Perşembe Eylül 21, 2017

Referandumda doğru tavır nedir? Neden HAYIR?

Referanduma az bir zaman kalmış olmasına rağmen devrimci saflarda doğru tavrın ne olacağı üzerine tartışmalar var. Komünistlerin içinde de bu konuda tartışmalar canlılığını koruyor.

Referanduma niçin gidiliyor? Hakim sınıflar kendi aralarında devam eden mücadeleyi uzun süredir bir sonuca bağlayamadı. Toplumsal muhalefet, özellikle silahlı toplumsal muhalefet, sistemin açmazlarını büyütüp hakim sınıfların çelişkilerini derinleştirdi. Bir klik darbe ile bu mücadeleyi kazanmaya çalıştı ama başaramadı. O bastırılırken OHAL adı altında ilan edilmemiş sıkıyönetim rejimine geçildi. Sistemin tıkandığı farklı kesitlerde gündeme gelen başkanlık sistemi bu süreçte hakim sınıfların bazı kliklerince tekrar gündeme getirildi. Hakim sınıflar arasında bu konuda tam bir konsensüsün oluşmadığını da görmekteyiz.

Bu hamleyle hakim sınıflar hem kendi iç çatışmalarını hem de ezilenlere karşı yürüttükleri mücadeleyi bastıracaklarını hesaplıyorlar. Daha fazla merkezileşerek tüm muhalefeti uzun sure bastıracaklarının hesabını yapıyorlar. Hakim sınıf fraksiyonlarının kısmen anlaştıkları nokta burası. Buna rağmen yine de birbirlerine güvenmiyorlar. Dolayısıyla hakim sınıf fraksiyonlarından R. T. Erdoğan’a muhalif sesler yükseliyor. Yönetimin daha fazla merkezileştirilmesi, amiyane tabirle, “tek adamlığın” sistemin tıkanmasına çözüm olup olamayacağı başka bir tartışmanın konusudur ve bize bu konuda söz söylemek düşmez! Bizler olsa olsa ezilenler cephesinde olanaklar ve olasılıkları tartışırız bu bağlamda. Hakim sınıfların merkezileşmeyi artırdığı dönemler; diktatörlüğün daha da azgınlaştığı dönemler olmuştur. Bu süreçlerde devrimci hareketlerin geliştiği de görülmüştür. Tarihsel deneyimlerimizde bunlar mevcuttur.

Referandum sistemin kendi sorunlarını aşmak için başvurduğu bir uygulamadır. Sınıf karşıtlarımızdaki tüm değişimler bizi ilgilendirir. Kendi cephemizden bu değişimin yaratacağı sonuçları ele alıp buna göre tavır geliştiririz. Bu bağlamda referandumda tavrın ne olması gerektiği ele almaktayız. Referandumda ezilenler cephesinde iki tavır değerlendirmeye tabi tutulabilir. Boykot ve hayır tavırları. İkisinin arasında ilkesel bir fark yoktur. Boykot ideolojik bir tavır olur, bu bakımdan anlamlıdır. Sisteme “senin içindeki değişimler bizi ilgilendirmez” denir, bu tavırla. Bu tek yanlı tavır, referandumun sistemi meşrulaştırma olacağını da öne sürebilir, tek yanlış bakışla!

Ezilenler cephesinde politik özne olarak yani iktidarı alma bilinci ile tavır geliştirmek zorunda olduğumuz ortadadır. Dolayısı ile ideolojik tavrımız sistemi yıkmaktır, politika ise buna paralel izlenen yoldur ama ideoloji ile politika özdeş değildir. Boykot ideolojik tavır alır ama politikasızlıktır! Kaba materyalist bir yaklaşım olup sınıf savaşımını diyalektik olarak kavramada yetersiz kalır. İdeolojik tavrın halkı seferber etme, örgütleme yönü zayıftır, dolayısıyla proletaryayı iktidara yaklaştırmaz, yalnızca ezilenlere “siz ezilenlersiniz” der!

Boykot tavrının ideolojik tavır olduğunu söyledik. Yani ideolojik tespitlerin indirgemeci tarzda politik olana tavır olarak sürülmesidir. Tabii ki politika bir ideoloji rehberliğinde yapılır ama ideoloji ile farklı özelliklere sahiptir. (Partizan dergisinin 88. sayısı bu konuda bir kez daha incelenebilir.) Politika hem sisteme karşı duruş ortaya koymak hem de halka bilinç taşıyıp örgütleyip, savaştırma, güç toplama niteliği olmalıdır. Bu süreçte boykot tavrının böylesi bir özelliği yoktur.

