Cumartesi Ekim 21, 2017

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

- PMK içinde yaşanan kriz ve bu krizin darbeci/tasfiyeci pratikle bastırılması ve tüm partiye mal edilmesi ile birlikte sorun daha da boyutlandı. Sağ oportünist darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı PMK üyeleri, bir yandan “irademiz var” dediler diğer yandan iradenin toplanmaması için (PMK toplantısı) ayak dirediler, bundan ısrarla kaçındılar. Böylelikle gerçekte partiyi önderliksiz bıraktılar. Üstelik de bunu “biz önderliğiz, partinin bir önderliğe ihtiyacı var” diyerek yaptılar. Bu durumda partililerin “madem ki bir iradeniz var o zaman tüm PMK üyelerinin katılımıyla bir toplantı yapın ve partimizin önüne bir yönelim koyun” çağrılarını ısrarla yanıtsız bıraktılar. İrade ve yetkili olmadığı halde partiyi 2 yılı aşkın bir süre “yönettiler”.

Var olan bu duruma tepki gösteren PMK’nın bir üyesi bu dönemde istifa etti, diğer MK üyelerine de istifa çağrısı yaptı ve parti iradesine tabi olduğunu deklare etti. Bu gelişme, Eylül 2016 tarihinden itibaren 8. Konferansın 8. PMK’ya vermiş olduğu karar alma yetkisinin de tüzük gereği ortadan kalkması demekti. Diğer bir ifadeyle bu tarihten itibaren parti, tüzüğü gereği hukuken de önderliksiz kalmış oldu. Bu kuşkusuz iyi bir şey değildi ve ama maalesef gerçekti. Bu gerçekliğin sorumlusu partimiz değildir. Sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı azınlık durumundaki MK üyeleridir. Dolayısıyla bu tarihten itibaren azınlık MK üyelerinin de istifa etmesi, partinin yeni bir önderlik seçerek, vakit geçirmeksizin parti iradesinin toplanmasına yönelmesi gerekiyordu. Ancak bunun yerine artık yetkileri tüzük gereği de fiilen ortadan kalkan ve yine tüzük gereği MK üyesi olmayan bu kişiler, kendilerini parti iradesine dayattılar.

Böyle bir dayatma, parti iradesini bölme ve tasfiye etme hamlesiydi. Hatta bu yetkisiz ve iradesiz tasfiyeci kişilikler, kamuoyuna ve halkımıza yönelik parti adına PMK imzalı açıklamalar yapma, politik tavır takınma suçlarını bile işlemekten çekinmediler. Diğer bir ifade ile taraftarlarımıza, militanlarımıza ve halkımıza yalan söylediler. Sanki bir PMK varmış ve bütün partinin iradesini temsil diyormuş gibi davrandılar. Bu darbeci/tasfiyecilik, devrimciliğin en temel kuralını, dürüst olmayı ve halka yalan söylememeyi, sayısız kez çiğnemekten utanmadılar.

Sanırım konuyu takip edenlerin en çok sorduğu ve anlamaya çalıştığı sorunun başında partinin niye bu duruma geldiği ya da ideolojik, politik, örgütsel ve askeri farklılıkların görünürde olmamasına rağmen niye böyle bir sorunun varolduğu gelmektedir. İlkini yukarıda kısmen açmaya çalıştım. PMK’nın kendi durumunu partiden gizleyen gerçekliği asıl olarak partimizin ilk olarak hesaplaşması gereken başlıktır. Bunu, aynı zamanda partimizin kendi ideolojik-politik duruşu ve zaaflarına yönelik bir hesaplaşma olarak görmek gerekir.

