Cumartesi Ekim 21, 2017

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

- PMK içinde yaşanan kriz ve bu krizin darbeci/tasfiyeci pratikle bastırılması ve tüm partiye mal edilmesi ile birlikte sorun daha da boyutlandı. Sağ oportünist darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı PMK üyeleri, bir yandan “irademiz var” dediler diğer yandan iradenin toplanmaması için (PMK toplantısı) ayak dirediler, bundan ısrarla kaçındılar. Böylelikle gerçekte partiyi önderliksiz bıraktılar. Üstelik de bunu “biz önderliğiz, partinin bir önderliğe ihtiyacı var” diyerek yaptılar. Bu durumda partililerin “madem ki bir iradeniz var o zaman tüm PMK üyelerinin katılımıyla bir toplantı yapın ve partimizin önüne bir yönelim koyun” çağrılarını ısrarla yanıtsız bıraktılar. İrade ve yetkili olmadığı halde partiyi 2 yılı aşkın bir süre “yönettiler”.

Var olan bu duruma tepki gösteren PMK’nın bir üyesi bu dönemde istifa etti, diğer MK üyelerine de istifa çağrısı yaptı ve parti iradesine tabi olduğunu deklare etti. Bu gelişme, Eylül 2016 tarihinden itibaren 8. Konferansın 8. PMK’ya vermiş olduğu karar alma yetkisinin de tüzük gereği ortadan kalkması demekti. Diğer bir ifadeyle bu tarihten itibaren parti, tüzüğü gereği hukuken de önderliksiz kalmış oldu. Bu kuşkusuz iyi bir şey değildi ve ama maalesef gerçekti. Bu gerçekliğin sorumlusu partimiz değildir. Sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı azınlık durumundaki MK üyeleridir. Dolayısıyla bu tarihten itibaren azınlık MK üyelerinin de istifa etmesi, partinin yeni bir önderlik seçerek, vakit geçirmeksizin parti iradesinin toplanmasına yönelmesi gerekiyordu. Ancak bunun yerine artık yetkileri tüzük gereği de fiilen ortadan kalkan ve yine tüzük gereği MK üyesi olmayan bu kişiler, kendilerini parti iradesine dayattılar.

Böyle bir dayatma, parti iradesini bölme ve tasfiye etme hamlesiydi. Hatta bu yetkisiz ve iradesiz tasfiyeci kişilikler, kamuoyuna ve halkımıza yönelik parti adına PMK imzalı açıklamalar yapma, politik tavır takınma suçlarını bile işlemekten çekinmediler. Diğer bir ifade ile taraftarlarımıza, militanlarımıza ve halkımıza yalan söylediler. Sanki bir PMK varmış ve bütün partinin iradesini temsil diyormuş gibi davrandılar. Bu darbeci/tasfiyecilik, devrimciliğin en temel kuralını, dürüst olmayı ve halka yalan söylememeyi, sayısız kez çiğnemekten utanmadılar.

Sanırım konuyu takip edenlerin en çok sorduğu ve anlamaya çalıştığı sorunun başında partinin niye bu duruma geldiği ya da ideolojik, politik, örgütsel ve askeri farklılıkların görünürde olmamasına rağmen niye böyle bir sorunun varolduğu gelmektedir. İlkini yukarıda kısmen açmaya çalıştım. PMK’nın kendi durumunu partiden gizleyen gerçekliği asıl olarak partimizin ilk olarak hesaplaşması gereken başlıktır. Bunu, aynı zamanda partimizin kendi ideolojik-politik duruşu ve zaaflarına yönelik bir hesaplaşma olarak görmek gerekir.

