Salı Ekim 24, 2017

Tutuklu gazeteci Aslı Ceren Aslan yazdı: Kıyafet meselesi ve iki saldırı konsepti

TC devletinin bugünkü uygulayıcılarından AKP’nin baskı, sindirme ve yok etme politikalarıyla eşgüdümlü olarak yaşamın her alanında çeşitli yansımalar vücut buluyor; bunlardan birisi de giyim-kuşam, üst-baş, nam-ı diyar kıyafet, elbise. Tekçi ve erkek yapısının koruma altına alarak saldırılarını yoğunlaştıran devlet, mayasında yer alan özellikleriyle dönem dönem değişen başlıklarla ezilenlere nasıl giyinmesi gerektiğini öğretiyor(!); esas olarak kendi bekasını sağlama almaya çalışıyor. Faşizm düsturuyla politikalarını devreye koyan devlet, kadına “şort-etek giymeyeceksin” diyerek erkek yapısını ortaya koyarken hapishanelerde tek tip elbiseyi tekrar gündeme alarak tekçi yapısını bizlere sunuyor.

Aslında TC devletinin faşizm unsurunun kıyafete yansıması ilk değil. TC’nin kurulduğu ilk günden beri devreye konuluyor; “kıyafet” ile erkek egemen zihniyetin üretimi korunuyor, asimilasyon politikaları uygulanıyor. Mustafa Kemal’in kılık kıyafet düzenlemesi ile beraber “Avrupalaşma-modernleşme” adı altında ezilen uluslara yönelik asimilasyon saldırıları kadar kadının yaşamında sorunsal haline gelen “başörtüsü” d aklımızda. Kıyafet düzenlemesi ile Kürt halkı başta olmak üzere kıyafetlerin giyilmesi yasaklanırken bunun bir yansımasını bugün Kürt ulusunun yöresellerinin “terörist” olmakla eş tutulması ile görüyoruz. Erkek devlet kimi zaman “modernleşme”, kimi zaman ise “dindar nesil yaratma” ile kadının elbisesine, eteğine, başörtüsüne karışıyor. Kemalizm’in dayatmış olduğu “Avrupalaşma-modernleşme” TDH tarafından içerisine hapsolduğu aydınlanmacı anlayış nedeniyle “ilerici” görüldü. Oysa İ. Kaypakkaya’nın “Kemalizm faşizmdir” tespitinden yola çıkarak TC devletini oluşturan ideolojinin politikalarına karşı net olmak, bu politikaların teşhiri için daima tetikte olmak önemlidir.ki tıpkı kılık kıyafet düzenlemesi gibi Latin alfabesine geçiş de “okuma-yazmayı yaygınlaştırma” propagandasıyla yapılsa da asıl olarak hâkim sınıfların yaşadığımız topraklarda ezilenlerin tarihini silip yeniyi-kendi lehine olanı yazma amacıyla olmuştur. Ulus devletin temellerini atan Mustafa Kemal, farklı olanı, çeşitliliği yok etmek; tekçi anlayışı her yönüyle TC devletine nakşetmek amacıyla yaptığı “devrimlerini” esas olarak ezilen her kesimi tekleştirmek için uygulamaya koymuştur. Ezilen ulusların kültürlerini yok etmek, kimliksizleştirmek, dini İslamlaştırmak, dili Türkçeleştirmek ve Türkleştirmek üzere uygulanan bu politikalar bugün hâkim sınıflardan farklı bir kliğin farklı başlıklarla oluşturduğu ancak aynı temele dayanan politikalarla sürekliliği koruyor. Amaç ise ulus devletin bekasını sağlama almak!

