Cuma Nisan 28, 2017

YDK aktivisti Çiğdem Büyükpancar: "Siz hiç 3 ayda 3 hapishane değiştirdiniz mi?"

kaypakkaya-partizan
Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren Zakir Karabulut’un taziyesine katıldığı gerekçesiyle tutuklanan Yeni Demokrat Kadın (YDK) aktivisti Çiğdem Büyükpancar, gözaltı ve tutuklanma sürecini yazdığı mektupla anlattı.

 

Geçtiğimiz Eylül ayında HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Alp Altınörs’ün de aralarında olduğu 17 kişi gözaltına alınmış; 12 kişi tutuklanmıştı. Yeni Demokrat Kadın aktivisti Çiğdem Büyükpancar’ın da aralarında bulunduğu 17 kişi, Ankara Katliamı’na yaşamını yitiren Zakir Karabulut’un cenazesine katılmak ile suçlanmıştı. Büyükpancar, Tokat Hapishanesi’nden Bayburt’a ve oradan da Bitlis’e olan hapishane sürgünleri ile gözaltı sürecini aktardı.

3 ayda 3 hapishane değiştiren Büyükpancar’ın ‘O hapishane devletin, bu hapishane devletin’ başlığıyla yazdığı mektup şu şekilde:

O hapishane devletin, bu hapishane devletin

Deneyim insanın bir adım daha atabilmesi için bir şeyleri tecrübe etme durumudur. Değişim ve dönüşüm, ilerleyebilmek için yaşantıda bir şeyleri değiştirme isteği ve çabası… Bu bir deneyim yazısı olacak. Bana, zorla devlet tarafından yaşatılan bir deneyim. Yaşamında bir kriz süreci… Benim açımdan krizi fırsata dönüştürme arzusu ile dolu bir deneyim…

‘İçeride mektup beklemek/ yanık türküler söylemek bir de/ bir de gözünü tavana dikip sabahlamak/ tatlıdır ama tehlikelidir’ Nazım’ın dizelerinden de anlaşıldığı üzere şu arada içeride, evet hapishanedeyim. Tatlı ama tehlikeli vurgusu o kadar önemli ki. Büyük mücadele gerektiriyor burası. Amaçsız ve umutsuz olursan her geçen gün insanlığından uzaklaşma tehlikesi ile dolu bir ortam.

Bir insan kaç farklı şekilde ölebilir?

Galiba en baştan başlamam gerekiyor. Taziye; genel manada bir insanın yaşamını yitirdikten sonra ardından tutulan yas, cenaze işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve canlının defnedilmesi anlamına geliyordu benim için. Yani kısacası hayatını kaybeden kişiye veda etme, sevenlerinin bir araya gelip yaşanılan acıyı paylaşması.

Peki bir insan kaç farklı şekilde ölebilir? İntihar ederek, sağlık problemleri, kazalar, ani bir kalp krizi vs. Birçok şekilde ölebilir. Fakat katledilmesi bir insanın… Bu yaşanılan acıyı iki katına çıkarır. Bombanın patlaması, yüzlerce insanın yaşamını yitirmesi… Vahşi bir şekilde insanın, insanlığın yok edilmesi… Aynı üniversitede okuduğum bir arkadaş da katledilenler arasındaydı ve ben onun taziyesine katıldım. Barış, insanlık, umut diye çığlık çığlığa bağırırken öldü arkadaşım. Taziyesine barış, insanlık, umut diye bağıra bağıra gittim. Aradan yaklaşık bir yıl geçmişti. Taziyeye katılmam gerekçe gösterilerek hapsedildim. Tutsak edildim. Bir yıl boyunca bombalı saldırılarda yaşamını yitirenlerin suçluları bulunamamışken tutsak edildim. Ben bir tutsağım. ‘Tutsak’ kelimesini yazarken bile nasıl yani diyorum.

İnsanlığıma el konulamadı!

Galiba en baştan başlamam gerekiyor. Gözaltı kararı çıkartılmış, kendimi bir anda TEM’de bulmuştum. Her şeyime el konuldu. ‘El konuldu’ derken mallara sadece, insanlığıma asla! Çok ‘iyi’ davrandılar. Sanki evimde değil de nezarette gibiydim. İşlerim tamamlandıktan sonra birileri bağırmaya başladı. Yoğun bir şekilde ‘güzel’, ‘hoş’ hakaretlere uğradım. ‘Arkanı dön’ dediler. ‘Hayır’ dedim, ‘Bana ters kelepçe takamazsınız.’ Onlar ‘Takarız’ dediler, hakarete uğradım yine. Takardın, takamazdın derken yaklaşık üç buçuk saat ters kelepçeye maruz kaldım. Ama içimden hep eğleniyordum. Genelde sinir bozucu durumlarda gülümsemek gibi bir alışkanlığım vardır. İçimden ‘ters insanlar kelepçeyi de ters takarlar’ diyerek gülüyordum. Sonra dosyanın bulunduğu şehre geldik. Şehrin TEM kapıları önümde ardına kadar açıldı. Öyle bir açıldı ki 6 gün ‘misafir’ edildim. Yemekler muhteşem, tuvaletler çok temiz dersem inandırıcı olmaz herhalde. O kadar misafirperverdiler ki yerde yastıksız yatmama gönülleri el verdi günlerce. 6 gün olabildiğince belirsiz, iğrenç ve kötü geçti. Hayatımda ilk defa gözaltına alınmam nedeniyle 6 gün biraz fazla geldi diyebilirim.