Biz 8. Oturum’da merkezi iradenin aldığı kararları takip ediyor, buradaki yönelimi sürdürüyoruz. Bu anlamda 8. Oturum’dan bu yana partimizde 8. Oturum yöneliminin yaşama geçirilmesi konusunda süregelen bir iki çizgi mücadelesi vardır. Bir yanda bu yönelimi pratiğe geçirmeye çalışanlar diğer yanda altında imza attıkları kararları uygulamamak için ayak direyenler vardır. Darbeci/tasfiyeci anlayışla bu bağlamda, dokuz yıllık sürecin yarattığı bir sonuç olarak, ideolojik ve politik düzlemde esaslı farklılıklarımız var. Bunları ilerleyen süreçlerde daha detaylı açıklayacağız ancak şu an söyleyebileceğim şudur; Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir! Devrimciliği uygulayış ve yaşama geçiriş tarzımıza dairdir. Dürüst, ilkeli olmaya, partimizin işleyiş ve hukukunu sahiplenmeye komünist olmaya dairdir. Temel ayrılık noktalarımız budur.

“Hizip yapanlar MLM güçlere ‘parti adına’ saldırıyor”

- Yoğun bir şekilde propaganda edilen ‘hizip’ meselesine dair biraz tartışmak isteriz. Nedir bu ‘hizip’ söylemleri, nereden kaynaklanıyor?

- Doğrudur, bu propaganda ediliyor. Ancak bu koca bir yalandır. Aslında darbeci/tasfiyeci kişilikler bu saçma “hizip” propagandasına daha 2015’te başlamışlardır. Parti tüzüğü ve ilkelerine uygun olarak, iki çizgi mücadelesi anlayışımız doğrultusunda bu kesime yönelik yürütülen mücadeleye dair bazen gizli bazen açıktan “bunlar hiziptir” propagandasını yaptılar. Ancak bunu o dönem açısından kamuoyuna deklare etmediler. Çünkü ortada onlar açısından da böyle bir durum yoktu.

Neydi durum? Bu irade gaspçısı, azınlık MK üyelerine yönelik, onların darbeci/tasfiyeci pratiklerini eleştiren, parti tüzüğüne uygun davranmaya çağıran MLM güçlere yönelik alttan alta yetkilerini de kullanarak hizip çalışması yürüten bizzat kendileri idi. Yani ortada bir hizip varsa bunu yapanlar 8. Konferans’ın kendilerine verdiği yetkiyi kişisel çıkarları için kullanarak hizip örgütleyen, partiyi bölen darbeci/tasfiyeci, irade gaspçısı azınlık MK üyelerinden bahsetmek gerekir. Gerçekte hizip yapan, böylece de partiyi bölenler onlardan başkası değildir. Nihayet Eylül 2016 tarihinden itibaren 8. PMK parti tüzüğü gereği hukuken ortadan kalkınca her partili bulunduğu alanda parti çalışmasını örgütlemek, sevk ve idare etmek göreviyle karşı karşıya kalmıştır. Bu objektif bir gerçektir. Tabii ki parti iradesi tarafından yeni bir önderlik seçilene kadar.

Hal böyleyken hiçbir şey olmamış, 8. PMK’nın yetkileri halen devam ediyormuş gibi davranmak ne hukuki ne de ahlaki. Bunu dayatmak, partiyi saflaşmaya zorlamak, dağıtıp bölmek demektir. Zaten yapılan da bu olmuştur. Oysa yapılması gereken, hukuken var olan durumu kabul edip yeni bir önderlik seçilmesini önermek, bu yönlü önerilere kulak tıkamamaktı. Ama yapılması tercih edilen nedir? Parti iradesinin önemli bir kesimini partiden tasfiye etmek! Aslında gerçekte bunu yapanlar partinin dışına çıkmıştır. Buna karşılık MLM güçlerin partiyi sahiplenmemesi, parti iradesine dayatılan bu darbeci/tasfiyeci yaklaşımı kabul etmesi düşünülemezdi. Nitekim böyle de oldu. İşte tam da burada “hizip” meselesi gündeme geldi. Bu darbeci/tasfiyeci kişilikler, var olan durumu ortaya koyan ve düşman operasyonundan sonra Haziran 2015’te yapılan toplantıda, azınlık MK üyelerinin yetkilerini aşarak merkezi önderliği gasp ettiğini, darbe yaptığını, Eylül 2016’dan itibaren de 8. PMK’nın düştüğünü dile getiren MLM güçlere hizip iftirası atmıştır.

