Pazartesi Mayıs 29, 2017

Referandumda doğru tavır nedir? Neden HAYIR?

Referanduma az bir zaman kalmış olmasına rağmen devrimci saflarda doğru tavrın ne olacağı üzerine tartışmalar var. Komünistlerin içinde de bu konuda tartışmalar canlılığını koruyor.

Referanduma niçin gidiliyor? Hakim sınıflar kendi aralarında devam eden mücadeleyi uzun süredir bir sonuca bağlayamadı. Toplumsal muhalefet, özellikle silahlı toplumsal muhalefet, sistemin açmazlarını büyütüp hakim sınıfların çelişkilerini derinleştirdi. Bir klik darbe ile bu mücadeleyi kazanmaya çalıştı ama başaramadı. O bastırılırken OHAL adı altında ilan edilmemiş sıkıyönetim rejimine geçildi. Sistemin tıkandığı farklı kesitlerde gündeme gelen başkanlık sistemi bu süreçte hakim sınıfların bazı kliklerince tekrar gündeme getirildi. Hakim sınıflar arasında bu konuda tam bir konsensüsün oluşmadığını da görmekteyiz.

Bu hamleyle hakim sınıflar hem kendi iç çatışmalarını hem de ezilenlere karşı yürüttükleri mücadeleyi bastıracaklarını hesaplıyorlar. Daha fazla merkezileşerek tüm muhalefeti uzun sure bastıracaklarının hesabını yapıyorlar. Hakim sınıf fraksiyonlarının kısmen anlaştıkları nokta burası. Buna rağmen yine de birbirlerine güvenmiyorlar. Dolayısıyla hakim sınıf fraksiyonlarından R. T. Erdoğan’a muhalif sesler yükseliyor. Yönetimin daha fazla merkezileştirilmesi, amiyane tabirle, “tek adamlığın” sistemin tıkanmasına çözüm olup olamayacağı başka bir tartışmanın konusudur ve bize bu konuda söz söylemek düşmez! Bizler olsa olsa ezilenler cephesinde olanaklar ve olasılıkları tartışırız bu bağlamda. Hakim sınıfların merkezileşmeyi artırdığı dönemler; diktatörlüğün daha da azgınlaştığı dönemler olmuştur. Bu süreçlerde devrimci hareketlerin geliştiği de görülmüştür. Tarihsel deneyimlerimizde bunlar mevcuttur.

Referandum sistemin kendi sorunlarını aşmak için başvurduğu bir uygulamadır. Sınıf karşıtlarımızdaki tüm değişimler bizi ilgilendirir. Kendi cephemizden bu değişimin yaratacağı sonuçları ele alıp buna göre tavır geliştiririz. Bu bağlamda referandumda tavrın ne olması gerektiği ele almaktayız. Referandumda ezilenler cephesinde iki tavır değerlendirmeye tabi tutulabilir. Boykot ve hayır tavırları. İkisinin arasında ilkesel bir fark yoktur. Boykot ideolojik bir tavır olur, bu bakımdan anlamlıdır. Sisteme “senin içindeki değişimler bizi ilgilendirmez” denir, bu tavırla. Bu tek yanlı tavır, referandumun sistemi meşrulaştırma olacağını da öne sürebilir, tek yanlış bakışla!

Ezilenler cephesinde politik özne olarak yani iktidarı alma bilinci ile tavır geliştirmek zorunda olduğumuz ortadadır. Dolayısı ile ideolojik tavrımız sistemi yıkmaktır, politika ise buna paralel izlenen yoldur ama ideoloji ile politika özdeş değildir. Boykot ideolojik tavır alır ama politikasızlıktır! Kaba materyalist bir yaklaşım olup sınıf savaşımını diyalektik olarak kavramada yetersiz kalır. İdeolojik tavrın halkı seferber etme, örgütleme yönü zayıftır, dolayısıyla proletaryayı iktidara yaklaştırmaz, yalnızca ezilenlere “siz ezilenlersiniz” der!

Boykot tavrının ideolojik tavır olduğunu söyledik. Yani ideolojik tespitlerin indirgemeci tarzda politik olana tavır olarak sürülmesidir. Tabii ki politika bir ideoloji rehberliğinde yapılır ama ideoloji ile farklı özelliklere sahiptir. (Partizan dergisinin 88. sayısı bu konuda bir kez daha incelenebilir.) Politika hem sisteme karşı duruş ortaya koymak hem de halka bilinç taşıyıp örgütleyip, savaştırma, güç toplama niteliği olmalıdır. Bu süreçte boykot tavrının böylesi bir özelliği yoktur.

