Salı Mayıs 23, 2017

İki çizgi mücadelesine EVET, tasfiyeciliğe HAYIR!

Sınıflı toplumlar ortaya çıktığından beri beraberinde sınıf çelişkileri ve sınıf mücadeleleri de oluşmuştur. Tarihsel olarak her değişik toplumda sınıflar ve sınıf mücadeleleri farklı minvaller izlemiştir. Kapitalizm ve emperyalizm çağında uluslararası alanda sınıf mücadelesine damgasını vuran temel çelişki -ara sınıflar dışında- burjuvazi ile proletarya arasındaki saflaşmadır. Bunun sonucu burjuvazi ve diğer gerici sınıflara karşı ezilen, sömürülen ve tahakküm altındaki sınıfların en ileri kesimini proletarya oluşturur. Dolayısıyla sınıf mücadelesine ve sistemin yarattığı tüm çelişkilerin köklü çözümüne önderlik eden gücü de proletarya partisi oluşturur. Proletarya partisi olmadan sınıf çelişkileri elbetteki varlığını devam ettirir. Ama kapitalizm ve tüm gerici iktidarlar kendiliğinden yıkılıp sosyalizme yerini kendiliğinden bırakmaz. Bu proletarya partisi önderliğinde devrimle mümkün olur. Çünkü proletarya partisi, tarihsel olarak nesnel sürece müdahale eden öznel güçtür.

İki Çizgi Mücadelesine Evet

İçinde bulunduğumuz tarihsel süreç proletarya partisinin önemini bir kez daha gösteriyor. Uluslararası alanda nesnel koşulların gelişmesi ve sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi, beraberinde önderlik misyonu oynayan öznel güce, -yani partiye- olan ihtiyacı daha artırıyor. Sınıf mücadelesinde ve tüm baskı ve tahakkümlere karşı mücadelede önderlik rolünü yerine getirecek olan partidir. Parti olmadığı takdirde devrim gerçekleşmez. Elbetteki, devrimi gerçekleştirecek olan işçi sınıfı ve emekçi sınıflardır. Onların yer almadığı koşullarda devrim mümkün değildir. Ama, onları ezen, sömüren, baskı altında tutan egemen güçlere ve gerici devlet erkine karşı; onlara devrim şiarıyla önderlik eden, onları iktidar perspektifiyle yönlendiren, sevk ve idare eden parti unsuru olmadan da devrim gerçekleşmez. Ezilen kitleler parti önderliğinde devrimi gerçekleştirir. Parti öncü müfrezedir.

Sınıf çelişkisinin ve sınıf mücadelesinin ürünü olan parti aynı zamanda kendi iç yapısında dialektiğin temel yasası olan zıtların birliği yasasını da barındırır. Bu yasa her maddi yapı için geçerlidir. Mao'nun tahliliyle “Şeyler içindeki çelişkinin yasası, yani karşıtların birliği yasası, materyalist diyalektiğin temel yasasıdır.” Dolayısıyla bu yasa parti için de geçerlidir. Zıtların birliği bağrında zıtların mücadelesini de barındırır, ama, zıtların mücadelesi -yani çelişki- zıtların birliğiyle mümkündür. Bundan dolayı zıtların birliği, zıtların mücadelesini de içerir. Bu yasa, irade dışında her maddi yapı içinde varolan nesnel bir olgudur. Bu materyalist dialektiğin temel yasası parti bünyesi için de geçerlidir. Bundan dolayı parti içinde iki çizgi mücadelesi vardır. Bundan dolayı iki çizgi mücadelesi nesnel bir olgudur. Dolayısıyla bu nesnel gerçekliğin görülmesi gerekir.

Çelişki yasası toplumun ve tüm kurumlarının bağrında vardır. Diyalektiğin kaçınılmaz sonucudur. Bu varoluş parti içinde iki çizgi mücadelesinin temelini oluşturur. Mao'nu tahliliyle iki çizgi toplumun çelişkilerinin parti içine yansımasıdır. “Parti içinde, durmadan, çeşitli fikirler arasında karşıtlık ve çatışma olur. Bunlar, parti içindeki sınıf çelişkilerini toplumdaki yeni ve eski şeyler arasındaki çelişkileri yansıtır. Partide çelişki ya da çözülecek ideolojik savaşım yoksa, partinin yaşamı sona erer.” Mao'nun tahliliyle partide de çelişki ve yansıması ideolojik mücadele olmazsa, parti de olmaz. Çünkü çelişki (zıtların birliği) maddenin varoluş biçimidir. Parti içindeki iki çizgi de bu temel yasanın tezahürüdür.

