Cuma Mayıs 26, 2017

Denizlerin devrimci çıkışını, Kaypakkaya’nın kopuşunu kuşanalım!

OHAL koşulları altında türlü engellemelere, baskılara rağmen coğrafyamızın dört bir yanında gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, sınıf hareketinin durumu hakkında oldukça zengin veriler, ipuçları sundu. İşçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlar, geleceksizleştirilmeye, esnek ve taşeron çalışmaya, emeği ve alınterinin gasp edilmesine, kıdem tazminatına göz dikilmesine karşı alanları doldurdu. Kuşkusuz tüm bu saydıklarımızın yanı sıra 1 Mayıs meydanlarına damgasını vuran en belirgin gündemlerden biri de 16 Nisan referandumunda yaşananlar oldu.

Kitleler, “Hayır”a yönelik tehditler, gözaltı ve tutuklamalarla geçen, eşitsiz koşullarda gerçekleşen seçim yarışına karşın sokakta adım adım büyüttükleri “Hayır” iradesinin çalınmasına, yaşanan hilelere ve gayri meşru seçim sonuçlarına yönelik tepkisini 1 Mayıs alanlarında dile getirdi. Sokakta büyüyen “Hayır” öfkesi ve tepkisinin 1 Mayıs’ta da karşılık bulduğu bir gerçektir. AKP’de ifadesini bulan düzenin tüm uygulamalarına karşı gelişen öfke ve buradan beslenen direniş, 1 Mayıs’la buluştu. Sistemin sömürü, zulüm; imha, inkar ve asimilasyon; cins ayrımcılığı ve homofobiyle bezeli saldırılarına karşı yükselen “hayır” ve “dur” çığlığı 1 Mayıs alanlarında yankılandı.

2017 1 Mayıs’ının önceki yıla kıyasla daha kitlesel ve coşkulu geçmesi, OHAL koşulları, baskı, gözaltı ve tutuklamalara rağmen yığınların mücadele istek ve iradesinden vazgeçmediğini ve mevzilerini yeni güçler ve motivasyonlarla tahkim ettiğini gösterdi. Açık ki kitleler, komprador burjuvazi ve toprak ağalarının şovenizmle örülü şiddet ve zor aygıtına önceki yıla oranla daha güçlü bir direniş ve mücadele mesajı vermiştir.

16 Nisan referandumunda fiili meşru mücadele ile sokakta, gözaltı ve tutuklamalara inat geliştirilen “Hayır” iradesini bir adım ileri taşımak; devletin yasak ve engellemelerinin simgesi durumundaki İstanbul-Taksim’i hedeflemek yaklaşımı ile hareket edilmiştir. Bugünkü politik atmosferin bir sonucu olarak şekillenen söz konusu taktik, temelde, faşizmin Taksim’de cisimleşen işçi sınıfı ve emekçi yığınlara dönük yasak ve saldırılarını teşhir etmeyi amaçlıyordu. Sürecin özellikle de “Hayır”la birlikte açığa çıkan enerjinin büyütülmesi perspektifiyle birçok devrimci ve ilerici kurum tarafından Taksim’de olunması kararı alındı.