Boykot şu durumlarda politik nitelik kazanır: 1- Politik öznenin çok güçsüz olduğu durumda ve 2- Politik öznenin güçlü olduğu, bilinen kavramla, denge durumunda. Lenin’in sistemin baskısının boyutuna göre de seçimlerde tavır geliştirdiği de göz akılda tutulmalıdır. Bu durumlarda boykot, politik tavır şeklini alır. Yani somut duruma ve politik öznenin somut durumuna paralel politika üretilir. İdeoloji ise bundan biraz bağımsızdır. Birinci durumda güç toplama durumu yok denecek durumda olduğu için ideolojik duruş önem kazanır, anın politikası olur. İkinci durumda ideolojik tavra paralel örgütsel gücü harekete geçirip aktif savaşımın bir parçası haline getirilir. Bu iki durumda da ideolojik tavır, politik tavır görünümüne bürünür.

Somut durumda yani aktif savunma durumunda doğru tavır HAYIR tavrıdır. Hayır tavrı ile halka gidilip örgütlenme çalışması yapılması mümkündür. Hayır denirken bir bütün sisteme cepheden hayır dendiği ortaya konmalıdır. Özlüce tüm baskı ve sömürü mekanizmalarına hayır dendiği bilinci halka taşınacaktır. Bu somutlukta ideolojimiz doğrultusunda politik tavır hayır denerek ortaya konacaktır. Boykot demek bu sürece ilgisiz kalmak demek olup politik özne olma durumunu silikleştirecek nitelikte bir tavırdır. Yani iktidar bilincini zayıflatır niteliktedir. Aynı zamanda boykotun, ilkelerin politik alana indirgenmesi olacağı için sekter ve dogmatik içerikte olacaktır.

Bu sürece hayır denilerek, dahil olunarak sistemi hedefe alan ajitasyon-propaganda yapılmalıdır. Hayır bir bütün sistem karşıtlığı üzerinden geliştirilecektir. Bu da örgütsel yapıyı harekete geçirip geliştirecektir. Halkın politikaya ilgisinin arttığı bir süreçte düzen karşıtlığı bilinci içine çekilmeye çalışılmalıdır.

Bu süreçte boykot tavrı komünistlerin sürece ilgisizliğini getireceği gibi örgütsel bir kazanımı da olmayacaktır. Aynı zamanda örgütsel gücü örgütsüzleştirme tehlikesini de içinde barındıracaktır. Sistemi meşrulaştırmama kaygısı anlaşılırdır ama politik olarak sağa kayılmasını getirmemelidir. Çünkü boykot tavrı en azından pratik hatta sağcılığı getirecektir. Sistemi meşrulaştırma kaygısını hep akılda tutmalı, buna karşı eylem ve söylem geliştirmeliyiz. Hayır denerek bu yapılabilir. Hayırla sokakları tutuşturabiliriz, hayır tavrı tüm şiddet araçları devreye sokularak da yapılabilir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur. Ama bu basitten karmaşığa yapılıp ders çıkarılarak geliştirilmelidir.

Hayır tavrı aynı zamanda hakim sınıf klikleri arasında da bir kliğin tavrı ile benzeşmektedir. Bu da yalnızca biçimdedir, özde ise tamamen zıttır. Hakim sınıf fraksiyonları arasında iktidarla olanla, ona muhalif olanlar arasındaki çelişkiyi kullanma, derinleştirme de ezilenlere yarayan bir tutumdur. Hakim kliği güçsüz bırakma da politik bir tavırdır. Bu durumda ezilenler cephesinin politik öznelerine olanaklar çıkacaktır, manevra alanı açılacaktır. Baş düşman tespiti yapmak, esas-tali ayrımını belirlemek komünistlerin politikalarını belirlemede bir parametredir. Hakim sınıflar cephesindeki çelişkileri derinleştirecek her pratik aynı zamanda ezilenler cephesine hizmet eder. Bu yanıyla da hayır tavrı doğru olandır. Hakim sınıflar cephesinde bir kliğin tam anlamı ile diğerlerini bastıramaması da düzen içi “iyileştirmelerin” önünü kapamaktadır. Bu bağlamda da hayır, klikler arası çatışmayı derinleştireceği için, bir dönem için düzen içi reform parantezini kapatacağından, devrimci cepheye hizmet edecektir. Görünürde “düzen içilik” gibi gözüken, özde öyle değildir, öyle de sonuç vermez.