Biz 8. Oturum’da merkezi iradenin aldığı kararları takip ediyor, buradaki yönelimi sürdürüyoruz. Bu anlamda 8. Oturum’dan bu yana partimizde 8. Oturum yöneliminin yaşama geçirilmesi konusunda süregelen bir iki çizgi mücadelesi vardır. Bir yanda bu yönelimi pratiğe geçirmeye çalışanlar diğer yanda altında imza attıkları kararları uygulamamak için ayak direyenler vardır. Darbeci/tasfiyeci anlayışla bu bağlamda, dokuz yıllık sürecin yarattığı bir sonuç olarak, ideolojik ve politik düzlemde esaslı farklılıklarımız var. Bunları ilerleyen süreçlerde daha detaylı açıklayacağız ancak şu an söyleyebileceğim şudur; Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir! Devrimciliği uygulayış ve yaşama geçiriş tarzımıza dairdir. Dürüst, ilkeli olmaya, partimizin işleyiş ve hukukunu sahiplenmeye komünist olmaya dairdir. Temel ayrılık noktalarımız budur.

“Hizip yapanlar MLM güçlere ‘parti adına’ saldırıyor”

- Yoğun bir şekilde propaganda edilen ‘hizip’ meselesine dair biraz tartışmak isteriz. Nedir bu ‘hizip’ söylemleri, nereden kaynaklanıyor?

- Doğrudur, bu propaganda ediliyor. Ancak bu koca bir yalandır. Aslında darbeci/tasfiyeci kişilikler bu saçma “hizip” propagandasına daha 2015’te başlamışlardır. Parti tüzüğü ve ilkelerine uygun olarak, iki çizgi mücadelesi anlayışımız doğrultusunda bu kesime yönelik yürütülen mücadeleye dair bazen gizli bazen açıktan “bunlar hiziptir” propagandasını yaptılar. Ancak bunu o dönem açısından kamuoyuna deklare etmediler. Çünkü ortada onlar açısından da böyle bir durum yoktu.

Neydi durum? Bu irade gaspçısı, azınlık MK üyelerine yönelik, onların darbeci/tasfiyeci pratiklerini eleştiren, parti tüzüğüne uygun davranmaya çağıran MLM güçlere yönelik alttan alta yetkilerini de kullanarak hizip çalışması yürüten bizzat kendileri idi. Yani ortada bir hizip varsa bunu yapanlar 8. Konferans’ın kendilerine verdiği yetkiyi kişisel çıkarları için kullanarak hizip örgütleyen, partiyi bölen darbeci/tasfiyeci, irade gaspçısı azınlık MK üyelerinden bahsetmek gerekir. Gerçekte hizip yapan, böylece de partiyi bölenler onlardan başkası değildir. Nihayet Eylül 2016 tarihinden itibaren 8. PMK parti tüzüğü gereği hukuken ortadan kalkınca her partili bulunduğu alanda parti çalışmasını örgütlemek, sevk ve idare etmek göreviyle karşı karşıya kalmıştır. Bu objektif bir gerçektir. Tabii ki parti iradesi tarafından yeni bir önderlik seçilene kadar.

Hal böyleyken hiçbir şey olmamış, 8. PMK’nın yetkileri halen devam ediyormuş gibi davranmak ne hukuki ne de ahlaki. Bunu dayatmak, partiyi saflaşmaya zorlamak, dağıtıp bölmek demektir. Zaten yapılan da bu olmuştur. Oysa yapılması gereken, hukuken var olan durumu kabul edip yeni bir önderlik seçilmesini önermek, bu yönlü önerilere kulak tıkamamaktı. Ama yapılması tercih edilen nedir? Parti iradesinin önemli bir kesimini partiden tasfiye etmek! Aslında gerçekte bunu yapanlar partinin dışına çıkmıştır. Buna karşılık MLM güçlerin partiyi sahiplenmemesi, parti iradesine dayatılan bu darbeci/tasfiyeci yaklaşımı kabul etmesi düşünülemezdi. Nitekim böyle de oldu. İşte tam da burada “hizip” meselesi gündeme geldi. Bu darbeci/tasfiyeci kişilikler, var olan durumu ortaya koyan ve düşman operasyonundan sonra Haziran 2015’te yapılan toplantıda, azınlık MK üyelerinin yetkilerini aşarak merkezi önderliği gasp ettiğini, darbe yaptığını, Eylül 2016’dan itibaren de 8. PMK’nın düştüğünü dile getiren MLM güçlere hizip iftirası atmıştır.