Parti iradesine tabi olduğunu açıklayan MLM güçleri (parti organlarını ve alanlarını) hizipçilikle suçlamak gerçekte kendini hizip olarak ilan etmek demektir. Parti hukuku içinde tartışmalar devam ederken gasp ve şiddet uygulamak, gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında kendi paralel örgütlenmelerini oluşturmak hizip değilse nedir? Bunun çok sayıda örneği herkesin gözü önünde yaşam bulmuştur.

Sadece bununla da kalınmadı, bu açıklamayla yetinilmeyerek tek bir merkezden yönlendirildiği son derece açık olan ipleri salınmış bir şekilde ve çetevari yöntemlerle, devrimcilik adı altında MLM güçlere karşı saldırganlık geliştirilmiş ve buna paralel gasp, işgal ve şiddet uygulanmıştır. Bütün bunlar hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemezdir. Üstelik bunu yapanlar kendilerine Maoist devrimciler demektedir!

Açıktır ki bu tür bir saldırganlık hem suçlu hem de güçlü psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Oysa biz hiç de güçlü olmadıklarını biliyoruz. Ama suçluluk, haksızlık, meşru olmamak; devrimcilik adına bu utanılacak ve gelecekte özeleştirisi yapılacak pratikleri yaptırabilmektedir. Açık ki söz konusu pratikler çaresizliğin sonucudur, kendi siyasetine ve çizgisine güvensizliğin bir ürünüdür.

Gelinen durumda soru şudur: Parti birliği böyle sağlanır mı? Sorunlar böyle çözülebilir mi? Olsa olsa partiyi bölmek, parçalamak isteyenler kendi siyasetine güvenmeyenler böyle yaparlar. Yaşanan da bu olmuştur. Nitekim bu saldırılardan sonra partinin birliğini sağlamak, bu yönlü bir çaba içerisinde olmak gerçekçi bir politika olmaktan çıkmıştır. Maalesef gelinen nokta budur. Şimdiki görevimiz, partimizin sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci bu saldırıyı alt etmesi, kendini yeniden örgütlemesi, sınıf mücadelesi ve savaş içerisinde kendini konumlandırmasıdır. Elbette bu öncelikli görev sınıf mücadelesinin partimize yüklediği sorumluluklar ve savaş gerçekliğinden ayrı düşünülmemelidir.

Partimiz M. Demirdağ yoldaşın yaklaşımıyla ifade edersem; kendi stratejisi ve teorisi doğrultusunda, kitle hareketleri ile ilişkilenerek, sınıf mücadelesinin engin denizinde yer alıp, kısa sürede savaş mevzilerindeki yerini sağlamlaştırıp daha da geliştirecektir.

“Çetevari saldırılara taviz vereceğimiz düşünülemez!”

- Devrimciler arasında sorunların çözümünde şiddet yöntemlerine başvurulduğu görülüyor. Bu konuya dair fikriniz nedir?

- Dün yoldaş dediğine bugün şiddet uygulayan, bu saldırılarda bulunanların kendilerine devrimciyim demesi üzücüdür. Devrimciysen, böyle bir iddian varsa siyaseten ortaya çıkar, kendi düşünceni savunursun. Tabii bunu yapabilmek için kendine, siyasetine, haklılık ve meşruluğuna güvenmen gerekir. Zaten bu olmadığı için bu kişiliklerin böyle bir yönteme başvurduğu anlaşılıyor. Düşmana değil de, devrimcilere saldırarak, şiddet uygulanarak devrimcilik yapılmaz. TİKKO gerillaları olarak bütün bu eylem ve girişimleri kınıyoruz.

