Cuma Nisan 19, 2024

İbrahim Kaypakkaya Beynimizde Bilinç, Bileğimizde Güç, Yüreğimizde Cesarettir!

“Musa Kırmızı asılmayacak!

Biz hapiste çok yattık. Hapisliğin ne olduğunu biliriz.

Ölüm dersen her gün karşı karşıyayız!”

(Yılmaz Güney'in 1970 Yapımı Yedibelalılar Filminden bir replik.)

Marksizm Lenizm Maoizm’i rehber ideoloji olarak benimsediğini çeşitli makalelerinde ifade eden Yılmaz Güney, 1970 yıllarda çekilen ve senaryosunu kendisinin yazdığı “Yedibelalılar” filminde köyündeki haksızlıklara karşı, -her ne kadar köyün ağasından çok korksa da- vicdanının sesini dinleyen ve mahkemede tanık olmayı isteyen bir köylüyü arkadaşlarıyla birlikte ağanın adamlarının saldırısından kurtarır ve oldukça korkan köylüye, yukarıdaki repliği söyler.

Köylünün adı dikkat çekicidir. “Musa Kırmızı”! Neden “Kırmızı” olduğu bilinmez. Ama tahmin edilebilir. Ne de olsa kızılla kırmızı yakın renkler! Öte yandan “Musa” adı o yıllarda devrimciler tarafından da sıklıkla kullanılan bir “parti adı”dır. Yılmaz Güney'in “çok hapisler yattık, ölüm dersen her gün karşı karşıyayız” derken güçlü bir ihtimaldir ki devrimcilere bir gönderme yaptığını ileriye sürebiliriz.

İbrahim Kaypakkaya'nın bu filmi izleyip izlemediğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var. İbrahim Kaypakkaya'nın kullandığı parti isimlerinden bir tanesi de “Musa” adıdır. “Musa”nın yani İbrahim Kaypakkaya'nın katledilişinin yıldönümü yaklaşıyor. 18 Mayıs 2017 tarihi, Türkiye devrimci komünist hareketinin önderlerinden; halkımızın nezdinde halen sohbetlerinin “şapkalı-kasketli”si olan genç bir komünist önderin 17 Mayıs'ı 18 Mayıs'a bağlayan gece, aylarca süren işkenceli-sorgulu tutsaklıktan sonra Amed 2 No’lu Hapishane'de kurşuna dizilmesinin 44. yıldönümüdür.

Bu vesileyle örneğin Yılmaz Güney'le İbrahim Kaypakkaya'yı aynı düzlemde buluşturan; onların dünyaya, ülkeye ve topluma bakışlarıdır. Her ikisi de meselelere işçi sınıfının, halkın çıkarları açısından bakmışlar ve bu bakış açısı onların yaptıkları “iş”te başarılı olmalarına, halkın özlem ve taleplerini doğru bir biçimde analiz edip yansıtabilmelerine neden olmuştur. Her ikisini de birleştiren ortak nokta Marksizm Leninizm Maoizm'dir.

Yılmaz Güney dünyaya ve Türkiye toplumuna, bu ideolojik formasyondan bakmaya çalıştığı, bu yönlü bir çaba içinde olduğu içindir ki Türk Kürt ve çeşitli milliyetlerden işçi sınıfının ve halkımızın nabzını yakalayabilmiş, bunu belli bir estetikle ele alabildiği içindir ki sinema sanatında başarılı olabilmiştir.

İbrahim Kaypakkaya'nın da meselelere yaklaşırken temeli MLM'dir. O her şeyden önce Maoist olduğu için kimilerince bugün sahiplendikleri tezleri ileriye sürmüştür. Bizzat Kaypakkaya'nın kendisi “hareketimiz Büyük Proleter Kültür Devriminin ürünüdür” diye not düşmüştür. Dolayısıyla onun bu niteliğini bir kenara bırakırsanız ve onu öyle “sahip”lenmeye çalışırsanız, bu doğru bir tutum olmaz. Tabi bu durumdan zararlı çıkan İbrahim Kaypakkaya olmaz. Onu savunduğunu ve “hata”larını reddedip “sahip”lendiğini ileriye sürenler kendileri kaybederler.

