Çarşamba Nisan 26, 2017

TKP/ML-GYDK ;Ateş altında geçen 45 yıl! Dünya Proletaryasının Türkiye Taburu Partimiz TKP/ML'ye San ve Şeref olsun!

24 Nisan 1972 Partimiz TKP/ML'nin kuruluş tarihidir. Sınıfı devrimci Marksizm'le yani devrimci Maoizm'le buluşturmanın da nirengi noktasıdır 1972 Nisanı. Mustafa Suphi sonrası ilk komünist meşaledir 1972 Nisan'ında yakılan; bir deniz feneridir sınıf ve komşularına yol gösteren; bir Öncüdür tüm kesinliği ve keskinliğiyle egemen akım Kemalizmle köklü kopuşun sihirli anahtarını veren; bir kardeşlik abidesidir Kürt ulusal sorununda tabulara meydan okuyan; ve bir savaşçı parti gerçeğidir uzun süreli ve dağınık halk-gerilla savaşı çığlığını kırlardan şehirlere dalgalar halinde yayan; ve de ideolojik bir dik duruştur Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung'un teorisiyle çizilmiş yolu izleyerek soluklanan.Ve elbette 45 yıldır tarihin sınavını başarıyla veren böylesine yüce bir partinin mimarı, partimizin kurucu-kuramcısı-düşünce kazıbilimcisi ve katledilişinin 44. yılında 20 Mayıs'ta anacağımız önderimiz İbrahim Kaypakkaya'ydı. Onun bize bıraktığı miras bugün halk demokrasisi, bağımsızlık, sosyalizm ve altın çağa giden uzun ve zorlu yolda dayanağımız, pusulamız ve faşist iktidarı alt etmenin gerçek anahtarı olmayı büyük bir ehemmiyetle sürdürüyor. Bunca uzun zamanda evrensel tasfiyeciliğin ve noe-liberalizmin etkisi altında anlı-şanlı gerilla örgütleri dağılıp giderken, onlarca devrimci parti ve örgüt sınıf mücadelesinin kenarında kalırken, bir çoğu bitap düşüp yarı yolda kalakalırken, partimiz bu süreçte hiç sarsılmadan, ağlamadan ve sızlamadan, tersliklerden, yenilgilerden ve yanılgılardan korkmadan ideolojik saflığını korumasını bilmiş ve devrim yolunda milim sapmadan halk savaşındaki ısrarını sürdürmüştür. Gerek evrensel tasfiyecilik ve gerekse parti içi tasfiyeciliğe karşı ideolojik ve politik kararlılığını korumasını bilmiş ve daha da önemlisi içten hançerlenmelerle güçten düşürülmesine karşın kendisini yeniden üreterek bugünlere gelmesini bilmiştir. Hem de “ateş nehrinden” geçerek.

Partimizin kuruluşunun 45. yılında kapitalist-emperyalist sistem krizin kaosu içinde yolunu şaşırmış halde. Sistem kendi gelişmesinin iç sınırlarına gelip dayanmış durumda. Öte yandan tüm bir kapitalist gelişme, kapitalizmin çelişme ve uzlaşmazlıklarının artan bir yeniden üretim süreci olarak sistemi güçten düşürerek onun önceki üretim biçimleri gibi tarihsel yani geçici bir üretim biçimi olduğunun bütün kanıtlarını bolca sunmuş bulunuyor. Ne ki, bundan, onun bugünden yarına yıkılacağı gibi bir yanılgıya kapılmamak gerektiği de apaçık olsa gerektir. Onu yıkıp yok edecek olan bir güç, bir kale olmadan da, bu işin kendiliğinden bir süreçle yerine getirilemeyeceği de tarihin bir hükmüdür. İşte bu kale, emekle-sermaye arasındaki bu uzlaşmazlığı, sermayenin her gün her saat ana rahminde yeniden ürettiği bu çelişmeyi çözmede dayanacağımız kale, sınıfın en ileri, en bilinçli kesimi olarak öncüdür, komünist partilerdir. İşte enternasyonal taburun Türkiye kolu partimiz TKP/ML, kapitalist-emperyalist sistemin bir dalına dönüşmüş olan ülkemizdeki yarı-sömürge, yarı-feodal sistemi, sistemin Türkiye halkasındaki bu dalı halk savaşıyla kesip, yerine demokratik halk iktidarını kurma mücadelesinin 45. yılında.