Boykot şu durumlarda politik nitelik kazanır: 1- Politik öznenin çok güçsüz olduğu durumda ve 2- Politik öznenin güçlü olduğu, bilinen kavramla, denge durumunda. Lenin’in sistemin baskısının boyutuna göre de seçimlerde tavır geliştirdiği de göz akılda tutulmalıdır. Bu durumlarda boykot, politik tavır şeklini alır. Yani somut duruma ve politik öznenin somut durumuna paralel politika üretilir. İdeoloji ise bundan biraz bağımsızdır. Birinci durumda güç toplama durumu yok denecek durumda olduğu için ideolojik duruş önem kazanır, anın politikası olur. İkinci durumda ideolojik tavra paralel örgütsel gücü harekete geçirip aktif savaşımın bir parçası haline getirilir. Bu iki durumda da ideolojik tavır, politik tavır görünümüne bürünür.

Somut durumda yani aktif savunma durumunda doğru tavır HAYIR tavrıdır. Hayır tavrı ile halka gidilip örgütlenme çalışması yapılması mümkündür. Hayır denirken bir bütün sisteme cepheden hayır dendiği ortaya konmalıdır. Özlüce tüm baskı ve sömürü mekanizmalarına hayır dendiği bilinci halka taşınacaktır. Bu somutlukta ideolojimiz doğrultusunda politik tavır hayır denerek ortaya konacaktır. Boykot demek bu sürece ilgisiz kalmak demek olup politik özne olma durumunu silikleştirecek nitelikte bir tavırdır. Yani iktidar bilincini zayıflatır niteliktedir. Aynı zamanda boykotun, ilkelerin politik alana indirgenmesi olacağı için sekter ve dogmatik içerikte olacaktır.

Bu sürece hayır denilerek, dahil olunarak sistemi hedefe alan ajitasyon-propaganda yapılmalıdır. Hayır bir bütün sistem karşıtlığı üzerinden geliştirilecektir. Bu da örgütsel yapıyı harekete geçirip geliştirecektir. Halkın politikaya ilgisinin arttığı bir süreçte düzen karşıtlığı bilinci içine çekilmeye çalışılmalıdır.

Bu süreçte boykot tavrı komünistlerin sürece ilgisizliğini getireceği gibi örgütsel bir kazanımı da olmayacaktır. Aynı zamanda örgütsel gücü örgütsüzleştirme tehlikesini de içinde barındıracaktır. Sistemi meşrulaştırmama kaygısı anlaşılırdır ama politik olarak sağa kayılmasını getirmemelidir. Çünkü boykot tavrı en azından pratik hatta sağcılığı getirecektir. Sistemi meşrulaştırma kaygısını hep akılda tutmalı, buna karşı eylem ve söylem geliştirmeliyiz. Hayır denerek bu yapılabilir. Hayırla sokakları tutuşturabiliriz, hayır tavrı tüm şiddet araçları devreye sokularak da yapılabilir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur. Ama bu basitten karmaşığa yapılıp ders çıkarılarak geliştirilmelidir.

Hayır tavrı aynı zamanda hakim sınıf klikleri arasında da bir kliğin tavrı ile benzeşmektedir. Bu da yalnızca biçimdedir, özde ise tamamen zıttır. Hakim sınıf fraksiyonları arasında iktidarla olanla, ona muhalif olanlar arasındaki çelişkiyi kullanma, derinleştirme de ezilenlere yarayan bir tutumdur. Hakim kliği güçsüz bırakma da politik bir tavırdır. Bu durumda ezilenler cephesinin politik öznelerine olanaklar çıkacaktır, manevra alanı açılacaktır. Baş düşman tespiti yapmak, esas-tali ayrımını belirlemek komünistlerin politikalarını belirlemede bir parametredir. Hakim sınıflar cephesindeki çelişkileri derinleştirecek her pratik aynı zamanda ezilenler cephesine hizmet eder. Bu yanıyla da hayır tavrı doğru olandır. Hakim sınıflar cephesinde bir kliğin tam anlamı ile diğerlerini bastıramaması da düzen içi “iyileştirmelerin” önünü kapamaktadır. Bu bağlamda da hayır, klikler arası çatışmayı derinleştireceği için, bir dönem için düzen içi reform parantezini kapatacağından, devrimci cepheye hizmet edecektir. Görünürde “düzen içilik” gibi gözüken, özde öyle değildir, öyle de sonuç vermez.