Uzun lafın kısası İbrahim Kaypakkaya MLM olduğu için Kemalizm, ulusal sorun, komünist partisinin sınıfsal niteliği, devletin niteliği, ülkede verilecek mücadelenin biçimi, köylülüğün örgütlenmesi, halk savaşı, ordu örgütlenmesi, reform-devrim ilişkisi ve hatta sosyalizmin bazı sorunları vb. konularında doğru tespitler yapabilmiştir.

İbrahim Kaypakkaya Maoist olduğu, bu ideolojik formasyonla silahlandığı için doğru analizler yapmıştır. Hatta bizzat Kaypakkaya'nın kendisi Dersim mağaralarında “en güçlü silah” olarak Mao'nun küçük Kızıl kitabını yoldaşlarına öneriyordu.

Bu nedenle İbrahim Kaypakkaya'nın ileriye sürdüğü tezlerin nasıl ortaya çıktığı ya da tezlerinin içeriğine dair bir çalışmadan çok, onun 44 yıl önce ileriye sürdüğü tezlerin günümüzdeki güncelliğine dair birkaç örnek vermek yeterli olacaktır.

İbrahim Kaypakkaya Günceldir?

Son birkaç yıldır sadece halkımızın değil hâkim sınıfların da İbrahim Kaypakkaya'ya yönelik “ilgisi”nin arttığına tanık oluyoruz.

 İbrahim Kaypakkaya'yla ilgili şarkı söylediğinden tutun da, onu ananlara ve hatta afişini asanlara kadar bir dizi devrimci demokrat, ilericiye soruşturmalar açılıp, hapis cezaları verilir oldu. son 1 Mayıs kutlamalarında onun resminin olduğu flama, pankart vb.ne yönelik “ilgi” de bunun göstergesi olmuştur.

İbrahim Kaypakkaya'yı hâkim sınıflar nezdinde bu kadar tehlikeli kılan hiç kuşkusuz ki onun ideolojik formasyonudur. İbrahim Kaypakkaya, Marksist Leninist Maoist olduğu için, hakim sınıfların “bam teline” basmış, devletin faşist niteliği başta olmak üzere, ülkemizde var olan çelişkileri doğru tespit etmiş ve bu çelişkilere uygun olarak silahlı devrim mücadelesi iddiasına uygun bir söylem ve pratik hat içine girmiştir. Yani İbrahim Kaypakkaya yılanı kuyruğundan yakalamıştır! Zaten tam da bu nedenle katledilmiştir!

Dolayısıyla İbrahim Kaypakkaya ülkemiz topraklarında Marksist Leninist Maoist teorinin ilk temsilcisidir. 50 yıllık reformist-revizyonist suskunluğu parçalama söylemi bu açıdan basit bir propaganda değildir. Bu vesileyle aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen Kaypakkaya'nın tezlerinin güncelliğinin esas nedeni, onun MLM hattında gizlidir. Marksizm Leninizm Maoizm güncel olduğu için Kaypakkaya günceldir.

Maoizm meselesinin önemi ve günümüzdeki güncelliğine dair bir örnek verecek olursak şu söylenebilir: Bilineceği üzere -diğer sebepler bir yana- sosyalizmde yaşanan geriye dönüşleri açıklayabilmek için meselelere Marksizm Leninizm'in üçüncü aşaması olan Maoizm’le yaklaşmak gerekir. Bu yapılmadığı takdirde geriye dönüşler bilimsel bir şekilde açıklanamaz. Sorunların kaynağı doğru tespit edilemez. Kişiler ya da rastlantılar neden olarak ileriye sürülür vb. Böylelikle Troçkizm, anarşizm, reformizm vesaire anlayışların güçlenmesi söz konusu olur.

Dolayısıyla ülkemiz koşullarında MLM'yi savunmak, Kaypakkaya'nın bu toprakların ilk Maoist önderi olduğunun ısrarla altını çizmek ve propagandasını yapmak gerekir. Ülkemizde sosyalizmde yaşanan geriye dönüşler Maoizm’le değerlendirilmediği için, kimi çevreler kendince “çözüm”ler bulmuştur!