Bu kararda etkili olan önemli bir mesele de 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksim’e çıkanlara dönük katliamın 40. yıldönümü olmasıydı. 34 işçi ve emekçinin katledildiği, yüzlerce işçinin yaralandığı katliamın ardından Taksim, 1 Mayıs’a kapatılmış, 1 Mayıs’ın kanlı tarih bilinci unutturulmak istenmişti. Ancak bu ülkenin devrimci ve ilerici güçleri buna izin vermeyerek ilk olarak 80’li yılların sonları, 90’lı yılların başlarında bu yasağı delme yönelimiyle hareket etmiş, bedel ödemiştir. Daha sonra ise 2000’li yıllarda Devrimci 1 Mayıs Platformu adı altında biraraya gelen devrimci ve ilerici güçlerin itkisiyle konfederasyonlar, meslek odaları Taksim yasağına karşı yıllarca alana çıkma mücadelesi vermiş ve sonuç olarak 2009 yılında “sınırlı temsiliyet”le; 2010, 2011 ve 2012 yılında ise 1 Mayıs’a açılan Taksim yüzbinleri ağırlayarak 1977 ruhunun hala nasıl diri olduğunu ortaya sermişti. Ancak 2013 yılından itibaren ise Taksim yine yasaklanmış, bu yasağı Gezi İsyanı izlemiş ve o tarihten bu yana devlet Taksim’i adeta “namus” ve “intikam” meselesi haline getirerek işçi ve emekçiye yasaklamıştı. Geçtiğimiz yıl yine devrimci ve ilerici bir kesim tarafından Taksim’e dair ısrar sürdürülürken emek örgütleri ve meslek örgütlerinin Bakırköy’de miting düzenleme kararı almış, durum bu yıl da bir öncekine benzer bir tablo yaratmıştı.

Bu kapsamda önceki yıldan farklı olarak devrimci, ilerici güçlerin daha organizeli olduğundan ve ortak duruşundan da söz etmek gerekir. Kuşkusuz 2008, 2009’da başlayan ve devamında Taksim yasağının delinmesi ve 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleştirilmesiyle sonuçlanan süreçle kıyaslandığında işin çok başında olunduğu da bir gerçektir. Kıyaslarımız bugünkü politik atmosfer içinde ve özellikle OHAL’in gölgesi altında, bir önceki yıl düzenlenen 1 Mayıs’ladır. Bu bağlamda önceki yıla oranla gerek Taksim ısrarı ve kararlılığında gerekse de Bakırköy’de alanları dolduran kitlelerin coşku ve kitleselliğinde belli bir gelişimin olduğundan söz etmek yanlış olmaz.

Tüm bunlara ek olarak bu yıl İstanbul için alınan Taksim kararının kendisinin en öncelikli gerekçesi, devletin diz çöktürme ve sürekli geri adım attırma politikaları karşısında gedik açma, tıkanmaya çalışılan direnişçi nefes kanallarımızı temizlemedir. Ancak bu durum, Taksim ısrarının komünistler açısından stratejik bir konu anlamına gelmez, gelmemelidir. Taktiksel ve dolayısıyla dönemsel olarak alınan Taksim kararı, Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğu, olması konusundaki düşüncenin bir göstergesidir. Ancak bunu stratejik olarak ele alıp işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı Taksim kararı ve ısrarı ile darlaştırma yaklaşımı kabul edilebilir değildir ve halihazırda işçi sınıfı ile devrimciler arasındaki kopuşu derinleştirme, işçi sınıfını kendi mücadele gününden uzaklaştırma tehlikesi taşıdığı durumda yeniden değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

 

Devletle toplumsal mücadele arasında savaşım

“Diz çöktürme” adı altında 2.5 yıldır tüm demokratik hakların tırpanlandığı, siyasi ve askeri operasyonlarla başta Kürt ulusal mücadelesi olmak üzere coğrafyadaki devrimci durumu ve toplumsal muhalefeti bastırma, geriletme amacının güdüldüğü süreç, egemenlerin istediği şekilde ve verimde ilerlemedi. Bundan kaynaklı daha önce parça parça ilan edilen OHAL, “darbe girişimi” mizanseni ile tüm ülkeye yayıldı ve 3 aylık üç dönemi geride bırakan OHAL süreci 4. evreyle 1. yılını tamamlamaya doğru koşuyor. Ancak OHAL’in tüm ülkede uygulanması ciddi bedellere neden olsa da toplumsal muhalefetin sokaktan geri çekilmesini sağlayamadı, referandumda görüldüğü üzere halkın sık sık OHAL’i deldiği örnekler yaşandı.