Biliyoruz ki ulus devletlerde tüm politikalar, hâkim sınıfların ekonomik ve politik ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Bu politikalar kimi zaman “modernleşme”, kimi zamansa “dindar nesi yaratma” projeleriyle uygulanıyor; esas olarak ise devletin bekasını koruma amacını güdüyor. Her iki proje devletin erkek zihniyetiyle birleşince hedefte ilk olarak elbette kadınlar oluyor! Döneminde kamu kurumlarında başörtüsünü yasaklayanlar, bugün kadınların etek-şort boyuna karışarak kadını belli sınırlara sıkıştırmaya çalışıyor. Bu anlamda erkek devletin zihniyetinin erk-ekte yarattığını geçtiğimiz haftalarda Maçka Parkı’nda gördük. Çağla Köse’ye yönelik parkın güvenlik görevlilerince gerçekleştirilen cinsel ve psikolojik şiddet biliyoruz kine tekil ne de ilk! Özellikle son bir yıl içerisinde otobüste, işyerinde, okulda; sözün özü yaşamın pek çok alanında kadına yönelik benzer biçimde pek çok şiddet gerçekleşti. Bugün, AKP ile birlikte bu haliyle yansımasını bulan erkek egemen zihniyet, Kemalizm’in “modernleşme” adı altındaki politikaları ile başörtülü kadınları kamu kurumlarına almıyor, kadınları sosyal ve çalışma hayatının dışına itiyor, dört duvar arasına hapsediyordu. Her iki durum da, kadını öteleyen; kadın bedenine, kimliğine saldıran, kadınları yaşamdan dışlayan erkek anlayışın politikalarının izdüşümüdür. Diğer yandan kadınların “Kıyafetime karışma” diyerek yaptıkları eylemler anlamlıdır. Kadın mücadelesinin gelişmesi ile kadınlar tüm saldırılara karşı sokakları bırakmamaya devam ederken “İster başörtüsü ister şort-etek giyerim” diyerek saldırıların yaşandığı mekânlarda eylemler yapmakta; yaşamın hiçbir alanı erk-eğe bırakmayacaklarını haykırmaktalar. Erkek egemen sistemin kadını hapsetmeye çalıştığı sınırlara karşı tepki koyan kadınlar, kadın dayanışmasını örerek tüm saldırılara göğüs geriyorlar.

Erkek zihniyetin yansımaları, kadınların kıyafetine yönelik saldırılarla can bulurken, hapishanelerde is etekçi anlayış yine kıyafet üzerinden kendini üretmeye çalışıyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın Gülen Cemaati’nden tutuklu bulunanlar için sarf ettiği “Mahkemeye çıkarırken Guantanamo’da olduğu gibi bunları da tek tip elbise ile çıkaralım” (22 Temmuz 2017, Özgürlükçü Demokrasi) sözlerinin ardından hızla gündeme gelen tek tip elbise tartışması ve aynı hızda atılan adımlarla beraber 50 bin tek tip elbisenin hazırlanacağı açıklandı. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından “FETÖ ile mücadele” adı altında başlatılan OHAL ve OHAL KHK’lerin esas olarak toplumsal muhalefeti sindirme, devrimci, demokrat ve yurtsever güçleri yok etme amacını taşıdığını bildiğimizden TTE uygulamasının da benzer şekilde hapishanelerde ki siyasi tutsaklara yönelik olacağını öngörmek zor değil. Ki Erdoğan ilk açıklamasının hemen ardından öngörüyü haklı çıkarmakta geç kalmadı; tulum şeklinde TTE’lerin Gülen Cemaati’nden tutuklu bulunanlara, ceket-pantolonların ise onun deyimiyle “teröristler”e uygulanacağını açıkladı. Yine Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, tek tip elbisenin Gülen Cemaati’nden tutuklu bulunanlar ile sınırlı kalmayacağını bildirdi.

Hâkim sınıflar arasında son raddeye ulaşan klik savaşının esas hedefine devimci, demokrat ve yurtseverlerin alınmasından yabancısı olmadığımız bu açıklamalarla OHAL koşulları altında pek çok hak gaspı ve ihlaline imza atlan hapishanelerin “nur topu” gibi yeni bir gündemi daha olmuş oldu. Hapishanelerdeki saldırılarına her gün bir yenisini ekleyen devlet, TTE ile yeni bir adım daha atarken 1980 Askeri Faşist Cuntası’nın hemen ardından yine uygulamaya konulmaya çalışılan TTE’ye karşı direniş hala hafızalarda. 80 sonrası gerçekleştirilen hapishaneler direnişi ile uygulamaya konulamayan; pek çok devrimci, yurtsever tutsağın can bedeli kazandığı haklara yeniden el koymaya ve dayatmaya gitmeye çalışanlara tutsakların vereceği yanıt bellidir. TTE ile yapılmaya çalışılan kişiliksizleştirme, tekleştirme saldırılarına karşı direniş!

