Çarşamba Haziran 28, 2017

“Kaypakkaya’yı pratiğiyle çizilmiş yolu izleyerek sarsılmaz bir kararlılıkla anıyoruz”

Katledilişinin 44. yıldönümünde, önder yoldaş İbrahim Kaypakkaya’yı onun teorisinin bakış açısında durarak ve pratiğiyle çizilmiş yolu izleyerek sarsılmaz bir kararlılıkla anıyoruz!

18 Mayıs 1973!

Bu tarih, yoldaş Kaypakkaya'nın Diyarbakır zindanlarında aylar süren işkenceler sonucu faşist devletin sivil-asker av köpekleri tarafından katlediliş tarihidir. Bu tarihle birlikte Türkiye devrimci ve komünist hareketi, yol gösteren pusulasından, kendisine deniz feneri rolü gören bir büyük dava adamından yoksun kalıyordu. Ne var ki, onu aramızdan koparıp alan faşist güçler, 44 yıldır, onun kurduğu tunçtan “eser”ini yok edemediler. Bu büyük eser, onun ardı sıra miras bıraktığı Türkiye ve Türkiye-Kürdistanı proletarya ve emekçi halkının yegane komünist öncüsü TKP/ML'ydi.

Bu öylesine büyük bir eserdi ki ve ideolojik-politik olarak öylesine mükemmel kalıba dökülmüştü ki, aradan geçen bir kaç on yıllık süre sonra, bırakalım onlarca devrimci örgüt gibi yok olmayı, devrimci hareketin yönü üzerinde etkide bulunarak binlerin, on binlerin elinde kızıl bayrak olarak göğe yükseliyordu. Çünkü ona ruh, kan ve can veren şey, işçi sınıfının çıkarlarının bilimsel ifadesi olan Marksizm-Leninizm Maoizm'di.

Yoldaş Kaypakkaya'nın “ser verip sır vermezliği” elbette ki çok büyük bir öneme sahiptir. Ne ki, onu bugünlere taşıyan asıl şey, devrimin evrensel ilkelerinin onun tarafından ülkemiz toplumunun kendine özgü özellikleriyle kaynaştırılmasında yatar. O, bu bakımdan bilgelikle mantık gücünün, evrenselle özgülün, bütünle parçanın, genelle özelin, teori ile pratiğin iç içe harmanlanmasının en kalifiye temsilcisi ve Türkiye komünist hareketinin entelektüel zekasıydı. Revizyonizmle cenkleşe cenkleşe partiyi kurarken de, Suphi sonrası biriken revizyonist pisliği silip süpürürken de, pasifizm, reformizm ve Marksizm elbisesi içindeki revizyonizmi vaaz eden elli yıllık süreçle köklü bir kopuşu sağlarken de ülkemiz komünist hareketinin ağırlık merkezi olarak kaldı. Onu, zamandaşları devrimci önderlerden ayıran en temel ayrım çizgisi de buydu.

Uluslararası komünist hareket içindeki mücadele sürecinde Kruşçev'in sahte komünizmine bayrak açarak Mao önderliğindeki ÇKP'nin yanında saf tutması ve sonraları BPKD'ni partinin kuruluş yıllarında dayanılacak temel kolonlardan biri olarak görmesi son derece büyük bir öneme sahipti. Ve elbette onun uzun süreli ve dağınık halk-gerilla savaşını, bizi kurtuluşa götürecek yegane savaş tarzı olarak ele alması ayırt edici özelliklerinin başında geliyordu. Kemalizm ve Kürt ulusal sorunu konusunda, devrimci hareketin tümünden, herkesten uzağa nişan alması, Kürdüm demenin yasaklandığı, aşırı Türk milliyetçiliğinin, yani şovenizmin yüceltildiği bir dönemde Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız-koşulsuz savunması, dillerin ve milletlerin tam hak eşitliğini öngören berrak çözümleri, Kemalizm noktasında dokunulmaması gereken tabuları yıkarak onun faşist niteliğini açığa çıkarması bulutsuz havada çakan bir şimşek oldu Türkiye devrimci hareketi ve egemen akıma dalkavukluk edenler için.

