korumuş oluruz.Batı Ermenistan güvencede olursa Doğu Ermenistan da güvencede olur...Doğu,Batı Ermenistan anlayışları sona ermeli,siperleri birlikte korumak ve düşmana birlikte konulmalıdır '' dedi.Daha da ileri gidilerek '' zayıflıklar,yetersizlikler,askerlerin bozuk psikolojisi '' denilerek,Batı Ermenistan'dan vazgeçilme fikirleri tartışma konusu bile oldu.Kısacası Anavatan'ın terk edilmesi önerilmiştir.Oysa cephelerde Fedai'ler acil olarak yardım bekliyordu.Erzincan'da Sivaslı Murad,Bayburt'ta,Erzurumda Fedailer'in durumu ağır,cepheden gelecek yardıma ihtiyacı vardı.Antranik Paşa'nın elini kolunu bağlayan siyasi erkana alıkoyduğu için lanet yağdırıyordu.

Ekim Devrimi ve tarihi fırsatlar..

Batı Ermenileri'nin acil sorunu ülkede bulunan halen sayıları 160 bini bulan Ermeni'lerin Osmanlı barbarlarına terk edilmemesi idi.Ekim Devrimi ile dünya gündemine gelen Bolşevikler ile Osmanlılar arasında imzalanan Brest-Litovsk antlaşmaları,Batı Ermenistan'ın terk edilmesi, idi.Rus'lar geri çekilirken çok büyük çapta askeri mühimmat ile yiyecek bırakmışlardı.Osmanlı generali Vehip Paşa'nın 20 bin kişilik ordusuna karşılık,Ermeni'lerinRus Ordusu içerisinde asker sayısı 200 bin idi.Ayrıca Osmanlı ordusu tarihi boyunca hiç bu kadarekonomik ve askeri olarak zor duruma düşmemiş,Ermeni'lerin de eline bu kadar çok askeri mühimmat tarihin hiç bir döneminde geçmemişti.Koşulların cephane erzak,insan gücünün her zamankinden iyi olduğu bir dönemde,en az 6 ay,en çok idareli kullanılırsa 1 yıl yeterli olacağını belirten Antranik '' Eğer,Rus devrimi 1 yıl gecikseydi,Batı Ermenistan kurtulmuştu..'' demiştir.

Tüm savaş koşulların Ermeni'lerin lehine olmasına rağmen,siyasi hedeflerin belirlenmesinde yetersiz kalan Taşnak'lar,1918 yılında Rus'larla Osmanlı'lar arasında imzalanan antlaşmaya umutlarını bağlamışlardı.1877-78 yıllarında Osmanlı-Rus savaşında Rus'lara kalan Kars,Ardahan ve Batum'un Brest-Litovsk antlaşmasıyla devrimi her ne pahasına olursa olsun kurtarmak için Bolşevik'ler,Türklere tavizlerde bulunmak zorunda kaldılar.

Döneme uygun kendi politikalarını belirlemeyen,Osmanlı'lara karşı Anavatan'ın savunulması mücadelesini örgütlemeyen Taşnak'ları,Kafkaslar Sovyet Komiseri Başkanı Stepan Şahumyan eleştirirken şöyle demiştir.'' Kendi ülkesini korumaya hazır Ermeni birlikleri likidite ettiniz.Siz bu kuvvetleri dağıttınız.İşte sizin suçunuz budur '' diyerek kısa ve öz olarak belirtmiştir.Stepan Şahumyan'ın eleştirisinin ne kadar doğru ve haklı olduğu Sardarabat Anavatan savunmasında ortya çıkmıştır.Rus Ordusunun geri çekilmesiyle yanlız kalan Ermeni'ler kendi güçleri ile varlık ve yokluk arasında Osmanlı ordularını yenmişlerdir.Hatta bu duruma sinirlenen Enver Paşa,Baku'ye gelerek,orduyu yenilgi- ye uğrattığı için görevden almıştır.

Ekim Devriminden önce Ermeni'ler içerisinde tartışılan konuların başında,Rusya'dan ayrılıp ayrılmama ana gündem maddesi olmuştu.Büyük çoğunluğu kalmaktan yana görüş bildirirken,Rusya gibi büyük garantör devletten ayrı kalmak istenmemektedir.Azınlık da olsa bazı anlayışlara göre,Ankara hükümetinin gölgesi altına girerek,Ermenistan'ı kaybetme pahasına Rusya'nın güvenliği altına girmeyi reddediyordu.Rusya'nın garantörlüğü altında kendilerini güvencede hisseden Doğu Ermeni halkının rüyası İran'dan 1828 yılında kurtularak,Rus'ların hakimiyeti altına girmesiyle Ermeni'lerin asırlık rüyası gerçekleşmiş oldu.Ermeni tarihçiler,aydınlar Rus'ları kutsayan yazılarında '' Rus kılıcına dağlar bile dayanmaz '' diyerek destek olmuşlardır.

Ekim Devrimi'nin erken gelmesi,Çarlık Rusya'sı altında güvencede bulunan Ermeniler'i Batı tarafında etkilemiştir.Rus 'lar çekilmeye yanaşmamış,Ekim Devrimi kendi sorunları ile ilgilenirken Batı Ermenistan terkedilmiştir.30 bin kişilik,Ermeni Ordusu'nun kurulmasına kalkışmış,Antranik Paşa'yı General rütbesiyle ordunun başına görevlendirilmişti.Kaybedilen bu tarihi fırsatlardan Antranik Paşa '' Bolşevik devrimi 1 yıl daha gecikseydi,Batı Ermenistan kurtulacaktı '' diye belirtmiştir.Çarın devrilmesiyle Ermeni'ler bundan sonra umudu Bolşevik'lere bağlamış,Lenin'in sadık öğrencisi olan Stepan Şahumyan,Transkafkasya yönetimi liderliğine görevlendirilmişti.Halk tarafından sevilen Şahumyan '' Kızıl Başkan '' diye anılıyordu.Osmanlı'ların politikası ise Kafkasyayı Rusya'dan koparmak,Bağımsızlık ve özgürlüklerinden sonra '' kolay ve yutulabilir lokma '' haline gelmesi her zaman hayal edilemeyecek rüyası olmuştur.Bugün dahi bu rüya devam etmektedir ama asla mümkün değildir.

Gürcü'ler bağımsızlıklarını 26 Mayıs'da,Azeri'ler 27 Mayıs'da ilan etmişler sıra Ermeni'lere gelmişti.Eğer Ermeni'ler bocalama gösterir,Bağımsızlık ilanında geç kalmış olsalar kalan bir avuç toprak da kaybedilebilirdi.Şaşıran ve bocalayan Taşnak yöneticileri kendi aralarında bağımsızlık ilan etme,etmemek için münakaşaya başladılar.Nihayet bıçak sırtında ölüm kalım savaşı veren Ermeni halkının tükenmeyen umudu Osmanlılara karşı verilen Sardarabatta kazanılan zafer sonrasında 28 Mayıs 1918 tarihinde '' Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti '' doğdu.Savaşı kaybeden Osmanlı'lar imzalanan Mondros mütarekesiyle çekilmeye zorlandı.Sardarabat zaferi Ermeni tarihinde önemli yer almaktadır.Tarihi Zafer,Birlik ve beraberlik içerisinde olan bir toplumun kolay kolay yenilemeyeceğini göstermiştir.28 Mayıs 1918 Sardarabat Zaferi ardından 29 Mayıs 1920 tarihinde ise Sovyet Ermenistanı'na dönüştü.

Ermenistan Cumhuriyeti yöneticileri Taşnak'lar ile Antranik Paşa arasında geçen siyasi çekişmeler, görüş ayrılıkların sebebi dost ile düşman belirleme konusunda ayrılıklar arzediyordu.Geçmişten gelen tartışmalar gibi Taşnak'lar Sovyet'lerle ilişkilere kesinlikle karşı gelirken,esas düşman olan,soykırımın izleri halen yok olmamışken,Türk'lerden medet ummak,dost olmak,iyi ilişkilerde bulunmak gibi akıl almaz politikalarına devam ettiler.Kafkasların Türk'ler tarafından işgal edilmesini isteyen ilhakçı Batum görüşmelerinde Gerici Azeri'ler,Menşevik Gürcü'lerin peşine takılarak,Osmanlıların işine gelecek Bağımsızlık girişimlerinde bulundular.Osmanlı'ların art niyetli politikalarını göremediler.

Soykırım'ın izleri halen ortada iken Halil ve Nuri Paşa'larla ilişki kurdular.İstanbul'a heyetler göndererek,Talat Paşa ile görüşerek kendilerini acındırdılar.Rahat edeceklerini zannettiler ama yanıldılar.Ermeni hükümeti ,Osmanlı'larla barışmak istedi ama Antranik Paşa kesinlikle karşı çıktı.Kısacası Batum Antlaşması ile oluşturulan Ermeni Cumhuriyeti,Antranik Paşa'ya umut vermedi.Kuşku ile bakıyordu.Antlaşmada konulan bir maddeye göre Antranik'in ordusu dağıtılacak,Ermeni topraklarını terkedecekti.Daha ileri giderek Vehip paşa'nın emriyle General'e kendi birliğini dağıtması istendi.Antranik Paşa cevaben '' Söyleyin Vehip Paşa'ya birliğimi dağıtmayacağım '' diye cevaplamıştır.

İşim yarım kaldı...

Kafkaslarda oluşan siyasi atmosferde Gürcü menşevikler,Azeri gericiler ile ittifak içerisinde bulu nan Taşnak yöneticileri Emperyalist güçler olan İngiltere,Fransa,Amerika ile anlaşmaya giderken Bolşeviklere karşı politika izlemeye devam ettiler.Kafkasya'da oluşturulan Meclis'de Bolşevik'ler den ayrıldılar.1917 Ekim Devriminden sonra yeni kararlar alan Bolşevik'ler Kafkaslar bölgesine Stepan Şahumyan'ın atanmasını kararlaştırdı.Yanına yine görevli olarak Lenin'in fedaisi olan Kamo (Simon Ter Petrosyan) da bölgeye gönderildi.Stepan Şahumyan,Merkez Sovyet hükümetinin temsilcisidir.Aynı zamanda Hayastan sorumlusudur.Cephede kalan Rus askerlerinden teşekkül bir Ordu oluşturmak istediler.Görevleri arasında milis kuvvetleri kurup toprakların savunması görevi de bulunan Şahumyan'a ,Taşnaklar engel oldular.Daha ileri giderek tutuklama kararı bile çıkardılar.

Tüm bu olumsuz koşullar içerisinde Antranik Paşa yüzünü Bolşevik'lere döndü.Şahumyan'a haber göndererek ilişki içerisinde olduğunu duyurdu.Antranik'in Merkez Sovyet hükümetiyle işbirliği yapma kararı alınca Enver Paşa esas tehlikeyi gördüğü için Kafkas komutanlarına derhal şu emri verdi ''..İslamları ayağa kaldırın...Antranik'in önündeki bütün yolları kapatın.Silahlı kuvvetleri ile Baku'deki Bolşevik idaresini kuran Şahumyan'la birleşmesini önleyin..Bunu başaramadığınız takdirde Baku'nun bizlerce işgali imkansızdır '' diyerek esas tehlikenin nereden geleceğini görmüştür.

