Perşembe Mart 30, 2017

Yerel Seçimler ve Siyaset

Proletarya, hic bir olaya ve hic bir siyasal gelismeye tarafsiz kalamaz. Onun “tarafsiz”ligi bile taraf olmaktir. Ornegin her hangi bir olayi boykot etmek tarafsiz bir siyaset gibi gozukmesine karsilik aktif bir taraf olmaktir. Ya da iki burjuva (ornegin Ergenekon davalari vb.) kligi arasindaki mucadele de birinden birini desteklemeyip “tarafsiz” olmak, iki burjuva kligine karsi ayni taviri almak anlamindadir.
 
Butun burjuva partileri hizli bir sekilde yerel secimlere hazirlaniyor. AKP icin yerel secimlerin onemi; yipranan imaji onarmak, Haziran Ayaklanmasi (Gezi)’nin  rovansini almak ve bir sonraki genel secimlerin kazanmanin adimlarini dosemek olarak okunabilir. Daha bir cok nedenler olsa da elbette en onemlisi, AKP’nin yipranan imajini kurtarmaktir. Bunun anlami, iktidarda kalma omrunu uzatmanin, iktidari kaybetmemek icin her yolu mubah gordugu seklindedir. Cunku Haziran Ayaklanmasi’ndan sonra iyice teshir olan AKP ve TC basbakani Erdogan’a karsi emperyalistler verdikleri destegi geri cekmise benziyor ve iceride ise Turk burjuvazisinin bir kismi yeni bir alternatif olusturmaya hiz vermis gozukuyor. 
 
Onumuzdeki yerel secimler konusunda da proletaryanin bir tavri olmak durumundadir. Bu boykot seklinde olabilecegi gibi, secimlere katilma ya da her hangi bir devrimci-demokrat guclerle ortaklasa hareket etemek ya da tek basina katilmakta secenekler arasinda yer alabilir. Ancak, 30 Mart 2014'de yapilacagi aoiklanan yerel secimleri boykot etmek icin proletarya acisindan kosullar eleverisli degildir. Bu secimlere, olumlu yonde, Haziran Ayaklanmasi’nin golgesi dusecek olsa da, su andaki durum bir bekleme tavri seklinde kendini gostermektedir. Aslinda bu bekleyis oznel devrimci guclerin kitleler icndeki etkinligiyle de dogru orantili olarak surmektedir.
 
Onumuzdeki yerel secimlerde sinif bilincli proleterlerin yani komunistlerin guclu bir cikislari olamayacagi ve tek baslarina secimde her hangi bir varlik gosteremeyecekleri de bir gercektir. Hemen hemen tum radikal devrimci kesimler acisindan bunu soylemek nesnel bir durum saptamasi gibi gozukuyor. Devrimci hareketin daginikligi ve demokratik bazi eylemlerde dahi bir araya gelmekteki zorlanmalari da dikkate alinirsa, yerel secimlerde birlesik guclerini ortaya koymanin onundeki idelojik-siyasal zoruluklar da kendiliginden anlasilir oluyor.
 
Onumuzde bir HDP (Halklarin Demokratik Partisi) gercegi var. HDP Turkiye ve Kurdistan’daki reformist guclerden devrimci guclere kadar cok cesitli siyasal gruplari icinde barindiran bir yapidir. Icinde yer alanlardan direkt sosyalizmi savunan siyasal grup ve partiler oldugu gibi, geri duzeyde reformizmi savunan siyasal parti ve gruplarda yer almaktadir. Butun bunlari bir araya getiren esas etmen AKP iktidarinin baskilari karsisinda bir guc olabilmek ve siyasal varliklarini parlamentoda ya da fazla ayak altinda ezilmeden bir durus sergileyebilmek amaclidir. Genel olarak soylenirse, HDP bir isci sinifi partisi degildir. Reformist siyasal yelpazede yerini almaktadir. Iclerinde reformist olmayan guclerin olmasi bu gercekligi degistirmeye yetmiyor. 
 
