Cuma Ekim 20, 2017

Yerel Seçimler ve Siyaset

Proletarya, hic bir olaya ve hic bir siyasal gelismeye tarafsiz kalamaz. Onun “tarafsiz”ligi bile taraf olmaktir. Ornegin her hangi bir olayi boykot etmek tarafsiz bir siyaset gibi gozukmesine karsilik aktif bir taraf olmaktir. Ya da iki burjuva (ornegin Ergenekon davalari vb.) kligi arasindaki mucadele de birinden birini desteklemeyip “tarafsiz” olmak, iki burjuva kligine karsi ayni taviri almak anlamindadir.
 
Butun burjuva partileri hizli bir sekilde yerel secimlere hazirlaniyor. AKP icin yerel secimlerin onemi; yipranan imaji onarmak, Haziran Ayaklanmasi (Gezi)’nin  rovansini almak ve bir sonraki genel secimlerin kazanmanin adimlarini dosemek olarak okunabilir. Daha bir cok nedenler olsa da elbette en onemlisi, AKP’nin yipranan imajini kurtarmaktir. Bunun anlami, iktidarda kalma omrunu uzatmanin, iktidari kaybetmemek icin her yolu mubah gordugu seklindedir. Cunku Haziran Ayaklanmasi’ndan sonra iyice teshir olan AKP ve TC basbakani Erdogan’a karsi emperyalistler verdikleri destegi geri cekmise benziyor ve iceride ise Turk burjuvazisinin bir kismi yeni bir alternatif olusturmaya hiz vermis gozukuyor. 
 
Onumuzdeki yerel secimler konusunda da proletaryanin bir tavri olmak durumundadir. Bu boykot seklinde olabilecegi gibi, secimlere katilma ya da her hangi bir devrimci-demokrat guclerle ortaklasa hareket etemek ya da tek basina katilmakta secenekler arasinda yer alabilir. Ancak, 30 Mart 2014'de yapilacagi aoiklanan yerel secimleri boykot etmek icin proletarya acisindan kosullar eleverisli degildir. Bu secimlere, olumlu yonde, Haziran Ayaklanmasi’nin golgesi dusecek olsa da, su andaki durum bir bekleme tavri seklinde kendini gostermektedir. Aslinda bu bekleyis oznel devrimci guclerin kitleler icndeki etkinligiyle de dogru orantili olarak surmektedir.
 
Onumuzdeki yerel secimlerde sinif bilincli proleterlerin yani komunistlerin guclu bir cikislari olamayacagi ve tek baslarina secimde her hangi bir varlik gosteremeyecekleri de bir gercektir. Hemen hemen tum radikal devrimci kesimler acisindan bunu soylemek nesnel bir durum saptamasi gibi gozukuyor. Devrimci hareketin daginikligi ve demokratik bazi eylemlerde dahi bir araya gelmekteki zorlanmalari da dikkate alinirsa, yerel secimlerde birlesik guclerini ortaya koymanin onundeki idelojik-siyasal zoruluklar da kendiliginden anlasilir oluyor.
 
Onumuzde bir HDP (Halklarin Demokratik Partisi) gercegi var. HDP Turkiye ve Kurdistan’daki reformist guclerden devrimci guclere kadar cok cesitli siyasal gruplari icinde barindiran bir yapidir. Icinde yer alanlardan direkt sosyalizmi savunan siyasal grup ve partiler oldugu gibi, geri duzeyde reformizmi savunan siyasal parti ve gruplarda yer almaktadir. Butun bunlari bir araya getiren esas etmen AKP iktidarinin baskilari karsisinda bir guc olabilmek ve siyasal varliklarini parlamentoda ya da fazla ayak altinda ezilmeden bir durus sergileyebilmek amaclidir. Genel olarak soylenirse, HDP bir isci sinifi partisi degildir. Reformist siyasal yelpazede yerini almaktadir. Iclerinde reformist olmayan guclerin olmasi bu gercekligi degistirmeye yetmiyor. 
 
