Perşembe Temmuz 20, 2017

'Namusu, onuru senden mi öğreneceğiz?'

KAYPAKKAYA-partizan
Cumartesi Anneleri, Galatasaray'da gerçekleştirdikleri 450. buluşmalarında Başbakan Erdoğan'ın "kızlı/erkekli" açıklamalarına tepki gösterdi. Erdoğan'ın kayıplar, işkence gibi asıl gündemlerle uğraşmak yerine suni gündemler yarattığını söyleyen aileler, "Namusu, onuru senden mi öğreneceğiz? Sen önce öğrencilerin eğitim, sağlık, barınma sorunlarını çöz" dedi.

 

İSTANBUL- Cumartesi Anneleri, 450. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Kayıp yakınları bu hafta Halil Birlik ve Mehmet Bilgiç'in akıbetini sordu, faillerin yargılanmasını istedi.

Kayıp yakınları Başbakan Erdoğan'ın "Öğrenciler kızlı/erkekli aynı evde kalıyorlar, bu kabul edilemez" şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.

'ÖĞRETMEN, SAĞLIK, EĞİTİM SORUNUYLA İLGİLEN'

Kayıp Kenan Bilgin'in kardeşi İrfan Bilgin, "Sanki bu ülkede başka bir sorun yokmuş, insanlar işkence ile öldürülmüyormuş gibi, Başbakan öğrencilerin özel hayatlarıyla uğraşıyor" dedi. Başbakan Erdoğan'dan hiçbir konuda umudu olmadığını yineleyen Bilgin, şunları kaydetti: "Sen onun yerine o öğrencilerin öğretmen, eğitim, sağlık, yaşam sorunuyla ilgilen. Her gün sokakta öldürülen kadınların katillerini bul, işçi sınıfının sorunlarıyla ilgilen."

Başbakan Erdoğan'ın "Biz muhafazakar demokratız" dediğini hatırlatan Bilgin, "Demokratlık bunun neresinde? Sen demokrat değil, dinci gerici politika yürütüyorsun" dedi.

'GERÇEK GÜNDEMLERLE UĞRAŞIN'

Kayıp Nurettin Yedigöl'ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, "Siz hiç yakınınızı kaybettiniz mi?" diye sordu ve ekledi: "Yeter artık. Sadece yakınlarımızın kemiklerinin parçalarını istiyoruz. Devlet, bunun yerine gençlerle uğraşıyor. Bırakın suni gündemleri, ülkenin gerçek gündemleriyle ilgilenin."

'SİZ Mİ BİZE ÖĞRETECEKSİNİZ NAMUSU, ONURU?'

Kayıp Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız, 450 haftadır Galatasaray Meydanı'nda oturduklarını hatırlattı. 18 yıl önce Baba Ocak'ın, gözaltında kaybedilen oğlu Hasan Ocak'ı bulmak için burada oturma eylemine başladığını ve yollarını açtığını söyleyen Hanife Yıldız, "Gidenlerimizin hala kemikleri sızlıyor, toprak inliyor. Berfo Ana hala bizden 'Başbakan Erdoğan'a oğlumun kemikleri nerede?' diye sorun diyor. Biz sadece bizden aldığınız sevdiklerimizin kemiklerini istiyoruz" dedi.

Yıldız, "Başbakan tüm bu sorunları bir yana bırakmış, namus bekçiliğine soyunmuş" diyerek, Başbakan'a "Siz mi bize öğreteceksiniz namusu, onuru?" diye sordu.

Başbakan Erdoğan'ın kendilerine "Bu kayıplar benim dönemimin kayıpları değil" dediğini hatırlatan Yıldız, "Senin döneminin kayıplarının fotoğrafları da çoğaldı. Roboskî, Gezi direnişçileri kaybettikleriniz işte. Senin başbakanlığını kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

Hasan Ocak'ın ağabeyi Ali Ocak, hiçbir zaman hukuk ve adalet kavramlarının içinin bu kadar boşaltılmadığını belirtti. Ocak, şunları söyledi: "Bu ülkede 15-16 yaşında çocuk gelinler/damatlar yaşanıyor. İnsanlar işkencede öldürülüyor. Başbakan'ın buna ilişkin bir şey yaptığını görmedik."