Ekim Devriminden sonra Moskova'da bulunan Ermeni Bolşevikler ile Merkezi hükümetin kararları ile Sovyet toprakları üzerinde bulunan bütün Taşnak örgütleri kaldırılarak,mal ve mülklerine el kondu yasaklandı.

Efsane liderin savaş bölgelerinden uzaklaştırılıp,elinden silahı alınıp pasif duruma getirmek için Ermenistan'ı terk etmesi istendi.Kafkasları dolayısıyla bölge petrollerini ele geçirmek için İngizler Gerici Azeri yöneticileri ile Ermeni topraklarına el koymaya çalıştılar.Ama karşılarında Antranik Paşa komutasında Fedai'ler Zangezur,Karabağ'da direniş örgütlediler.Bugün de devam eden savaşın geçmişi yüz yıl öncesine haksız yere işgal edilen başkalarına verilen statüler yüzündendir.Taşnak'ların Bolşeviklere karşı Gerici Gürcü,Azeri,Osmanlı ittifakında yer alarak İngiliz'leri Baku'ye davet ettiler.İngilizlerin Baku'de oluşan S.Şahumyan başkanlığındaki,Sovyet iktidar düşünce ,Osmanlıların saldırılarında 30 bin'e yakın Ermeni hayatını kaybetti.İngilizler halkı savunmasız bıraktı.İngilizler Baku'da S.Şahumyan ile 35 Bolşeviki tutuklayıp hapse attı.1918 yılında 25,Bolşevik mahkemeye çıkarılmadan kurşuna dizildiler.Ermeni halkı tarihinin en büyük kahramanlarından biri olan Stepan Şahumyan'ı böylelikle kaybetmiş oldu.

Taşnak Partisi ile her türlü ilşikilerini keserek,önce Paris'e ardından Californiya'ya gitti.Fransa'da devlet başkanı tarafından en büyük ödül olan Legion d'Honneur ile onurlandırıldı.Amerikan hayatına hiç bir zaman alışamadı,onun için sürgün yılları oldu.30 yıllık mücadele tarihinde en çok Erzurum'un düşüşü onun zoruna gitmişti.Ama Ermenistan'ın kalan son parçasının ise Sovyetler'in güvencesi altında olması ile avunup durdu.Pırlanta kaplı kılıcını Erivan'a göderdi.Bugün halen efsanenin hatıratı olarak Erivan müzesinde korunmaktadır.Eşi'ne hastalık döneminde '' vucudumu yabancı toprak üzerinde bırakma muhakkak Erivan'a götürün '' dedi.Yine eşine ölüm döşeğinde son sözü ise '' işim yarım kaldı '' dedi.31.08.1927 yılında hayata gözlerini yumdu.

On bin kişinin katılımıyla California'da Ermeni'lere ait '' Ararat Mezarlığı ''na defnedildi.Ölümünden beş ay sonra Erivan'a defnedilmek üzere çıkarılan naaşı Moskova yönetiminin engel olması ile Paris'te bulunan Pere La chaise mezarlığına defnedildi.2000 yılına kadar Komünarlar,Yılmaz Güney,Ahmet Kaya,Gomidas Vartabed..ler ile bir yerde,her biri Osmanlı ve Türk zulmünden yurt dışında şehit düşmüş kişilerle tarih onları ortak noktada buluşturdu.2000 yılından sonra naaşı Père Lachaise mezarlığından alınarak,Anavatan Hayastan'a çok sevdiği topraklara kavuştu.Bugün Erivan'da bulunan Yerablur Panteonunda ebedi istirahatgahında yatıyor.

Devrimci'ler ölür ama devrimler sürer ;

İttihat ve Terakki Partisi'nin,'' Yeni Türkiye '' versiyonu olan AKP Erdoğan iktidarı,15 yıllık icraatları ile hem Türkiye,hem de ortadoğu coğrafyasında tehlikeli ve savaş kışkırtıcısı olarak tehlikeli olmaya devam ediyor.Osmanlı'nın son döneminde Talat,Enver,Cemal üçlüsünün çılgın politikaları ülkeyi savaşa sokmuş,Ermeni soykırımı'nı planlayarak yeni bir yüz yılın başlangıcında insanlığa karşı suçlar işlemişlerdir.İ ve T Partisi'nin yüz yıl önceki politikalarının bir ve aynısını bugün hayata geçirmeye çalışan Erdoğan kliğinin bölge ülkeleri ile barışık olmayıp savaş içinde olması kaygılandırmaktadır.Avrupa,Amerika ve ortadoğu ülkeleri ile kriz içerisinde bir ülke ekonomik ve siyasi olarak bu ağır savaş politikalarının faturasını kaldıramaz olmuş,her geçen gün krizlerle karşı karşıya gelmektedir.

İ ve T Partisi, Abdülhamid'in devrilmesinde Ermeniler ile ittifak içerisine girmiş,iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra Ermeni'lere en büyük darbe İ ve T Partisi'nden gelmiştir.Erdoğan da iktidara gelince,amacına ulaşmak için bütün yol ve yöntemleri deneyerek bugün Türkiye'nin Tek adamı olmuştur.Askeri vesayete karşı oluşturulan '' yetmez ama evet '' politikaları ile aydınları,gazetecileri solcuları,akademisyenleri kandırarak desteklerini almış,ama bugün hepsini cezaevine atmıştır .

Alevi,Dersim açılımları gibi,özünde karşı oldukları politikalarla kitleleri kandırmış.Akil adamlar komisyonları ile insanların aklı ile dalga geçmiştir.Sahte ''Kürt Açılımı'' ile Kürt ulusal Hareketi'ni dumura uğratmak,önderlerini tespit etmek,öldürücü darbenin vurulması için fırsat kollamıştır.

2015,Ermeni soykırımının 100.yılı olurken,aynı zamanda Kürt sorunu'nun çözümü için görüşme lerde masanın devrildiği yıllar olmuştur.Tarih'i ile yüzleşme olmamış,bir ''özür'' ün aksine Ermeni'ler,geleneksel Türk politikaları ile suçlanmıştır.Kürt illerinde halk kırım ve tehcir ile karşı karşıya kalırken,direnme hakkını kullanarak,Ortadoğu'nun,NATO'nun en güçlü ordusu'nu,60 kişilik Halk Savunma Birlikleri ile yenilgiye uğratırken,acısını TSK, masum kürt köylüsünden çıkarmıştır.BM İnsan Hakları raporlarına da yansıyan Kırım ve Tehcir olaylarında 2000'den fazla insan öldürülmüş, 500 binden fazla insan göçe zorlanmıştır.Kürt illerinin bütün vahşet görüntüleri kayda alınırken'' Kıyamat benzeri Tablo '' olark görülmüştür.BM yetkililerinin araştırma,inceleme yapmasına izin verilmemiş,antlaşmalar ayaklar altına alınmıştır.Kundakdaki bebelerin öldürüldüğü,insanların ölülerini derin dondurucuda sakladıkları,bodrum katında yakılarak öldürülmeleri hafızalarımızda henüz tazeliğini korumaktadır.

'' Nisan ayından sonra PKK yok olacak '' diye açıklama yapmaktan geri kalmayan,büyük sözler sarf eden Süleyman Soylu'nun hevesi Şırnak'tan gelen haber ile kesildi.Öyle ki,mazlumların Taybet Ana'nın,Miray bebelerin,Hacı Lokman Birlik'lerin ahı yerde kalmadı.Sur,Nusaybin,Şırnak köylülerinin ahı yerde kalmamıştır.Kürt illerini yakıp yıkan insanlığa karşı kabarık suç dosyaları bulunan TSK'nin Savaş konsepti ,Halkın Fedai'leri tarafından Şırnak kırsalında saf dışı bırakılmıştır.

TSK'nın Beyin takımı olan 13 personel imha edilirken,medyada özenle düşürülme hakkında hiç bir şekilde konuşma olmaması dikkat çekmiştir.İşid çetelerine verdiği destek ile artık bütün dünyada bilinen,günahsız insanları her yerde korku ve panik yaratarak öldüren,insanlığın onur ve guru kaynağı Kürt'ler,Enternasyonal savaşçılar,devrimciler,Partizan'lar artık Erdoğan'ın bir numaralı düşmanları olmuşlardır.İşid hezimete uğradıkça,yenildikçe,toprak kaybettikçe Türkiye bundan en çok rahatsız olan ülkelerin başında gelmektedir.

İşid'in,Suriye'de yenilmesi savaşı kaybetmesi en çok Türkiye'de yaşayan Kürt'ler,Alevi'ler,azınlıklar,aydınlar,ilericiler tüm muhalif kesimlerin rahat nefes almasını sağlayacaktır.Aksi takdirde acıların en büyüğü ile bu halk karşı karşıya kalacaktır.Işıd darbe yedikçe elinde bulunan devrimcilere ait cenazeleri pazarlık konusu yapmak için saklamaktadır.Türkiye'de de aynı yöntem son zamanlarda Partizan'lara,gerillalara ait cenazeler saklanılmakta,gizlice gömülmektedir.İşid anlayışı Türkiye'de de uygulamaya konulmuştur.Bu uygulamalar geçmişten bu yana devam etmektedir.Artık şehit düşen gerillaların,devrimcilerin yakınları anaları,cenazesine kavuştuğu ,alabildiği için şanslı olacak,''sevinecek''tir.Bir ve aynı olanTürk ve İşid zulmü dünyada ne duyulmuş ne de görülmüştür. Gerilla'ların,Partizan savaşçıların naaşları verilmeyerek şantaj politikası artık devreye girmiştir.Artık böyle bir durumla karşı karşıyayız.Bu uygulamalar geçmişten günümüze gelmektedir.

Atatürk'ü eleştirdiği için cezaevine konulan,Af'la serbest kaldıktan sonra yurt dışına kaçarken MİT elemanı tarafından kafası taşla ezilerek öldürülen Sebahattin Ali'nin halen mezar yeri belli değildir. Sır'dır.Seyid Rıza,oğlu ve 5 Dersimli'nin Elazığ meydanında idam edildikten sonra cenazeleri nereye gömüldü yine sırdır.Seyfo' Ana'ya Erdoğan söz vermiş olmasına rağmen oğlunun cenazesine kavuşamadan gözlerini hayata yumdu.Hava saldırısında 10 gerilla ile şehit düşen Murat Gün'ün babası Kemal Gün oğlunun kemiklerini ancak 90 günlük açlık grevinden sonra alabildi.Bu zulüm dünyanın hiç bir yerinde görülmemiştir.BÖG savaşçısı 4 gerillanın Suriye'de İşid çetelerine karşı savaşırken şehit düşmüşler,devlet naaşlarının nerede gömülü olduğunu akıbetlerini saklamaktadır.Aliboğazı'nda şehit olan 12 Partizan'dan 8'nin cenazeleri aileleri tarfından alınırken,Yetiş Yanlız ile dört yoldaşının mezar yerleri,naaşları gizlenmektedir.Savaş konsepti'nin kirli yöntemleri açığa çıkmış Sur'daki gibi tüm bu uygulamaları BM'ler nezdinde yargılanmalara konu olacaktır.