Parti iradesine tabi olduğunu açıklayan MLM güçleri (parti organlarını ve alanlarını) hizipçilikle suçlamak gerçekte kendini hizip olarak ilan etmek demektir. Parti hukuku içinde tartışmalar devam ederken gasp ve şiddet uygulamak, gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında kendi paralel örgütlenmelerini oluşturmak hizip değilse nedir? Bunun çok sayıda örneği herkesin gözü önünde yaşam bulmuştur.

Sadece bununla da kalınmadı, bu açıklamayla yetinilmeyerek tek bir merkezden yönlendirildiği son derece açık olan ipleri salınmış bir şekilde ve çetevari yöntemlerle, devrimcilik adı altında MLM güçlere karşı saldırganlık geliştirilmiş ve buna paralel gasp, işgal ve şiddet uygulanmıştır. Bütün bunlar hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemezdir. Üstelik bunu yapanlar kendilerine Maoist devrimciler demektedir!

Açıktır ki bu tür bir saldırganlık hem suçlu hem de güçlü psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Oysa biz hiç de güçlü olmadıklarını biliyoruz. Ama suçluluk, haksızlık, meşru olmamak; devrimcilik adına bu utanılacak ve gelecekte özeleştirisi yapılacak pratikleri yaptırabilmektedir. Açık ki söz konusu pratikler çaresizliğin sonucudur, kendi siyasetine ve çizgisine güvensizliğin bir ürünüdür.

Gelinen durumda soru şudur: Parti birliği böyle sağlanır mı? Sorunlar böyle çözülebilir mi? Olsa olsa partiyi bölmek, parçalamak isteyenler kendi siyasetine güvenmeyenler böyle yaparlar. Yaşanan da bu olmuştur. Nitekim bu saldırılardan sonra partinin birliğini sağlamak, bu yönlü bir çaba içerisinde olmak gerçekçi bir politika olmaktan çıkmıştır. Maalesef gelinen nokta budur. Şimdiki görevimiz, partimizin sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci bu saldırıyı alt etmesi, kendini yeniden örgütlemesi, sınıf mücadelesi ve savaş içerisinde kendini konumlandırmasıdır. Elbette bu öncelikli görev sınıf mücadelesinin partimize yüklediği sorumluluklar ve savaş gerçekliğinden ayrı düşünülmemelidir.

Partimiz M. Demirdağ yoldaşın yaklaşımıyla ifade edersem; kendi stratejisi ve teorisi doğrultusunda, kitle hareketleri ile ilişkilenerek, sınıf mücadelesinin engin denizinde yer alıp, kısa sürede savaş mevzilerindeki yerini sağlamlaştırıp daha da geliştirecektir.

“Çetevari saldırılara taviz vereceğimiz düşünülemez!”

- Devrimciler arasında sorunların çözümünde şiddet yöntemlerine başvurulduğu görülüyor. Bu konuya dair fikriniz nedir?

- Dün yoldaş dediğine bugün şiddet uygulayan, bu saldırılarda bulunanların kendilerine devrimciyim demesi üzücüdür. Devrimciysen, böyle bir iddian varsa siyaseten ortaya çıkar, kendi düşünceni savunursun. Tabii bunu yapabilmek için kendine, siyasetine, haklılık ve meşruluğuna güvenmen gerekir. Zaten bu olmadığı için bu kişiliklerin böyle bir yönteme başvurduğu anlaşılıyor. Düşmana değil de, devrimcilere saldırarak, şiddet uygulanarak devrimcilik yapılmaz. TİKKO gerillaları olarak bütün bu eylem ve girişimleri kınıyoruz.

Yeri gelmişken bir noktayı daha ifade etmeme izin verin. Bu tür pratikler devrimciliğin getirildiği aşama açısından utanç vericidir. Bu pratik, sahiplerini ve elbette bu emri verenleri utandıracak cinstendir. Kuşkusuz utanmak devrimci bir eylemdir, ki devrimcilik iddiasında bulunuluyorsa bunu beklemek hakkımızdır diye düşünüyoruz. TKP/ML gibi yarım asra yaklaşan bir tarihi olan bir partinin geleneğinde, devrimciler arasındaki sorunların çözüm yönteminin ne olduğu açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Şiddet karşı devrimcilere, düşmana uygulanır. Bunun dışında şiddeti bir çözüm yöntemi olarak uygulamak sadece düşmanı sevindirir, devrim cephesini zayıflatır.