HDP’nin programminda ne isci sinifinin iktidar sorunu vardir ne de duzenin radikal bir sekilde devrimci degisiminin gerekliligi ve bunun eylem plani vardir. Burjuva duzenin asiri uclarinin torpulenmesinin dilek ve temennileri yer almaktadir. Daha cok da Kurt sorunun “bariscil” bir cozumu yer alir. Daha dogrusu, Kurtlerin ulusal haklarinin verilmesi.
 
Bunlar, demokratik icerikli reformist hedeflerdir. Sinif bilincli proleter hareketlerin bunlara karsi itirazlari elbette temeldendir. Ancak proletaryanin sinifsal cikarlari acisindan ciddi bir cok siysal problemler tasisada, demokratik talepler ozelinde ortaklasa hareket edilebilecek bir program icerikli bir siyasal olusumdur  HDP. 
 
HDP’nin diger bir onemli ozelligi, Kurt, Turk ve diger azinlik uluslardan devimci-demokrat kesimleri bir araya getirme ve en azindan, asgari noktalarda birlikte hareket etme espirisini de icinde tasimasidir. Bu en onemli noktalarindan birsidir.
 
Ancak, bir onemli nokta da; HDP’nin  Kurt Ulusal Hareketi’nin (KUH) devlet ile uzlasici yaninin ciddi baskisi altinda olusudur. Cunku HDP icinde etkinlik bu hareketin elindedir.  Kurt ulusal hareketinin icerigi demokratik bir icerik tasidigindan, bu da HDP’nin var olma siyasal gerekcesiyle celisen  bir durum degildir. Bu orgutlu gucun varligi ve etkinligi, diger devrimci ve demokrat gucleri bu politikanin yedegine alma eglimi ve baskisini beraberinde getirmektedir. Bir cogu onunla var olmanin kosullarini yaratmaya calisirken, bir kismi ise pragmatis bir cizgi izlemektedir. KUH’nin pragmatis olmasi, onun genel cizgisinin bir geregi, ancak kucuk burjuva devrimciligi ondan sosyalizm bekliyorsa, elbette yaniliyor.
 
Komunistler, HDP icinde erime degil, demokratik bir mucadele acisinda ortaklasa eylem birlikleri ve ittifaklar sekilinde soruna yanasabilirler. Daha ileri bir birliktelik, proletaryanin siyasal hedeflerinin reformist hedeflere kurban edilmesi olur ki, bu ideolojik olarak proletaryanin davasina ciddi zararlar verir. Reformizmle siki bir uzlasmaciligin bir yanida, sinifin radikal devrimci yonunu torpuleme egilimi tasimasini beraberinde getiri ki, isci sinifi partilerinin bunu her zaman gozonunde bulundurmasi bir zorunluluktur. Kisa vadeli cikarlar uzun vadeli cikarlarin onune gecirilmemelidir.
HDP, elbette, ne Allende’nin (Sili) Unidad Popular (Halk Birligi), ne de kurucusu Hugo Chavez olan Venezuela Birlesik Soyalist Partisi (PSUV) degildir. Ama, sinifsal karakter ve program olarak benzer yanlari coktur denebilir. Bu partiler de homojen degil, heterojon siyasal yapilardan olusuyordu. Ayni HDP’nin olusumu gibi. Chavez’in PSUV’si su anda Venezuela da iktidarda. Allende’nin reformist programi onun sonunu hazirladi. Burjuvazi, reformist partilere dahi tahammul edebilecek bir karakterde degildir. Sermayenin varligi ile demokratik icerik uyusmaz ve o, cikarlari geregi, kitlelerin lehine tum demokratik mucadele ve kazanimlarin karsisinda yerini alir. HDP’nin adi gecen bu partilerin duzeyine gelme olasiliginin siyasal ve sosyal temeli simdilik ulkemizde yok gibidir. Her seyden once, ne Allende ne de Chavez gibi kitleleri pesinden surukleyecek reformist liderler soz konusu degildir.  
 
Burada HDP disinda reformist kucuk burjuva TKP, her ne kadar, onumuzdeki yerel secimlere "yurt capinda aday gostererek katilacagini" aciklasa da, girmedigi yerlerde CHP ile ortak hareket etmeyi, daha dogrusu destekleme taktigini izleyecektir. ODP ise, bir kac yerin disinda CHP’yi daha fazla destekleme yoluna gidecektir. 
 