Örneğin bu durumun günümüz Türkiye toplumundaki karşılığı ise irili ufaklı Troçkist yapıların tezahürü olmuştur. Bu minvalde özellikle demokratik halk devrimi-sosyalist devrim vb. tartışmalarından ziyade, kendini Troçkist olarak ifade eden grupların-yayınların sayısındaki artışa dikkat çekmek gerekir. Meselelere Maoizm’le yaklaşmamak, sosyalizmdeki geriye dönüşleri açıklayamamak, Troçkizm gibi Türkiye devrimci hareketinde ipliği pazara çıkmış ve geçmişte açıktan sahiplenilemeyen karşı devrimci düşüncelerin dillendirildiğine tanık olmaktayız.

Bu güncel durum bize ülkemiz sınıf mücadelesi arenasına Marksizm Leninizm Maoizm’i –özellikle de Maoizm’i- daha fazla taşımamızı ve sosyalizmde yaşanan geriye dönüşler ve devrimin proletarya diktatörlüğü altında da sürdürülmesi teorisini genç kuşaklarla tanıştırmamızı koşulluyor. Bu minvalde Büyük Proleter Kültür Devrimi'nden etkilendiğini özellikle belirten Kaypakkaya'nın Maoist yönü üzerinde durulması gerekir.

Kaypakkaya'nın günümüzde bu kadar güncel olmasının nedenlerinden biri de onun ileriye sürdüğü tezlerin sosyal pratik içinde karşılığını bulmasıdır. Ülkemizin son yarım asra yaklaşan tarihi göz önüne getirildiğinde yaşanan gelişmeler İbrahim Kaypakkaya'nın ileriye sürdüğü tezlerin doğruluğu hakkında kesin ipuçları vermiştir.

Özellikle de Kürt ulusal sorununu kendine temel alan Kürt ulusal hareketinin ulaştığı aşamayla birlikte, Türk hâkim sınıflarının kendi arasında yaşanan mücadele sonucunda da olsa Kemalizm meselesine dair ortaya çıkan gerçekler, Kaypakkaya'nın “Milli Mesele” ve “Kemalizm”e ilişkin ileriye sürdüğü tezlere ilgiyi artırmıştır. Tabi bu ilgi sahiplerinden bazılarının İbrahim Kaypakkaya'nın Maoist formasyonuyla ilgilenmediklerinin, onun bu tezleri ileriye sürmesinin temelini gözardı ettiklerinin altını çizelim.

Kaypakkaya'nın tezlerinin bu derece günümüze ışık tutan bir içeriği sahip olması, onun geleceği gören bir kâhin olması değildir. Bunun birinci nedeni her şeyden yukarıda da değindiğimiz üzere meselelere MLM bakış açısıyla yaklaşmasıdır.

Kaypakkaya'nın tezlerinin güncelliğinin bir diğer nedeni de, tezlerinin masa başında üretilmesi değil, pratik süreç içinde; bir yandan hâkim sınıflarla, diğer yandan ise revizyonizmle mücadele içinde şekillenip ileriye sürülmesidir.

Kaypakkaya'nın tezlerinin güncelliği, tezlerinin ülkemiz sınıf mücadelesinin somut birikiminin üzerinden yükselmiş olmasıdır. Kaypakkaya, köylü direnişleri içinde yer alarak köylülerin, işçi direnişleri içinde yer alarak işçi sınıfının, öğrenci gençlik mücadelesinin içinde yer alarak gençliğin, Kürt ulusunun içinde yer alarak Kürtlerin yaşadığı çelişkileri, uğramış oldukları faşist zulmü ve buna karşı geliştirilen mücadelenin, kitle hareketlerinin içinde yer alarak tezlerini ileriye sürdü. Bu kitle hareketlerinin ortaya çıkardığı bilinci MLM bilimiyle analiz ederek, ülkemiz topraklarında komünist tezlerini ileriye sürdü.

Ülkemizde sınıf mücadelesi devam ettiğine ve daha da önemlisi ülkemizde işçi sınıf ve halkın hâkim sınıflarla yaşadığı çelişkilerinde esaslı, temele ilişkin bir değişiklik olmadığı içindir ki Kaypakkaya'nın tezleri halen güncelliğini koruyor. Her şey karşıtıyla vardır, değişir ve dönüşür. Ülkemiz komünist hareketi de üzerinde yükseldiği zeminden hareketle, karşıtının değişimine ve dönüşümüne paralel bir süreç içindedir. Düşmanın durumu karşıtını da belirlemektedir.