HDP’nin programminda ne isci sinifinin iktidar sorunu vardir ne de duzenin radikal bir sekilde devrimci degisiminin gerekliligi ve bunun eylem plani vardir. Burjuva duzenin asiri uclarinin torpulenmesinin dilek ve temennileri yer almaktadir. Daha cok da Kurt sorunun “bariscil” bir cozumu yer alir. Daha dogrusu, Kurtlerin ulusal haklarinin verilmesi.
 
Bunlar, demokratik icerikli reformist hedeflerdir. Sinif bilincli proleter hareketlerin bunlara karsi itirazlari elbette temeldendir. Ancak proletaryanin sinifsal cikarlari acisindan ciddi bir cok siysal problemler tasisada, demokratik talepler ozelinde ortaklasa hareket edilebilecek bir program icerikli bir siyasal olusumdur  HDP. 
 
HDP’nin diger bir onemli ozelligi, Kurt, Turk ve diger azinlik uluslardan devimci-demokrat kesimleri bir araya getirme ve en azindan, asgari noktalarda birlikte hareket etme espirisini de icinde tasimasidir. Bu en onemli noktalarindan birsidir.
 
Ancak, bir onemli nokta da; HDP’nin  Kurt Ulusal Hareketi’nin (KUH) devlet ile uzlasici yaninin ciddi baskisi altinda olusudur. Cunku HDP icinde etkinlik bu hareketin elindedir.  Kurt ulusal hareketinin icerigi demokratik bir icerik tasidigindan, bu da HDP’nin var olma siyasal gerekcesiyle celisen  bir durum degildir. Bu orgutlu gucun varligi ve etkinligi, diger devrimci ve demokrat gucleri bu politikanin yedegine alma eglimi ve baskisini beraberinde getirmektedir. Bir cogu onunla var olmanin kosullarini yaratmaya calisirken, bir kismi ise pragmatis bir cizgi izlemektedir. KUH’nin pragmatis olmasi, onun genel cizgisinin bir geregi, ancak kucuk burjuva devrimciligi ondan sosyalizm bekliyorsa, elbette yaniliyor.
 
Komunistler, HDP icinde erime degil, demokratik bir mucadele acisinda ortaklasa eylem birlikleri ve ittifaklar sekilinde soruna yanasabilirler. Daha ileri bir birliktelik, proletaryanin siyasal hedeflerinin reformist hedeflere kurban edilmesi olur ki, bu ideolojik olarak proletaryanin davasina ciddi zararlar verir. Reformizmle siki bir uzlasmaciligin bir yanida, sinifin radikal devrimci yonunu torpuleme egilimi tasimasini beraberinde getiri ki, isci sinifi partilerinin bunu her zaman gozonunde bulundurmasi bir zorunluluktur. Kisa vadeli cikarlar uzun vadeli cikarlarin onune gecirilmemelidir.
HDP, elbette, ne Allende’nin (Sili) Unidad Popular (Halk Birligi), ne de kurucusu Hugo Chavez olan Venezuela Birlesik Soyalist Partisi (PSUV) degildir. Ama, sinifsal karakter ve program olarak benzer yanlari coktur denebilir. Bu partiler de homojen degil, heterojon siyasal yapilardan olusuyordu. Ayni HDP’nin olusumu gibi. Chavez’in PSUV’si su anda Venezuela da iktidarda. Allende’nin reformist programi onun sonunu hazirladi. Burjuvazi, reformist partilere dahi tahammul edebilecek bir karakterde degildir. Sermayenin varligi ile demokratik icerik uyusmaz ve o, cikarlari geregi, kitlelerin lehine tum demokratik mucadele ve kazanimlarin karsisinda yerini alir. HDP’nin adi gecen bu partilerin duzeyine gelme olasiliginin siyasal ve sosyal temeli simdilik ulkemizde yok gibidir. Her seyden once, ne Allende ne de Chavez gibi kitleleri pesinden surukleyecek reformist liderler soz konusu degildir.  
 