TKP surec icinde CHP ile daha siki fiki olma durumuna girebilir. “Yurtseverlik”leri onlari burjuvazinin “laik” kanadiyla birlikte hareket etmeye yonlendirecektir. Hatta bu “yurtseverlik” anlayisi, onlari,  surec icinde “Kizilelma” koalisyonu ile de dirsek temasina gorturebilecektir. Son olarak TKP Merkez Komitesi uyesi Kemal Okuyan’in, “Turkiye Solunun Yurtseverlik Sinavi “ adli kitabi, onlarin burjuvazinin bayragini sahiplendiklerinin resmen ilani oluyor. Nihayet, boylece, aradiklari ortulerine kavusmus oluyorlar. TKP ve ODP'ni HDP ile ortak hareket etmemeye iten nedenlerin basinda, hic kuskusuz, Kurt ulusal sorunu konusundaki sovenist anlayisa sahip olmalari geliyor.
 
Konumuza donersek, kisa vadeli siyasal demokratik hedefler icin her zaman ilerici gucler ile proleter guclerin ortak hareket etmesinin proletarya acisindan yararlari tartisma goturmez. Proletarya tum ezilen kesimleri kucaklamak ve onlara siyasal olarak hitap etmekle karsi karsiyadir. Bir yandan proletaryanin yakin ve uzun vadeli siyasal hedeflerini reformizme kurban etmemek ve bir yandan da reformist guclerle demokratik kazanimlar icin bir arada olmanin celiskisi yasanacaktir. Bu, sinif mucadelesinin cok yonlu olusunun siyasal taktiksel gorunguleridir.
 
Sinif bilincli proletarya daha genis kitleleri (basta isci sinifi olmak uzere) kucaklamak istiyorsa, dar kosesine cekilip kalmak degil, siniflar arasi siyasal mucadelenin tum arenalarinda yer almak ve kitleleri isci sinifinin sosyalist programi etrafinda orgutlemek ve harekete gecirici dogru ve aktif bir siyaset izleyebilmelidir.
 
Buradan hareketle, onumuzdeki yerel secimlerde HDP ile ortak olarak secimlere katilinabilinir. Bir taraftan secim propagandalarina (legal olanaklari zorlayarak) kullanmak ve sinifin goruslerinin propagandasini yapmak, duzeni teshir etmek ve ozellikle de AKP kligini teshir ve tecrit calismalarina daha fazla onem vermek, yerel secimlerin genel siyasal taktik olmalidir. Ancak bu siyasi taktik,  HDP’nin reformist dayatmalarina boyun egme pahasina degil, tersine, sinif uzlasmaci yanlarini teshir etmeyi de sart kosuyor.
 
Yerel secimlerde PKK, hem BDP ile hem de HDP ile kendini daha guclu bir sekilde, HDP birlesenlerine dayatmaya calisacaktir. Bu esyanin tabiati geregi boyledir. Guclu siyasal hareketler, diger siyasal hareketler karsisinda gucunun bilinciyle hareket ederler. Cunku bir onceki yerel secimlerde de ve genel secimlerde de bu goruldu. Bu nedenle de, Dersim’de genel secimleri kaybetti. Bu, kaybedecegini bile bile lades demekti ve oyle oldu. BDP, diger devrimci gucleri hice sayarak kendini dayatti ve devrimci gucler ise “bize ne” der gibi siyasetsizligi sectiler. Bazilarina ise birkac belediye meclis uyeligi yetti. Siyaset bunun uzerine sekillendirildi. Daha buyuk siyasal kazanimlarin siyaseti ise bir sonraki bahara ertelendi.
 