Yeni bir yüzyılın başında Antranik Paşa ;

Ermeni Devrimci Hareketi'nin önderi olan aynı zamanda tüm Ermeni ulusu'nun tartışmasız halkahramanı olarak kabul edilen Antranik Ozanyan,25 Şubat 1865 yılında Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya gelmiştir.Küçük yaşda başlayan bahtsızlıkları,ileriki dönemde kendisini Ermeni kurtuluş mücadelesinde bulmasıyla sonuçlanmıştır.Bir yaşında annesini kaybetmesi,onu derin - den etkilemiştir.İlk öğretimini Şebinkarahisar'ın,Muşeğyan köy ilkokulunda tamamlarken,orta öğretiminde Ermeni'lerin tarihi,kahramanlık yazıları ile ilgilenmeye başlamıştır.Osmanlı'da Ermeni' lere yapılanlar,onu zulme ve krallığa karşı olmayı getirdi.Ermeni devrimci şaiir'lerin yapıtlarından etkilenerek,okumaya başladı.Genç yaşta,17 yaşında evlendi.Ama aksilikler,peşini bırakmadı.Hamile eşi ile çocuğunu kaybetti.Bu durum isyancı bir karakter almasında önemli rol oynadı.17 yaşında cezaevleri ile tanıştı.Ama Ermeni arkadaşları ve halk ona yardım ederek cezaevinden çıkar – dılar.İlk siyasal faaliyetleri bölgede bulunan Hınçak Partisi'ne katılarak olmuştur.

1894-96 yılları arasında Osmanlı sultanı,kanlı Abdülhamit krallığı altında Ermeni halkı kırım ve katliamlar ile yüz yüze kalmışlardır.Kılıç zoru ile yönetilen,istibdat rejimi olan,sultanın hakimiyeti altında yaşayan,Osmanlı halklar hapishanesi durumunda idi.Muhaliflerin susturulduğu ağır koşullarda,Ermeni'lerin ileri gelenleri yurt dışına kaçmak zorunda kalmışlardır.1907 yılında yurt dışında Paris'de toplanan muhalifler,Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi,parlamenter rejime geçilmesi ve radikal düzenlemelerin yapılması konusunda anlaşarak kongreye gittiler.EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) 4.Kongre'de toplanmış,Jön Türk'ler ile işbirliği yapma konusunda oy birliği ile karar almışlardı.EDF,Taşnak'lar ile Jön Türk'ler bir araya gelerek ''mevcut rejimi devirmek ve meşruti bir yönetim kurmak '' üzere antlaşmaya vardılar.SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ) ise bu Kongreye tasvip etmedikleri için katılmadılar.

1908 yılında kabul edilen yeni Anayasa ile Abdülhamid Han'ın,30 yıldan fazla süren kanlı yönetimine son verildi.Bu durum ülkede Özgürlüğe susamış halklar için çoşkuyla karşılandı.Jön Türk'lerin yönetici kadrolarından Enver Paşa bu ara Selanik'den ordusu ile İstanbul'a öldürücü darbe vurmak için ayak bastı.Sevinç içerisinde bulunan halklar,İstanbul sokaklarına inerek özgürlük ve kardeşliği sevinç içerisinde kutladılar.30 yıldan sonra zulümlerden kurtulan Ermeni'ler için bir mucize gerçekleşmişti.En çok sevinç içerisinde bulunanlar ise sokaklarda Ermeniler oldular.

Abdülhamid'in devrilmesi hareketinde etkin rol üstlenen Taşnak Partisi,Jön Türk'ler ile Paris'de yaptıkları kongrelerde ''Eşitlik,Özgürlük,Adalet'' sloganlarının altında yatan gizli emelleri göremediler.İttihat ve Terakki Partisi'nin kullandığı kulağa hoş gelen bu sloganların kurnazca uydurulmuş göz boyamak için söylemler olduğu ileride ortaya çıktı.Geçici özgürlükler ile Ermeni'lerin liderlerini ortya çıkaracak ve ileride öldürücü darbeyi vurmanın koşullarını yarattılar.Taşnak Partisi yayınladıkları bildirilerde ''özgürlük,eşitlik,kardeşlik çağrısı yankılanmaktadır.Dünün halkların hapishanesi bugünün özgür ülkesine dönüştü '' diye bidiriler dağıtmaya başlamıştı.Hınçak ile Ramgavar Partileri de aynı şekilde farklı olmayan söylemlerle,zafer sarhoşluğuna kapılmışlardı.Fransız Devrimi sloganı olan ''özgürlük,eşitlik,kardeşlik'' sloganına ilave olarak ''Adalet '' i de eklemişlerdi.Abdülhamid'in devrilmesinden ve Anayasa'nın ilanından sonra,Jön Türk'lerin parlak sözlerine inanmayan tek bir kişi vardı.O da Antranik Ozanyan olmuştur.Ermeni halkının efsanevi komutanı,güçlü ön sezgisi,politik kavrayışı ve uzak görüşlülüğüne sahipti.Antranik Paşa'yı önder konumuna getiren bu konumu olmuştur.Ama siyasi önderler,partiler bu durumu görememiş,aldanmışlardır.Sonuçda onarılmaz,geri dönüşü olmayan,vahim sonuçlar ile Ermeni ulusu karşı karşıya kalmışlardır.

'' baskı altında kalan halkların yanındayım ''

1905 yılında Bulgaristan'a geçen Antranik Paşa,burada bir an olsun boş durmadı.Askeri birikimlerini ''Savaş Talimatnamesi'' adı altında broşürde topladı.Fedai'lerin savaşta dikkat edecekleri noktaları özel olarak belirtir.Halk içinde Fedai'lerin örnek alınacak kişiler olmasını,mevzilerin hazırlanırken bölgenin incelenmesini,yiyecek içecek yaşam malzemelerinin buna göre düzenlenmesini,fedailerin disiplin içinde olmalarını,küfür etmemelerini,morallerini en üst seviyede tutmalarını,boş zamanlarda eğitim yapmalarını,gece savaşının püf noktalarını,pusuya düşmemelerini,zehirlenmelere karşı alınacak önlemleri emir almadan ''ne ye,ne yedir'' prensibinden hareket etmeleri için..görüşlerini broşürde toplayarak,fedai'lerin eğitimi için uğraştı.

Balkan'larda,Osmanlı'lara karşı başlayan,ulusal ayaklanmalar şeklinde Özgürlük ve Bağımsızlık hareketlerine karşı sessiz kalmayan Antranik Paşa,Bulgar,Arnavut,Yunanistan,Sırbistan,Montenegro (Karadağ) halklarının haklı mücadelelerini desteklemiş,bizzat '' Gönüllüler Birliği '' ile katılmıştır.'' Ben milliyetçi değilim,Tek millet tanıyorum,o da ezilenlerin milletidir '' şeklinde düşüncesini özetlemiştir.Farklı kültür,etnik,millet,dil ve ırklardan insanlarla tanışarak tek bayrak olan Enternasyonalist'lerin Bayrağı altında Bağımsızlık ve Özgürlük mücadelesinde birleşmiş oldu.

Abdülhamit katliamlarından 1895-96 yıllarında yurtlarından kaçmak zorunda kalan Ermeni'lerin Güney'den Suriye'ye sürgüne gönderilirken,Batı'dan ise Balkan'lara kaçış şeklinde olmuştur.Bulgaristan'a sığınan Ermeni'ler ulusal görevlerini yerine getirmek için,Bulgar'ların yanında savaşa katılmışlardır.Osmanlı'lara karşı başkaldıran halklar kitleler halinde müfrezelerde yer almak için isimlerini yazdırarak savaşa katılmışlardır.Ermeni'ler,Antranik Paşa komutasında 234 kişiden oluşan gönüllüler Birliği ile cephede yer aldılar.Bulgar askerlerinin görev dağılımında gösterdikleri yer sınır güvenliğ bölgesi olmuştur.10 bin askerin komutanı olan Yaver Paşa'yı,sınırda yenilgiye uğratmış,esir almıştır.Bu durum Bulgar medayasında geniş yer almış cesaretinden dolayı,övgüler dolusu manşetlere konu olmuştur.Bulgar hükümeti adına askeri cesaret '' Altın Haç '' ile '' Balkanlar kahramanı '' altın madalya ile ödüllendiridi.O,dönem,Balkan savaşlarını bir gazetenin muhabiri olarak izleyen Leon Troçki ise yazdığı makalelerde '' Şarkı ve efsane kahramanı Antranik,Gönüllüler ordusunun ruhuydu.O komutan elbiselerinin içinde mükemmeldi ..'' diye gazetesine haber gönderdi.

Diğer Ermeni gurupları ise Bulgar birlikleri ile birleştiler.İçlerinde bazıları Bulgar'ların yüksek rütbeli subayları durumuna geldiler.Antranik Paşa,Bulgar kurtuluş kuvvetlerinin hazırlanmasında,eğitiminde,savaş taktiklerinin hazırlanmasında,uygulanmasında büyük rolü olmuştur.Bulgar Partizanları ile de tanışan Antranik Paşa eğitim ve talimleri birlikte yürüttüler.Antranik Paşa ,Enternasyonal Devrimci olarak, '' ben milliyetçi değilim yanlız baskı altında kalan halkların yanındayım ''diyordu.

'' halkımızın ve sizin başınıza felaketler getirecekler ''

İlkin Taşnak Partisi Yurt Dışı Bürosu'nu Cenevre'den İstanbul'a taşıdı.Halkın ileri temsilcileri aydınlar,yazarlar hukukçular bu rüzgardan etkilenmişler teker teker ülkelerine dönmüşlerdir.Jön Türk'ler ordu,meclis,yönetim kademelerine kendi adamlarını yerleştirerek kilit noktaları ele geçirdiler.Meclis'de ise Ermeni'lere 12 milletvekili ile temsil hakkı tanıdılar.Yurt dışında gelip meclisde Ermenileri temsilen bulunan Kirkor Zohrab,sosyalist kimliği ile tanınan,güçlü ajitasyon yeteneği olan,politikacı olarak öne çıkıyordu.Yine Rupen Zartoyan ile Vahakn,Jön Türk'lerin güzel sloganlarına aldanarak ülkeye dönen değerli politikacılar olmuşlardır.Antranik Paşa bu ikisine gitmemeleri için yalvardı.Ama sözünü dinletemedi.Vahan Papazyan,Simon Zavenyan da dahil hepsi Klikya katliamlarında idam edildiler.