Her maddi şey(yapı) bağrında zıtları barındırır. Kapitalizmde iktidardaki burjuvazi karşıtını oluşturan proletarya ile varsa; sosyalizmde iktidardaki proletarya karşıtını oluşturan burjuvazi ile vardır. Komünist partisinde de partiye egemen olan proletarya çizgisi kendi karşıtına tekabül eden tali durumdaki burjuva çizgiyle vardır. Partideki bu nesnel saflaşmada çelişkinin ana yönünü proletarya çizgisi oluşturduğundan, partiye karakterini ve niteliğini veren de proletarya çizgisidir. Ama parti zıttını oluşturan burjuva çizginin nesnel koşulunu da bağrında barındırır. Bunun için iki çizgi mücadelesi -sınıflar ve ideollojiler varolduğu müddetçe- varlığını devam ettirecektir.

Tüm bu nesnel gerçeklik komünist partisinin önüne iki çizgi mücadelesini yürütme görevini de koymaktadır. MLM çizgiye, egemen olduğu partide sapmalara ve burjuvaziye tekabül eden çizgilere karşı uyanık olma ve mücadele yürütme misyonu yükler. Bu bilinçle hareket eden parti devamlı uyanık olur ve mücadelesini sürekli kılar. Parti kendisini devamlı MLM ideolojiyle donatır. İdeolojik-politik doktrinle kendisini donattıkça, toplumdan parti içine yansıyan burjuva ideolojisine karşı daha etkin olur. Önemli olan zıtların birliği ve iki çizgi mücadelesi gerçeğini görmek, kavramak ve o doğrultuda hareket etmektir. Aksi takdirde diyalektik materyalizmin bu temel yasasını göremeyen hareket, burjuva çizgiye karşı uyanık olamaz, varlığını hissetmez, tavır koyamaz ve onun hakim olmasına engel olamaz. Bu nedenle iki çizgi mücadelesi partinin gelişmesi açısından motor gücünü oluşturur.

İki çizgi mücadelesi parti içinde demokratik-merkeziyetçilik ilkesine göre işletilir. Her partili yoldaş kendi görüşlerini kendi organlarında dile getirebilir. Üst ve merkezi organlara yazılı iletebilir. Konferans ve kongre arifesinde daha geniş olanaklarla görüşler meşru bir zeminde parti içine yansıtılabilinir... Bu böylece devam ettirilir... Böylece izafi olarak “doğru” ile “yanlış” görüşlerin, çizgilerin dile getirilmesi ve mücadelesi yürütülür. İki çizgi mücadelesi demokratik bir zeminde parti içinde parti normlarına uygun bir şekilde yürütülmesidir. Her yoldaşın böylesi demokratik hakkı vardır. Ancak bu demokrasi sınırsız değildir. Ayrıca merkeziyetçilik ilkesi de vardır. Ve bu ilkeyle iç içedir. Bu ilkeye göre de her yoldaş parti iradesini yansıtan merkezi çizgiyi tanımalı ve örgütsel işleyişi gereği kişiler yer aldıkları organa, alt organlar da üst organlara ve merkezi yapıya bağlı olmalılar. Böyece içinde yer aldıkları partinin verdiği mücadelede resmi görüşleri doğrultusunda parti saflarında yer almalılar.

İki çizgi mücadelesi budur. İki çizgi mücadelesine evet...

Tasfiyeciliğe Ve Hizipçiliğe Hayır!..

İki çizgi mücadelesi parti işleyişi ve parti normlarına uygundur. MLM hatta yer alan Komünist partilerinin tüzüğü iki çizgi mücadelesini yadsımaz. Tersine uygular. Çünkü iki çizgi mücadelesi yukarıda belirttiğimiz gibi parti içerisinde yürütülen ideolojik mücadeledir.

Ancak farklı görüş ve düşüncelerin partinin demokratik-merkeziyetçilik ilkesini yadsıyan, reddeden tarzda parti dışına yansıtılması iki çizgi mücadelesi değildir. Çünkü böylesi bir girişim parti iradesini tanımayan bir akımdır. Dışında yer aldıkları partinin programını ve örgütsel yapısını reddeden bir mevzide yer almaktır. Böylesi bir akım parti çizgisini reddeder ve karşısında durur. Parti işlerliğini tanımaz, parti tüzüğünü ihlal eder. Bu çizginin pratiği partiyi de gerekli görmez ve partiyi tümden karşısına alır. Ezilen sınıflara önderlik rolü üstlenen partiyi reddeden çizgi öne çıkar. Daha açık bir deyimle bu minvalde hareket eden bir çizgi komünist partisine tezat teşkil eder.