Bu yerel secimlerde, yine Dersim, onemli bir yerde durmaktadir. Eger BDP yine kendini adayini diger devrimci guclere ragmen dayatirsa, Dersim Belediye Baskanligini kazanmanin zorlugu da kendiliginden ortaya cikmaktadir. Silahlarin “elestirel” gucuyle bu her zaman kazanilamaz. Diger siyasetlerinde, ozellikle de Kaypakkaya geleneginden gelenlerin onemli bir gucleri de vardir. Bir onceki yerel secimlerde bu goruldu. Bu kez, ortak hareket edilmezse, Dersim’i CHP’ye kaptirma olasiligi daha guclu gibi gozukuyor. Tabi burada, bunu belirleyecek olan izlenecek dogru siyasal taktiklerdir. Ve bu siyaset,  kitlelere; siyaset olarak “biz de variz” gucunu kendinde bulabilecek mi? Yoksa, Hegel’in “var-yok” ozdesligine mi siginilacak, hep birlikte gorecegiz. Cunku siyasette duygusalliga yer yoktur. Siyasette, sinifsal cikarlar her zaman onde gider.  
 
Bu yaklasim, tum siyasal gelismeler icin de gecerlidir. Doga gibi toplumsal yasamda da siyaset bosluk tanimiyor. Isci sinifinin geriledigi ya da geri adim attigi yerde, o adimi bir baskasi atiyor ve sinif demokratik mevzilerini de kaybediyor.***11.12.2013
45786

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.Ayrıca 5 adet kitabı bulunmaktadır.Kitablari şunlardır: Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Tarihin Önünde Yürümek, Marksizmi ortodoskçca savunmak ve Marksist Düşünce Diyalektiği

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Hukukun üstünlüğü mü? Üstünlerin hukuku mu?

Her toplum, içinde taşıdığı çelişkilerin niteliğine uygun bir siyasal alanı, tarih sahnesine çıkarır. Her siyasal oluşum, grup, örgüt veya parti, içinden çıktığı toplumun özelliklerini yansıtır. Sınıflardan oluşan toplum gerçeği, bu siyasal organizasyonlarda da yansımasını bulur. Bundandır ki, ilkel toplumdan feodalizme oradan da kapitalizme, siyaset sahnesinde karşımıza çıkan özneler farklılık arz eder. Bu, hem ezilenler cephesinde böyledir hem de egemenler açısından. Öyleyse her sınıf, niteliğine uygun bir örgütlenmeyle tarihsel yolculuğunu bugüne taşımıştır.

Başkanlık sistemine ve yeni anayasaya niçin HAYIR diyoruz?!

AKP tarafından dayatılan başkanlık sistemi ve yeni anayasa için yapılacak referanduma az bir süre kaldı. Uzun bir dönemden beri egemen sınıfların merkezi kesiminin temsilcisi olan AKP-Ordu-MHP kliğince dayatılan bu referandumun amacı, çeşitli milliyetlerden emekçi sınıflar ve Kürt ulusu üzerindeki faşist baskı ve tahakkümün daha üst boyutlara tırmandırılmasıdır. 15 Temmuz'da başarılı olamayan darbe girişimini 20 Temmuz 2016 darbesiyle süreci, kendi lehlerine çeviren AKP-Ordu kliği önceden tasarladıkları başkanlık sistemi ve yeni anayasa taslaklarını açıktan gündeme getirmişlerdir.

Safsatalar ve gerçekler!

Bir sorunu anlamak için kendi gelişimi içinde çok yönlü incelenmesi, dışsal ve görünürde olana değil temeldeki “hareket ettirici güçlere” bakılması gerekmektedir. Bu diyalektik yöntemdir. Bunun dışındaki tüm yöntemler boş, asılsız, temelsiz söz niteliği taşır. Yani yanıltmaca ve bunu yöntemleştirme anlamına gelen safsata olur. Safsatanın mantıkta çeşitli biçimleri saptanmıştır. Bu biçimlerden biri –ki konumuzu oluşturan- sorunları bilerek birbirine karıştırmak ve böylelikle istediğini elde etmektir. Bunun ayrıştırılamadığı durumlarda safsatalara kanılır ve yanlış bir yöne girilir.

Darbeciliğin dayanılmaz hafifliği ya da “yemişim tüzüğü” rahatlığı!

Her siyasal hareket, belli bir program çerçevesinde ve onun işleyişini düzenleyen bir tüzük üzerinde yükselir, inşa edilir. Program hareketin azami ve asgari hedeflerini, yaşadığı toplumu nasıl tanımladığını anlatırken tüzük ise hareketin iç işleyişini ve uyumunu düzenler. Bir yanıyla tüzük vücudun organları arasındaki etkileşimi ve ahengi sağlayan sinir sistemi ağı ve onun çevrelediği damarları tarifler. Program, siyasal hareketin yol haritası ise tüzük de bu yolda ilerleme iddiasındaki öznenin karakterini anlatır.