Yeri gelmişken bir noktayı daha ifade etmeme izin verin. Bu tür pratikler devrimciliğin getirildiği aşama açısından utanç vericidir. Bu pratik, sahiplerini ve elbette bu emri verenleri utandıracak cinstendir. Kuşkusuz utanmak devrimci bir eylemdir, ki devrimcilik iddiasında bulunuluyorsa bunu beklemek hakkımızdır diye düşünüyoruz. TKP/ML gibi yarım asra yaklaşan bir tarihi olan bir partinin geleneğinde, devrimciler arasındaki sorunların çözüm yönteminin ne olduğu açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Şiddet karşı devrimcilere, düşmana uygulanır. Bunun dışında şiddeti bir çözüm yöntemi olarak uygulamak sadece düşmanı sevindirir, devrim cephesini zayıflatır.

TDH içerisinde partimiz bu yönüyle hassasiyetiyle bilinir. Sağ oportünist darbeci/tasfiyeci kişilikler partimizin bu geleneğine saldırmış, gerçekte TKP/ML’li olmadıklarını, ideolojik olarak nasıl bir savruluş içerisinde olduklarını göstermişlerdir. Bu anlamda bu süreci yöneten ve uygulayanlar, aramızdaki kalın ideolojik ayrılığı bir kez daha hatırlatmış, farkımızı bizzat pratikte göstermişlerdir. Partimizin yanında olan ve sahiplenen bütün parti tabanımıza, kitlemize çağrımızdır; bu türden pratiklere asla taviz verilmemelidir. Bizler her koşul altında faşizme boyun eğmeyen bir geleneğin sahipleriyiz. Bu nedenle bu türden çetevari saldırılara taviz vereceğimiz düşünülemez bile. TİKKO gerillaları olarak bu tür pratiklere maruz kalan MLM’ler ile omuz omuzayız.

“Faşizm en güçsüz dönemini yaşamaktadır”

- Son olarak bölgedeki durum hakkında da bir şeyler sormak istiyorum. Kamuoyu Dersim’de yaşanan gelişmeleri merak ediyor. Buna dair neler söylemek istersiniz?

- Türk hakim sınıflarının kendi içindeki dalaşının, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından bir karşı darbeye yol açtığı biliniyor. Yaşanan bu gelişmenin doğrudan doğruya halkımıza yansıdığı da bilinmektedir. Zaten böyle olması kaçınılmazdır. Tarihsel tecrübeler de bize bunu göstermektedir. Ne zaman ki Türk hakim sınıfları arasındaki çelişkiler bu düzeye çıkmışsa karşılığında esas olarak emekçiler hedef alınmakta, ilerici, demokrat, devrimci ve komünist güçler, faşizmin yoğun saldırılarına muhatap olmaktadır. Bugün olan da budur. On binlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış, yüz binlerce insan işinden edilmiştir.

Böylelikle “TC demokrasisi”nin ne menem birşey olduğu daha net açığa çıkmış durumdadır. Öyle ki geçmiş süreçlerde faşizm değerlendirmesi yapmayanlar bile faşizmden, “tek adam rejimi”nden bahseder olmuştur. Oysa bilinmektedir ki faşizm ülkemizde hiç de yeni bir olgu değildir.

Şimdi yaşanan özetle darbe bahanesiyle Türk hakim sınıflarının kendi aralarındaki iktidar dalaşları ve bunun zemini olarak sermayenin el değiştirmesidir. Elbette bu yapılırken de faşizm kendisine yönelik en ufak bir muhalefeti, ilerici, devrimci bir direnişi ve mücadeleyi bastırma ve yok etme saldırısı içindedir.

