Perşembe Ekim 19, 2017

Bu ülkede yaşadığın sürece benim kurallarıma uymak zorundasın küçük hanım!

kaypakkaya-partizan
Size bu satırları “kızlı erkekli” bir evden ve kadına kadın demeye utanan bir ülkeden yazıyorum

 

Haftalık olağan özel hayata müdahale etkinliğimizin bu seferki konu başlığı, yöresel bir çorba adından bahseder gibi “kızlı erkekli” öbeği ile taçlandırdığımız öğrenci evleri. Çünkü Başbakan bu hafta Denizli’den gelen bir haberle yıkıldı ve bir “kız” öğrencinin erkeklerle aynı evde kaldığını öğrenmek suretiyle Yaprak Dökümü’nün Ali Rıza Bey’ine bağladı. Ortalığı toparlama görevi Hayriye Hanım olarak Bülent Arınç’a düştüyse de, Hayriye Hanım’a yaraşır biçimde her şeyi eline yüzüne bulaştırdı ve evin reisinden paparayı yiyip, “Ağzımızın tadı bozulmasın.” diyerek hiçbir şey olmamış gibi yerine oturdu.


Başbakan’a aslında imreniyorum. Denizli’de bilmediği bir evde, tanımadığı bir kızın tanımadığı erkeklerle kalmasına dertlenecek kadar vakti var. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret sandığı için, o sandığın kendisini aynı anda başbakan, belediye başkanı, mahalle muhtarı, albaylıktan emekli apartman yöneticisi, Kızılay Kolu başkanı, anne, baba vb. ilan ettiğini düşünüyor. Bu yüzden “kızlı erkekli” kalma mevzusunu da binaya giren çıkanı dikizlemekten başkaca işi olmayan bir apartman teyzesi titizliğiyle irdelemiş; çünkü sandık ona bu görevi de verdi zannediyor.


Başbakan, talip olduğu bütün bu görevler ışığında, “muhafazakâr demokrat” yapısına ters olduğu için kadınların ve erkeklerin aynı evde kalmasını engelleyecek bir yasal düzenleme yoluna gideceğinin sinyalini verdi. Alıştığımız bir AKP hamlesi: Önce nabız yokla, eğer ortam müsaitse yasalaştır; değilse de seçmenine ve bürokratına gereken mesajı vererek fiili bir durum yarat. Kürtaj tartışmalarında da aynısını yaşadık; tepkiler nedeniyle yasa çıkmadı ama artık devlet hastanelerinde kürtaj yaptırmak, Marmaray’la duraksamadan yolculuk yapmaktan bile zor. Başbakan’ın kafasındaki zina yasasını da bu tepkiler varken çıkartması çok güç. Düşünün, bu çıkışıyla Nazlı Ilıcak’ı bile utandırmayı başardı, AKP defansının bel kemiği Mehmet Barlas’a dahi onu savunacak alan bırakmadı. Ayrıca gerek Anayasa, gerekse de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı da böyle bir niyetin yasalaşmasına engel; ama Başbakan hayalindeki düzenlemeyi yasalaştıramasa dahi, meseleyi devamlı inşa etmeye çalıştığı ihbarcı topluma havale ederek istediğine kavuşacak gibi duruyor. Bekara ev verdirmemek, evini bekara kiralayan üzerinde mahalle baskısı oluşturmak, terör ve fuhuş gibi gerekçelerle yapılacak ev baskınları, erkek arkadaşıyla kalan “kız” öğrencilerin ailelerinin durumdan haberdar edilmesi gibi cadı avı hamleleriyle “muhafazakâr demokrat” yapısını korumaya kalkışacak belli ki.


Bir erkekle birlikte yaşayan bir kadına hayatı dar etmeye yeminli iktidar, o kadın aynı adamla evlense ve kocasından şiddet gördüğü için kendisine sığınsa, biliyoruz ki kadına sırtını dönecek. Rıza ile gerçekleşen sevişmelere tiksintiyle yaklaşıp, tecavüz edeni kollayarak riyakâr demokrat yapılarını korudukları gibi; ataerkil teokrat yapılarını da yine kocanın mutlak hâkimiyeti üzerinden kutsayacaklar. Çünkü bu ülkenin kadınları kendi rızalarıyla sevişirse ayıplanır, tecavüze uğrarsa suçlanır, erkek şiddetine maruz kalırsa yok sayılır. Onların özgürlükleri devletin denetimi ve onayına tabidir.


İşte bu yüzden kontrol alanı dışında olan, karışık kuruşuk işlerin döndüğünü düşündüğü öğrenci evlerinden çok rahatsız Başbakan. O evlerde ders çalışıldığını, oyun oynandığını, şarkı söylendiğini, hayaller kurulduğunu, rakı sofralarında memleket kurtarıldığını, parası bitene imece usülü koltuk çıkıldığını, çataldan çanak anten yapıp ütüyle yemek pişirildiğini bilmiyor; ve evet sevişilebiliyor da o evlerde, çünkü o bedenler de, o hayaller gibi, o gençlere ait.
Ailelere teminat veriyor: “Çocuklarınız bize emanet.” Üzerine vazife olmadan babalığa soyunuyor; hem de ona emanet çocukların kanları hâlâ elinde, katilleri onun korumasında ve görevdeyken. Kendisine öğrenci evleri ile ilgili soru yönelten bir gazeteciye, “Sen kızının erkeklerle yaşamasına izin verecek kadar mezhebi genişsen bilemem!” demeye getiriyor açık açık. Finlandiyalı bir gazeteci aynı soruyu sorunca da, “Seni biri görevlendirdi herhalde!“ diye karşılık veriyor hiddetle. Başbakan’a göre, şayet onun gibi düşünmüyorsan, ya ahlakın düşüktür, ya da onun ayağını kaydırmak isteyen birileri tarafından görevlendirilmişsindir. Onun dikte etmeye çalıştığı hayata karşı olmak için başka sebebin yok. O hepimiz için en iyisini biliyor; zira bu ülke onun evi, o hepimizin babası ve sen de aynı çatı altında yaşadığın sürece onun kurallarına uymak zorundasın. Şimdi doğruca odana git, cezalısın!

twitter.com/HandeKuday

1639