Taşnak Partisi yöneticileri Yurt dışında bulunan Antranik Paşa'ya haber göndererek,gelip Millet meclisinde mebus olma çağrısında bulundular.Talat ile Enver'in söylemlerine inanarak,Ermeni'lerin devlet kademelerinde en iyi yerlerde bulunacaklarını,en iyi görevlerden birisinin de Antranik'e ayarlandığını söylemişlerdir.Taşnak liderlerinin İstanbul'a gelmesini istedikleri Antranik'e Muş'tan 50 Lira karşılığında mebus olmasını teklif ettiler.Genç Türk'lerin,İttihat ve Terakki'cilerin politikalarını önceden gören Antranik Paşa cevap olarak '' Ben Sultan Enver ile Talat'ın elini sıkıp kardeş olamam.Bu yeni kardeşlerinize dikkat edin,onlar halkımızın ve sizin başınıza feleketler getirecekler '' diye cevap vererek red etmiştir.V.İ.Lenin'in öğrencisi olan P.Gunanyanz hapiste bulunduğu dönemde İ ve T politikalarını inceledikten sonra çarpıcı tespitlerde bulunmuştur.'' Genç Türk'lerinbaşlattıkları hareket Hay'lara ve Osmanlı'da yaşayan diğer halklara karşı düşmanca hazırlanmış bir politikadır '' demiştir.

İttihat ve Terakki Partisi'nin esas gayesi,Osmanlı'da sanıldığı gibi krallığın devrilerek yerine özgür,halkların barış ve demokrasi içerisinde birlikte yaşayacağı düzen değildir.Parçalanmaya yüz tutmuş Osmanlı'nın birliği ve bütünlüğünü korumak esas görevi olmuştur.Bunun için Pan islamizm,PanTürk'izm gibi ırkçı ideolojilere sarılarak kaybedilen toprakların derdine düşmüştür.Ama karşılarında engel olarak Rusya'yı gördükleri için,Rusya'yı çembere almak ve zayıflatmak için Türk cumhuriyetlerine açılma politikalarını hayata geçirmek niyetinde olmuşlardır.Bir duvar gibi duran Ermenistan'a bu yüzden öldürücü darbe vurmaktı.Ermeni Parti'leri bu durumu göremediler.İttihat ve Terakki Parti'lerinin peşine takıldılar.

1909 yılında sahte bir isimle İstanbul'a geçen Antranik Paşa,Taşnak yöneticileri ile uzun görüşmelerde bulundu.Ama kendisini ikna edemediler.Antranik'in İstanbul'dan ayrılmasından 45 gün sonra başlayan Adana kırımları 30 bin Ermeni'nin ölümüyle sonuçlamış,Suriye'nin kuzeyi Kessab'a kadar uzanmıştır.1 Nisan 1909 yılında başlayan kırımlardan sonra Ermeni'ler şaşkına döndüler.Krikor Zohrab başkanlığında bir heyet sadrazam Hilmi Paşa ile görüşerek olayın soruşturulmasını talep ederler.Sadrazam bu öneriyi kabul etmiştir.Adana katliamına yabancı misyonerler ile konsoloslar tanık olmuşlar raporlarında belirtmişlerdir.Meclis tartışmalarında Ermeni mebus'lardan Vartkes'' döğüştüğünüz ve yemin ettiğiniz güzel ilkelerimiz nerede ? '' , Murad Boyacıyan ise '' diktatörlük günlerinde dağlarda savaştık acaba bu anayasal günlerde de mi yine dağlara çıkmaya mecbur kalacağız '' diye tepkilerini Jön Türk'lere meclis'de dile getirmişlerdir.

'' aslan gibi insanlar,koyun gibi mezbahaya gittiler ''

İttihat'çıların oyunları bunula kalmaz.Adana kırımlarını araştırmak üzere görevlendirilen Hagop Babikyan şüpheli şekilde inceleme raporunu Meclis'de okuyamadan öldürülür.Sonradan zehirlendiği ortaya çıktı.Bu durumu meclis kürsüsünden okuyan Krikor Zohrab ise hırpalanır.Darbelerle meclis kürsüsünden indirilir.Adana kırımlarından gerekli dersleri çıkaramayan Taşnak Partisi,halen İ veTerakki Partisi'ne olan güvenlerini halkın tepkisine rağmen devam ettirmişlerdir.Büyük soykırım öncesi Ermeni'lerin silahsızlandırılması,askere almalar,direniş gücünü kırmak için sıkı aramalar..tüm bunlara rağmen siyasilerde en ufak bir şüphe dahi uyandırmamıştır.Adana kırımları için ise Jön Türk'ler '' gericilerin yobazların düzenlediğini '' söyleyerek sorumluluklarını gizlemişlerdir. Adana kırımlarını Mısır'da iken haber alan Antranik Paşa,arkadaşlarına yolladığı mektupta,'' Eğer yoldaş Talat'lar fırsatını bulsalar,sizleri de kesecekler,bunu çok iyi anlayın '' diye belirtmiştir.Taşnak'ların İttihatçı'lara güven politikaları 1913 yılına kadar devam etmiştir.

Pazarların paylaşımı konusunda birbirleri ile rekabet halinde bulunan emperyalist güçler arasında başlayan I.Dünya Savaşı'nda Osmanlı'lar Almanya'nın başını çektiği Avusturya,Macaristan saflarında yer aldı.İngiltere,Fransa,Rusya,İtalya ise karşı bloku oluşturuyordu.Osmanlı'ların gayesi,Ermeni'leri Rus'lara karşı savaşa sokmak,Rus'ların amacı,Osmanlı Ermeni'lerini saflarına çekerek savaşı kazanmaktı.Her koşulda Ermeni sorunundan kurtulmak isteyen İttihatçı'lar savaşın bulunmaz bir fırsat olarak görmüşlerdir.İ ve T,Merkez Komitesi üyesi Dr.Nazım bu durumu açık ve net olarak itiraf etmiştir.'' Bu toplantıda kaç defa söyledim yine söylüyorum.Eğer bu temizlik harekatı genel ve nihai olmazsa,yarardan çok zararı dokunur.Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz.Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalıdır.Şimdi savaş içerisindeyiz.Bundan daha uygun zaman bulunamaz..Büyük devletlerin müdahalesi ve gazetelerin haberi bile olmaz..

Bu defaki işlem,kökten temizleme işlemi olacaktır..'' demiştir. Ermeni'lerin I.Dünya savaşında politikalarını belirleyecek olan Taşnak Partisi 8.Genel Kongresi Erzurum'da toplanmak üzere bir araya geldiler.Bu toplantıya İttihat ve Terakki Partisi'nden delegeler de katılmışlardır.Bunların başında Teşkilat-ı Mahsusa şefi Bahattin Şakir,Naci Bey ile Halil Bey'dir.Kongreye ne kadar önem verdikleri gönderdikleri kişilerden anlaşılmaktadır.Bu kişiler eli kanlı,zalim kişiler olarak dikkat çekicidir.Fakat daha sonra 1915 soykırımında aldıkları rol,katliamlardan dolayı Ermeni'ler tarfından 1922 yıllarında cezalandırılmışlardır.1914 Ağustos ayında Kongre'nin Erzurum'da yapılmasına izin veren ittihatçı'lar Ermeni'lerin dostluk eli uzatmasını beklediler kendi kontrollerinde bir kongreden beklentilerini dile getirmişlerdir.

Ermeni Taşnak Partisi yöneticileri,aldıkları kararlarda herhangi bir savaş durumunda,Osmanlı devletine sadık kalacaklarını ilan ederken,Kafkaslarda bulunan Ermeni'lerin Rus'lara karşı ayaklanma önerilerini ise red etmişlerdir.Eğer kabul ettikleri takdirde Kars,Van,Bitlis gibi vilayetlerde özerklik verme sözünde bulundular.Bir anlamda Rus'lara isyan önerisini,Ermeni'ler korkunç sonuçlarını gördükleri için red etmişlerdir.Bu duruma çok öfkelenen Talat Paşa '' İttihat ve Terakki partisi'nin artık yapacaklarında özgür olduğunu '' derken,1915 soykırımını işaret ediyordu.

I.Dünya savaşı patlak verdiği yıllarda Antranik paşa İstanbul'a haber yollayarak,devrimcilerin,aydınların şehri terk ederek,yurt dışına çıkmalarını önermiştir.Ama,sözlerini dinlemeyen dönemin ileri gelenleri bunun bedelini hayatları ile ödemişlerdir.Antranik Paşa bu durumu anılarında'' aslan gibi insanlar,koyun gibi mezbahaya gittiler '' şeklinde değerlendirmiştir.

(Devam Edecek)

Ermeni mücadele tarihinde Antranik Ozanyan

20.yüz yılın başlarında Ermeni halkının durumu vilayetlerde hiç de iyi değildi.Ümit verici gelişmelerden uzaktı.Osmanlı hükümeti Sasun yöresinde Ermeni halkının yükselen devrimci mücadelesini en ağır biçimde kanla bastırarak sonuca ulaşmak için karar vermişti.Bunun yanısıra dayanılmaz ölçüde ağır vergiler,haraçlar artık halkın ekonomik olarak da varlığını tehdit eder noktaya getirmişti.Ağır siyasi ve ekonomik baskılar beraberinde Fedai Hareketinin doğmasına sebep olmuştur..Halkı savunan,direniş örgütleyen Fedai'ler tarihin ortaya çıkardığı zorunlu birlikteliklerdir.Halk zorunlu olarak silahlı mücadeleye başvurmuş,başka alternatif yol kalmadığından Fedai olmaktan başka çare ve yol kalmamıştı.

Bitlis'de, Osmanlı askeri kuvvetleri komutanı Ali Paşa'ya Bşare Halil Ağa da kendi adamları ile birlikte eşlik ediyordu.Serop Paşa'nın vahşice ölümünden sonra,köyü askerler ile basan Bşare Halil Ağa,köyün muhtarını yakalayamayınca köyü ateşe verir.Halk Marapa kilisesine sığınır.Vahşete doymayan askerler ile Bşare Halil,insanlarla birlikte kiliseyi ateşe verir.Muhtarın hanımını işkencelerden sonra öldürür.Sıbank köyü küle dönüşür.Artık halkın kin ve öfkesi son noktaya gelmiştir.Sasunlu fedailerin yürekleri intikam ile dolar.Ama halkın,Fedai'lere olan güveni sarsılmış kaybolmuştu.Fedai'ler küçümseniyordu.Askerler ile Halil Ağa zafer sarhoşluğuna kapılmış,köylerde hava atıyorlardı.Ermeni köylerini basıyor,halkın namusuna ve malına zarar vermekten başka işleri yoktu.Artık bu duruma son vermek,Fedai'lerin itibarını yeniden kazanmak için birşeyler yapmanın zamanı çoktan gelip de geçmişti.

Antranik gurup liderlerini toplayrak şu kararı alır :''Ne pahasına olursa olsun,Bşare Halil Ağa'nın başını kesmek lazım ''.Bşare Halil Muşta Osmanlı valisinin adamıdır.Vali,Ermeni'leri yok etmede Bşare Halil'i kullanıyordu.1900'un sonbaharında Muş'un Marnikli köyüne 12 adamı ile gelecek olan Halil Ağa'nın bilgisini alan Antranik, adamları ile pusu atıp yakalama kararı aldılar.Bşare Halil Serop Paşa'nın kafasını kestiği ve Ermeni köylerine karşı yaptığı ''kahramanlık'' için Sultan Abdülhamid tarafından kendisine hediye olarak gönderilen madalyayı almak için Muş'a gidecekdir.Antranik'in pususuna yaklaşan,Halil Ağa'ya,Antranik ateş ederek atını vurur ve yere serdikten sonra Fedai'ler Harutyun,Hampartsum ve Dono ile birlikte teslim alırlar.Arkasından Serop Paşa'nın intikamını Bşare Halil Ağa'nın ''sen Serop Paşa'nın başını ölürken kestin,ben senin başını sağken keseceğim '' deyip intikamını alırlar.Antranik Halil'in Ermeni işbirlikçi hainlerin mühürlerini yanında taşıdığını,gerektiği zamanlarda bunları kullandığını biliyordu.Bunun için Antranik ceplerini aramalarını emretti.Kesesi bulundu ve içinden Ermeni hainlerin mühürlerine el koydu.