Tekçi anlayışını en somut haliyle TTE ile devreye sokmaya çalışan devlet, hapishanelerdeki devrimci, demokrat ve yurtsever tutsaklardan direniş yanıtını alacaklardır. Tıpkı sokaklarda “kıyafet” nezdinde bedenine ve kimliğine yönelik saldırılara karşı direnen kadınlar gibi, hapishanelerdeki tutsaklar da “kıyafet” nezdinde kişiliksizleştirilmeye ve tekçi anlayışa karşı direnişi kuşanacaklardır.

Özgür Gelecek Gazetesi çalışanı Aslı Ceren Aslan 

134

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelismelere iliskin politik aciklamalarin yazilar.  

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Dersim’den İstanbul’a uzanan bir mücadele

Yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in Dersim’den İstanbul’a uzanan mücadelesini kızı Meral Nergis Şahin, “Ötekileştirilen kim varsa tereddüt etmeden yanına giderdi” sözleriyle anlattı.

“Kaybedilen her çocuk benim evladımdır” diyerek Cumartesi Anneleri’nin 22 yıldır Galatasaray Meydanı’nda verdiği mücadeleye destek veren ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in mücadelesinin altında kendi hayat öyküsü yatıyor.

Faşizm almanyada resmileşti

Özellikle, kapitalizmin 2008 büyük krizinden sonra, Avrupa ülkelerinde iç faşistleşme giderek arttığı gibi, kitleler içinde de güçlü taban bulmaya başladı. Avrupa’nın en bilinen faşist partileri Frans’nın “ulusal cephe”si (FN), Avusturya’nın “özgürlük parti”si (FPÖ) ve Hollanda’nın “özgürlük parti”si (PVV) dir. Bunun yanında, diğer Avrupa ülkelerinde de faşist partiler parlamentoda yerlerini almışlardı.

Sınırsız, mülksüz, ulussuz bir yaşam: Nubar Ozanyan

Gazeteden gördüm seni güneşe uğurlayışımızın haberini...  Aliboğazı şehitlerimizin yokluğunu derin bir şekilde yaşarken seninde aramızdan bedenen ayrılışının acısı eklendi.

Kısa bir haberdi; “Filistin'den Rojava'ya bir Ermeni” başlığıyla verilmişti. Başlığın kendisi ve yanındaki resim ilk andan çok farklı, özgün bir komünistin yanıbaşımızdan ayrıldığını anlatmaya yetiyordu.

Tam sınıf bilinci

Proletaryanın devrim biliminde dikkatli bir okuma yapıldığında “Tam anlama-tam kopuş-tam çözüm-tam sınıf bilinci-tam demokrasi-tam özgürlük-tam hak eşitliği“ vb. kavramlara rastlanır. MLM, ekonomi-felsefe-bilimsel sosyalizm konularında kendi içinde bütünlüklü ve birbiriyle uyumlu olan dünya görüşüdür. Özgürlüğe kurtuluşa geleceğe ait tüm sorunlarda ve konularda kırıntı halinde parçalı, sınırlı hiçbir şeyi talep etmez, mücadele hedefine bunları koymaz.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

  1. İşçi Sınıfının Öncüsü Olarak Parti:

Ekim Devrimi Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) -RSDİP (B) -Bolşevik Partisi önderliğinde gerçekleşmiştir. İşçi sınıfının dünya görüşleriyle donanmış bir öncü parti olmasaydı, Ekim Devrimi gerçekleşemezdi. Bu nedenle, burjuvaziyle proletarya arasındaki sınıf savaşımında, kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmak isteyen işçi sınıfı; örgütlenmiş ve çelikten bir disipline sahip bir parti olmadan, işçi sınıfı iktidarı burjuvaziden alamaz. Ekim Devrimi ve daha sonraki işçi devrimleri bunu kanıtlamıştır.