Daha fazla merkezileşme her durumda daha fazla baskı ve sömürünün önünü açacaktır. Komünistler burjuva devlete karşı oldukları için, devletin merkeziliğinin artırılması, daha mükemmelleşmesinin de karşısındadırlar. Hakim sınıfların devleti mükemmelleştirmesi halka zulüm anlamına gelmektedir. Bizler bu konuyu sınıfsal çelişkileri örten toplum-devlet karşıtlığı şeklinde ele almayız, burjuvazi-burjuva devlet ve ezilen sınıflar çatışması şeklinde ele alırız. Dolayısıyla ezilenlerle hakim sınıflar arasındaki çelişkinin derinleşeceği, mücadelenin kızışacağı temelinde ele alır ve ona göre hazırlanırız. Bundan dolayı bugünden halkı buna hazırlamak için de hayır tavrı en isabetli tavırdır, bu çalışmalar en iyi hayır tavrı ile ortaya konabilir.

Politika üretmekten korkmayalım, halkla daha fazla ilişki kurmak ve bütünleşmek için sokaklara inelim, mahallelere, köylere dağılalım. Haklı olduğumuz bu kavgada halkı bu kavganın öznesi yapalım. Bu kapsamda çalışmalar devrimci şiddet içeren hiçbir tarzı dışta tutmaz, hatta onların gelişmesine zemin sağlar. Şiddet araçları ile hayır kampanyası yürütmek, büyük bir yetkinliği gerekli kılar. Ama halkla bütünleştirecek her çalışma özgüveni geliştirecek, içimizdeki bir dizi gereksiz tartışmayı da sonlandırmak için zemin yaratacaktır. Militanların güveni de böylesi süreçlerde gelişir. “Doğru politika bizleri halkla bütünleştiren politikadır” der Mao. Boykot mu hayır mı bu özelliğe sahiptir diye incelediğimizde hayır olduğunu görürüz. O zaman doğru politika hayır politikasıdır. Dogmatik yöntemle politika yapılmaz da somut şartların somut tahlili üzerinden gidilirse “hayır”ın bu kapsamda isabetli ve doğru olduğu görülecektir.

4948

12'Lerin Alıboğazı'nda gösterdikleri kahramanca direniş halk savaşında yeni bir manifestodur

24-28 Kasım 2016 tarihinde Dersim'in Aliboğazı mevkinde Partimiz TKP/ML'ye bağlı halk ordumuz TİKKO gerillalarıyla faşist Türk devleti arasında çıkan ve dört gün süren çatışmada 12 yoldaşımızın şehit düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Ağır kış koşulları ve gerilla güçlerimizin kış üssüne çekilmesinden kaynaklı olarak bugüne kadar isimleri tam olarak öğrenilemeyen yoldaşlarımız, 8 Mayıs 2017 tarihinde TKP/ML-TİKKO Dersim Bölge Komutanlığımızın yaptığı açıklamayla öğrenilmiştir.

Ezber Bozan Korkusuz Önder: KAYPAKKAYA

“2003 yılının yaz aylarında bir grup yolcu, Malatya’nın köylerinden arabayla geçerken, yol kenarında bulunan kayısılardan bir miktar almak isterler. Kendilerine yetecek kadar kayısı toplar ve tarla sahibi köylüye ücretini vermek isterler. Bu sırada yolculardan birisi köylüye:

Denizlerin devrimci çıkışını, Kaypakkaya’nın kopuşunu kuşanalım!

OHAL koşulları altında türlü engellemelere, baskılara rağmen coğrafyamızın dört bir yanında gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, sınıf hareketinin durumu hakkında oldukça zengin veriler, ipuçları sundu. İşçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlar, geleceksizleştirilmeye, esnek ve taşeron çalışmaya, emeği ve alınterinin gasp edilmesine, kıdem tazminatına göz dikilmesine karşı alanları doldurdu. Kuşkusuz tüm bu saydıklarımızın yanı sıra 1 Mayıs meydanlarına damgasını vuran en belirgin gündemlerden biri de 16 Nisan referandumunda yaşananlar oldu.

Taksim iradesi ne için ve kime karşı? Devlete mi devrimcilere mi?