TDH içerisinde partimiz bu yönüyle hassasiyetiyle bilinir. Sağ oportünist darbeci/tasfiyeci kişilikler partimizin bu geleneğine saldırmış, gerçekte TKP/ML’li olmadıklarını, ideolojik olarak nasıl bir savruluş içerisinde olduklarını göstermişlerdir. Bu anlamda bu süreci yöneten ve uygulayanlar, aramızdaki kalın ideolojik ayrılığı bir kez daha hatırlatmış, farkımızı bizzat pratikte göstermişlerdir. Partimizin yanında olan ve sahiplenen bütün parti tabanımıza, kitlemize çağrımızdır; bu türden pratiklere asla taviz verilmemelidir. Bizler her koşul altında faşizme boyun eğmeyen bir geleneğin sahipleriyiz. Bu nedenle bu türden çetevari saldırılara taviz vereceğimiz düşünülemez bile. TİKKO gerillaları olarak bu tür pratiklere maruz kalan MLM’ler ile omuz omuzayız.

“Faşizm en güçsüz dönemini yaşamaktadır”

- Son olarak bölgedeki durum hakkında da bir şeyler sormak istiyorum. Kamuoyu Dersim’de yaşanan gelişmeleri merak ediyor. Buna dair neler söylemek istersiniz?

- Türk hakim sınıflarının kendi içindeki dalaşının, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından bir karşı darbeye yol açtığı biliniyor. Yaşanan bu gelişmenin doğrudan doğruya halkımıza yansıdığı da bilinmektedir. Zaten böyle olması kaçınılmazdır. Tarihsel tecrübeler de bize bunu göstermektedir. Ne zaman ki Türk hakim sınıfları arasındaki çelişkiler bu düzeye çıkmışsa karşılığında esas olarak emekçiler hedef alınmakta, ilerici, demokrat, devrimci ve komünist güçler, faşizmin yoğun saldırılarına muhatap olmaktadır. Bugün olan da budur. On binlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış, yüz binlerce insan işinden edilmiştir.

Böylelikle “TC demokrasisi”nin ne menem birşey olduğu daha net açığa çıkmış durumdadır. Öyle ki geçmiş süreçlerde faşizm değerlendirmesi yapmayanlar bile faşizmden, “tek adam rejimi”nden bahseder olmuştur. Oysa bilinmektedir ki faşizm ülkemizde hiç de yeni bir olgu değildir.

Şimdi yaşanan özetle darbe bahanesiyle Türk hakim sınıflarının kendi aralarındaki iktidar dalaşları ve bunun zemini olarak sermayenin el değiştirmesidir. Elbette bu yapılırken de faşizm kendisine yönelik en ufak bir muhalefeti, ilerici, devrimci bir direnişi ve mücadeleyi bastırma ve yok etme saldırısı içindedir.

Halkımız bu saldırganlığı bizzat yaşamında gördüğü ve sosyal pratiğinde test ettiği için ayrıntılarına girmeye gerek yok sanırım. Ama yapılan kimi açıklamalarda da 12 Eylül AFC’si ile kıyaslamalar yapılması saldırının kapsamı ve durumun vahameti hakkında yeterli bilgi vermektedir.