Yoldaş Kaypakkaya'nın katledilişinin bu yılki yıldönümünde Türkiye yeni bir dönemece yuvarlanmış bulunuyor. Bu, Tayyip'in önderlik ettiği AKP'nin dümeninde olduğu burjuva-feodal faşist devletin başta Kürt halkı olmak üzere, tüm devrimci ve demokratlara, tüm işçi ve emekçilere, aydın, yazar, gazeteci, HDP'li milletvekilleri, LGBTİ, kadın ve genci içine alan geniş bir kesime karşı girişilen tam kapsamlı imha, inkar, teslim alma, saldırı ve savaş planıdır. Bu plan, faşist devletin içine sürüklendiği bataklıktan çıkmayı, askeri araçlarla sonuç almaya dolaysızca bağlaması ve dolayısıyla da azgın ve hastalıklı bir milliyetçi histeri üzerinden, Kürt düşmanlığı ve dini gericilik kulvarında Türkiye'nin ateşle sarsılmasını bile göze alarak temel rota olarak bellemesidir.

Bu durum elbette ki eskinin bir devamıdır. Ne ki yeni olan Türk şovenizminin bakış açısında demirleyen burjuva-feodal düzenin bu imha ve inkara ve teslim almaya derinlik ve genişlik kazandırmasıdır. Bu plana, nisan ayındaki referandum üzerinden meşruiyet kazandırılacak (eğer evet çıkarsa) ve böylece de devlet ve onun kurumları yeni mücadele ve savaş düzenine göre, imha ve teslim almaya ve yok etme düzenine göre yeniden kalıba dökülecek. Bunun için de burjuva parlamentarizmin temel niteliğini belirleyen yasama ve yürütme erkinin ayrılığına son verilecek ve yasama, yürütmenin yani sultanın-başkanın egemenliği altına alınarak burjuva parlamentarizmin bozulmuş bir hali de olsa, karikatürü de olsa buna son verilerek, bu yeni savaş düzeni üzerinden kararlar tek elden, tek merkezden, gücün son derece merkezileştirildiği ve hiçbir aracıya ve hesap vermeye yol açmayacak biçimde hızlı, çabuk ve tüm hukuksal kurumlar atlanarak alınacak. Bu demektir ki; tarihin bizi soktuğu bir sınavla karşı karşıyayız.

Görevimiz: referandumla kurulan bu “tuzağı” hayır oyumuzla bozmak ve faşist ablukayı dağıtmaya gelişme olanağı sağlayarak geleceğe dair umudu büyütmek olmalıdır. Emeğin köleleştirilmesine dayalı faşist devlete egemen olan komprador burjuvazi ve büyük toprak ağaları, tarihin yok olmaya mahkum ettiği bütün sınıflar gibi davranarak, korkakça bir kudurganlıkla ve 1 azgınca saldırmaktadırlar, bizse bu saldırganlığı devrimci bir öfkeyle ve devrimci safları sıklaştırarak ve daha çok demokratik halk devrimine sarılarak yanıtlayacağız. Bunu da koşulsuz bir cesaret ve kararlılıkla ve devrimci bir içtenlikle yapacağız.

Halk demokrasisi, bağımsızlık, sosyalizm ve altın çağ mücadelesi ağır bedellere yol açmadan zaferle taçlanamaz. Ama biz şunu biliyoruz ki, Türkiye proletaryasının yegane öncüsü, onlarca yıllık deneyimi ile, denenmiş komünist kimliğiyle, geleceği halk devrimiyle kazanma cüret ve cesaretine ve sınıf kinine yeterince sahiptir. Ali Boğazında yakın zamanda 8 yoldaşımızın gösterdiği sarsılmaz kararlılık ve gözüpeklik, bunu yeterince kanıtlamıştır.

Sekizlerin Aliboğazı’nda kandan ve ateşten harflerle yazdığı destan, halk savaşını sürdürme kararlılıkları ve “başarırız”ı yaşamın yaşayan gerçeği haline getirmedeki komünist tutumları, Öncü'yü yenilmez yapmada her şeydir. Onlar, yoldaş Kaypakkaya'nın ayak izlerine basarak ve ondan öğrenerek, onun direniş ruhunu kuşanarak şehit düştüler ve ardıllarına, yoldaşlarına paha biçilmez bir miras, yaslanabilecekleri, ilham alabilecekleri bir miras bıraktılar. Ve de yoldaş Kaypakkaya'nın ardılları olduklarının bulunmaz bir örneğini verdiler.

Yoldaşlarımızdan almış olduğumuz bu bilinç ve inançla düzenlemiş olduğumuz Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'yı anma etkinliğine tüm devrimci, demokrat, yurtsever halkımızı katılmaya çağırıyoruz.

Şan ve Şeref Olsun Önder Yoldaş Kaypakkaya'ya!