Vurulacağı söylenen bir Partizan okuru yazdı: “Hizipsavarların trajikomik öyküsü”

Kolektifimiz içerisinde uzun bir süredir devam eden iç tartışmalar son dönemlerde kamuoyuna yönelik açıklamalar ile iyice açığa çıkmış, bu açıklamalar ile iç tartışma olmanın dışına çıkarak, bazı yoldaşlarımız tarafından kendileri gibi düşünmeyen alanlara dönük karalama-manipülasyon kampanyasına dönüşmüştür. Öyle ki, kolektif içerisindeki kadrolar-sempatizanlar tarafından ideolojik-politik bir hatta yürütülmesi gereken tartışmalar, kitleye ya yalan-yanlış bilgilerle ya da demagojik söylemlerle “duyurulmuştur”.

İzmir Partizan; Politik çalışmalarımıza yoğunlaşmak en iyi cevaptır!

 "Bir süredir kurumumuzu şu veya bu şekilde meşgul eden tartışma, kaos ve krizin şiddetle birlikte boyutlanarak geldiği nokta gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.

Yaklaşık 1 ay önce tekabül eden bir sürede  İstanbul'un Aksaray ve Kartal bürolarımız çete vari bir şekilde gasp edilmiş, muhabirlerimize şiddet uygulanmıştı. Aynı şekilde Dersim ve Erzincan irtibat bürolarımıza yönelik de saldırı ile birlikte gasp edilmek istenmiş, muhabirlerimiz tehdit edilmiş edilmek istenmiştir. Bu gaspçı tutumun son örneği de gazetemizin İzmir irtibat bürosuna yönelik olmuştur.

Kırklareli’den Tutsak Partizan “Belki de bu yaşananlar bıçak sırtındaki güzergaha girmenin fırsatıdır”

Merhaba yoldaşlar

(…)

Gazetemizin bürolarını basıp, talan eden ve arkadaşlara şiddet uygulayanlar, içinden geldikleri, ürünü oldukları anlayışın sadece kendini ürettiğini ve başarılı olacaklarını zannediyorsa yanılıyorlar. Daha önceki darbecilerin, kaçkınların, oluşumcuların vb.lerinin soyundan geldiklerini ve aynı anlayışın ürünü olduklarını unutmamaları gerekiyor. Ve onların yaşadığı akıbet/gelecek, tarihin çöp sepetindeki yerleri onları bekliyor olacak.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”

Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;

Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Tutsak YDK’lı yazdı “Riha zindanlarından yükselen sloganlarımız birçok yerde haykırıldı! Umutluyuz!”

Dışarıda yeni bir gün doğuyor. Bugün diğerlerinden çok farklı bizler için… Günlerdir hazırlığını sürdürdüğümüz, büyük bir heyecanla karşılamaya hazırlandığımız bir gün… Yeni günün ilk saatlerinde güneşin doğuşunu doyasıya seyredemiyoruz belki ama heyecanımız, coşkumuz ve inancımızla koğuşun içerisinde kendi güneşimizi doğuruyoruz. Bütün arkadaşlarımızla (toplamda 22 kişi olduk bile) uyandığımız andan itibaren saçlarımızı şekil şekil örgülerle bezeyerek, kollarımıza burada yaptığımız mor ağırlıklı bilekliklerimizi takarak, en güzel giysilerimizi giyerek güne hazırlanıyoruz.

Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -2-

Mehmet Demirdağ ve “örgütlü olmak” üzerine

Mehmet Demirdağ yoldaşa ve onun tarihselleşen pratiğine dair yürütülecek inceleme açısından en belirleyici tartışma başlıklarından birisini de örgüt olgusu ve Demirdağ yoldaşın “örgüt olmak” çağrısı oluşturmaktadır.

Altın eller ile kanlı eller -2-

Der Zor: “Mama ben ölürsem sen de benim etimden onlara verme!”

Sayfalar