Anlaşılan faşizm bu saldırganlığını 2019’daki seçimlere kadar sürdürecektir. Devam edecek çünkü faşizm en güçsüz dönemini yaşamaktadır. Hem ekonomik durum hem ülke içinde ve dışındaki siyasal-sosyal gelişmeler bunu göstermektedir. Tam da bu nedenle faşizm iktidarını sürdürebilmek için hem kendi arkasına yedeklediği sivil faşist, şovenist güçleri tahkim etme hem de buna paralel olarak halka yönelik saldırısını tüm hızıyla sürdürme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

Faşizmin bu saldırganlığı gerilla cephesinde de yaşanmaktadır. Başta Kürt ulusal hareketi olmak üzere partimize bağlı gerilla güçlerine ve devrimci hareketin gerilla güçlerine yönelik yoğun bir saldırı içerisindedir. Bu saldırıda askeri yön ön plana çıkmış görünse de saldırının kapsamı daha geniştir. Düşman gerilla güçlerine yönelik askeri saldırılarında teknik üstünlüğünü yoğun biçimde kullanmaktadır.

Ve kabul edilmelidir ki, bu konuda “başarılı” sonuçlar da almaktadır. Örneğin son 1 yıl içerisinde sadece Dersim alanında 200’e yakın gerilla şehit düşmüştür. Şehit düşen gerillaların önemli bir kısmını Kürt ulusal hareketi gerillaları oluşturmakla birlikte yaşanan kayıplar arasında partimize bağlı 12 TİKKO gerillasının ve yine diğer devrimci örgütlerden gerilla güçlerinin olduğunu ifade etmek gerekir.

Düşmanın gerillaya yönelik saldırıları kapsamında kış sürecinde partimizin gerilla güçlerimizin 5 operasyona tanık olduğunu hatırlatmak bir fikir verir sanırım.

İfade etmeye çalıştığım düşmanın hem halkımıza hem de onun devrimci öncülerine yönelik yoğun bir saldırganlık içerisinde olduğudur. Bu saldırganlık onun içinde bulunduğu siyasal, ekonomik, askeri, sosyal, psikolojik durumu ile son derece uygundur. Faşizm meseleye devletin beka sorunu olarak yaklaştığı için diğer bir deyişle ölümcül bir yara alan bir hayvanın canhıraş saldırganlığı içinde bulunmaktadır.

Bu saldırganlığın sadece gerillaya yönelik olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Düşman gerilla bölgelerindeki halka yönelik de azgın bir saldırı içerisindedir. Örneğin yaklaşık 6 bin nüfuslu Dersim-Pulur’da 500’e yakın kişi gözaltına alınmış, kimileri tutuklanmıştır. Ancak bu saldırganlığın ne halkın mücadelesi ne de gerilla mücadelesini bitiremeyeceği açıktır. Bunlar olsa olsa halkın ve devrim mücadelesinin karşısında birer tümsektir. Özellikle bizler açısından faşizmin bu ülkeye yeni gelmediği, başından itibaren yönetim biçimi olduğu bilindiği içindir ki, yaşananlar şaşırtıcı olmamıştır. Tek üzüntümüz ve kaygımız, bu saldırganlığa karşı etkili bir şekilde karşılık verememektir.

“Partimizin mücadele ve savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz!”

- Son olarak neler söylemek istersiniz?

- Şu an içinde bulunduğumuz koşullarda, halka ve devrimci hareketlere yönelik saldırılarda özellikle askeri anlamda etkili bir şekilde yanıt verememenin burukluğunu yaşıyoruz. Kuşkusuz ki bunun önde gelen nedenlerinden biri partimizin bu süreçte yaşamış olduğu sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci saldırıdır. Ve bu saldırı alanımızdaki güçleri de etkilemiştir. Fakat unutulmamalıdır ki, tıpkı partimizin daha önceki tarihsel tecrübelerinde olduğu gibi kendisine yönelen, iradesini darbeleyen ve bölen bu darbeci/tasfiyeci saldırıyı da alt edecektir. Tek kaygımız partimizin bir an önce sınıf mücadelesinin görev ve sorumluluklarına odaklanması ve yoğunlaşmasıdır. Partimizi sahiplenen bütün yoldaşlarımızın, bu bilinçle, haklılıklarından, meşruluklarından aldıkları güç ve sorumluluk hissi ile meseleye yaklaştıklarını biliyoruz.

