Perşembe Mart 23, 2017

Hollanda ve Türkiye arasında yaşanan “krizi” nasıl okumalıyız?! H.Gürer

AKP’nin siyaset yapma Algoritması!

Türkiye, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşecek olan “anayasa ve başkanlık sistemi referandumu” için, dünya da eşi benzeri görülmemiş “seçim çalışmaları”na başladı. Sınır ötesi seçim çalışmalarının bir ayağını da Hollanda olarak belirleyen AKP, 11 Mart Cumartesi günü Hollanda Rotterdam şehrinde ‘referandum kampanyası programı’ organize etmek istedi. Bu etkinliğe katılmak isteyen Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, Hollanda hükümeti Dışişleri Bakanı Bert Koenders telefon ederek; “Hollanda’da referandum kampanyası yapmanızı istemiyoruz. Gelmeyin…” demesine karşın, Çavuşoğlu istenmediği bu ülkeye gitmekte kararlı olduğunu açıklamış, programını iptal etmeyeceğini duyurmuştu. Bu gelişmelerin ardından başlayan “diplomatik kriz” nasıl okunmalıdır? Buraya gelmeden kısa birkaç açıklama yapmak, süreci daha sağlıklı okumak açısından faydalı olacaktır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, Türkiye dünyada eşi benzeri olmayan bir seçim süreci işletiyor. Özel olarak Türkiyeli göçmen nüfusunun yoğun yaşadığı Avrupa ülkelerinde sandıklar kuruyor. Toplantılar, konferanslar, hatta mitingler düzenlemeye kadar işi taşırmaya çalışıyor. Bu durumdan rahatsız olan Avrupa ülkeleri, kendi ülkelerinde bulunan Türkiyeli göçmenlerin bilinçlendirilmesine karşı değiller fakat, Türkiye tarzı bir seçim kampanyasının da kendi ülkelerinde yürütülmesine haklı olarak karşılar. Çünkü neredeyse otobüsler tutulup marşlar çalınacak, direklerden direklere bayraklar asılacak hale getirilecek. Kendi ülkelerinin seçim süreçlerinde dahi bu vb. uygulamalar yapmayan Avrupalılar, Türkiye’nin bu tarzından pekâlâ rahatsız olma hakkına sahipler. İkinci bir nokta ise, bu tür çalışmalar kendi ülkelerinde toplumsal kargaşa, iç huzursuzluk, toplumsal gerilim vb. yarattığını düşündüklerinden, anayasa referandumu için Avrupa ülkelerinde toplantı düzenlemek isteyen bakanlara bugüne dek Almanya, Hollanda, Avusturya ve İsviçre engel çıkardı. Bu ülkelerin aynı anda siyasi, ekonomik ve askeri anlaşmalarını da yapmayı sürdürdüklerinin de altını çizelim!

Hollanda’nın çekildiği minder, bilinçli tırmandırılan kriz
Bu vb. gelişmeler her ne kadar AKP veya T.C karşıtı şeyler gibi gözükse de, iki yanı keskin bıçak gibi bir karakter taşıyor!

Birincisi; AKP iktidar olduğu 15 yıllık süreç boyunca, içine düştüğü her yönetememe krizinde, her seçim ve her referandum gibi kritik dönemlerde, kamusal sonuçları olan şeylerle kendisini “mağdur” durumuna sokmayı başarıyor! Böylece kitlesini daha da çok kemikleştiriyor. Karamsar durumda olan milliyetçi-sosyal şoven unsurların da histerik duygularını körükleyerek “kararlı” hale getirip yanına çekiyor! (Bu olayla CHP’nin tavrının da AKP ile aynılaşması gibi) Haliyle Hollanda’nın bu çıkışı, AKP’nin ön gördüğü başkanlık sistemini ve yeni anayasa tasarısının geçmesini garantilemesi açısından önemli bir “destek” ve “yardım” olarak görmek mümkün. Onca uzaklıkta bir ülkenin iç siyasetine ve iktidar partisine ancak bu denli bir yardımda bulunulabilirdi! AKP “bizi dışta AB ülkeleri, içte terör örgütleri istemiyor. Daha güçlü bir Türkiye için evet deyin” türünden ucuz sloganlar ve basit şoven kampanyalar için önemli bir hamle manevrasına sahip oldu. Kendi medyası ile yapamayacağı reklamı, isteyip de ulaşamadığı kesimlere dünya medyası ile ulaşmayı başardı. Dünyanın gündemine düşüp tartışılıyor olmak, milyar dolarlar vererek yapılamayacak büyüklükte bir şeyken, Hollanda’yı bu mindere çekerek yapmak daha akıllıcaydı. Bu başarıldı.

