Salı Mart 28, 2017

YDK: Kadın düşmanlarına karşı isyandayız!

kaypakkaya-partizan
Bugün sadece bir saatliğine yüzünüzü nereye dönerseniz, hangi gazeteyi açarsanız, hangi TV kanalını seyrederseniz değişmeyen bir gerçeklikle karşı karşıya kalırsınız: KADINA YÖNELİK ŞİDDET!

 

Türlü türlü bahanelerle işlenen cinayetler, milyonda biri yansıyan taciz ve tecavüzler, çoğunlukla kulaklarımızı tıkadığımız ev içinde yaşanan dayak vb. saldırılar…

Bugüne kadar Yeni Demokrat Kadın olarak; kadına yönelik şiddete karşı mücadele ederken, devrimci örgütlenmelerin içinde bu şiddetin yaşanmadığını ya da yaşanmayacağını düşünmedik, düşünmüyoruz elbette. Nitekim, dillere pelesenk edilircesine sıkça tekrarlanan bir gerçekliktir, “devrimcilerin de sınıflı toplumun bir ürünü olduğu, bu toplumun kirini-pasını bir anda üzerinden atamadığı” vs. vs. Ancak bu kir-pas içinde en az tartışılan konulardan birinin de kadına yönelik şiddet olduğu gözlerden kaçamayacak kadar bariz bir durumdur. Yani devrimci örgütlenmeler içinde yaşanan şiddetin de çoğunlukla “yen içinde” kaldığını söylemek mümkündür.

Oysa, devrimciliğin kriterlerinden biri de “kadın sorunu”na bakış açısında gizlenmektedir. Gizlenmektedir diyoruz; çünkü bu konudaki erk(ek) egemen, ataerkil düşünce yapısı ve şekilleniş (uç noktalarda ve bazı durumlarda ortaya çıkmadığı sürece) “sonsuz”a kadar kendini var edebilmekte, yaşam alanı bulabilmektedir. Bir sistemi yıkmaya çalışıp da, onun en temel özelliklerinden-dayanaklarından biri olan ataerkiyi içinde yaşatmanın çelişkisinin devrimciliği kötürümleştirdiğini görmemek için kör olmak gerekir. Dolayısıyla, bahsini ettiğimiz gizliliği ortadan kaldırdığımız oranda, bu sisteme alternatif oluş, başta kadınlar olmak üzere ezilenler nezdinde daha görünür ve inandırıcı olacaktır.

Nitekim, 8 Aralık 2013 tarihinde, Ankara’da Yeni Demokrat Kadınlar tarafından, uzun bir süredir, çeşitli zamanlarda Partizan çevresinde yer alan Servet Çıracıoğlu’nun dövülerek cezalandırılması, bu duruma müdahale olarak görülmelidir. Bu şahıs, yaklaşık 15 yıldır, Partizan çevresinde yer almış, bu süre içerisinde hem duygusal ilişkisi bulunan kadın arkadaşlara uyguladığı duygusal, cinsel ve fiziki şiddet hem de farklı nedenlerle defalarca uzaklaştırılmış ancak bir şekilde yeniden ilişki kurularak işlediği suçların yanına kâr kalmasına neden olunmuştur. Dolayısıyla YDK’lı kadınların bu hareketi, aynı zamanda başta şiddet uyguladığı kadınlar olmak üzere halka bir özeleştiri olarak da okunmalıdır.

Ancak bunun, gecikmeli bir müdahale ve özeleştiri olduğu açıktır. “Geç gelen adalet, adalet değildir” denirken, devrimcilerin bu şahısla bunca yıldır ilişkilenmesi ciddi bir olumsuzluk, bir bilinç kırılması olarak kabul edilmelidir. Mücadele seyri içindeki iniş-çıkışlar, yaşanan boşluklar, aktarım eksiklikleri vs. yaşanan durumun açıklamaları olsa da, aynı şahıs özgülünde defalarca tekrarlanması nedeniyle kabul edilemezdir. Yaşamın boşluk tanımadığını en iyi devrimciler bilir/bilmelidir. Açıktır ki bu boşluklardan sızanlar, bu gibi “tip”leri karşımıza çıkarmaktadır.

Şiddetin iktidar-erk’le olan ilişkisi kurulmadığında, şiddete “psikolojik sorunlardan” “öfkenin kontrol edilememesine” kadar bir dizi bahane bulunur. “Öfke”nin başka insanların yanındayken kontrol edilebilmesi, ama kadınla yalnız kalındığında kontrolden çıkması, psikolojik sorunların sadece kendi “mal”ı ya da zayıf gördüğü kadına yansıması vs. bu bahanelerin içinin nasıl da boş olduğunu gösterir. Aynı durum bu şahıs için de geçerlidir. Şiddetin en iğrenç-ağır biçimi, kendinden güçsüz gördüğüne uyguladığın şiddettir. Susacağından emin olduğun, kimseye söylemeyeceğini inandığın, sana ait olduğunu düşündüğün kişiye yönelik şiddet, anlık bir öfke patlaması değil, planlı-programlı işkencedir.

Son olarak; YDK’nın kadına yönelik işlenen suçlara ve konumuz özgülünde bu şahsa olan tavrı nettir. Bir kez daha bu şahsın, boşluklardan yararlanmasına ve devrimci çevrelere girmesine izin vermeyeceğiz. Herkesten de, aynı devrimci tavrı takınmasını, bu (ve benzer) şahısların tecrit edilmesini, onlarla ilişki kurulmamasını istiyoruz. Bu şahısla; “değişebilir”, “rehabilite edilebilir”, “eski arkadaşlık” vs. gerekçelerle kurulacak ilişkinin taraf belirlemek anlamına geldiği/geleceği bilinmelidir. Bu tarafın yanlış olduğunu söylemeye herhalde gerek yoktur. Bu tarafı seçenlerin suçluyla empati kurmak yerine, zorla arabaya bindirilip işkenceyle kaçırılan, ıssız bir yerde dövülen, kıyafetleri yırtılan, sopalarla dövülen, hakarete uğrayan, taciz-tecavüz girişiminde bulunulan vb. vb. kadınlarla empati kurmalarını tavsiye ederiz. Yalnız bırakılmayacak, dayanışma içinde bulunulacak olan bu kadınlar olmasına karşın, suçluyla bu tür bir ilişkiye girmenin nasıl bir dayanışma örneği olduğunu izah etmek için çok fazla düşünmeye gerek yoktur sanırız.

Sonuç olarak; kadına yönelik şiddete karşı mücadele çok geniş bir alanda, çok geniş bir çerçevede, türlü yöntemlerle vs. ele alınması gereken bir mücadeledir. Ama her halükarda bu mücadelede esas olan kadınların dayanışmasıdır. Erk-iktidar dayanışmasına karşı kadın dayanışması güçlenmediği, kadınlar bu mücadelede özne olmadığı sürece, yaptığımız müdahalelerin hep eksik olacağını söylemek gerekir.

Kadına yönelik şiddete karşı yaşasın kadın dayanışması!

Şiddete karşı suskun değil öfkeli, yalnız değil örgütlüyüz!

YENİ DEMOKRAT KADIN

Aralık 2013

1345

  

Son Haberler