Ancak tüm bu gerçeklikler, devletin devrimci ve ilerici güçlere karşı sürdürdüğü savaşımda “kazanım” elde etmediği anlamına gelmez. Aksine devlet, bu süreçte sokak eylemlerine neredeyse istisnasız saldırmış, gözaltı ve tutuklamalarla devrimci ve ilerici kesimleri hapishanelerde tutsak ederek fiili engellemelere girişmiştir. Özellikle Türkiye Kürdistanı’nda devrimci güçlerin ve toplumsal muhalefetin nefes kanalları tek tek tıkanmış, ardı arkası kesilmeyen siyasi ve askeri operasyonlarla bölgede sadece 2.5 yılda binlerce kişi katledilirken, on bini aşkın kişi de tutuklanmış durumda. Devletin politikası, halkı köşeye sıkıştırmak ve diz çöktürmek üzerine kurulu olduğu için bu yolda tüm eşitsiz, insanlık dışı, vahşi uygulamaları devreye sokmaktan çekinmemiştir!

1273

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelismelere iliskin politik aciklamalarin yazilar.  

Partizan'dan

“Rojava’yı anlamak”

Rojava, emperyalizme-faşizme ve gericiliğe karşı savaş ve direnişin yürütüldüğü hatırı sayılı toprak parçalarından biridir. Bir yandan TC ordusuna ve DAİŞ faşistlerine karşı direnilirken diğer yandan “ekonomi-eğitim-sağlık-kültür-basın-güvenlik-demokratik yönetim-inşa” gibi birçok konuda özgürlükler tarihine eklenebilecek nitelikte önemli ders ve deneyimler kazanılıyor. Rojava, ezilenlerin direniş ve savaş geleneğine özgürlük ideallerine değişik düzeylerde katkı sunacak mütevazi süreci yaşamaktadır.

1 Mayıs için Taksim iradesi gösterenleri tehlikeye atanları, şiddet uygulayanları özeleştiri vermeye çağırıyoruz!

Kolektifimizin uzunca bir süredir yaşadığı çeşitli iç sorunlar en son Özgür Gelecek gazetesi Aksaray bürosunun basılması, gasp edilmesi ve çalışanlarının darp edilmesiyle ile ciddi bir aşamaya ulaşmış, bu ve devamında sürdürülen devrimcilere dönük şiddet pratikleri, devrimci kaygılardan uzak bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu açık bir şekilde ortaya sermişti.

Ermeni mücadele tarihinde Antranik Ozanyan

20.yüz yılın başlarında Ermeni halkının durumu vilayetlerde hiç de iyi değildi.Ümit verici gelişmelerden uzaktı.Osmanlı hükümeti Sasun yöresinde Ermeni halkının yükselen devrimci mücadelesini en ağır biçimde kanla bastırarak sonuca ulaşmak için karar vermişti.Bunun yanısıra dayanılmaz ölçüde ağır vergiler,haraçlar artık halkın ekonomik olarak da varlığını tehdit eder noktaya getirmişti.Ağır siyasi ve ekonomik baskılar beraberinde Fedai Hareketinin doğmasına sebep olmuştur..Halkı savunan,direniş örgütleyen Fedai'ler tarihin ortaya çıkardığı zorunlu birlikteliklerdir.Halk zorunlu olarak silah

Ne Macron Ne Le Pen

Fransa’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu sona erdi. İkinci tur Macron ve Le Pen arasında geçecek.
Anketler, zaten çok uzun zamandır Marine Le Pen’in ikinci tura kalacağını söylüyordu. Macron ise Sosyalist Parti’deki dağınıklık sayesinde ikinci tura kaldı.
Süreçte herkes, solcu cumhurbaşkanı aday adaylarına dair şakalara tanıklık etti. Benoît Hamon’un seçilmesi sonrası birçok solcu, Manuel Valls önderliğinde gemiyi terk etti ve böyle birine güven duyabileceklerini ortaya koydular.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı

Dörtler’i ezilenlerin yüreğinde, direnişlerini savaşımızda yaşatacağız

Ermeni soykırımında karadeniz'e çuvallarla atılan insanlık:Tamer Çilingir

Bugün Ermeni soykırımının tarihsel nedenlerini daha iyi anlayabilmek için Osmanlı İmparatorluğu’nda 1876 yılında II. Abdülhamid tarafından ilan edilen anayasal yönetim olan 1. Meşrutiyet dönemine gitmek gerekir. 1876’dan 1923 yıllarına kadar yaşanan süreçte Ermeni, Süryani ve Rumlar soykırımına uğratılmıştır, yok edilen sürgün edilen bu halkların ardından tek ulus, tek din temeli üzerinde yeni bir devlet inşa edilmiştir.

‘Nenemin Masalları'

Bazı kitaplar sadece içerikleri ile değil, yaratım süreçleri açısından da övgüyü hak eder. Çünkü içerikleri kadar üretildikleri koşulların ağırlığına da direnmişlerdir. 1980 darbesinin en korkunç işkencehanelerinden birine dönüşen Diyarbakır Cezaevi’nde kalan bir tutuklu olarak Serdar Can’ın, 1991 gibi bir tarihte, 1915 Ermeni Soykırımı hafızasını neredeyse ilk defa ele aldığı ‘Nenemin Masalları’ kitabı tam da bu bağlamda övgüyü hak ediyor.

İdam cezasına mahkum edilmiş bu genç devrimci devletin soykırıma yönelik inkar duvarında bir gedik açmayı başardı.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:Saldırıları Rojava devrimini büyüterek boşa çıkaracağız

Saldırıları Rojava devrimini büyüterek boşa çıkaracağız

Öncelikle Faşist TC ordusunun Rojava ve Şengal'e yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda şehit düşen tüm arkadaşları anıyor, onların anılarına, Rojava Devrimine ve Şengal'deki kazanımlara sahip çıkıp büyüteceğimizin sözünü veriyoruz.

Şengal'e saldırı

Cumhurun başı RTE 7 haziran seçimlerinde sandıkta almış olduğu yenilgiyi nasıl ki kendi lehine çevirmek için Kürtlere yönelik bir saldırı politikasıyla yasama geçirmek istedi ve bu politikada kendince başarılı olduğunu gördüyse şimdi de 9 nisanda Anayasa referandumunda -yaptığı tüm yolsuzluklara,hırsızlıklara rağmen-aldığı yenilgiyi tersine çevirmek,meşruluğu tartışmalı referandumun dikkatini savaşa çekerek,kendisine manevra alan sağlamak için bu kez de dışarıdaki Kürtlere yönelik saldırı politikasını yaşama geçirdi.

Yeniden Siyasi Denetim Geriye Gidiştir!

 

25 Nisan 2017 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulunda “Türkiye’de Demokratik Kurumların İşleyişi” konulu oturum sonundaki oylamada, “Türkiye’nin yeniden siyasi denetime alınması”  kararı alındı.

Ermeni soykırımında emperyalistlerin rolü...

102 yıl önce Osmanlı Devleti tarafından başlatılan Ermeni Soykırımı, “Kurtuluş Savaşı”yla sonuçlanmıştır. Soykırım 1894-'96 tarihinde II. Abdülhamit döneminde başlatılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kökten yapılmış ve Kemalistler tarafından sonuçlandırılmıştır. Ancak soykırımda emperyalistlerin de rolü olmuştur. Soykırımın yapıldığı süreç, kapitalizmin uluslararası bir sistem haline geldiği, geri kalmış ülkeleri pazar olarak kendilerine bağımlı kıldığı, sermaye ihraç ettiği ve pazarların paylaşımının tamamlandığı tarihsel bir süreçtir.

Sayfalar