Ülkemizde halen Kaypakkaya'nın tespit ettiği temel çelişkiler çözülmüş değildir. Bu nedenle Kaypakkaya'nın tezleri “sanki dün değil bugün yazılmış gibi” günceldir.

Kaypakkaya'yı Türk hakim sınıfları nezdinde tehlikeli kılan, onun silahlı mücadele savunusu ve her türden reformist revizyonist çizgiye amansız düşmanlığıdır. Bu bahisle Kaypakkaya'da söz ve eylemin birliği beraberinde onu “en tehlikeli düşman” kategorisinde değerlendirilmesini gündeme getirmiştir.

Aradan geçen zamana rağmen günümüzde esen tasfiyecilik rüzgarları ve önü açılan reformizm bir kez daha Kaypakkaya'nın “en tehlikeli düşman” olmasını güncellemiştir.

Kaypakkaya'nın tezleri nedeniyle ona “ilgi”sini eksik etmeyen devletin bu tavrından şikayetçi olmamak gerekir! Bilakis devletin bu ilgisi Kaypakkaya'nın tezlerinin güncel olmasının ispatıdır aynı zamanda! Yoksa Ortadoğu'ya ve bölgeye “model ülke” olarak ilan edilen, “etkili” ve “güçlü” bir devletin yıllar önce katlettiği genç bir komünist önderden bu kadar çekinmesi saçma olurdu. Düşmanın Kaypakkaya'ya ilgisi onun tezlerinden kaynaklıdır. Çünkü o tezlerde kendi sonunu görmektedir. Bu nedenle Kaypakkaya'ya her fırsatta saldırması anlaşılırdır. Eşyanın tabiatı gereğidir.

Temel meselemiz İbrahim Kaypakkaya'nın tezlerinin layıkıyla kavranabilmesidir. Bu ise ancak pratik-tıpkı Kaypakkaya'nın yaptığı gibi- içinde olur. (Bir ÖG okuru)

40562

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Partizan'dan

Lenin’in Ölümünün 100. Yılı Anısına: Lenin’de Kararlılık ve İki Çizgi Mücadelesi SBKP’de İki Çizgi Mücadelesi*

Rusya’da Marksist gruplar ortaya çıkamadan önce “devrimci” çalışmayı Narodikler yürütüyordu. Narodniklerin Çar’a karşı verdikleri mücadelede temel aldıkları sınıf köylülerdi. Rusya’da kapitalizm geliştikçe işçi sınıfı da gelişip büyümesine rağmen Narodnikler işçi sınıfını değil köylülüğün temel alınmasını savunuyor ve ancak köylülüğün Çar’ı ve toprak ağalarını devirebileceğini savunuyorlardı. Narodnikler bireysel “terörü” savunuyor ve bunun geniş halk yığınları üzerinde büyük etkiler yaratacağını düşünüyorlardı. İşçi sınıfının partisinin kurulmasına karşı çıkıyorlardı.

Hepimiz Mazlum’a borçluyuz:Garabet Demirci

 

Devrimciliği Yaşam Tarzına Dönüştürelim

Bizim gücümüz, haklılığımız ve meşruluğumuzda; olayları, olguları diyalektik- materyalist bakış açısıyla ele almamızda yatıyor.

TKP-ML Merkez Komitesi : Newroz Piroz Be!

İmha, İnkar ve Asimilasyona; İşgal ve İlhaka; Sömürüye, Açlığa, Yoksulluğa, ve Faşizme Karşı

İsyan, Direniş, Serhildan!

Newroz, coğrafyamızda binlerce yıllık sınıflı toplumlar tarihinde sömürülen, ezilen, baskı gören halkların zalimlere, sömürücülere karşı isyanının simgesidir. Günümüzde de başta Kürt halkı olmak üzere bütün ezilen halkların, zalimin zulmüne karşı isyan ve direnişinin, Demirci Kawa’nın isyanının zalim ve katliamcı Dehaklar karşısında yükseltilmesinin, isyan ateşlerinin dört bir yanda yakılmasının adı olmuştur.

Oylar SADET'E.... Oylar DEVA'YA... Oylar İYİ PARTİ'ye....