Olağanüstü hal koşullarında devletin yoğun abluka ve kuşatmasına, engelleme ve tehditlerine rağmen Taksim iradesini sergilemek kuşkusuz devrimci bir çıkıştır. Faşist diktatörlüğün hem de ’77 katliamının 40. yılında Taksim Meydanını emekçilere kapatmasına karşı bir duruş sergilemek ve meydan okumak bugünkü politik iklim içinde oldukça değerli ve anlamlıdır. Eşitsiz güç dengelerine rağmen Taksim iradesi göstermek bedel ödeme cüreti ve kararlılığının da bir göstergesi olmuştur.

Devrimin Yıldızı; Ulaş Bayraktaroğlu Ölümsüzdür.

Karanlığın en koyu yerinde ve anında bir devrim yıldızı daha sonsuzluğa uğurlandı. Devrimin bir  Ulaş’ı daha yeri doldurulması kolay olmayan bir boşluk bırakarak aramızdan fiziki olarak ayrıldı. Bir Ulaş daha “Bizimkiler böyle ölür” türküsüyle uğurlandı sonsuzluğa.

Gelme..!!Gelcem..!!

ABD'nin YPG'ye ağır silahlar vermesi, devlet başkanı Trump'ın onaylaması sonucunda Irak'ta olduğu gibi Suriye'de de önümüzdeki süreçte kurulacak olan Kürt Bölgesel Yönetiminin tanındığını/temellerinin atılmış olduğunu görmek istemeyen gözlere ''parmağım kör gözüne'' dercesine batıyor artık.

ABD'nin BOP tıkır tıkır işliyor. Irak'ta bölünme sağlandıktan sonra Suriye'de de yaşama geçirilmeye başlandı. Bu arada Türkiye BOP'ta projenin dışına iteklendi. BOP'un eş başkanı RTE'de bu projede Kılıçdaroğlu'nun güncel değimiyle kapının önüne konulmuş oluyor.

Bir sanatçı gerilla Yetiş Yalnız

Bir sanatçı gerilla Yetiş Yalnız

Hikayeleri vardır; dağların, taşların, uçurumların, nehirlerin, insanların, hayvanların ve ağaçların. Her şeyin bir hikayesi vardır. Yolların da… Kimi ömürler kısa gibidir, ancak mesele ne kadar gün ya da yıl yaşadığın değil, ne kadar yol yürüdüğündür.“Mutluluk varılacak yerde değil, yoldadır” demiş Bern Williams.Yetiş Yalnız bir yolcuydu, ömrünün tümünü yol aşkına harcadı. Öyle bir inancı vardı ki; bin defa dünyaya gelse bin defa bu yolda korkusuzca yürüyecek cesarette, naif, temiz ve sanatçıydı.

18 Mayıs vesilesi ile İbrahim Kaypakkaya’nın düşünme ve inceleme yöntemi üzerine

Doğada olsun toplumda olsun hemen her olgu zıtların birliği ve çatışması yasasına göre oluşur. Bu nedenle bir olguyu anlamak için olguyu diyalektik biçimde incelemek gerekir. Diyalektik; olgunun gelişme yasası olduğu için aynı zamanda onu inceleme yöntemi de odur. Eğer olgunun nasıl oluştuğu bilinirse nasıl inceleneceği, nasıl değişikliğe uğratılacağı ve hangi yöntemle davranılacağı bilinmiş olur.

TKP/ML Enternasyonal Büro: “Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderi Ulaş Bayraktaroğlu ölümsüzdür!”

Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderleri Ulaş Bayraktaroğlu'nun IŞİD'e karşı yapılan Rakka hamlesinde 10 Mayıs 2017 tarihinde şehit düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Partimiz TKP/ML, bu büyük devrimciyi kaybetmenin üzüntüsü içindedir. Partimiz, yoldaşları ve ailesine başsağlı dilemektedir.

YDG: "Aliboğazı şehitleri direniş pusulamızdır"

“Yolun düşerse kıyıya bir gün

ve maviliklerini enginin
seyre dalarsan,
dalgalara göğüs germiş olanları hatırla,
selamla, yüreğin sevgi dolu
çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar eşit olmayan savaşta
ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden
sana liman gösterdiler uzakta”

Partizan: “12 acının hesabını düşmandan soracak, 12 yarayı mücadeleyle saracak, 12 fidanı devrim toprağında filizlendireceğiz”

“Baharlar yağdır ey hayat

Dinsin yıldızların matemi

Denizlere dökülsün ırmaklar.

Baharlar yağdır ey hayat

Yitirsin dilini hüzün

Tahammüle dursun şafaklar.

Zümrüd-ü Anka soyundandır çocukların

Güzelleştiren bakışında iradenin

Mümkünü yok

Sarılacaktır yaralar.”

Sayfalar