Salı Temmuz 25, 2017

Unutma! 7 Temmuz’da Alişer ile Zarife katledildi! GÜLFER AKKAYA

''7 Temmuz 1937 yılında yıllardır Dersim dağlarında yaşayan Zarife Xanim ve Alişer Bey devletin ajanı olan Kürt kişilerce katledilir. Başları kesilir. Devletluların huzuruna götürülür. Bedenlere ne olduğu hala devlet sırrıdır.

Bu nedenle bedenlere ne olduğu bilinmemekte, mevcut iddialar rivayetten öteye geçememektedir.

Koçgirili Zarife Xanim ve Alişer Bey’i Dersim dağlarına dek götüren nedenler ve süreç neydi?

Ulus hareketlerinin yükseldiği yüzyıllarda Osmanlı egemenliği altında yaşayan ulusların tek tek özgürleştiklerini görüyoruz. Balkanların kaybedilmesi diye resmi tarih tarafından adlandırılan şey aslında oradaki ulusların özgürlüklerini ilan ederek uluslaşmalarıdır.

Balkanları kaybeden, İstanbul’a sıkışan Osmanlı hiç olmazsa Anadolu’yu elinde tutma çabası içine düşmüş, Anadolu’daki uluslaşma hareketlerine karşı en vahşi yöntemleri uygulamaktan geri kalmamıştır.

1915 yılına gelindiğinde Anadolu’da uluslaşama çabaları içinde olan Ermeni halkına soykırım uygulanmış, diğer iki ulus olan Rumlar, Kürtler sıraya konmuştur.

1919 yılında Samsun’dan Anadolu’ya geçiş ile bu planlar iyiden iyiye hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bir yandan “Anadolu’da birliği” sağlamak için yapılan kongreler, diğer yandan “birliği” kabul etmeyip kendi bağımsızlığını isteyenlere yönelik planlanan askeri ve illegal gruplarca yapılan saldırılar.

Kürtlerin Osmanlı egemenliğinden kurtularak uluslaşma süreci (yerel olmanın ötesinde) geçtiğimiz yüzyılın başından itibaren kendini gösterir. Kürt Teali Cemiyetinin kurulması, bu cemiyetin Kürt illerinde şubeler açması bu dönemdedir.

Ancak aynı dönemde Koçgiri adlı bölgede Kürt Teali Cemiyeti ile henüz ilişkide olmayan başka bir ulusal uyanış hareketi başlamak üzeredir. Ve bu hareket Kürt Teali Cemiyeti’nin aksine Osmanlı ya da Mustafa Kemal ile herhangi bir ilişkide olmamıştır. O, Türklerle birlik yerine Kürtlerin özgürlüğünü hedeflemiş, içeride ve uluslararası alanda çeşitli çalışmalara girişmiştir.

Koçgiri aşiretinin lideri Mustafa Bey’in kedisine itaat etmediği için Osmanlı sarayı tarafından katledilişinin ardından daha da bilenen Koçgiri siyasal önderleri, kısa sürede Anadolu’da kendisini örgütlemeye gelen Mustafa Kemal ve adamlarının hedefinde de yer alacaklardı. Koçgiri ve sonradan Dersim’i de kapsayacak olan bu hareketin başında Alişer Bey ve Zarife Xanim bulunmaktadır. Alişer Beyin liderliğini yaptığı bağımsız Kürt ulusu hareketi, Mustafa Kemal’in çağırısının yeni bir egemenlik altına girişe davetiye olduğunun farkındaydı. Alişer ve kadrosu hem İstanbul’a hem Ankara’ya karşı bağımsızlık istiyordu.

Uluslararası ilişkilerde iyi olan, diller bilen, dönemin siyasal atmosferine hakim, politik ve silahlı mücadeleyi iyi bilen lider olarak Alişer Bey’in amacı Kürt (Alevi) halkının sömürüden kurtuluş mücadelesini vermekti. Bunun için yeni hiçbir oluşumun egemenliği altına girmeyecek, tam bağımsızlığı hedefleyecekti.

Onun bu bağısızlıkçı fikirleri Mustafa Kemal’i olabildiğince rahatsız etmiş, Alişer ve yoldaşlarını şimdilik etkisiz kılma taktiğini devreye sokma planları kurdurmuştur. Bu amaçla Mustafa Kemal siyasi rüşvetler sunmaya başlayacaktır. Güçlü olunan yerlerde kaymakamlıkların yanı sıra yapılacak kongrelere diğer Kürt illerinde olduğu gibi Dersim ve Koçgiri bölgelerinden de vekiller çağırtmıştır.

Bir siyasal deha olarak Alişer, Mustafa Kemal’in planlarını bozmuş, Koçgiri ve Dersim bölgesinde Kürt aşiret reisleri ile yaptığı toplantılarda güçlü ve etkili tüm aşiretleri bağımsızlık saflarında buluşturabilmiştir.