Anın tarihsel durumu apaçık bir biçimde tanıtlamıştır ki, sistem, 2008 krizinin derin ve sarsıcı etkilerinden, kaos ve keşmekeşinden kendisini esas olarak ve bütünüyle kurtaramamıştır. Kolektif olarak patlak veren sistemin tüm çelişmeleri, uygulayıcılarının elinde yalnızca ve parçalı olarak göreli olarak çözülmüşlerdir; elbette ki bu da “pozitif çözüm” değil, “negatif çözüm” olmuştur. Ve öyle ki, bu çözüm, gönenç dönemlerinin ufukta bir gözüküp bir kaybolması ve akabindeki durgunluk ve sonrası kriz safhasına daha uzun süre çakılıp kalmasının temeli olmasa da bu temelin gübresi olmuştur. Sermayenin gelişmesi ve genişlemesi süreci onun her yerinden zincire vurulma sürecinden başka bir şey değildir. Ayak bağlarından, güç alanlarını genişletmenin önündeki frenleyici engellerinden kurtulma savaşında bir yandan kapitalist köpek balıkları arasındaki çelişmeler ve uzlaşmazlıklar keskinleşirken, bir yandan da sermayenin emeğe olan saldırısı derinlik ve genişlik kazanmaktadır. Ve dahası halklar, inançlar, uluslar ve mazlum milletler arasında çelişme ve çatışmalar, milliyetçi ve dinci boğazlaşmalar sistemin çıkarları bakış açısında kışkırtılarak yeni güç alanları, yeni sürüm alanları, yeni enerji ve ham madde yatakları ele geçirilmeye ve böylece de kronik hale gelmiş olan krizin bertaraf edilmesi umulmaktadır. Sonuç: açlık, sefalet, yıkım, kitlesel göç, işsizlik ve ölüm. İşte Orta Doğu, Kürdistan, Türkiye; işte Afganistan, Ukrayna, Kuzey Afrika'da yaşanan vahşet ve barbarlık ve Asya-Pasifikte ısınan sular.

Bölgemizin ateşle sarsılması bundandır, savaşlar, zoraki göçler, tahribat ve barbarlık bundandır. Partimizin kuruluşunun bu 45. yılında bölgemiz çelişme ve çatışmaların ağırlık merkezi haline getirildi. Güç alanını genişletmeden yaşayamayan, emperyalist haydutlar bölgemizin 1916 yılında dizayn edilen haritasını yeniden kalıba dökmek istiyorlar, hem de askeri araçlar yoluyla ve hem de vekalet savaşları üzerinden. Bunu başarabilirler mi; bunu amaçlarına uygun olarak dizayn edebilirler mi?

Tarih göstermiştir ki, emperyalist haydutlar ve yerli ortağı gerici ve faşist güçler dilediklerini istedikleri gibi yaşama geçirememişlerdir. Bunun için Orta Doğu, Kürt coğrafyası, Irak ve Suriye ilk akla gelebilecek canlı örnekler olarak duruyor karşımızda. Besleyip büyüttükleri kucak köpekleri cihatçı çeteler üzerinden, İŞİD, ÖSO, El Nusra gibi Orta Çağ küfü dini gerici güçler üzerinden verdikleri vekalet savaşları bölgedeki dinamik güçlerin frenleyici engellerine çarpmada gecikmedi. Bu çeteler ve bölgenin faşist devletleri üzerinden tasarlanan amaçlar umulan sonuçları vermedi. Rojava devrimi, kadın tugaylarıyla, dinamizmi ve öz güveniyle, haklı ve meşru direniş çizgisiyle, selefi cihatçı dini çetelerin art arda gelen gerici dalgalarının üzerinde kırıldığı kaya oldu. Öte yandan ABD, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve de İsrail bir yanda; Rusya, İran, Suriye eksenine oturmuş olan cepheleşme, (elbette ki, İngiltere, Fransa, Çin vb., emperyalist güçlerin de bu saflaşmanın çeşitli basamaklarında yer aldıklarını unutmadan) nüfuz ve etki alanını genişletme, bölgeyi kendine göre şekillendirmeden başka bir şey değildir. Bölgede her şey hareket halindedir ve her şey kaygan bir zemin üzerindedir. Ve her şey kendi karşıtına dönüşme eğiliminin etmenlerini kuvvetle bağrında taşımaktadır. Ve de her şey yıkılışının unsurlarıyla eyerli durmaktadır.