Antranik ile Fedai'ler,Bşare Halil Ağa'nın başını ve terkisini yanlarına alır,Serop Paşa'nın şehit düştüğü Geliyeguzan'a doğru yola çıkar.Yol üstünde Apo'nun evine uğrarlar,Halil Ağa'nın kesik başını gören Apo,Fedai'lere sarılıp hepsini tek tek öper,kutlamak için hemececik bir koyun keser.Kevork bu ara Halil Ağa'nın üzerinden çıkan ve Sultan Abdülhamit tarafından gönderilen madalyayı alıp Antranik'in göğsüne takar.''Antranik bu yanlız sana yakışır '' der.Geliyeguzan'lılar köylerinde başıkesilen Serop Paşa'nın intikamının alınmasından çok mutluydular.Fedai'lere sevinçlerini belli etmek için balla hazırlanmış helva yolladılar.Bu durumu Antranig anılarında ''Yıllarca yalnız helvanın değil,bal ya da şekerin dahi yüzünü görmemiştik.Günlerimizi buğdaydan,arpadan ya da çavdardan yapılmış ekmekle geçirmiştik.bazen ayran da bulduğumuz olurdu '' diyordu.Muş'da Ermeni'ler arasında sevinçle karşılanırken,Serop Paşa'nın Antranik hakkındaki ''Ölümümden sonra bu delikanlı,çok büyük bir isim olacak '' sözü de doğrulanmış oldu.Arkasından Ermeni halkı minnettarlığını belli etmiş hakkında destanlar yazarak,türküler besteleyerek göstermiştir.

Kahraman Antranik'e

Kahraman kükredi,sultan titredi / Wilhelm'in gözünden yaşlar döküldü,Kılıcın düşmanın göğsünde parladı / Ermeni'lerin önderi,kahraman Antranik Sana şükran borçluyuz. / Acımasız düşmana eziyet çektirdin...

Antranik'in Samson şapkasıyla beyaz atının üzerinde,1904 yılında Sasun'dan İran'a geçtiği zaman çekilmiş bir fotoğrafı var.O resimde göğsünde asılı duran madalya Abdulhamit tarafından Bşare Halil Ağa'ya verilen madalyadır.Yine o resimde belinde görülen hançer ise Halil Ağa'nın başını kestiği hançerdir.1905 yılında Cenevre'ye geçen Antranik Paşa bu hançeri Ermeni Devrimci Federasyonu yayın organı olan Troşag (Bayrak) redaktörlüğüne hediye etmiştir.Herzan aşiret reisi Bşare Halil'in öldürülmesi halkın fedailere olan öz güvenini getirdi.Çok sayıda genç fedailere katıldılar.

Kutsal Arakelots Manastırı çatışması ;

Hristiyanlığın ilk dönemlerinde yapılan bir manastırdır.Burada kımpetin altında Ermeni halkının ünlü çevirmenlerinden Movses Horenatsi,Isdepanos Asdik,Hazar Parbesi...gibi birçoklarının mezarı bulunmaktadır.Osmanlı yönetimi,fedailerin eylemlerinden çekindiği,Ermeni düşmanlığından vazgeçmemiş bunu günlük politika haline getirmişti.Kafkasya'dan çok sayıda müslüman göçmen gelip Muş'a yerleşmişti.Kürt'leri de Ermeni'lere karşı kışkırtmaktan geri kalmıyordu.Müslüman gençleri Ermeni'lerin ellerinden aldığı topraklara,evlere müslüman muhacirleri yerleştiriyordu.Bunlara rağmen şikayetlerini Ermeni Patrikhanesine ileten halk ''yönetime sadık kalın '' cevabını aldılar.Halk yönetimden ümidini kesmiş,varlığını ve şerefini korumak için,devrime Fedai'lere silahlı öz savunmalara ümidini bağlamıştı.Rus'lar kurtuluş olarak,Ermeni'lerin din değiştirerek Ortodoks olmalarını istiyordu.Bir taraftan halk ise Hristiyan Avrupa'nın gelip kurtarmasını,kurtaracağı ümidini taşıyordu.

Kafkasya'nın müslüman gençleri ondan fazla Ermeni köylerini ele geçirmişlerdi.Devlet ise Kürt'lerden oluşan köy korucuları atamışlardı.Asıl amaç Fedai'lerin hareketlerini takip etmekti.Serop paşanın ölümünden bir yıl geçmiş,Ermeni halkının acıları artarak çoğalıyordu.Bunu için Antranik yeni bir eylem ile yabancı diplomatların dikkatlerini Ermeni'lerin üzerine çekmek için gerekli olduğunu düşünüyordu.Batı'da ise katliamları protesto etmek dikkatleri Avrupa'ya çevirmek için amacıyla Ermeni Parti'leri kitlesel protesto örgütlemişlerdir.Bunların başında Kumkapı olayları gelmektedir.

Beş bin kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylarda yine Ermeni'ler günlerce süren Osmanlı Bankası baskını ve rehin alma olayları ile gündeme gelmişlerdir.

Muş ovası sancılı bir dönem geçiriyordu.Hükümet ovada pusuya yatmış,Fedai'leri izlerken Antranik dağdan inerek,hemen hükümetin gözü önündeki Manastır'da ,Kevork Çavuş ve 30 arkadaşı ile konumlaştı.Antranik korkusuz,fedakar Fedai'lerle dünyanın en büyük,vahşi ve despotu Abdülhamit'e kafa tutmak,meydan okumak için Sasun dağlarından ovaya inmişti.Kutsal Arakelots Manastırı çatışması,askeri çatışmaların en kahramanca olanıdır.Ermeni'lerin mücadele tarihinde önemli yere sahiptir.Tarihçi'ler bu olayı '' Ermeni efsanevi kahramanın şan ve şerefinin ölümsüz katedrali ''derler.

Antranik ve askerlerinin Manastır'da olduğunu öğrenen Osmanlı askerleri ilk gün gelirler,çatışmadan bir şey yokmuş havası içerisinde geri dönerler.Manastırı boşaltmak isteyen papaz ile öğretmenlerin kuşkulu hareketlerinden şüphelenen Antranik olayı çözer.'' Türk'ler senin manastırda olduğunu biliyor.Manastırı topa tutmak istiyorlar.Rus konsolosu manastırda yetimlerin bulunduğunu ve buranın tüm hristiyan dünyasına ait olduğunu dikkat çekti.Manastır papazı ise yetimlerin Muş'a getirilmesi haberini yolladı ''.Antranik siperler kazdırır.Yiyecek stokunun bir aylık olduğunu görür.Şarap fıçılarının içini su ile doldurur.Tüfekleri temizletir.Denemelerini emreder.Hazırlıklarını tamamlar.Osmanlı askerleri,manastırı terk etmelerini emreder.Antranik kabul etmez.Yüzlerce asker manastırı kuşatır.

Manastıra ulaşmak isteyen Ermeni fedai'lerden Gazar ile Harutyun askerlerin ateşi altında yaralanır.Harutyun,manastıra ulaşırken,Gazar,Antranik'e seslenir ''Paşa,paşa çocuklara beni vurmalarını söyledim,beni vurmadan burada bıraktılar.Yürüyemiyorum '', Antranik şöyle cevap verir ''sen damarlarında kardeşlerinin kanını taşıyorsun,cesur ol ve yılan gibi sürünerek gel '' der.Gazar manastıra ulaşır fakat böğrüne aldığı yaralardan orada şehit düşer.Manastırda öğretmenler,yetimler şehit devrimciyi marşlar eşliğinde gömerler.Arka taraftan duvarı parçalayan Osmanlı askerlerine karşı çatışmalarda bir yüzbaşı öldürülür.Başarısız girişimlerden sonra Osmanlı ordusu hiddetlenir ve manastırı topa tutar.

Osmanlı askerleri silahlı gücüyle bir avuç cesur Ermeni savaşçılarını dize getiremeyeceğini anlayınca bu sefer diplomatik kandırmaya çalışır.Gecenin zifiri karanlığında sisle kaplı,sürekli yağan kar altında Antranik,osmanlıların sisten yararlanıp büyük kapıyı topla yıkacağını düşünür.Kapının arkasına taşlar,topraklarla takviyeler yaparak kapatır.Arka taraftan ahırın duvarını delerek içeri giren askerlerden birisi ''Kevork Çavuş sen misin ? '' diye seslenince,işte o andan itibaren Kevork'un ismi Fedai'ler ve halk arasında ''Kevork Çavuş'' olarak anılmaya başlar.

Harutyun'un yarası kötüleşmeye başlamış,manastırda ihtiyacı olan ilaçlar olmadığı için Antranik yarayı dikkatlice temizleme yapar.Ama çaresizdir.Harutyun,'' Paşa,artık öleceğimi biliyorum...intikamımın on kat daha fazlası ile alacağınıza eminim '' der.Antranik bütün askerlerine,Harutyun'u sırayla öpmelerini,son saygılarını Fedai'ye sunmalarını ister.Aynı gece saat 03'de şehit düşer.Marşlar ve dualar eşliğinde kilise önünde toprağa verilir.Harutyun'un ölümü büyük bir kayıptı.Fedai kişiliği ile asalet ve cesareti ile bir benzeri daha yoktu.Güçlü,sabırlı ve korkusuzdu.Mütevazi,sakin,affetmeyi bilen vatanseverlik ruhu ile dolu bir devrimciydi.Yeniden görüşmelerin olması için Papaz Hovhannes eşliğinde bir heyet yeniden manastırın kapısına dayanır.Çatışmalarda ölen askerlerin cesetleri Türk halkı tarafından bilinmemesi,umutsuzluk yaşanmaması için geceleri gizlice Muş'a taşıdıklarını öğrenirler.Papaz Antranik'e ''Allah size güç versin,sizin haliniz ne olacak ? Dört tarafınız kanla dolu '' der.Antranik osmanlı ordusunun en çok nerelerde toplandığını,komutanlarının çadırlarının nerede bulunduğunu,sorar.Mermileri tükenen fedailer o gece 5 bin mermi doldurur hazırlıklarını yaparlar.