Halkımız bu saldırganlığı bizzat yaşamında gördüğü ve sosyal pratiğinde test ettiği için ayrıntılarına girmeye gerek yok sanırım. Ama yapılan kimi açıklamalarda da 12 Eylül AFC’si ile kıyaslamalar yapılması saldırının kapsamı ve durumun vahameti hakkında yeterli bilgi vermektedir.

Anlaşılan faşizm bu saldırganlığını 2019’daki seçimlere kadar sürdürecektir. Devam edecek çünkü faşizm en güçsüz dönemini yaşamaktadır. Hem ekonomik durum hem ülke içinde ve dışındaki siyasal-sosyal gelişmeler bunu göstermektedir. Tam da bu nedenle faşizm iktidarını sürdürebilmek için hem kendi arkasına yedeklediği sivil faşist, şovenist güçleri tahkim etme hem de buna paralel olarak halka yönelik saldırısını tüm hızıyla sürdürme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

Faşizmin bu saldırganlığı gerilla cephesinde de yaşanmaktadır. Başta Kürt ulusal hareketi olmak üzere partimize bağlı gerilla güçlerine ve devrimci hareketin gerilla güçlerine yönelik yoğun bir saldırı içerisindedir. Bu saldırıda askeri yön ön plana çıkmış görünse de saldırının kapsamı daha geniştir. Düşman gerilla güçlerine yönelik askeri saldırılarında teknik üstünlüğünü yoğun biçimde kullanmaktadır.

Ve kabul edilmelidir ki, bu konuda “başarılı” sonuçlar da almaktadır. Örneğin son 1 yıl içerisinde sadece Dersim alanında 200’e yakın gerilla şehit düşmüştür. Şehit düşen gerillaların önemli bir kısmını Kürt ulusal hareketi gerillaları oluşturmakla birlikte yaşanan kayıplar arasında partimize bağlı 12 TİKKO gerillasının ve yine diğer devrimci örgütlerden gerilla güçlerinin olduğunu ifade etmek gerekir.

Düşmanın gerillaya yönelik saldırıları kapsamında kış sürecinde partimizin gerilla güçlerimizin 5 operasyona tanık olduğunu hatırlatmak bir fikir verir sanırım.

İfade etmeye çalıştığım düşmanın hem halkımıza hem de onun devrimci öncülerine yönelik yoğun bir saldırganlık içerisinde olduğudur. Bu saldırganlık onun içinde bulunduğu siyasal, ekonomik, askeri, sosyal, psikolojik durumu ile son derece uygundur. Faşizm meseleye devletin beka sorunu olarak yaklaştığı için diğer bir deyişle ölümcül bir yara alan bir hayvanın canhıraş saldırganlığı içinde bulunmaktadır.

Bu saldırganlığın sadece gerillaya yönelik olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Düşman gerilla bölgelerindeki halka yönelik de azgın bir saldırı içerisindedir. Örneğin yaklaşık 6 bin nüfuslu Dersim-Pulur’da 500’e yakın kişi gözaltına alınmış, kimileri tutuklanmıştır. Ancak bu saldırganlığın ne halkın mücadelesi ne de gerilla mücadelesini bitiremeyeceği açıktır. Bunlar olsa olsa halkın ve devrim mücadelesinin karşısında birer tümsektir. Özellikle bizler açısından faşizmin bu ülkeye yeni gelmediği, başından itibaren yönetim biçimi olduğu bilindiği içindir ki, yaşananlar şaşırtıcı olmamıştır. Tek üzüntümüz ve kaygımız, bu saldırganlığa karşı etkili bir şekilde karşılık verememektir.

“Partimizin mücadele ve savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz!”

- Son olarak neler söylemek istersiniz?