Partimize gönül vermiş halkımız, şehitlerimizin değerli aileleri, parti tabanımız ve bize gönül veren herkes bilsin ki, partimiz yeniden ayakları üzerine dikilecek, düşmandan ezilenlerin hesabını sormaya devam edecektir! Bizler Dersim’deki gerilla gücü olarak buradan bu son derece önemli bu göreve “küçük” de olsa bir katkıda bulunabilirsek ne mutlu!

Bütün okurlarınıza ve halkımıza, komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın direngenliğinden partimizin son şehidi, varlığı ile partimizi onurlandıran, pratiği ile ordumuzu gururlandıran Nubar Ozanyan yoldaşın mücadele ve yaşam pratiğine dek uzanan çizgiyi esas aldığımızı ifade etmek istiyorum. Bizler Dersim’deki TKP/ML TİKKO gerilla gücü olarak partimizin ilk şehidi Meral Yakar’dan son şehitleri Nubar Ozanyan, Güzel Şahin ve Serdar Can’a uzanan çizgide partimizin mücadele ve savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz. (Bitti)

715

Partizan,Sınıf Teorisi,Atılım,Alınteri,DKP'den Paneller: 100.Yılında Ekim Devrimi işçi sınıfına ve ezilen halklara yol göstermeye devam ediyor

Paris Komünü’nden sonra, insanlığın nihai kurtuluş yolundaki en büyük ayağa kalkışı Proleter Sosyalist Ekim Devrimi’dir. Bu devrimin 100. yılındayız.

Emeğin köleleştirilmesine dayalı kapitalizme karşı Rusya'da işçi sınıfı ve müttefiki köylülüğün gerçekleştirdiği devrim, dünyanın en büyük köhnemiş düzenini, Çarlığı yıkarak tüm insanlığa yolu açtı.

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj | “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -1-

Nisan 2015’ten bu yana ideolojik, politik düzlemde bir tartışmanın yaşandığı ve gelinen aşamada söz konusu sürecin bir ayrışmaya dönüştüğü TKP/ML içindeki gelişmeler devrimci demokrat kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Bu gelişmelere dair yaşanan ayrışma ve tartışmanın bir tarafı durumundaki TİKKO gerillaları ile bir doğal muhabir tarafından yapılan röportajı haber değeri taşıdığından ve güncelliğinden dolayı olduğu gibi yayımlıyoruz.

"Gitmekten Korkmayana; Mücadelenin Kızılını Hep Yanında Taşıyana…"Aslı Ceren Aslan

Toprağa dikenli bir tel koydular. Etrafını mayınlara bezediler. Yetmedi duvar diktiler. İnsanların acısını, sevincini, kederini, keyfini dilimlediler. En çok da düşmanlaştırmaya çalıştılar. Parçaladılar, böldüler ve böylece yönetmeye çalıştılar. Değişmeyen şey katliam, zulüm ve sömürü oldu.

Ezilen ulusların sokakları kuşatan, faşist gericiliği sarsan direnişi mücadelemizdir! Selam olsun Kürt ve Katalan ulusunun bağımsızlık mücadelesine!

Emperyalizmin köhnemiş düzeni 2008 yılından bu yana boy gösteren ve giderek derinleşen ekonomik ve siyasal kriz ile sarsılmaya devam ediyor. Ortadoğu enerji rezervlerini elde etmek için katliamlar gerçekleştiren ve halk kitlelerinin öfkelerini ve örgütlenmelerini çarpıtan emperyalistler dipten gelen dalganın telaşını iliklerine dek hissediyor, bunun kabusu ile yaşıyor! Köhnemiş bu düzen, halkların kanı ve gözyaşı üzerine kurulduysa elbet bu düzenin çökmesi ve parçalanması da kaçınılmazdır.

Tarih çarpıtıcılığı ve yalan üzerine teori inşaa etmek

Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, sağından “sol”una bütün siyasal kesimlerin tavır almasını gündeme getirdi.

Kürdistan’ı sömürgeleştiren ve işgal eden egemen ulus egemen sınıflarının bu referanduma karşı çıkışlarını, tehditleri ezelden beri bilinen olmasına karşın, kendini sol’da görenlerin bir çoğunun -Marx’ın deyimiyle-; “egemen ulus burjuvazisinin önyargılarına yankı olmalarına” ne demeli?