Heyet Abdülhamid Han'ın emirlerini iletirken,vali,emniyet ve içerisinde komiser olan Muhammed Efendi ( bu şahıs müslüman olmuş Osmanlı'ya hizmet eden,bir Ermeni'dir),Ermeni'lerin şikayetlerini Yüksek Divan'a iletmek üzere dinleyeceklerdir.3,5 saat süren pazarlıklardan sonra Antranik Paşa Ermeni'lerin taleplerini şöyle sıraladı:İstanbul'dan buraya kadar,tüm politik tutukluların serbest bırakılması,Toplanan vergilerin güvenilir bir adam ile hükümete teslim edilmesi,Ermeni köylerine saldıran Kürt'lerin silahsızlandırılması,Kürt'lerin koruma altına alınması,kürt'ler tarafından istila edilen köylerin iade edilmesi,Devlet'le birlikte Ermeni köylerinden vergi toplayan Kürt aşiret reislerinin tasfiye edilmesi,Siz,biz devrimcileri eşkiya ilan ettiniz,eşkiya devletin kendisidir.Eşkiya'yı kendi içinde aramalıdır.Vergi toplama adı altında Ermeni halkına baskı oluşturuluyor.Durdurulmalıdır.

Abdülhamid Han'a iletilmek üzere dinlenen Ermeni taleplerinden sonra,Abdülhamid Han'dan gelecek cevaba kadar ateşkes üzerinde anlaşma kılındı.Antranik Paşa ''Eğer olumlu cevap gelmezse 6 ay direnme gücümüz var '' der.Ateşkes sağlanmasına rağmen aynı akşam osmanlı kuvvetleri saldırıya geçtiler.Muş ovasında cezaevlerinde,Türk'ler,Kürt'ler ve Ermeni'ler arasında her yerde Arakelots manastırı işgal ve direnişi konuşulurken,hiç kimse Fedai'lerin içeriden sağ salim çıkacağını düşünmez.Eylemin hedefine ulaştığı kararını veren Antranik 21 gün sonra eylemin sonlandırılması için Fedai'lere gerekli hazırlıkların yapılması talimatını verdi.

21 gün boyunca özgürlük ve adalet uğruna yürütülen mücadelede kendilerine sığınak olan Manastır kapısı önünde okunan dualar,marşlar,ölen askerlerin mezarları başında içilen andlardan sonra tehlikelerle dolu yeni yolculuklara doğru yol aldılar.Kuşatmadan kar ve sis altında sabaha doğru çarşaflara kamufle olarak kurtuldular. Osmanlı askeri kuşatması altında 21 gün sonra iki şehit vererek çıkmaya başaran Antranik Paşa ve Fedai'ler için köylüler kurtulmaları halinde kurban kesecekleri sözü vermişlerdi.O gün köyde 7 koyun kurban edildi.Halk arasında söylentilere göre Kutsal Arakelots Manastırı kuşatmasında,21 gün boyunca hastalıktan veya öldürülmüş Osmanlı askeri 1800 'dür.Ermeni'lerin bildirdiğine göre ise 555 osmanlı askeri öldürülmüş ya da hastalıktan hayatlarını kaybetmişlerdir.

Abdülhamid'den sonra 1915 Ermeni soykırımı ile devam eden İttihat ve Terakki döneminde,Kutsal Arakelots Manastırı papazı olan Hovhannes ise Türk barbarları tarafından acımasızca kılınçtan geçirildikten sonra vucudu parça parça edilerek vahşi hayvanlara yem olarak atıldı.Manastırın işlemeli kapısı Ermenistan'a taşınmış orada halen bugün dahi bulunmaktadır.

(Devam Edecek)

Hay Fedai'ler yaşıyor !

ԴԱՏԱՊԱՐՏՈՒՄ ԵՆՔ ՀԱՅՈՑ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅԱՆ 102 ՏԱՐԵԼԻՑԸ ! 102.YILINDA ERMENİ SOYKIRIMINI LANETLİYORUZ !

Ermeni halkının tarihi Osmanlı'lara karşı yürütülen şanlı fedai mücedeleleri ile doludur.Abdülhamid dönemi ile başlayan katliamlar İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme) Partisi ile devam etmiş bir ulus ortadan,tarih sahnesinden yokedilmiştir.Yüzyıllardır yaşadıkları topraklar üzerinden soykırım ile yok edilen Ermeni halkının toprakları Osmanlı-Türk işgalcileri tarafından el konulurken,üzerine Türkiye Cumhuriyeti inşa edilmiştir.Ve buna ''biz bu cumhuriyeti sokakta bulmadık,yedi düvele karşı mücadele ederek'' kurduk,yalanı ile açıklarken bugün artık Ermeni'ler yok denecek duruma gelmiştir.Ermeni halkı adım adım yok edilirken ölüme boynu bükük değil,direnerek,mücadele ederek şehitler vererek gitmiştir.Bu yüzden Hay Fedai'ler,Osmanlı'nın korkulu rüyası olmuştur.En karanlık anlarda,ümitlerin tükendiği zamanda Hay Fedai'ler halka umut ile ışık olmuştur.Fedai'ler günümüzün Gerilla'larıdır.Halkı için canını veren,osmanlı'ya ve zulme karşı hiç bir çıkar gözetmeksizin savaşan Fedai'lerin savaşı,dağları kendilerine mesken etmişler,alınları gökyüzüne değen,yi ğit insanlardır.Halkın yiğit evlatlarından titizlikle seçilmiş Hay Fedai'ler özenle seçiliyordu.Bugünkü anlamıyla yürütülen Partizan savaşında displinleri sayesinde efsane olmuş kişilerdir.

Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen efsaneleşen Hay Fedai'ler anıları,adları,mücadele dolu geçmişleri bugün dahi unutulmamıştır.Beyrut'tan Paris'e,Paris'ten Amerika'ya kadar diaspora Ermeni'leri,tarihini unutmamış yaşlı analarımız siyah giysilerini halen üzerlerinden çıkarmayan çocuklarına Hay Fedai'lerin isimlerini vererek yaşatmaktadır.Onlar Antranik'tir,Serop'tur,Aram'dır,Nubar'dır,Vasgen'dir,Armenag'dır,Kevork'dur..

19.yyılda dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişmeler,kendisini Osmanlı coğrafyasında da göstermiştir.Yağma,talan ve işgal altında yaşayan değişik ulus ve milliyetlerden oluşan halklarda görülen ulusal uyanış istek ve talepler,Osmanlı'ya yabancı devletler tarafından dayatılan reformlar,halkların özgürlük ve bağımsızlık istekleri her geçen gün yükselmiştir.1789 Fransız Devrimi'nin yankıları Eşitlik,Kardeşlik,Özgürlük ile krallık yıkılmış cumhuriyetin ilanı,insan hakları bildirgesinin kabul edilişi önemli gelişmeler olmuştur.Yavuz Sultan Selim'den sonra en kan emici padişah olarak tarihe geçen Sultan Abdülhamid Han Ermeni'lerin başına bela olmuştur.Krallığı döneminde Ermeni'ler en çok kırım ve katliamlara maruz kaldıkları için Kanlı Sultan olarak tarihe geçmiştir.

1870 yılları,Ermeni halkının Osmanlı yönetimine karşı gösterilen sonsuz sadakat yılları ile aşırı Osmanlı'cı yılları olmuştur.Ama 1880'li yıllardan sonra ağır şartlar altında yaşayan Ermeni halkı İtaat sadakat politikaları ile yok olacaklarını,hak elde edilemeyeceğini anladı.İnsanca yaşayabilmenin koşullarının fikirleri tartışılmaya başladı.Öncüleri Raffi,Mikayel Nalbantyan,Krikor Ardzuni,M.

Krimyan,M.Avedisyan'lar..olmuştur.Silahlı direniş fikirlerinin önderlerinden Raffi'nin devrimci düşünceleri bu dönemde etkili olmuştur.Raffi ''kutsal haç'lar yerine silah alsaydınız,kürt'ler o zaman ülkemizi yıkamaz,çocuklarımızı bizden alıkoyamazdı '',''bizim yıkılışımız,kiliseden doğdu,onlar bizim cesaretimizi ve ruhumuzu yok ettiler'',''ne zaman Dırtad kralımız tacı ve kılıcını bırakıp yerine haç aldı,o günden başlayarak onlar bizi kölelik içinde bıraktılar'' düşüncelerini savunmuştur.Krikor Ardzuni ise özgürlük ve devrimci düşüncelerle donanmıştı.Halkçı bir aydındı.Ermeni sorunu'nun çözümünü ''Osmanlı Türk diktatörlüğüne karşı Ermeni'lerin Rus'larla birlikte vermeleri gereken silahlı mücadele '' de görüyordu.

Türkiye Devrimci Hareketi,kendi tarihini açıklarken,TKP ile başladığını,Osmalı döneminde filizlenen marksist,sosyalist devrimci hareketleri görmemiştir.İlk defa Osmanlı Türkiye'sinde var olan Ermeni'ler,Bulgar'lar,Yahudi'lerin oluşturduğu guruplar,sosyalist fikirlerin yeşermesinde etkili olmuştur.Bunun sonucu olarak Taşnaksutyun ile Hınçak Parti'leri ilk önce kurulmuş,sosyalist düşünceleri savunmuşlar,birçok ülkede komünist parti'lerin kurulmasında rol oynamışlardır.Marksist klasikler ilk defa Ermenice'ye çevrilirken,Komünist Manifesto bunların başında gelmektedir.1915 Haziran ayında Beyazıt Meydanında idam edilen Hınçak Partisi üyesi 20 devrimci,İ ve Terakki hükümeti tarafından kurulan idam sehpalarında idam edilirken ''Yaşasın Sosyalizm,Yaşasın Sosyalist Ermenistan,Bizim vatanımız dünyadır'' sloganları atarak ölüme gitmişlerdir.

Ulusal Hareketler ve uyanışlar

İlk defa 1881 yılında Erzurum (Garin)'da Ermeni'ler tarafından ''Vatan Savunmacıları'' adı altında gizli bir örgüt kuruldu.Gizlice bir araya gelen Ermeni'ler kitap okuyor,tartışıyor,bildiri hazırlıyor, silah alabilmek için para topluyorlardı.Amacımıza,özgürlüğümüze ulaşmak için 1.silah 2.silah 3.silah gerek diyen,silahlanmaktan başka çare yok düşüncesini savunmuşlardır.Ermeni gençliğinin eğitilmesi,örgütlenmesi fikirleri gerekli olduğu konuşulmaya başladı.Böylece Ermeni Kurtuluş Hareketi'nin ilk devrimci gazetesi olan Armenia Gazetesi yayınlanmaya başladı.Yurt dışında çıkarılan gazete gizlice Türkiye'ye de sokuluyordu.Yurt dışında yaşayan Ermeni'lerde yurtseverlik düşünceleri oluşumunda önemli katkılar sağladı.Yurt içinde özgürlükçü düşüncenin gelişmesinde önemli rol oynarken,bugüne kadar hiç bir gazete bu kadar etkili olmamıştı.Gazetenin etkisi altında kalan Armenia okurları,devrimci bir Parti kurma konusunda karar kıldılar.İlk devrimci Ermeni Partisi olan ''Armenag Partisi''ni kurdular.Parti üyelerinin çoğu Armenia Gazetesi okuyordu.İlk Ermeni,devrimci Armenag Partisi,ayrılık ve ulusal bağımsızlık için değil,genelde reformların uygulanması istemi ile politik bir hat izliyordu.

SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi) yine Osmanlı tarihinde kurulan ilk sosyalist örgüttür.Armenia Gazetesi'nin muhabirleri olup,Armenag Partisi'nin çalışmalarından ümitsizliğe kapılan kesimlerin,tüm ilişkilerini keserek kendi politik partilerini kurmuşlardır.1887 yılında kurulan Cenevre'de kurulan Parti yayın organı olarak,sosyalist düşünceleri savunan ''Hınçag'' adlı gazete yayınlamaya başladı.Kurucuları Avrupa'ya okumaya gelmiş,Türkiye ile hiç bir bağları olmayan burjuva ailelerinin çocuklarıydı.Osmanlı'da acı çeken Ermeni'lerin durumları onları ilgilendiriyordu.Hınçak Partisi devrimci mücadelesi ile 30 yıl var oldu ve mücadele etti.Taşnak Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) 1890 yılında Tiflis'de kuruldu.Parti'nin yayın organı Troşag (Bayrak) gazetesini yayınladılar.Fedai hareketinin örgütlenmesinde önemli rol oynadılar.Bu yüzden kırımlardan uzak kaldılar.1915 Ermeni soykırımında rol almış İ ve T yöneticilerini savaş sonrası bularak cezalandırdılar.

1876 yılında tahta oturan Abdulhamıd döneminde Ermeni'ler yaşadıkları topraklar üzerinde Çerkezler ile Kürt'lerin saldırılarına maruz kalmışlardır.Hem devlete,hem de Kürt ve Çerkez'lere vergi ödemek zorunda kaldılar.Tüm bunlar Abdulhamid desteği ile olmuştur.Ermeni'lerden kesin olarak kurtulmak için devletin resmi politikası zorla islamlaştırmak olmuştur.Ermeni ulusal uyanışı her ne olursa olsun susturulacak ve yokedilecekti.Bunun için Kürt'lerden oluşan ''Hamidiye Alayları'' örgütlenmesine gidildi.Gerekçe ise Rus sınırı tehdit olarak gösterilmiş,amaç gizlenmiştir.Ermeni nufusunun en yoğun olduğu illerde devrimci faaliyetler gelişirken,Hamidiye Alayları,devrimci hareketleri yok etmek ve kırımları örgütlemek için kullanılmıştır.Hamidiye Alaylarına özel yetkiler verilmiştir. Vergi'lerden ve askerlikten muaf tutulmuştur.Silah verilmiş maaş bağlanmıştır.Kürt feodallerinin oluşturduğu bu politikaya ilk tepki Abdurrahman Bedirxan Bey'den gelmiştir.Kürt aydın ve politikacı olan Bedirxan ile bu yüzden Taşnak örgütü yöneticileri,1890 yılında Cenevre'de görüşmüşler Bedirxan'ın görüşleri Taşnak yayın organı Troşag gazetesinde yayınlanmıştır.

1894-96 yıllarında özellilkle Sasun'da başlayan kırımlara karşı Ermeni'ler direnişler örgütlemişlerdir.Kürt ve Çerkes baskılarından bıkan halk,çifte vergi ödemelere karşı çıkmışlardır.Sasun'daki bu gelişmeleri göre Hınçak ve Taşnak Partileri Fedai guruplarını bölgeye göndermişlerdir.Osmanlı'lar dış devletlere masum görünmek için bunu ''isyan'' olarak lanse etmişlerdir.Hamidiye Alayları,Topçu birlikleri ile saldıran Osmanlı'lar binlerce Ermeni'nin kanına girmişlerdir.''Gavur Ermeni'ler'' propagandası ile insanlar kışkırtılmış,binlerce kadın yaşlı,çocuk ölürken evler ateşe verilmiştir.

Ağpür Serop Paşa ;

Ahlat köyü ile 35 Ermeni kasabası,Kürt ve Çerkes talanı ve saldırılarına karşı kendi savunmaları ve halkın varlığını korumak için silahlandılar.19yyılın,son on yılında Ermeni'ler kırımlarla karşı karşıya kalınca Hay Fedai'ler,Kafkasya üzerinden Karsa geldiler.Eğer Fedai'ler gelmemiş olsaydı,halkın hepsinin ölümü kaçınılmazdı.Ağpür Serop köylere 2/3'lü guruplar halinde dağılarak yerleşti.Kanlı sultan Abdülhamid'in en kara günlerinde Ağpür Serop Ermeni köylüsünün tek ümidi ve kurtarıcısıydı.Özgürlük ve barış isteyen, korumasız ve yardıma muhtaç Ahlat halkı için yukarıda Allah aşağıda ise Ağpür Serop vardı.

Ağpür Serop,Ermeni tarihinin en büyük önderlerinden olan Antranik Paşa'nın yetiştirilmesinde önemli rol oynamış,aynı zamanda önderi olmuştur.Bitlis,Muş,Van yöresinde ölümler ile karşı karşıya kalan halka önderlik eden Ağpür Serop,köylülere kırımlardan kurtulmanın tek yolu silahlı direniş yoludur diyerek,halkı direnişe çağırmış ikna edebilmiştir.10 kişilik birliği ile kendini feda eylemlerine girişmiş,saldırganları püskürtmesini başarmıştır.Bu olaylar karşısında halka öz güven gelmiş,zafer haberleri bütün köyleri yayılmıştır.Abdülhamit,Ağpür Serop'un yakalanması ve fedailerin yok edilmesi için köylere ajan ve işbirlikçiler ordusunu göndermiş ,Muş ovasında kırımlar yapmakta kararlı olduğunu göstermiştir.

Bir ihbar sonucu Ağpür Serop'un Sokhart köyünde saklandığını hükümet tespit eder.Köyün yakılıp ve yıkılmaması için,köylülere savaşmamalarını ve karışmamalarını salık verir.Cesaretine sığınarak,silahlarını alır,lavaş ekmeğini sırtına bağlayarak,karda rahat yürüyebilmesi için lekanlarını ayaklarına geçirir,şafak vakti yola koyulur.Sıradan köylüymüş gibi askerlerin arasına dalar,çemberin arasından bir köylüymüş gibi sıyrılır.Askerlerin fark etmesi üzerine Ağpür Serop Nemrut dağlarına tırmanır.Avazı çıktığı kadar bağırarak,kendisinin Ağpür Serop olduğunu'' kim savaşmak istiyorsa arkamdan gelsin '' der.Kar fırtınasına dayanamayan askerler geri çekilirler.Dağın üstünde sıcak sulara ulaşan Ağpür Serop,burada bir kaç gün kalır.Yiyeceği tükenince,dağdan iner Şamiram köyünde saklanır.Geri dönünce Osmanlı katillerini cezalandırır.Ermeni işbirlikçi hainler de bu ara nasibini alır.

Halk bundan sonra Ağpür Serop'a ,Serop Paşa ünvanını layık görür ve Serop Paşa diye hitap ederler. 20 Ekim 1898 yılında Serop Paşa ile 16 kişilik bir Fedai gurubu Bitlis'ten yarım saat uzaklıkta olan Babsen köyüne gider.Hükümet haberi alınca köyü kuşatma altına alırlar.Serop Paşa telaşlanmaz.Girişlerde ve kayalık yerlerde Fedai'lerin mevzi almalarını söyler.Akşama kadar devam eden çatışmalarda,askerler ağır kayıplar verdikten sonra geri çekilmek zorunda kalır.Sasun ile Ahlat yöresinde kontrolü elinde tutan Serop Paşa'yı hükümet bir türlü tuzağa düşürmeyi başaramamıştı.Serop Paşa'nın önderliğinde artık başka guruplar da savaş yürütüyorlardı.Bunlardan en önemlisi Antranik,Kevork Çavuş,Sbanats Magar.gurupları geliyordu.Ufak askeri guruplar birleşerek ileride Batı Ermenistan'da kurulacak ordunun çekirdeğini oluşturuyordu.Guruplar içerisinde öne çıkan askerler tarafından sevilen silah zanaatının ustası olan Antranik yetenekleri savaşçı özellikleri ile tanınmaya başladı.

Ağpür Serop'u yakalayamamanın çaresizliği içerisinde olan hükümet başka yollarla çare aramaya başladı.Çevrede olup bitenler Keğaşen köyünden Ave isminde Sasunlu bir casus aracılığı ile öğreniyordu.Herzan Kürt'lerinin aşiret reisi olan Bşare Halil para ile Ave'yi kendine bağlamıştı.Bşare Halil Sasun,Muş ve Bitlis'de kötülükleri ile tanınmış ün yapmıştı.Ermeni'ler onun bu kötülüklerinden korkmuş sinmişlerdi.Ağpür Serop Geliyengüzan'da bulunduğu bir sırada aniden rahatsızlandı.

Saçları döküldü,yürürken aniden yere düştü.Zehirlendiğinden şüphelenildi.Bitkisel hayata girip yatağa düştü.Ailesinden yanında eşi Sose,oğlu Hagop iki kardeşi Mıho ve Zakar vardı.8 nöbetçi ise hazır bulunuyorlardı.Bunlardan 4'ü de Serop Paşa gibi zehirlenmişlerdi.Alay Bey ile Bşare Halil askerleri ile Serop Paşa'nın bulunduğu köyü kuşatma altına alırlar.Teslim olmazlar,yoğun çatışma çıkar.Askerleri,Serop'u Andok dağına götürmek isterler.Evden çıkışta,kardeşleri ile askerleri kurulan tuzak ile hükümet askerleri tarafından vurulur.Serop Paşa yaralı olarak yakalanır.

Bşare Halil kendi askerleri ile Serop'u yakalar ve onun başını keser.12-13 yaşındaki oğlu,Hagop'un başını da anasının yalvarmalarına aldırış etmeden,annesinin dizleri üstünde keser.Ana ise yaralanır.Köy daha uyanmadan operasyon bitmiş,Alay Bey ile Bşare Halil operasyon bitiş borusu ile birliğni toplar Muş'a geri döner.Operasyon yarım saat sürmüştür.Kara haber artık bütün köylere yayılır.Serop Paşa'nın başı kesilmişti.Hükümet zaferi kutlamak için,100 atlı ile karşılar.Serop Paşa'nın başını kazığa geçirerek Muş sokaklarında dolaştırırlar.Kutlamalar Bitlis (Pağeş),Van'a kadar uzanır Hükümet,Serop Paşa'nın kesik başını kiliseye teslim eder.Kilise papazına sepet içinde teslim edilen şehid'in başını,Episkopos Yeğişe Çilingiryan gece saat 03'de tarihte eşine az rastlanan,hüzün içerisinde düzenlenen cenaze töreninden sonra kilisenin doğu yönündeki dut ağacının altına yalnız ve insanlardan uzak olarak alnına kemikten kırmızı bir haç yerleştirerek gömer.Şehit olan Serop Paşa'nın hunharca ölümünden sonra halk ağıtlar yakmaya başlamış Antranik'ten gelecek yardımı ve intikamının alınmasını beklemektedir.