- Şu an içinde bulunduğumuz koşullarda, halka ve devrimci hareketlere yönelik saldırılarda özellikle askeri anlamda etkili bir şekilde yanıt verememenin burukluğunu yaşıyoruz. Kuşkusuz ki bunun önde gelen nedenlerinden biri partimizin bu süreçte yaşamış olduğu sağ oportünist, darbeci/tasfiyeci saldırıdır. Ve bu saldırı alanımızdaki güçleri de etkilemiştir. Fakat unutulmamalıdır ki, tıpkı partimizin daha önceki tarihsel tecrübelerinde olduğu gibi kendisine yönelen, iradesini darbeleyen ve bölen bu darbeci/tasfiyeci saldırıyı da alt edecektir. Tek kaygımız partimizin bir an önce sınıf mücadelesinin görev ve sorumluluklarına odaklanması ve yoğunlaşmasıdır. Partimizi sahiplenen bütün yoldaşlarımızın, bu bilinçle, haklılıklarından, meşruluklarından aldıkları güç ve sorumluluk hissi ile meseleye yaklaştıklarını biliyoruz.

Partimize gönül vermiş halkımız, şehitlerimizin değerli aileleri, parti tabanımız ve bize gönül veren herkes bilsin ki, partimiz yeniden ayakları üzerine dikilecek, düşmandan ezilenlerin hesabını sormaya devam edecektir! Bizler Dersim’deki gerilla gücü olarak buradan bu son derece önemli bu göreve “küçük” de olsa bir katkıda bulunabilirsek ne mutlu!

Bütün okurlarınıza ve halkımıza, komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın direngenliğinden partimizin son şehidi, varlığı ile partimizi onurlandıran, pratiği ile ordumuzu gururlandıran Nubar Ozanyan yoldaşın mücadele ve yaşam pratiğine dek uzanan çizgiyi esas aldığımızı ifade etmek istiyorum. Bizler Dersim’deki TKP/ML TİKKO gerilla gücü olarak partimizin ilk şehidi Meral Yakar’dan son şehitleri Nubar Ozanyan, Güzel Şahin ve Serdar Can’a uzanan çizgide partimizin mücadele ve savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz. (Bitti)

719

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Sayfalar

Proletarya Partisi

Mahmut Özkan'a Verilen Merkezi Görev: ''Karıştır, Güvensizlik Yay, Payına Düşeni Alacaksın''!

Mahmut Özkan'ı bu saflarda olan herkes tanır. Herkesin bildiği ve tanıdığı bu şahsiyeti uzun uzun anlatmaya gerek yok. Yapılması gereken, sadece bazı şeylerin bu haddini bilmeze hatırlatılmasıdır.

Devrimci bir gazeteyi hedef almak kimin işi, kimin görevi?

Gazetemiz Özgür gelecek’e dönük uzun süredir devam eden saldırı furyasına ilişkin birçok açıdan değerlendirmeler yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Bu konuda ben de düşüncelerimi kaleme alma gereksinimi duydum.

Aslı Ceren Aslan:Aşksız dirilmiş, iradesi güçlenmiş kadınlarız biz!

“ Sesim belki zayıf ama iradem hayır Aşksız, dirilmiş hissediyorum kendimi.” ( Ahmet Ahmatova )

3. yılında Ezidî Soykırımı ve Cihangir Ağa

3 Ağustos 2014 tarihinde Türk Devleti destekli barbar ve insanlık düşmanı IŞİD çeteleri tarafından soykırıma uğrayan mazlum Mezopotamya halkından olan Ezidilerin soykırıma uğradığı, acılarla dolu kara gündür. 4000 yıldır yaşadığı Mezopotamya’da birçok defa fermanlarla karşı karşıya kalan halk, tüm dünyanın gözleri önünde bu sefer 73. kez soykırıma maruz kaldı.