GÜNEY KÜRDİSTANDA REFERANDUM (Hasan Ali Köse)

HER ULUS GİBİ KÜRT ÜLÜŞÜ DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA HAKKINA SAHİPTİR. HİÇBİR GEREKÇE İLE BU HAK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ, İNKAR EDİLEMEZ. KÜRTLER İSTER “ BÖLGESEL ÖZERKLİK, İSTER KÜLTÜREL ÖZERKLİK,İSTER DAHİL OLDUKLARI SINIRLAR İÇİNDEKİ DİĞER HALKLARLA, BİRLİKTE YAŞAMA , İSTER FEDERAL BİR YÖNETİM BİÇİMİNİ TERCİH ETME, YA DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA” TERCİHİNDE TAMAMEN ÖZGÜRDÜRLER.

Güzel Ana'nın öyküsüdür: ‘Dünyanın bütün anneleri birleşin’(Ayşegül Tözeren)

Güzel Şahin’in önce hastaneye kaldırılış haberi kulağıma çalındı. Ardından farkettim ki sokakta gördüğüm, tanıştığım kim varsa Güzel anne için endişeleniyor, onun kaldırıldığı hastaneye koşmuş. Fotoğrafına baktım, Cumartesi Anneleri oturumlarından, cezaevi önündeki özgürlüklerinden tanıdık bir dost yüzü olduğunu anladım. Birkaç gün sonra da vefat haberi geldi. Yaşıtları pek evden bile çıkmazken, o politik eylemlilikten hiç kopmamıştı. İster istemez Güzel annenin hikayesini merak ediyordum. Bazen insanın kalbi bir hikayenin peşine düşer ya... Öyle oldu.

Bizim Ulaş'lar...Şemdin Şimşir

"Bir acının izini sürdüm durmadan/ Aydınlık bir gelecek adına./ Geçmişte kalanı kitaplardan aldım/ Yaşadığımı koydum üstüne / Hayatı bir yoğun acıda kavradım..."

Bizimkileri anlatmak zordur, bizim Ulaş'ları, çünkü bizimkiler inançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranlardır. Spartaküs, Marks, Engelslerle başlayan bizimkiler. İlk onlar direnç ve bilimle donatılar kavgayı, tarihin yasalarını, geleceğin yönünü yine onlar, yani bizimkiler çizdiler.

Serdar ve Güzel Ana'nın ardından...

İki güzel, yiğit ve fedakar yoldaşımızı kaybetmenin acısı ve hüznü içerisindeyiz. Beklenmedik ölümleri ile bizleri derin ve tarifi imkansız bir acıya düşürdüler. Yaşamlarının büyük bölümünde kolektifimiz in çalışmalara dâhil olan, eylemlerden eylemlere koşan bu iki can yoldaşımızın yerlerini doldurmak kuşkusuz çok zor. Onların yerlerini doldurmak ancak anılarına ve miraslarına sahip çıkılarak, düşlerini gerçeğe dönüştürerek gerçekleştirilebilir. Çünkü onların düşleri, demokratik halk devriminin ta kendisidir.

TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Güzel Şahin ve Serdar Can yoldaşlarımız devrim mücadelemizin her anında hep bizimle olacak!”

Devrim emektarlarından ve Kaypakkaya geleneğinden Serdar Can ve ardından PŞTA’lı Güzel Şahin’in (Güzel Ana) ölümsüzleşmesi üzerine bir açıklama yayınlayan TKP/ML Örgütlenme Komitesi “Analarımıza layık olmak, mücadelemizi devrimle taçlandırmak, onların karşılarına Demokratik Halk İktidarını kurmuş olarak çıkmak için bir kez daha yemin ediyor, anıları önünde saygı ve minnetle eğiliyoruz” dedi.

Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamayı haber değeri taşıdığı için olduğu gibi yayınlıyoruz.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Partimizin şen çocuklarından, şen Analarına…”

Sonsuzluğa uğurlanan Serdar Can ve Güzel Şahin için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı “Nasıl ki yollar yürümeyi öğrettiyse, sonsuzluğa uğurladığımız her bir yoldaşımız da bizlere zaferimizin yolunu gösteriyor. Devrimin muzaffer yolunda partimizin şen çocukları ve şen analarıyla birlikte yürümeye, onlardan öğrenmeye Güzel Ana’mızın her fırsatta dile getirdiği, "Gençler dağlara, Parti iktidara" sloganını her anımızda yaşatacağımıza, onların özlemlerini gerçekleştireceğimize söz veriyoruz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan haber şu şekilde:

Sayfalar