İkincisi; Hollanda hükümeti açıklamalarına baktığımızda, kendi ülkesinde yapılacak referandum çalışmalarını yasaklamış değil, sınırlandırmıştır! Yapılacak toplantı salonu için şöyle deniyor “Bakanın konuşması için yeni bir salon bulunması için görüşmeler sürüyordu ancak bu sırada Türk yetkililer Hollanda’yı tehdit etti. Bu durum mantıklı bir çözüm arayışını imkânsız kılmıştır.” ve Türkiye Dışişleri bakanının uçuşunu iptal etmelerini ise; “İptal kararı, uygun bir çözüm bulunması için görüşmelerin sürdüğü bir sırada kamuoyu önünde yapılan tehditler nedeniyle alındı.” Diyerek kamuoyuna açıklama yapan Hollanda hükümeti, krizi derinleştiren ve bu aşamaya getiren tarafın Türkiye olduğunu iddia ediyor. Açıklama da çarpıcı bir bölüm de şurası; “Hollanda hükümeti ülkedeki Türkiye vatandaşlarına referandum hakkında bilgi verilmesi için toplantı düzenlenmesine karşı değil. Fakat bu toplantılar bizim toplumumuzdaki gerilimlere olumlu katkıda bulunmuyor ve burada bir toplantı düzenlemek isteyenler, kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması için ilgili yetkililerin kurallarına uymalı. Türkiye hükümetinin bu konudaki kurallara saygı göstermediğini söylemek durumundayız.” Açıklama böyle. Türkiye tüm bu açıklamaları görmezden gelerek, tüm sivil bürokrasisi ile eylem, protesto, açıklama ve tehdit yarışına katılmış durumda. Kimse karşı tarafın ne dediğiyle ilgili değil. Portakal bıçaklayıp, suyunu sıkıp içerken, tehditler yağdırırken, anayasa referandumu için “evet” kampanyasını da aynı anda yürütmeleri son derece planlı bir kampanyanın ürünü olduğunu gösteriyor. “Hollanda resmi makamlarını aratıp mehter marşı dinletti” diye medyaya manşetler atarak kitlesini bu yönlü eylemler yapmaya yönlendirme derdindeler. Cumhurbaşkanı, bakanlar vs. kitleye bir zat eylem çeşitleri sunuyor. İşin bu aşamaya getirilmesi kimin işine yaradığı çok açık…

AKP’nin Kasımpaşa jargonu ile her önüne geleni tehdit ettiğini bu ülke insanı gayet iyi biliyor. Dolayısıyla da “(…) görüşmeler sürüyordu ancak bu sırada Türk yetkililer Hollanda’yı tehdit etti.” Açıklaması gerçekliği ifade ediyor. Aynı şekilde kimi bakanların “kimse bizim toplantımızı iptal edemez, programımız ertelenemez, hesabını sorarız, bedelini ödetiriz” türünden haberlerin yapıldığına da kimi gazete ve sosyal medya üzerinden tanık olduk. Tüm bunlar krizi tırmandırmak için yapılan şeylerdi. Çünkü karşılarında kendi vatandaşları olan gariban bir çiftçiye “ananı da al git” demediklerini, bir ülkeyi tahdit ettiklerini, bunun diplomatik, siyasi ve ekonomik sonuçları olacağını da gayet iyi biliyorlardı. Bilerek, planlanarak ve isteyerek de yapıldı. Çünkü her seçim ve referandum dönemlerinde olduğu gibi “mağdur” olmaya ihtiyaçları var. “Mağdurluktan” çıkıp mağrurluğa dönüşümü önümüzdeki günlerde hep birlikte daha açık ve net olarak göreceğiz…

Hollanda her ne kadar yapmak istediği “sınırlamalarının” nedenlerini açıklamaya çalışsa da AKP tarafından hızlı bir şekilde bu sesleri boğuldu. Hollanda’nın bu tutumunu “tanımsız” bir ifade haline sokarak dünya kamuoyu karşısında “haklı”, Türkiye halkları karşısında ise “mağdur” bir hale ulaşıldı. Böylece AB’nin demokrasi kriterleri kendilerince tartışılır hale getirilecek, Hollanda ise AKP tarafından fırsat verilmeden “tanımlayamadığı sınırlamalar” yüzünden tüm dünya tarafından siyasi baskı altına alınacak, böylece AKP Türkiye ve dünya halkları karşısında “prestij” elde edecekti. Bu “prestiji” Nisan’da ki anayasa ve başkanlık referandumunun geçmesi lehine kullanacaktı. Plan tuttu mu? Bizce tuttu. Hollanda’nın kısa gelecekte özür dilemesi büyük bir olasılıktır!..

Özetlersek;
Hollanda’nın AKP tarafından bilinçli ve planlı bir şekilde çekildiği bu minder, her ne kadar AKP karşıtı gibi gözükse de, esasen AKP’yi referandum sürecinde elini güçlendiren çıkışlardır! Referanduma kadar benzer gelişmeler, çıkışlar ve ülke içi veya ülke dışında siyasi, politik, askeri komplolar sürpriz olmamalıdır!