Ya Türkiye ve Kürt coğrafyası? Evet, faşist Türk hakim sınıfları için burası aşil topuğudur; zurnanın zırt dediği yerdir. Devletin dümenindeki Tayyip ve AKP, Rojava denilince kırmızı görmüş boğaya dönüyor. Barış sürecinin ya da Dolmabahçe mutabakatının rafa kaldırılmasıyla birlikte “Birleşik Kürdistan”a açılan kapıyı kapatmak, yani Kobani ile Afrin hattının birleştirilmesini engellemek için Rusya'yla al gülüm ver gülüm hesabıyla El Bab'a kadar inerek ve oradan Menbiç'e uzanan bu koridoru kesmek istedi. ABD ve ne de Rusya daha fazla ilerlemesine izin vermedi: Kunduracı çizmeden yukarı çıkma! Böylece Fırat Kalkanı harekatı kendi içine büzülerek boş kubbede hoş bir seda oldu. Yalnızca bu değildi. Rojava devriminin rüzgarını arkasına alan Kürt ulusal güçlerinin içte ve dışta kazandığı zeminin altını boşaltmak ve PKK'nın Türkiyeli devrimci güçlerle girdiği ittifakın yarattığı dinamizmin arkasına aldığı rüzgarı tersine çevirmek gibi bir rotayla yöneldi. Bunun için de üç karta oynadı ve oynuyor: Türk milliyetçiliği, Kürt düşmanlığı ve dini gericilik. Bu üç kartla tarihsel bir yön değişikliğine yönelen devlet, tam geliştirilmiş bir imha ve inkarla özellikle de mazlum Kürt emekçisine, Kürt meşru temsilcilerine ve ulusal güçlere ve de tüm ilerici, devrimci kesime, işçi ve emekçiye, kendisinden olmayan her kesime yönelmiş durumda. Bunun için de vahşi bir devlet terörü çizgisinde amaçlarına ulaşmak için devleti tek elden yönetmek, gücü tek elde merkezileştirmek ve böylece safları yeni bir mücadele ve savaş çizgisinde yeniden kalıba dökmek istemektedir. Hemen yanı başımızda sınırlar yeniden kalıba dökülürken faşist devlet de hem bu bölünmenin içteki muhtemel sonuçlarından duyduğu endişe ve hem de bölüşümde sofradan pay elde edebilir miyim hesabı içindedir. Askeri araçlar üzerinden yapılacak olan paylaşım da gücün tek elde merkezileştirilmesini ve böylece de başta Kürt ulusal güçleri olmak üzere en ufak bir muhalefeti anında ezmeyi, nefes almayı bile yasaklamayı, işçi ve emekçiye karşı tam kapsamlı saldırıyı, dünyayı onlara dar etmeyi işin merkezine oturtan bir yön değişikliğini gerektiriyor. Şimdilerde yapılan budur. Kurulan tuzak da budur. Partimiz TKP/ML, tarihin akışının yarattığı bu yeni dönemi, tarihsel sorumluluklarımızın, tarihsel fırsatların ve tarihsel görevlerimizin düğümlendiği bir dönem olarak görür, asıl ve temel olan demokratik halk devrimi görevlerimize kuvvetle sarılarak, demokratik devrim için sınıf savaşımını, Kürt ulusal sorunundaki devrimci programımızla birleştirme ekseninde, Kürt ulusal güçleri ve diğer devrimci güçlerle siyasal içeriği ve hedefleri berrakça çizilmiş bir ittifakın bir blokun ve bir anlaşmanın tarihsel önem ve anlamına, güncel zorunluluğuna ısrarla işaret eder. Partimiz bilmektedir ki, girilen bu yeni dönem, ulusal sorundaki Leninist tezlerin sınandığı pratik ilişkiler alanıdır da.