'BİN YIL DA OLSA BURADAYIZ'

"18 yıldır buradan haykırdık, bağırdık, kar, yağmur demedik, eylem yaptık. Sesimizi, soluğumuzu dünyanın dört bir yanına duyurduk, Türkiye devletine duyuramadık" diyen Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç, bin yıl da olsa mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. Karakoç, "Kaybettiğimiz değerlerimize söz verdik" dedi.

Cemik Kırbayır'ın ağabeyi Mikail Kırbayır, devlet yöneticilerinin yanı sıra halkın, komşularının da kayıplar sorununa yeteri kadar duyarlı olmadığını belirtti, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dedikçe mezarsızlığımız, köleliğimiz devam edecek" dedi.

12 Eylül zihniyeti devam ettiği için 6 Gezi direnişçisinin sokak ortasında öldürüldüğünü ifade eden Mikail Kırbayır, emekçilere seslendi: "Böyle ümmetten böyle peygamber olur. Biraz uyan!"

'ROBOSKÎ DAVAYI NEDEN ASKERİ MAHKEMEDE?'

Eyleme katılan BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, '90'lı yıllarda kayıplardan sorumlu olan çok sayıda kişinin bugün hükümet ve devlet mercilerinde önemli yerlerde görev yaptığını hatırlattı, "Devlet gerçeklerle yüzleşmek istiyorsa kayıpları ve derin devletin iç cinayetleri sorgular. Çünkü, iç cinayetler aydınlatılmazsa ne derin devleti, 28 Şubat'ı ne de Roboskî katliamını yapanları anlarız" dedi.

"Roboskî davası niye askeri mahkemede?" diye soran Kaplan, "Dünyanın neresinde görülmüş kadının kadıya şikayet edildiği. Başbakan, İçişleri Bakanı gelsin sadece beş dakika burada kayıp aileleri ile otursun. Bakalım ne hissedecekler! Adalet olursa barış olur, insan hakları, demokrasi olur! şeklinde konuştu.

Kaplan'ın ardından Maside Ocak, Halil Birlik ve Mehmet Bilgeç'in ailelerinin gönderdiği mektubu okudu.

Haftanın açıklamasını Pınar Yanardağ okudu. Halil Birlik ve Mehmet Bilge'in '90'lı yıllarda Silopi'de gözaltına alınarak kaybedildiğini hatırlattı.

Olaydan bir hafta sonra ailelerin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'dan görevi devralan Meral Akşener'le görüştüklerini hatırlatan Yanardağ, Akşener'in ailelere olayın aydınlatacağı yönünde söz verdiğini söylediğini kaydetti.

O dönem TSK bünyesinde JİTEM ve MAK'ta aktif görev yapan Yıldırım Beğler'in 13 yıl sonra bir röportajda, "Mesela Halil Birlik ve Mehmet Bilgeç isminde iki Silopili iş adamı vardı. Bunları Mete Yüzbaşı (Levent Göktaş) infaz listesine ekledi. Onları sorguladılar, ondan sonra A. astsubay ile Ş. başçavuş bölüğün içinden Aktepe Ateşalan'a giden toprak bir yol vardı, oraya götürüp bu iki iş adamını oraya gömdüler" dediğini söyledi.

Ailelerin, Albay Levent Göktaş'ın Ergenekon davası kapsamında yargılanması için davaya müdahillik talebinde bulunduğunu kaydeden Yanardağ, talebin kabul edilmediğini, Göktaş'a bu konuda tek soru dahi sorulmadığını anımsattı.

Halil Birlik ve Mehmet Bilgeç'in devletin politikası sonucu, devlet yetkilileri tarafından kaybedildiklerini söyleyen Yanardağ, "Bu politikaların yerelden ulusala tüm uygulayıcıları ve sorumluları bellidir. Eksik olan tek şey; onların akıbetinin açığa çıkartılacağı, faillerin yargılanacağı siyasal iklimi yaratma iradesidir. Bu irade gösterilmediği sürece insan hakları, demokrasi ve barış bu topraklara kök salmayacak" dedi. ETHA

1644