Gece Tertip Komitesi 

 

Anma gecesi programı

Katledilişinin 44.yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’yı anma etkinliğine HDP Milletvekili Garo Paylan, Ahmet Nesin, Barış Atay, İlkay Akkaya, Erdal Bayrakoğlu, Koma Berxwedan, Mehmet Ekici, Umuda Haykırış, Özden Çiçek ve Hozan Qamber katılacak.

Çeşitli demokrat sanatçılarında yer alacağı etkinlik iki bölümden oluşuyor. Türkü, marş ve oyunların yer aldığı 1’inci bölümün ardından 2’inci bölümde konuşmacılar arasında HDP Milletvekili Garo Paylan, gazeteci yazar Ahmet Nesin ve Partizan temsilcisi olacak.

 

Yer: Friedrich Ebert Halle

Erzberger Str. 89 67063 Ludwigshafen am Rhein

Saat: 15.30

Tarih: 20.05.2017

11030

Saygı duyulan militan…

Halkın yoksulluk ve acılarını azaltmanın sömürü ve zulüm dolu yaşamını sonlandırmanın denenmiş ve sınanmış yolu devrimi büyütüp, özgürlüğü çoğaltmaktır. Her gün her an daha fazla işçileri, köylüleri, Kürtleri, alevileri, kadınları, gençleri tüm ezilenleri kolektif etrafında örgütlemenin yol ve yöntemini geliştirmek, zengin araçlarını yaratmaktır. Daha etkili, yaratıcı, gerçekçi propaganda yaparak kitleler üzerinde devrimci etkiyi artırmak, kitleleri adım adım kolektife yakınlaştırarak, örgütlemektir.

Yine söylüyoruz: 2 Temmuz faillerini devlet koruyup kolluyor

Bu topraklarda onlarca, yüzlerce, binlerce acıyla karşı karşıya kalmış Aleviler, için tarihsel bir gün olan 2 Temmuz katliamının 24. yılına giriyoruz. Yüreklerimizde acı, bilincimizde öfke ile bu tarihsel günün hesabının sorulacağına dair antlarımızla günleri geride bırakıyoruz. Bundan tam 24 yıl önce otel görevlileriyle birlikte 35 yürek ateş içinde semaha durdular. Her biri dilinde türkülerle gelecek güzel günlere tebbesümlerini bıraktılar.

Yağma düzeninin suç ortakları adaleti getiremez! Gerçek adalet ezilenlerle gelecek!

Popüler deyimle ifade edersek; Türkiye’de siyaset sahnesi giderek ısınıyor ve öyle anlaşılıyor ki dengeleri sarsacak yeni gelişmelerin arifesindeyiz.

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır

Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.

„Sosyal Medya“ paylaşımları ve ‘kişilik’ (1.Bölüm)

“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir!

Adalet yürüyüşü

MİT tırları davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza verilerek tutuklanması karşısında CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ''adalet'' talebi ile Ankara’dan İstanbul a bir yürüyüş başlattı. Bugün yürüyüşün 5. günü.

 

      HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılınca ve tutuklanırken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ''anayasaya aykırı olmasına rağmen oy vereceğiz'' diyen CHP bugün tutuklanmalarla ilgili sıra kendilerine gelince feryadı figan etmeye başladılar.

 

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir.

Oğlum(uz) ölümsüzdür (*)

“ve hiç istemedim seni unutmak.”[1]

“ve biz pimi çekilmiş yürekle/ dalmıştık karanlığın ortasına/ dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat/ ve düşerken/ özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda,”[2] haykırışını anımsatıyor bize hep…

Dal gibi, civan mert bir delikanlıydı; bakmaya kıyamadığım(ız), gözümüzden esirgediğim(iz) oğlum(uz)du

Ve birgün, bize “Öldü” dediler.

Elimizin ayağımızın canı çekildi; donduk kaldık, kaskatı.

Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!

Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.

CHP'de mi Adalet arıyor? Davut Kurun

CHP istanbul milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca,CHP bütün illerde adalet yürüşüsu başlattı. Adalet arıyor. Kılıçdaroğlu, “adalet herkese lazımdır. Adalet için bir bedel ödenmesi gerekirse, bu bedeli ödemeye hazırım” diyor. Kılıçdaroğlu hala anlamamış, Adalet için bugüne kadar bedel ödiyen, Kürteler, Ermeniler, Rumlar, komünistler ,1970 sonrası da demokrasi güçleri, kürdistan halkıdır, dün CHP bugünde AKP diktatörlügüne karşı adaleti savunup bedel ödediler. Adaletin sahipleri bedel ödeliyen bu güçlerdir. AKP ve CHP ancak adaletsizliğin temsilcisi olabilirler.

Sayfalar