G20 Zirvesine karşı kitleler sokaktaydı

G20 Zirvesi ile emperyalistler ve bazı bölge müttefikleriyle beraber bu sefer Hamburg’da bir araya geldiler. Gündemlerinden birini dünya halklarının sömürüsü ve sistemin kemikleşmiş sorunlarının faturasını dünya halklarına çıkarmak oluştururken; diğerini pazarların yeniden paylaşımı ve uluslararası jeopolitik ve jeostratejik alanlar oluşturuyordu. Külfeti devamlı halklara çıkarılan bu sorunların emekçi sınıflar üzerinde yarattığı katmerli baskı ve yaptırım artık emperyalist ülkelerde bile üst boyutlara tırmanmıştır.

94. yılında Lozan’da imzalanan sözde bağımsızlık ve devam eden bağımlılık!

I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sona ermesi ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nu kendi aralarında paylaşmak için İtilaf Devletleri; İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’nın başını çektiği emperyalist güçlerin, Osmanlı’yı masa başında “barış” antlaşmasıyla bölüşmek için yaptıkları Sevr Antlaşması sonucu;  Antep, Urfa ve Mardin Fransa, Ege ve Trakya Yunanistan, İstanbul ise İngilizler tarafından işgal edildi.

Tasfiyeciliğin ABC’sinin Başladığı Yer

“Bir öğretinin en üst ve tek ölçütünün gerçek toplumsal ve ekonomik gelişme sürecine uygunluğu olduğu yerde, dogmatizm olmaz.” Lenin

Bir devrimci ya da komünist hareket içinde tasfiyeciliğin birçok çeşidi vardır. İlk başta, Marksist genel görüşler ve teorik doğrulamalar kabul edilse de, bir hareketin marksist olması için bu yeterli olmaz. O hareketin var olduğu ülkedeki strateji-taktik ve bunların teorik belirlemeleri de bir o kadar önemlidir.

Bir kadın Partizan’ın kaleminden: RAKKA’dan notlar...

Bu defteri elime tam 1 Temmuz günü aldım. Rakka hamlesi başlamadan önce Mehmet yoldaşla bir sohbet vesilesiyle yazıyorum yazacaklarımı.

Özgürlüğe muhtaç ve mahkumuz!

“Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.”[1]

“Bi tenê helmgiri, azadgiriye nişan nade/ Yalnızca nefes almak, özgür olduğunu göstermez,” diyen Johann Wolfgang von Goethe sonuna kadar haklıdır; hele içinden geçtiğimiz kesitte!

George Orwell’in, “İki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir,”[2] diye betimlediği özgürlük, geçtiğimiz zorlu kesitte, “Hiçbir zaman dayanaklı değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik her zaman özgürlük yoksunluğudur,” notunu düşen Theodor Wiesengrund Adorno hepimizi uyarır.

Bürolarımıza yönelik gasp girişimleri, muhabirlerimize yönelik pusular bizleri sözümüzü söylemekten alıkoyamayacak!

Son zamanlarda bürolarımıza ve çalışanlarımıza dönük saldırılara ilişkin çeşitli zamanlarda açıklamalar gerçekleştirmiştik. Şimdi bir kez daha bu konuya ilişkin bir açıklama kaleme almak durumundayız, ancak bundan önce biz kimiz, bize düşman olanlar kimlerdir sorularına cevap verelim istedik:

Özgür Gelecek kimdir?

‘’Babama ne yaptınız? Açıklayın’’Deniz Gülünay

25.ölümsüzlük yılında babam  yoldaşım Hasan Gülünay'ın anısı önünde saygı ile eğiliyor mücadelesini sahipleniyor ve selamlıyorum. 

Düşününki sevdiğiniz insan aniden ortadan kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor. Üstelik size uydurma bir kaç cümle ile kaybedilen kişiden umudunuzu kesmenizi peşinden gitmemenizi tavsiye ediyor. Hatta öğreniyorsunuz ki devlette arıyormuş kaybedilen yakınınızı. Arama artık onu diyorlar size. Peki, o kayıp diye unutmaya mı çalışırsınız. Bir güven sorunu ve yitirilmiş adalet duygusuyla nasıl bahsedeceksiniz. 

Sayfalar