Daha fazla merkezileşme her durumda daha fazla baskı ve sömürünün önünü açacaktır. Komünistler burjuva devlete karşı oldukları için, devletin merkeziliğinin artırılması, daha mükemmelleşmesinin de karşısındadırlar. Hakim sınıfların devleti mükemmelleştirmesi halka zulüm anlamına gelmektedir. Bizler bu konuyu sınıfsal çelişkileri örten toplum-devlet karşıtlığı şeklinde ele almayız, burjuvazi-burjuva devlet ve ezilen sınıflar çatışması şeklinde ele alırız. Dolayısıyla ezilenlerle hakim sınıflar arasındaki çelişkinin derinleşeceği, mücadelenin kızışacağı temelinde ele alır ve ona göre hazırlanırız. Bundan dolayı bugünden halkı buna hazırlamak için de hayır tavrı en isabetli tavırdır, bu çalışmalar en iyi hayır tavrı ile ortaya konabilir.

Politika üretmekten korkmayalım, halkla daha fazla ilişki kurmak ve bütünleşmek için sokaklara inelim, mahallelere, köylere dağılalım. Haklı olduğumuz bu kavgada halkı bu kavganın öznesi yapalım. Bu kapsamda çalışmalar devrimci şiddet içeren hiçbir tarzı dışta tutmaz, hatta onların gelişmesine zemin sağlar. Şiddet araçları ile hayır kampanyası yürütmek, büyük bir yetkinliği gerekli kılar. Ama halkla bütünleştirecek her çalışma özgüveni geliştirecek, içimizdeki bir dizi gereksiz tartışmayı da sonlandırmak için zemin yaratacaktır. Militanların güveni de böylesi süreçlerde gelişir. “Doğru politika bizleri halkla bütünleştiren politikadır” der Mao. Boykot mu hayır mı bu özelliğe sahiptir diye incelediğimizde hayır olduğunu görürüz. O zaman doğru politika hayır politikasıdır. Dogmatik yöntemle politika yapılmaz da somut şartların somut tahlili üzerinden gidilirse “hayır”ın bu kapsamda isabetli ve doğru olduğu görülecektir.

6493

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelismelere iliskin politik aciklamalarin yazilar.  

Partizan'dan

Hatun Tuğluk Ezilen Halkların Vicdanına Yer Etmiştir, Unutulmayacaktır! – İmera Fera Yeşilgöz

İnsanlık değerlerinin günbegün yok edilmeye çalışılması yeni değildir. Evvelden beridir, AKP iktidarı , iktidarını kendinden olmayanın yok edilmesi üzerine kurmuştur. İşçi sınıfının ve halkların sürekli ve yeniden sömürülmesi ile güç elde etmiş ve bu gücü gerçekleştirdiği katliamlarla, toplum içerisinde kutuplaşma ve beraberinde ayrıştırma yaratarak elinde tutmayı hedeflemiştir.

TKP/ML-TİKKO Dersim Komutanlığı: “Varlığı ile Partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!”

14 Ağustos’ta Rojava’da ölümsüzleşen TİKKO Komutanı Nubar Ozanyan için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bizler TKP/ML TİKKO Genel Komutanlığı’na bağlı Dersim’de ve Rojava’da savaşan halk savaşçıları olarak TİKKO’nun savaş generali Orhan Bakırciyan yoldaşın bizlere devrettiği savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama şu şekilde:

Varlığı ile partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!

Meydanlarımızın Serdar’ı Güzel Şahin Ölümsüzdür!

Yüreğimizin bir parçası daha aramızdan ayrıldı. Her duruşunda tarihsel bir çınarı temsil eden, gülüşünde varlığını adadığı mücadelenin sıcaklığı ve enerjisinde geleceğe olan umut ile Güzel’imizi, Türkiye Devrimci Hareketinin Anasını kaybettik. Onun direngenliğinde bilincimizin önüne serilen inanç ile onun kararlılığını heybemize koyduk.