Mustafa Kemal’in çağırısına bireysel çıkarları için katılan vekiller, çok değil birkaç yıl sonra bunun bedellerini ağır ödeyeceklerdi.

Alişer Bey Koçgiri ve Dersim’de uluslaşma hareketini elbette yalnız başına örmedi. Tıpkı onun gibi dönemin siyasal gelişmelerine hakim, oldukça iyi bir örgütçü ve ajitatör olan Zarife Xanim merkez kadro içindeydi. Alınan kararlar ayrıca özellikle bu iki kişi arasında enine boyuna değerlendirilerek alınıyor, çıkan karara göre işbölümü yapılarak ulusal bilinç hareketi daha geniş bölgelerde yaygınlaştırılmaya çalışılıyordu. Hareketin kurucu kadroları olarak Baytar Nuri, Alişan Bey, Haydar Bey’i sayabiliriz.

Zarife Xanim sadece Koçgiri bölgesinde değil, Dersim’de de örgütlenme çalışmaları yapıyor, başta kadınlar olmak üzere insanları bir araya getiriyor, hareketin amaçlarını anlatıyor, yanı sıra arası bozuk olan Dersimli aşiretleri buluşturup barıştırarak ulusal mücadeleyi güçlendiriyordu.

İşte bu sırada Alişer Bey Kürt Teali Cemiyeti ile de ilişkiye geçip mücadeleyi birleştirme niyetindedir. Baytar Nuri ile beraber cemiyete bağlı şubeler açılacak ve cemiyetin yayın organı olan Jin (Kadın) adlı dergi ile halkta ulusal bilinç oluşturulmaya devam edecekti.

Bir süre sonra Kürt Teali Cemiyeti’nin mücadeleyi sönümlendirmesi ile Alişer, Zarife Xanim ve Baytar Nuri yalnızlaşacak ancak Koçgiri ve Dersim bölgesindeki ulusal mücadele güçlenerek devam edecek.

Özellikle Koçgiri’deki yoğun çalışmaları çoktan fark eden Mustafa Kemal, oraya asker göndermekle kalmayacak Topal Osman gibi soyguncu, tecavüzcü, katil, çıkarcı, insanlık ideallerinden uzak, başkaları hesabına satın alınarak kiralanan çeteleri Koçgiri üzerine salacaktı.

Topal Osman çetesi sadece Kürtlere karşı değil, aynı dönemde Pontuslu Rumlara karşı da kullanılacaktı.

“Topal Osman, Balkan Harbi’ne katılır, ardından hapishane mahkûmlarından oluşturduğu çetesiyle I. Dünya Savaşı başlayınca Artvin Bölgesi’ndeki Ermeni tehcirinde önemli görevler alır. Karadeniz Bölgesi’ndeki Rum katliamlarını örgütleyen yine Topal Osman’dır. Sabıkası bunlarla sınırlı değil. Zalimliğiyle ünlü, Sakallı Nurettin Paşa’nın yanında 1921 Koçgiri ayaklanmasına katılır, ‘Mustafa Kemal’in artık en yakın adamı olan Topal Osman’ın oluşturduğu 47. Alay, Mart 1921’de patlak veren Koçgiri Kürt isyanını bastırırken öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis’te büyük tartışmalar yaşanır.’”

İktidar, bir dönemin kirli işlerini yaptırıp, varlığını kendileri için tehlikeli gördüğü kişileri gün gelip kendisi gibi katiller eliyle temizleyecekti. Topal Osman’ı da temizledi, ardından Giresun’un yüksek tepesine adeta ibretlik diye gömdürdü.

O ve onun gibi insanlık düşmanı çeteler, efendileri tarafından ortadan kaldırılırken Koçgiri isyanının yenilmesi ile Alişer ve Zarife Xanim Koçgiri’den daha güvenli bir bölge olan Dersim’e geçeceklerdi.

Geride devasa bir katliam, soygun, sürgünler, saldırılar bir süre daha devam edecekti.

Kürt halkının biricik önderlerinin hala yok edilememesini Kemalist kadrolar içlerine sindiremeyeceklerdi. Çünkü yaşadıkları sürece Kürt halkı için umut, onlar için tehdit olacaklardı.

Ne Osmanlıya, ne de Kemalist cumhuriyete baş eğmeyen, onlara biat etmeyen bağımsızlıkçı kadroların yok edilmesi için yeni planlar devreye girecekti.

Kemalist cumhuriyet Koçgiri ve Dersim’de yükselen ve teslim olmayan Kürt ulusal isyanının öcünü alacaktı. Çünkü cin şişeden çıkmıştı. Koçgiri isyanı sonrası Şeyh Sait ve Ağrı isyanları ile başı dertten kurtulmayan Kemalist cumhuriyet bunları da bastıracaktır.