"Bindik bir alamete gideyoz kıyamete."

Aklımızın sınırlarının zorlandığı günlerde geçiyoruz.

İlemde bir partiye oy verecekseniz....

Sanki iyi parti sizi öldürüyorda chp sizi öldürmüyorsa(?)...

Niye oy verdiğiniz millet ittifakı'nın parlamentizmden vaz geçmemiş paydaşlarından biri de olmaya.

Ve Bakırhan buyurdu: " İstanbul'da kent uzlaşısı sağladık" diye

Ve Sakık buyurdu: "CHP'ye oy yok." diye.

Ve ..

Kadınlar ve İşçiler

Kadınlar neden, niçin ve nasıl eziliyor, neden cinsiyet ayrımcılığın en temel ve en tepe noktasında yer alıyor, neden öldürülüyor neden erkek baskısı kadın üzerinde şiddetleniyor vb. soruların yanıtı ile; işçiler neden, niçin ve nasıl sömürülüyorsa verilecek yanıtlar aynı yerde arandığında, kadının kurtuluşu sorununa, daha genel anlamda ise işçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluş sorununa daha doğru yaklaşılmış olacaktır.

Yerel Seçimler ve Proleter Tavır

 

 

Türkiye 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel seçimlere kilitlenmiş bulunuyor. Baskı, yasaklamalar, açlık, yoksulluk, pahalılık ve işsizlik en can alıcı sorun olarak ülke gündemindeki yerini korurken, tüm burjuva partiler 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde kazanacakları belediyelerin hesaplarını yapmakla meşguller.

Misak Manuşyan ve 23’ler Ölümsüzdür!

Misak Manuşyan (1.9.1906 – 21.2.1944) ve yoldaşlarını, Nazi kurşunları ile Paris’te katledilmelerinin 80. yılında saygıyla anıyoruz İnsanlığın düşmanı faşizmi ise bir kez daha lanetliyoruz.

İnsanlığın başına kara bulut gibi çöken, yıkımlar, savaşlar ve dahası onarılması mümkün olmayan felaketlere sebep olan Hitler Faşizmi, 1933 yılında Almanya’da iktidara gelmesiyle başladı. 1929 ekonomik ve sosyal bunalımını atlatamayan ve çözüm bulmakta zorlanan, kapitalist-emperyalist ülkeler, sorunlarını savaş yolu ile çözmek, pazarların yeniden paylaşma savaşına giriştiler.

ÖNCE SERMAYE, SONRA, YİNE SERMAYE

13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan iline bağlı İliç'de Çöpler Madencilikte meydana gelen toprak kaymasında 9 (bu rakamın daha  yüksek olduğu iddiası da var) işçi toprak altında kaldı. Bu son olayda, “maden kazası” olarak adlandırılan işçi katlimının, doğa katliamı ile birlikte olağan hale getirildiği ve bu seri katliamların, sermayenin birikimi ve büyümesi için olmazsa olamaz kuralı olduğu  gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Ağır tecrit, büyük direniş (Nubar Ozanyan)

Biz 5 Nolu Amed Zindanı’ndan tanırız faşizmin üniformalı generallerini ve kan yüzlü zindan bekçilerini! Özgürlük mahkumlarına intikam alırcasına en ağır işkencelerin nasıl yapıldığını çok iyi hatırlarız. Devrimin öncü ve önderlerine nasıl düşmanca yüklendiklerini iyi biliriz. Sadece memleketimizden değil, biz ağır tecrit koşullarını ve ölümcül duvar sessizliğini, Peru devriminin önderi Başkan Gonzalo yoldaşın 29 yıl süren direnişinden biliriz.

„Dijitalleşme“ Kitabım Üzerine

Kitabın konusu, işçi sınıfının nicel ve nitel varlığıyla doğrudan ilgilidir. Özellikle üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasıyla, işçi sınıfının sınıfsal niteliğine yönelik ciddi saldırılar gelmeye başladı. İşçi sınıfının ortadan kalkacağı, burjuvazinin, ücretli iş gücü sistemi olmadan, salt makineler üzerinden artı-değer elde edeceği gibi, doğrudan kapitalist sistemi var eden temel olgular yok sayılmaya başlandı.

Sayfalar