“Öylesine” ilerleyen bir süreç

Sonra ifade süreci… İfade genelde avukat eşliğinde sorulan sorulara cevap verme şeklinde geçer diye zannediyordum. Benimki bol tehditli geçti gibi geldi. ‘Öylesine’ sorulmuş olan sorular bitti ve yine ‘öylesine’ savcı, hakim karşısına çıktık. Sonra ‘öylesine’ tutuklandık. Yani süreç ‘öylesine’ ilerledi.

Bu sefer hapishanenin kapıları ardına kadar açıldı. Geçici koğuşa konulduk. Çünkü orada siyasi kadın koğuşu yoktu. Bir aya yakın ‘öylesine’ takıldık. Havalandırmamız yoktu. İsterlerse bizi başka bir yerin avlusuna çıkarıyorlardı. Kimse ilgilenmiyor, sorularımıza yanıt alamıyorduk. Bir gün, ‘Haydi gidiyorsunuz’ dediler. Uzun ince bir yol… O hapishane devletin, bu hapishane devletin tutsak tutsak gezdik. Bizi (4 kişi) Bayburt’a getirdiler. Buranın da kapıları ardında kadar açıldı. Bir koğuşta 4 kişi kaldık. Bayburt Hapishanesi’nde hayatımdaki ilklerden birini daha yaşadım. Olmayan etkinliklerden bir ay ceza verdiler. Gerçekten hiçbir sosyal-kültürel etkinliğin olmadığı bir yerden böyle bir ceza verilmesi tuhaftı.

3 ayda siz hiç 3 hapishane değiştirdiniz mi?

Ve yine bir gün ‘Haydi gidiyorsunuz’ dediler. O hapishane devletin, bu hapishane devletin tutsak tutsak yine yola çıktık. ‘Devlet var oldukça özgürlük yoktur, özgürlük olacağı zaman devlet olmayacaktır’ cümlesini düşündüm. Düşünmeyi hiç bırakmadım. Bir baktık Bitlis. Bitlis Hapishanesi’nin de kapıları ardına kadar açıldı. Yasaklar dolu bir hapishane. Kitap dışarıdan yasak, sınavlar yasak, yasak, yasak…

Üç ayda siz hiç üç hapishane değiştirdiniz mi? Biz değiştirdik. Tamam diyorum, bir devrimci değişmeli. Hayatında iyi yönde değişim olmayan bir devrimci ilerleyemez. Bu kadar değişim de insana bir değişik geliyor! Şu anda bu yazıyı Bitlis’ten yazıyorum ama elinize geçmeden başka bir yerde olursam anlatırım yine.

Kaldığım koğuş 6 kişilikmiş. Biz 18 kişi kalmayı başardık. İmkansız diye bir şey yokmuş. 5 kişi gitti koğuştan ve ben hala yerde yatıyorum.

Kendimi tutsak gibi hissetmiyorum

Kendimi hiç mi hiç tutsak gibi hissetmiyorum. Bu mektubu bir tutsak yazmış gibi hissetmeyin. Kafama, düşüncelerime pranga vurulmadı, vurulmayacak. Bir çocuk gibi şen, bir insan olarak hala inatçı ve azimliyim. Berthold Bretch diyor ya diyalektiğe övgü şiirinde, ‘Yaşayan; hiçbir zaman demesin hiç! /Sağlam görünen sağlam değildir ve böyle gelen, böyle gitmez/ Egemenlerin sözü bittiğinde konuşacaktır ezilenler/ Kim hiçbir zaman diyebilir?/ Eğer zulüm egemen kılınırsa bu kimin sayesinde olur: Bizim sayemizde/ Zulüm egemenliğinin yıkılması nasıl olur: Yine bizim sayemizde/ itilip kakılıp yere düşen kalksın ayağa/ yitirmiş olan her şeyini atılsın savaşıma/ Kim durdurabilir kendi durumunun bilincine varanı ve hiçbir zaman dönüşecektir hemen bugüne’”

382