1937-1938 Dersim katliamı, Koçgiri isyanının rövanşıdır. Bu planın ilk adımı 1937 Dersim katliamıydı. Bu katliamda ilk olarak yok edilmesi gerekenler belliydi. Alişer Bey ve Zarife Xanim.

Tarihler 7 Temmuz 1937’yi gösterdiğinde bu iki devrimci insan katledilecek ve Dersim’de dünya tarihinin görüp görebileceği en yüksek şiddette katliamlardan biri yaşanacaktı.

Paşalar peş peşe övüneceklerdi ben yaptım diye.  İnönü kendi halkına yaptığı zulmümden paye bekleyecekti. Ama 1938 yılında yaşanacak olan ikinci perdede ona rol verilmeyecekti.

7 Temmuz günü Alişer Bey ve Zarife Xanim’ı katledenler iki kişiyi değil, bir fikri, o fikrin isyanını ve halkın liderlerini yok etmeyi hedeflediler.

7 Temmuz bu nedenle unutulmak yerine başta Koçgiri ve Dersim olmak üzere Kürtler tarafından tarihi bir gün olarak anılmalıdır.

Asla unutulmamalı, unutturulmamalıdır.

Kaynaklar:

Ah Maria! Bu yazı senin anına, Gülfer Akkaya

Kürdistan Tarihinde Dersim, Dr. Nuri Dersimi

Dersim Merkezli Kürt Aleviliği, Munzur Çem 

117

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Özgürlüğe muhtaç ve mahkumuz!

“Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.”[1]

“Bi tenê helmgiri, azadgiriye nişan nade/ Yalnızca nefes almak, özgür olduğunu göstermez,” diyen Johann Wolfgang von Goethe sonuna kadar haklıdır; hele içinden geçtiğimiz kesitte!

George Orwell’in, “İki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir,”[2] diye betimlediği özgürlük, geçtiğimiz zorlu kesitte, “Hiçbir zaman dayanaklı değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik her zaman özgürlük yoksunluğudur,” notunu düşen Theodor Wiesengrund Adorno hepimizi uyarır.

Bürolarımıza yönelik gasp girişimleri, muhabirlerimize yönelik pusular bizleri sözümüzü söylemekten alıkoyamayacak!

Son zamanlarda bürolarımıza ve çalışanlarımıza dönük saldırılara ilişkin çeşitli zamanlarda açıklamalar gerçekleştirmiştik. Şimdi bir kez daha bu konuya ilişkin bir açıklama kaleme almak durumundayız, ancak bundan önce biz kimiz, bize düşman olanlar kimlerdir sorularına cevap verelim istedik:

Özgür Gelecek kimdir?

‘’Babama ne yaptınız? Açıklayın’’Deniz Gülünay

25.ölümsüzlük yılında babam  yoldaşım Hasan Gülünay'ın anısı önünde saygı ile eğiliyor mücadelesini sahipleniyor ve selamlıyorum. 

Düşününki sevdiğiniz insan aniden ortadan kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor. Üstelik size uydurma bir kaç cümle ile kaybedilen kişiden umudunuzu kesmenizi peşinden gitmemenizi tavsiye ediyor. Hatta öğreniyorsunuz ki devlette arıyormuş kaybedilen yakınınızı. Arama artık onu diyorlar size. Peki, o kayıp diye unutmaya mı çalışırsınız. Bir güven sorunu ve yitirilmiş adalet duygusuyla nasıl bahsedeceksiniz. 

Rojava’dan TKP/ML-TİKKO kadın savaşçısı: “Eller cepte devrim mücadelesi verilemez!”

Öncelikle tüm yoldaşlara selam ve saygılarımı iletiyorum. Örgütümüz içerisinde/dışarısında yaşanan tartışmaların hem içerisinde hem de “dışında” bir savaşçı olarak ben de birkaç söz söylemek istiyorum. Gönül isterdi ki tüm bu tartışmaların örgütün sistemi içerisinde tartışılsın, mücadele edilsin, çözüme kavuşturulsun. Ancak  bu haliyle bile olsa bu bizim gerçekliğimizdir, ne kadar zor ve can sıkıcı bile olsa bu süreç yine devrimcilerin ve halkın çıkarına sonuçlanacağına, inancım sonsuz. İzninizle Mao yoldaştan bazı alıntılarla devam etmek istiyorum.

Devrimin objektif ve subjektif koşulları üzerine kısa bir değini

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu uluslararası müzmin kriz varlığını devam ettiriyor. İstikrarlı sürece bir türlü giremeyen bu ülkelerin finans kapitali, krizin faturasını kendi ülke proletaryasına ve bağımlı ülke halklarına çıkarıyor.

Türk Turizmi'ni Protesto Et ! Soykırım'lara Destek Olma ! Türkiye'ye Gitme !

Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]

“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]

 

Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.

Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:

Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”

Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]

Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları

Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Her an...

Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.

Sayfalar