18 Eylül günü Partizan geleneğinin önemli kişilerinden Serdar Can’ın Gazi’de gerçekleşen anma töreninde fenalaşarak hastaneye kaldırılan Güzel Anamız iki günlük yaşam mücadelesini bizlere miras bırakarak aramızdan ayrıldı.

TKP/ML GDPK ve Dersim Komutanlığı’ndan açıklama:

“Dimdik ayakta duranlar darbeci tasfiyeciliğin saldırılarını alt edecektir!”

H. Merkezi: Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre açıklama yapan TKP/ML Geçici Dersim Parti Komitesi ve TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bilinmelidir ki, bu türden saldırılara maruz kalan yoldaşlarımız yalnız değildir. TKP/ML TİKKO gerillaları olarak yoldaşlarımızın, taraftar ve militanlarımızın yanındayız. Onlarla omuz omuzayız.

Güzel Ana'yı yıldızlara uğurladık!

Devrimcilerin anası Partizancıların yoldaşı Güzel Ana sonsuzluğa yürüdü. YIldızlar yoldaşı olsun.

Kürtlerin ayrılma hakkı gasp edilemez!

Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının yerleşik kadim halklarından biri olmasına karşın, son yüzyıllarda bir devleti (Doğu Kürdistan’da kurulan kısa ömürlü Mahabad Cumhuriyeti’ni saymazsak) olmayan ve çeşitli ülkelerden tarafından parçalanarak sömürgeleştiren bir ulus olma haksızlığını, ağır bedeller ödeyerek yaşamaktadır, yaşatılmaktadır.

Tek Tip Elbise Saldırısı

Faşist Türk Devletinin Tek Tip Elbise Saldırısı, Hapishanelerde Devrimci Tutsakların Direniş Duvarına Çarpacaktır!

AĞUSTOS ve EYLÜL GÜNEŞİ’ne

Güle güle Amed zindanlarının şen çocuğu

İstanbul’un Eylül’ünde sonbaharın bir pazar sabahında yüreği dünyanın kötülüklerine ve haksızlıklarına dayanamayan bir emek ve devrim işçisini kaybettik. Nubar Ozanyan’ın kadim dostu, yoldaşı,canımızı, Serdarımızı kaybettik. Nasıl bir dünyadır bu ki hep içimizdeki yürek güzelleri,  bilinç öncüleri öncelikle aramızdan kopup gitmektedir. Ağustosta Komutan Nubar yoldaşla acıyan yürek yaramız Eylül’de Can’ımızla daha da büyüdü.Parçalanan beden ve duran yürek bizimdir.

Sınıf Bilinçli Proletarya Hareketi Bir Emektarı Olan Serdar Can' Kaybetti!

Her ölüm çok erkendir denilebilir. Serdar yoldaş için de öyledir. Daha verim verecek çağda, daha yapılacak çok işleri vardı ama bir kalp krizi onu beklenmedik şekilde aramızdan aldı. 

Serdar Can, 1961 doğumlu, daha 56 yaşında  genç sayılabilecek bir yaşta onu yitirdik. Serdar yoldaş, Kulp ilçesi Araşka köyünden olup 1920'lerde Amed'e göç etmiş kalabalık bir ailenin oğludur.

Avrupa Partizan Taraftarları: Serdar Can Ölümsüzdür

Dün gece apansız bir şekilde aramızdan ayrılan Serdar Can’ın bu erken gidişi yüreğimizdeki acıyı perçinlediği kadar öfkemizi de büyüttü. Çünkü Can’ın yaşamı boyunca üstlendiği misyon ve inancı bunu gerektiriyor.

Partizan: İnancı mirasımız; düşleri, gerçeğe dönüştürülmek üzere görevlerimiz olan Serdar Can ölümsüzdür

Tarihten geliyor ve tarihe gidiyoruz. Yapıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Özgür geleceğe olan inancımızın üzerimize yüklediği sorumluluklar andaki pratik sorumluluklarımızı ortaya koyuyor. İşte bu sorumluluğu yüklenerek, inancını kaybetmeden düşlerini ve anılarını bizlere miras bırakan bir güvercinimizi daha uğurluyoruz. Yüreğimizin bir parçasını daha düşler diyarına ölümsüzlerimizin arasına gönderiyoruz. Her adımında kavgaya olan inancın adını okuduğumuz Serdar Can’ı apansız bir şekilde kaybetmenin acısını taşıyor, onun düşlerini sorumluluk haznemize dolduruyoruz.

Sayfalar