Türkiye ve Orta Doğu başta olmak üzere arz yuvarlağı ateşle sarsılıyor, en çok acıyı da işçi ve emekçiler, mazlumlar, sermayenin sefalete ittiği milyonlarca kitle çekmektedir. Dünyanın emekçi halkları ve sınıfın titanları bu barbarlığa, köleleştirme ve yağmalamaya, geniş bir çoğunluğun zararına küçük bir azınlığın zenginleşmesine daha fazla katlanmayacaklardır.

Dünya proletaryası ve onun Türkiye taburu partimiz TKP/ML, yarım asra yakın denenmiş komünist kimliğiyle, bunca yıldır “ateş altında” sınavından geçmiş devrimci pratiğiyle Türkiye'deki yarı-sömürge, yarı-feodal statüyü, emeğin köleleştirilmesine dayalı bu düzeni uzun süreli ve dağınık halk gerilla savaşıyla alt edip, yeni topluma açılan tek kapıyı fethetme cüret ve cesaretine yeterince ve kuvvetle muktedir yegane komünist partisidir.

45. KURULUŞ YILINDA YAŞASIN PARTİMİZ TKP/ML!

Nisan 2017

TKP/ML- GYDK

1141

TKP/ML - GYDK ;Anayasa değişikliği referandumuyla tasarlanan tam kapsamlı kuşatma ve ezme tuzağını "HAYIR"oyunla boz,faşist ablukayı dağıt!

Anayasa değişikliği referandumuyla tasarlanan tam kapsamlı kuşatma ve ezme tuzağını "HAYIR"oyunla boz,faşist ablukayı dağıt!

Önümüzdeki Nisan ayında anayasa değişikliği için referandum yapılacaktır. Toplumun tüm kesimleri anayasa referandumunda, pratik politikanın konusu olan bu sorunda tavırlarını ortaya koyacaklardır.

Bu bakımdan bu güncel ve son derece önemli olan sorunda ne düşündüğümüzü, biz de ana çizgileriyle ortaya koymak istiyoruz. Bilinir ki bu konuda birkaç seçenek var. Biri boykot, diğeri hayır ve üçüncüsü ise evettir.

Kıss... Kıss... Ayeste... Ayeste...

Biz sıradan proletaryaların özgürce üretebilmesi için daha çok şeyler yapması gerekir değil mi ?

Hani nerede bahis ettikleri; etiklik,  ahlakılık... kurallar, disiplin, sadakat...

Üzenlere üzülmeyecem... üzenlere üzülmeyecem... üzenlere üzülmeyecem....

Çal kemancı.

Ali' de gitse, Veli' de  gelse bizler için hiç bir şey değişmeyecek.

Yirmisinde yoldaş, kırkında gardaş, altmışında kankiiii.…

Bireyin zaaflarını ortaya çıkaran nedenlerle değilde bireyin zaaflarıyla yola çıkmak kime ne kazandırmıştır ki kanki ?

Anomali! [1] – H. Gürer

 M.Ö filozoflarından Aristo’nun geliştirdiği klasik mantık, doğru ya da yanlış sonuçlar doğuran siyah-beyaz meselelere odaklanır. Oysa gerçek hayattaysa, kafa patlattığımız şeylerin çoğu grinin tonlarını taşır! Bu yüzden Aristo’nun M.Ö geliştirdiği klasik mantık ile günümüz gelişmelerine bakmaya kalkarsak yanılırız. Neden? Çünkü siyah ile beyaz renklerinin ara tonlarını gör(e)meyiz. Hiç bir şey siyah-beyaz kadar kesin ve net değildir. Hele siyasette, asla!

Katledilişinin 44.yılında komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'yı anıyoruz!

Katledilişinin 44. yılında Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak için düzenleyeceğimiz geceye siz emekçileri, devrimcileri, yurtsever ve yoldaşlarımızı katılmaya çağırıyoruz.

Türkiye proletaryasının komünist önderi İbrahim Kaypakaya yoldaşın Diyarbakır işkencehanelerinde katledilişinin 44. Yılındayız. 