Komünist partisinin demokratik-merkeziyetçilik ilkesini ihlal eden ve partiyi karşısına alan bu akım tasfiyeci ve hizipçi akımdır. Tasfiyeci ve hizipçi akım parti dışında hareket eder. Bu çizgi partinin programını, örgütsel yapısını, pratiğini hedef alır. Partiyi, programını, pratiğini hedef alan, yadsıyan, tanımıyan çizgi tasfiyeci zeminde hareket eder. Böylesi bir pratik devrime önderlik rolüyle oluşan parti önünde engel teşkil etmektir. İdeolojik olarak parti iradesini tanımıyan, onu karşısına alan, onu lağvetmeye çalışan bir girişim tasfiyeci bir çizgidir. Hizpçilik ve tasfiyecilik MLM partinin mücadelesi ve gelişmesi önünde engel teşkil eder.

Partiyi ve çizgisini hedef alan bu çizgi yeni bir akım değildir. Sınıf bilinçli proletaryanın örgütlenmeye gittiği dönemeçle bu akım da ortaya çıkmıştır. Biçimsel olarak farklı görünümler alsa da, tasfiyecilik özünde aynı karakterini taşımıştır. Ama ideolojik mücadele de verilmiştir.

Sınıf bilinçli Türkiye proletaryasının öncü müfrezesi tasfiyeci ve hizipçiliğe karşı mücadelede deneyimli bir harekettir. Nitekim ortaya çıkan bu türden çizgilere dün de bugün de alınan tavır maskelerini indirmeye yetmiştir. Nitekim giderek daha şuursuzca saldırıya geçmeleri pratikte onların tasfiyeci ve hizipçi zaaflarını deşifre etmiştir. Yukarıda değindiğimiz genel durum mevcut özgülde gündeme gelmişse de, o anti-hareket altedilecektir. Parti ilkelerinde ısrar edilerek hareketin önü açılacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu yoktur!

4033

Elbette H A Y I R !!! / Ermeni Devrimciler

16 Nisan'da  Anayasa değişikliği için yapılacak Referandum oylaması tarihi önem taşıyor. Sandığa atılacak her HAYIR oyu,yeni dönemin başlangıcı için Hayırlara vesile olacaktır.

Tek adam olan her şeyin Reis tarafından karar altına alındığı,diktatörlük döneminin oylamasına gideceğiz.''Seni başkan yaptırmayacağız,seni başkan yaptırmayacağız,seni başkan yaptırmayacağız''diyen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın tarihi konuşmasından oldukça etkilenen Erdoğan çareyi cezaevine atarak bulmuştur ama bu yol da çözüm olmamıştır.

Altın eller ile kanlı eller -3-

Res ül Ayn kampı: Bağdat Demiryolu hattında bulunduğu için önemli konuma sahipti. Çeçenlerin daha çoğunlukta olduğu yerleşim alanları vardı. Kaymakam Yusuf Ziya Bey katliam görevini yerine getirmediği için görevden alınmış, Çeçen göreve getirilmişti. Naim Efendi, Meskene’ye (Emar) gelmeden önce Res ül Ayn'da reji katibi görevinde bulunuyordu. Naim Efendi kamptaki durumu şöyle aktarıyordu. ''…O geceyi hiç unutmayacağım... Ama kışın bu iş zordu, nitekim gecenin derin sessizliğinde soğuktan ve açlıktan can çekişenlerin iniltileri duyulmaya başladı.

Sınıf mücadelesinde önderlik sorunu

Mevcut tarihsel süreçte dünya çapında sömürenler/sömürülenler, ezenler/ezilenler, yönetenler/yönetilenler arasındaki çelişkiler çözülmediği gibi giderek daha üst boyutlara tırmanıyor. Bu durum sadece geri kalmış ülkelerde değil, aynı zamanda uluslararası finans kapitalin ve onları temsil eden iktidarların egemen olduğu ülkelerde de kendisini hissettiriyor. Emperyalist ülkelerde de sistemin ürettiği sorunlara -düzen içi- müdahale edemiyorlar. Bunun sonucu oluşan ekonomik ve sosyal kriz varlığını devam ettiriyor. Giderek siyasal krizi de beraberinde getiriyor.

Hukukun üstünlüğü mü? Üstünlerin hukuku mu?

Her toplum, içinde taşıdığı çelişkilerin niteliğine uygun bir siyasal alanı, tarih sahnesine çıkarır. Her siyasal oluşum, grup, örgüt veya parti, içinden çıktığı toplumun özelliklerini yansıtır. Sınıflardan oluşan toplum gerçeği, bu siyasal organizasyonlarda da yansımasını bulur. Bundandır ki, ilkel toplumdan feodalizme oradan da kapitalizme, siyaset sahnesinde karşımıza çıkan özneler farklılık arz eder. Bu, hem ezilenler cephesinde böyledir hem de egemenler açısından. Öyleyse her sınıf, niteliğine uygun bir örgütlenmeyle tarihsel yolculuğunu bugüne taşımıştır.

Başkanlık sistemine ve yeni anayasaya niçin HAYIR diyoruz?!