Yetiş Antranik,yetiş yardıma, / Serop şehit oluyor milleti uğruna,Tez yetiş,yetiş çabuk,kahraman gurubunla / Serop çocukları ile şehit oluyor,Yetiş Antranik,yetiş yardıma...İhbarcılığın sonu ölümdür ;

Antranik'in çok sevdiği komutanı ve değerli yoldaşının şehit düştüğü an hasta yatakta kalkamaz vaziyette yatmakta idi.Romatizma sancıları içerisinde kıvranan Antranik için Sasun yöresinin bütün tedavi yöntemleri uygulandı.Ama olumlu bir sonuç alamadılar.Bu yüzden Antranik her gün böyle yaşamaktansa ölmeyi bile yeğliyordu.Antranik'e Harutyun isminde bir fedai bakmakta idi.Cesur ve güvenilir bir fedai olan Harutyun,Antranik'in koluna girerek gezmesine hareket etmesine yardımcı oluyordu.

Sasun,Bitlis ve Muş halk kahramanı ve önderi Serop Paşa'nın kuşkulu ölümü,Antranik arkadaşları ve halk arasında üzünüt ile karşılanırken,olayın araştırılması için güvenilir insanları halk arasına gönderdiler.Olayın gizemini çözmek artık önemli bir hal almıştı.Antranik,cesur,kahraman,ölümden korkmayan birisinin nasıl olur da kurşun sıkmadan savaşmadan şehit olmuştu ? Sebebi neydi?Bütün bulgular Keğasanlı hain Ave'nin üzerinde toplanıyordu.Ali Bey-Bşare Halil ile işbirliği yaparak Serop Paşa'ya gönderilen ekmeğin içine zehir karıştırmıştı.Antranik askerleri Dano ve Harutyun ile birlikte olayın gizemini çözmek için Ave'nin evini basarlar işbirliği içerisinde olduğu Kürt lerle Ave'yi suç üstü yakalarlar.

Antranik'in hiç beklenilmeyen bir anda yaptığı baskından sonra konuşmaya başlayan Ave '' Evet ben,Serop Paşa'ya götürdüğüm o günkü ekmeğin içine zehir karıştırdım '' der.Emri ise Halil Ağa' dan aldığını itiraf eder.Evde Kürt'lerin bulunma sebebine gelince '' Antranik'i nasıl zehirleyeceğimizi kararlaştırmaya gelmişlerdi '' der.Artık olay çözülmüştü.Ave'nin eşini ve çocuklarını öldürdükten sonra,evini ateşe vererek oradan ayrılırlar.Verilen mesaj ile öldürülen Hay Fedai'lerin intikamının alınacağını,Bşare Halil'in cezalandırılması için peşinde olduklarını gösterdiler.

Serop Paşa'nın öldürülüşü Ahlat,Sasun ve Muş Ermeni halkı arasında derin üzüntüyle karşılanırken Halk önderliksiz kalmıştı.Boşluğun doldurulması için halk arasında yeni komutanın kim olacağı görüşmeleri başladı.Bazıları Kevork Çavuş,Murad,Atam,Avo,Magar,Armenag ve Antranik olma konusunda farklı düşüncelere sahipti.Her biri savaş içinde yetkinleşmiş,farklı farklı meziyetleri ile kendilerini ispatlamış,örnek davranışlar sergilemiş fedai'lerdi.Kevork Çavuş cesur bir fedai idi,ancak yönetici değildi.Kendi hakkında konuşmasını sevmeyen,ne doğum tarihi,ne de soyadı belliydi.Arkadaşları resmini çekmeseydi,belki resmi de olmayacaktı.Kevork,Ağpür Serop'un eli altında savaş taktiklerini öğrenerek büyümüştü.Çok cesurdu.Birçok çatışmalarda yetkinleşmişti.Devrimci önderliği üstlenmek istemiyordu.

1894 yılında tutuklanmış,15 yıla mahkum olmuştu.Hapiste ağır işkenceler görmüştü.20 ay hapiste yattıktan sonra birkaç arkadaşıyla tünel kazarak kaçmayı başarmıştı.Erken cezaevinden kaçma imkanı olduğu halde istememiş,yoldaş olmanın örnek davranışlarını sergilemişti.Kevork Çavuş fedailerin sorunları ile ilgilenmek istemiyordu.Fedai'lerin sorunları onun işi değildi.Alçakgönüllü emre itaat eden,bir fedai idi.Bazen köy çocukları ile topaç bile oynardı.Mütevaziydi.Kendini beğenmişlik yoktu.Kahramanlıkları ile böbürlenmeyi sevmezdi.Günlerce süren çatışmaları bir iki kelimeyle anlatır geçiştirirdi.

Murad ise hapishaneye düştüğünde hapishane müdürüne cesur cevaplar veriyordu.Hiç bir işkence ona diz çöktüremiyordu.Müdür'ün '' Murad efendi sen misin '' sorusuna, '' Evet Murad benim,fakat daha muradıma eremedim '' diye cevap veriyordu.O,osmanlı hükümetinin ermeni halkına karşı insanlık dışı tutumunu ortaya çıkarmak için,her fırsatı kullanan,korkusuz yanı ile tanınıyordu.Fedailerden bazıları Murad'ın önder olmasını isterler.Fakat o reddeder.Sebebini ise şöyle açıklar '' O ,önder Antranik'dir.O ,ölü bile olsa,onun cesedini özgürlüğe doğru savaş bayrağımızla birlikte en önde taşımalıyız '' diyerek Antranik Ozanyan'ı işaret ediyordu.

Serop Paşa'nın eli altında Sasun dağlarının yamaçlarında büyüyen,Serop'un askeri savaş teknikleri-ni öğrenen,disiplini ve öngörüsüyle şekillenen Antranik Ozanyan yüzyılın başında,Ermeni Devrimci Hareketi'nin tartışmasız önderi durumuna geldi.30 yıllık zorlu ve kanlı yolda Ermeni kurtuluş hareketinin kahramanı oldu. ( Devam edecek )

Erdoğan'ın Alnındaki Kara leke

Tüm dünyanın gözleri önünde hile,entrika,şantaş,manipülasyon ile yapılan 16 Nisan Referandumunda Erdoğan diktatörlüğünü ilan etti.Bu,bugüne kadar yapılan ne ilk,ne de son şaibeli oylama olmuştur.Osmanlı'dan günümüze devam eden saray oyunları,bugün de en iyi şekilde referandumda kendisini göstermiştir.Son kullanma tarihi dolmuş diktatörlüğün,çöpe atılması zamanı gelmişken vadesini uzatmak için,elindeki bütün imkan ve olanakları kullanarak iktidarı teslim etmek niyetinde değildir.İlericiler ile gericiler,Laik ile anti-laik,demokrasi ile hanedanlık,insan hakları ile şeriat kanunlarının yani toplumu tarihi ileri taşıyan güçlerle,Osmanlı döneminin yobaz,gerici,ilhakçı şeriatçılar ile yürütülen kıyasıya mücadeleye tanıklık etmekteyiz.Toplum doğum sancıları içindedir.Bir çok ülke bu sancılı dönemi bedel ödeyerek,şehitler vererek atlatmış ama sonunda kazanmıştır.Türkiye de bu sancılı süreçten demokratik kazanımlar ile muhakkak çıkacaktır.

İnsanlığa karşı işlediği suçlardan yargılanma korkusu içerisinde olan Erdoğan,tutuklanacağı korkusuyla yurt dışına çıkamaz oldu.Türkiye'nin aynı zamanda Ortadoğu coğrafyasının sorunu olan Erdoğan,iktidarda olduğu sürece kan,kaos ve acı bitmeyecektir.Sürekli savaşı körükleyen,kandan beslenen iktidar konumuna gelmiştir.Erdoğan'ın gitmesi ile ancak toplum kutuplaşmaktan ve kaos ortamından kurtulacaktır.Bu yüzden başkanlık sistemini dayatarak,tüm yetkilerin tek elde toplanmasını topluma dayatmaktadır.Yargılanmanın yollarını kapamaktadır.2050 yılına kadar iktidardan asla kopmamanın planı içerisindedir.

YSK Yurt dışındaki oy pusulalarında mühürsüz zarfları geçersiz sayarken,yurt içinde milyonlarca mühürsüz zafları ise geçerli olarak kabul etmiştir.Muhtarlar ile Akp teşkilatlarında Evet oyları mühürlenerek seçimin sonucunun değişmesine neden olmuşlardır.Yangından mal kaçırırcasına,acele yapılan açıklamalar ile önceden planlandığı şekilde uygulamaya geçilmiştir.Endişe ve kaybedilecek korkusuna kapılan tetikçilerin başı İşaret olarak ''savaşa hazır olun''diyerek kaybedilme durumunda saldırıya geçeceklerinin sinyalini verdi.AA ajansı üzerinden takip edilen oy sayımı üzerinden oynanılarak referandumda Hayır oylarını ters yüz edmişlerdir.

Referandum öncesi kamuoyu yanıltılarak yapılan manüpülasyonlarda Kürt'ler ile ''evet'' üzerinde anlaşıldığının propagandası yapanların hepsi, oyların sayımları bittikten sonra gerçek yüzleri ortaya çıkmış sandığa gömülmüşlerdir.Eşit olmayan koşullarda,eşbaşkanları ile 12 milletvekilinin,binlere varan tutuklamalar ve yıkım yaşayan illere rağmen Erdoğan'a Kürt halkı dersini verdi.Kayyum atanan belediyelere rağmen,tutuklamalara,göz altılara,propaganda yasaklarına rağmen Kürt halkı siyasi iradesine sahip çıkarak,boyun eğmemiş dik duruş sergilemişlerdir.Şehirler ile kırlarda gençler,bayanlar en önde Ekp ile Erdoğan'ın korkulu rüyası olmuş halen olmaya devam ediyorlar.
Yasakları parçalayarak,tutuklamalara karşın en güç koşullarda bedel ödeyen,cezaevlerinde bulunan Özgür Geleceğimiz olan gençlerimiz Hayır çalışmalarında Akp'ye gereken dersi vermiştir.Bu yüzden onaylanan Anayasa'nın hükmü yoktur.Kabul etmiyoruz.

Hile,entrika ve hırsızlık ile sözde referandumu kazandığını ilan eden Erdoğan'ı ilk tebrik edenlerin Ahrur us Şam,El Qaide gibi insanlık düşmanı çetelerin olması tesadüfi değildir.Kafa,kol kesen,in – sanları bir meta gibi alıp satan bu zihniyetin elbette ortak oldukları Şeriat düzenidir.Demokrasi
güçlerinin,ilericilerin,sosyalistlerin tüm muhalif kesiminlerin görev ve sorumlulukları daha yeni başlıyor.Gündemi değiştirmekte usta olan Erdoğan ile çevresinin 2019 seçimleri için tarih belirtmesi değil,halkın gündemi sokak mücadeleleri ile kabus günlerine dönüştürmek olmalıdır.

Erdoğan'ın 17/25 Aralık, Yolsuzluk,hırsızlık ve rüşvet operasyonları ile alnına sürülen kara lekeye ,16 Nisan da dahil olmuştur.Artık kimse silemeyecek böyle anılacaktır.Bu da ona yeter.

 

Sayfalar