Dogmatizmle hesaplaşmada teorinin önemi üzerine -2-

Sürecin tüm örgütlü yoldaşlarımıza çok daha fazla sorumluluk ve görev yüklediğini belirtmiştik. Bunlardan biri de dogmatizmle mücadele yöntemlerinden en önemlilerinden biri olan devrimci teori üretimi üzerine yoğunlaşmaktır. Devrimci teoriyle yeterince ilgilenmeme sebeplerinden birinin de ezilenlere ait bir teorik kültürün eksikliği olduğunu vurgulamıştık. Teorik kültürün eksikliği, artık üniversite okuyanların dahi teorik ilgisizliğini ve ayrıca teoriyle ilgilenenler için de önceden az çok belli olan güçlü teorik çizgilerden yoksun olmayı getirmektedir. Konuyu biraz daha açalım.

Tutuklu gazeteci Aslı Ceren Aslan yazdı: Kıyafet meselesi ve iki saldırı konsepti

TC devletinin bugünkü uygulayıcılarından AKP’nin baskı, sindirme ve yok etme politikalarıyla eşgüdümlü olarak yaşamın her alanında çeşitli yansımalar vücut buluyor; bunlardan birisi de giyim-kuşam, üst-baş, nam-ı diyar kıyafet, elbise. Tekçi ve erkek yapısının koruma altına alarak saldırılarını yoğunlaştıran devlet, mayasında yer alan özellikleriyle dönem dönem değişen başlıklarla ezilenlere nasıl giyinmesi gerektiğini öğretiyor(!); esas olarak kendi bekasını sağlama almaya çalışıyor.

Bir insan ömrünü neye vermeli?

Her insan için yaşamının belkide en önemli sorusudur bu. Bitimsiz ve sonsuz bir döngüden ibaret olan sürekliliğe,insan kendi sınırları ve ölçüleri içinde “Hayat” adını veriyor. Bunuda insanın doğmasından ölümüne kadar ki zaman dilimi içinde yorumluyor. Hayat dediğimiz şey, karalanmaya hazır bembeyaz bir defter değilmidir zaten? Herkes bu gerçeği nefes alıp vermeye başladığı andan itibaren yaşar. Farkında olsun veya olmasın.

Dersim’den İstanbul’a uzanan bir mücadele

Yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in Dersim’den İstanbul’a uzanan mücadelesini kızı Meral Nergis Şahin, “Ötekileştirilen kim varsa tereddüt etmeden yanına giderdi” sözleriyle anlattı.

“Kaybedilen her çocuk benim evladımdır” diyerek Cumartesi Anneleri’nin 22 yıldır Galatasaray Meydanı’nda verdiği mücadeleye destek veren ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in mücadelesinin altında kendi hayat öyküsü yatıyor.

Faşizm almanyada resmileşti

Özellikle, kapitalizmin 2008 büyük krizinden sonra, Avrupa ülkelerinde iç faşistleşme giderek arttığı gibi, kitleler içinde de güçlü taban bulmaya başladı. Avrupa’nın en bilinen faşist partileri Frans’nın “ulusal cephe”si (FN), Avusturya’nın “özgürlük parti”si (FPÖ) ve Hollanda’nın “özgürlük parti”si (PVV) dir. Bunun yanında, diğer Avrupa ülkelerinde de faşist partiler parlamentoda yerlerini almışlardı.

Sınırsız, mülksüz, ulussuz bir yaşam: Nubar Ozanyan

Gazeteden gördüm seni güneşe uğurlayışımızın haberini...  Aliboğazı şehitlerimizin yokluğunu derin bir şekilde yaşarken seninde aramızdan bedenen ayrılışının acısı eklendi.

Kısa bir haberdi; “Filistin'den Rojava'ya bir Ermeni” başlığıyla verilmişti. Başlığın kendisi ve yanındaki resim ilk andan çok farklı, özgün bir komünistin yanıbaşımızdan ayrıldığını anlatmaya yetiyordu.

Sayfalar