AKP tarafından dayatılan başkanlık sistemi ve yeni anayasa için yapılacak referanduma az bir süre kaldı. Uzun bir dönemden beri egemen sınıfların merkezi kesiminin temsilcisi olan AKP-Ordu-MHP kliğince dayatılan bu referandumun amacı, çeşitli milliyetlerden emekçi sınıflar ve Kürt ulusu üzerindeki faşist baskı ve tahakkümün daha üst boyutlara tırmandırılmasıdır. 15 Temmuz'da başarılı olamayan darbe girişimini 20 Temmuz 2016 darbesiyle süreci, kendi lehlerine çeviren AKP-Ordu kliği önceden tasarladıkları başkanlık sistemi ve yeni anayasa taslaklarını açıktan gündeme getirmişlerdir.

Safsatalar ve gerçekler!

Bir sorunu anlamak için kendi gelişimi içinde çok yönlü incelenmesi, dışsal ve görünürde olana değil temeldeki “hareket ettirici güçlere” bakılması gerekmektedir. Bu diyalektik yöntemdir. Bunun dışındaki tüm yöntemler boş, asılsız, temelsiz söz niteliği taşır. Yani yanıltmaca ve bunu yöntemleştirme anlamına gelen safsata olur. Safsatanın mantıkta çeşitli biçimleri saptanmıştır. Bu biçimlerden biri –ki konumuzu oluşturan- sorunları bilerek birbirine karıştırmak ve böylelikle istediğini elde etmektir. Bunun ayrıştırılamadığı durumlarda safsatalara kanılır ve yanlış bir yöne girilir.

Darbeciliğin dayanılmaz hafifliği ya da “yemişim tüzüğü” rahatlığı!

Her siyasal hareket, belli bir program çerçevesinde ve onun işleyişini düzenleyen bir tüzük üzerinde yükselir, inşa edilir. Program hareketin azami ve asgari hedeflerini, yaşadığı toplumu nasıl tanımladığını anlatırken tüzük ise hareketin iç işleyişini ve uyumunu düzenler. Bir yanıyla tüzük vücudun organları arasındaki etkileşimi ve ahengi sağlayan sinir sistemi ağı ve onun çevrelediği damarları tarifler. Program, siyasal hareketin yol haritası ise tüzük de bu yolda ilerleme iddiasındaki öznenin karakterini anlatır.

Vurulacağı söylenen bir Partizan okuru yazdı: “Hizipsavarların trajikomik öyküsü”

Kolektifimiz içerisinde uzun bir süredir devam eden iç tartışmalar son dönemlerde kamuoyuna yönelik açıklamalar ile iyice açığa çıkmış, bu açıklamalar ile iç tartışma olmanın dışına çıkarak, bazı yoldaşlarımız tarafından kendileri gibi düşünmeyen alanlara dönük karalama-manipülasyon kampanyasına dönüşmüştür. Öyle ki, kolektif içerisindeki kadrolar-sempatizanlar tarafından ideolojik-politik bir hatta yürütülmesi gereken tartışmalar, kitleye ya yalan-yanlış bilgilerle ya da demagojik söylemlerle “duyurulmuştur”.

İzmir Partizan; Politik çalışmalarımıza yoğunlaşmak en iyi cevaptır!

 "Bir süredir kurumumuzu şu veya bu şekilde meşgul eden tartışma, kaos ve krizin şiddetle birlikte boyutlanarak geldiği nokta gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.

Yaklaşık 1 ay önce tekabül eden bir sürede  İstanbul'un Aksaray ve Kartal bürolarımız çete vari bir şekilde gasp edilmiş, muhabirlerimize şiddet uygulanmıştı. Aynı şekilde Dersim ve Erzincan irtibat bürolarımıza yönelik de saldırı ile birlikte gasp edilmek istenmiş, muhabirlerimiz tehdit edilmiş edilmek istenmiştir. Bu gaspçı tutumun son örneği de gazetemizin İzmir irtibat bürosuna yönelik olmuştur.

Kırklareli’den Tutsak Partizan “Belki de bu yaşananlar bıçak sırtındaki güzergaha girmenin fırsatıdır”

Merhaba yoldaşlar

(…)

Gazetemizin bürolarını basıp, talan eden ve arkadaşlara şiddet uygulayanlar, içinden geldikleri, ürünü oldukları anlayışın sadece kendini ürettiğini ve başarılı olacaklarını zannediyorsa yanılıyorlar. Daha önceki darbecilerin, kaçkınların, oluşumcuların vb.lerinin soyundan geldiklerini ve aynı anlayışın ürünü olduklarını unutmamaları gerekiyor. Ve onların yaşadığı akıbet/gelecek, tarihin çöp sepetindeki yerleri onları bekliyor olacak.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”

Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;

Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Sayfalar