Fırat havzasında Ermeni kıyımları

Beş yıldan bu yana Suriye'de devam eden savaşta insanoğlu II.Dünya savaşından sonra ekonomik ve sosyal yıkımların en ağırlarına tanıklık etmektedir.Henüz gelinen aşamada görüşmeler ülkeninasli unsurlarının olmadığı,istenmediği ortamda yapılması çözümün ne kadar gerçekçi olacağı ayrıbir sorun olarak kendini gösteriyor.Arap,kürt ve mazlum halkların kaderi ve geleceği emperyalisthaydutların alacağı kararlara bağlanmış savaşın sona ermesini beklemektedir.Bugüne kadar savaşın bilançosu çok ağır olmuş daha da artmaktadır.Nerdeyse nufusun yarısı yerlerini değiştirmiş,beş-yüzbin insan hayatını kayb

Başkanlık sisteminin düşündürdükleri...

“Toplumun ve devlet iktidarının toplumsal yapısı, onları kavramaksızın toplumsal faaliyetin herhangi bir alanında tek bir adımın bile atılamayacağı değişikliklerle karakterizedir.

"Uyuşturucu Hazır Taslaklar" ve Devrimci Eğitim…

Yaşadığımız coğrafyanın sosyal, siyasal ve ekonomik çelişkileri ezilenlerin dünyasını dev bir bataklığa döndürürken, fabrikalarda işlenen, madenlerden sökülen ve günden güne biriken emekçi sınıfların ve ezilen ulusların mücadelesi, heybesinde önemli ve kritik bir sorunlar yığınını da barındırmaktadır.

TKP/ML’ye bağlı komiteler ve Komsomol’dan “hizip” tartışmasına karşı ortak açıklama:

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML)’ye bağlı Ortadoğu Bölge Komitesi, Türkiye Marksist Leninist Gençlik Birliği (TMLGB), Kadın Komitesi, Enternasyonal Büro, Geçici Yurt Dışı Komitesi (GYDK), … Komitesi “Kamuoyuna Zorunlu Açıklama” başlığıyla ortak bir açıklama yayınladı.

Devrim Kapıyı Farklı Çalabilir

Seslenebileceğim örgütsüz proletaryalardan başka kimsem yok.
Bu günkü yaşadıklarımız dün kitleleri seferber edemememizin sonucu.
Tezat bir ilişki yaşanıyor abd' yle ( ingiltere, almanya... dahil ) halklar arasında.
Bir yandan abd halklar üzerinde faşist kararlara imza atıp mağduriyetlerin, tepkilerin sayısını artırırken diğer bir yandan da aşırı solcu savaşçılarca desteklendiğini bildiği ulusalcılarla da uyum, barış içerisinde.
Normal de abd' den aşırı solcu savaşçılarca desteklenen bir hareketi terörist ilan edip savaş açması beklenir.

Kaypakkaya geleneğinin yüz akı, “genç” “asker”: Hasan Bayrak

Bir anneyi düşünün. Oğlunu arıyor…

Oğlu devrimci, oğlu Kaypakkaya’nın yoldaşı…

Gözaltına alınmış birkaç zaman önce, ama haber yok. Kapı kapı geziyor. 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nın karanlık günlerinin korku duvarları kâr etmiyor, annenin oğlunu cesurca aramasına…

Sonra…

Bir morga götürüyor ve önüne bir cenaze veriyorlar. “Al, bu oğlun” diyorlar. Sımsıkı sarılıyor oğluna… Ama o an, kalbinin zayıf da olsa attığını ve teninin sıcaklığını fark ediyor.

2 Şubat…

“Herkes işini yapsın” dedi gerilla birliğinin komiseri toplantıyı bitirdi. Bitirmeden önceki son sözleri yüzü kadar net, gözleri kadar berraktı. Toplantı bitiminde mangalarına çekilen tüm gerillalar iki gündür süren ve bu akşam son bulan eleştiri-özeleştiri toplantısının muhasebesini yapmaya başladılar. Ve hepsi de “Herkes işini yapsın” sözüne odaklanmıştı. Aslında mesele bu kadar basit ama bir o kadar da karışıktı gerillalar cephesinde. Gerillalar yoğunlaşma içindeyken sözün sahibi de manganın girişindeki tüneli, gökyüzünün ferahlığına kavuşmanın sabırsızlığıyla geçti.

Sayfalar