945

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Ölü paradigma ve ulus-devlet

“Osmanlı talancı bir imparatorluktu; ekonomik artığın üretiminden (köleci Roma, kapitalist Britanya gibi) ziyade, esas olarak vergi ve gasp yoluyla el konulmasına dayanıyordu; tutsak aldığı halkların yaşamları, üretim sistemleri pek umurunda değildi, esas olarak parazit bir yapısı vardı.” (Ergin Yıldızoğlu; http://globalpolitikultur.blogspot.com.tr/2007/11/pax-ottomana-ve-dier-m...).

Emperyalizm ve Ortadoğu -3- Müslüm Elma

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının “Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Liberalizme karşı hakikate nefer olmak…

Komünist olmak, dünyayı değiştirme mücadelesinde bir misyona sahip olmaktır. Bu misyon, adanmışlığı, mücadele azmini ve yaratıcılığı koşullar. Komünist olmaya dair misyon esas itibari ile, ülkede ve dünyada verili durumu inceleme ve ona uygun politika üretme görev ve sorumluluğuyla kendisini perçinler. Devrimci örgüt de tarihsel misyonunu, tam da bu zeminde üretir.

AKP iktidarı ile erdoğan patlamaya hazır volkanın üstünde! Garbis Ağparik ile Reportaj (3cu bölüm)

*-Devlet ne zaman bir çıkmaz içine girerse, hemen sorumlu olarak Ermeni'leri göstermeyi alışkanlık haline getirdi. Son başarısız darbe girişiminin sorumlusu olan Fetullah Gülen'in “öz be öz Ermeni'dir. F. Gülen'in köyü Ermeni köyüdür, kökeni Ermeni'dir, bizzat büyük dedeleri Erzurum'da Türk'lere yapılan soykırımda aktif görev almıştır” gibi saçma sapan şeylerle Ermeni düşmanlığı körükleniyor. Ermeni düşmanlığı ile kin ve nefretin sebebi nedir ?

AKP faşizmi? yoksa doğru olarak devletin niteliği meselesi mi?

Kavramları doğru ve yerinde kullanmak oldukça önemlidir. Kavramlar politik söylemlerin özlü ifadesidir. Bu her belirleme açısından böyledir. Eğer kavramları yerinde ve doğru olarak kullanmazsak, teori de yanlışlıklar yaparız. Ajitasyonda bazen abartmalar olabilir, ancak politik tespitlerimizde ajitasyon yapamayız. Teorimiz açık ve anlaşılır olmalıdır.  Programlarımız ajitasyon içermez. Devlet tahlilide buna dahildir. Devrim programı ve mücadele biçimi aynı zamanda devletin niteliğiyle doğrrudan ilintilidir. 

Müslüm Elma; “Emperyalizm ve Ortadoğu” (2.bölüm)

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının “Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Liberalizmin müfrezelerine karşı MLM’nin müfrezeleri olmak

Unutma ki; sen bir komünistsin. Bütün düşünce, davranış ve eylemlerinle bu yüce sıfatı yükselt.(Mehmet Demirdağ)

Sınıf mücadelesinin en keskin dönemeçlerinde komünistlerin eldeki verili durumu inceleme ve ona uygun politika üretmedeki görev ve sorumluluğu her daim günceldir. Devrim mücadelesi bireyin benliğinde hayat bulsa da esasta toplumsal yaşamı değiştirme mücadelesidir ve devrime adanmışlık ancak bu şekilde anlam bulur. Devrimci müfrezenin korunması ve örgütlenmesi böylesi bir zemine oturur ve ilkeler ise bu müfrezenin çeliğine katılan sudur.

Garbis Ağparik ile Reportaj (2ci bölüm)

30 Ekim 2014 MGK kararı;"Taş üstünde taş,baş üstünde baş"kalmıyacak

*-Ermeni olmanın zor olduğu, linç kampanyasına dönüştüğü, hakaret olarak algılandığı iyi ve örnek olan bir davranış da var. “Süryani, Ezidi ve Ermenilerden özür diliyorum” diyen Ahmet Türk ile TBMM'de “Ermeni soykırımı için özür dilensin” önerisi sunan Sebahat Tuncel'in çıkışı ileri ve tarihi bir adım değil midir ?

Bu Kaçıncı:Türk Askerleri Tarafından infaz edilen İki Kadın Gerilla –Dursun Ali Küçük

Bu kaçıncı?

Kürtlerden uzak durun (!)

Kürtlerden uzak durun, “devlet baba kızıyor.” Faşist TC devleti, Kürtleri yanlızlaştırmak ve elimine etmek için, bütün silahlarını kullanıyor. Kürtlerle dayanışma gösteren sosyalist gençleri Suruç’ta parçalarına ayırıryor. Kürtlerle ortak hareket eden demokratik ve ilerici güçleri Ankara’nın göbeğinde bombalıyarak, yüzü aşkın devrimci-demokrat insanı katlediyor. Kürtlerin katledilmesine karşı çıkan aydınlar birer birer tutuklanıyor, yıkımları haber yapan gazeteciler zindanlara atılıyor, akedemisyenler, öğretmenler ve diğer kamu çalışanları tasifye ediliyor.

Emperyalizm ve Ortadoğu / Müslüm Elma

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının“Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Sayfalar