Burada HDP disinda reformist kucuk burjuva TKP, her ne kadar, onumuzdeki yerel secimlere "yurt capinda aday gostererek katilacagini" aciklasa da, girmedigi yerlerde CHP ile ortak hareket etmeyi, daha dogrusu destekleme taktigini izleyecektir. ODP ise, bir kac yerin disinda CHP’yi daha fazla destekleme yoluna gidecektir. 
 
TKP surec icinde CHP ile daha siki fiki olma durumuna girebilir. “Yurtseverlik”leri onlari burjuvazinin “laik” kanadiyla birlikte hareket etmeye yonlendirecektir. Hatta bu “yurtseverlik” anlayisi, onlari,  surec icinde “Kizilelma” koalisyonu ile de dirsek temasina gorturebilecektir. Son olarak TKP Merkez Komitesi uyesi Kemal Okuyan’in, “Turkiye Solunun Yurtseverlik Sinavi “ adli kitabi, onlarin burjuvazinin bayragini sahiplendiklerinin resmen ilani oluyor. Nihayet, boylece, aradiklari ortulerine kavusmus oluyorlar. TKP ve ODP'ni HDP ile ortak hareket etmemeye iten nedenlerin basinda, hic kuskusuz, Kurt ulusal sorunu konusundaki sovenist anlayisa sahip olmalari geliyor.
 
Konumuza donersek, kisa vadeli siyasal demokratik hedefler icin her zaman ilerici gucler ile proleter guclerin ortak hareket etmesinin proletarya acisindan yararlari tartisma goturmez. Proletarya tum ezilen kesimleri kucaklamak ve onlara siyasal olarak hitap etmekle karsi karsiyadir. Bir yandan proletaryanin yakin ve uzun vadeli siyasal hedeflerini reformizme kurban etmemek ve bir yandan da reformist guclerle demokratik kazanimlar icin bir arada olmanin celiskisi yasanacaktir. Bu, sinif mucadelesinin cok yonlu olusunun siyasal taktiksel gorunguleridir.
 
Sinif bilincli proletarya daha genis kitleleri (basta isci sinifi olmak uzere) kucaklamak istiyorsa, dar kosesine cekilip kalmak degil, siniflar arasi siyasal mucadelenin tum arenalarinda yer almak ve kitleleri isci sinifinin sosyalist programi etrafinda orgutlemek ve harekete gecirici dogru ve aktif bir siyaset izleyebilmelidir.
 
Buradan hareketle, onumuzdeki yerel secimlerde HDP ile ortak olarak secimlere katilinabilinir. Bir taraftan secim propagandalarina (legal olanaklari zorlayarak) kullanmak ve sinifin goruslerinin propagandasini yapmak, duzeni teshir etmek ve ozellikle de AKP kligini teshir ve tecrit calismalarina daha fazla onem vermek, yerel secimlerin genel siyasal taktik olmalidir. Ancak bu siyasi taktik,  HDP’nin reformist dayatmalarina boyun egme pahasina degil, tersine, sinif uzlasmaci yanlarini teshir etmeyi de sart kosuyor.
 
Yerel secimlerde PKK, hem BDP ile hem de HDP ile kendini daha guclu bir sekilde, HDP birlesenlerine dayatmaya calisacaktir. Bu esyanin tabiati geregi boyledir. Guclu siyasal hareketler, diger siyasal hareketler karsisinda gucunun bilinciyle hareket ederler. Cunku bir onceki yerel secimlerde de ve genel secimlerde de bu goruldu. Bu nedenle de, Dersim’de genel secimleri kaybetti. Bu, kaybedecegini bile bile lades demekti ve oyle oldu. BDP, diger devrimci gucleri hice sayarak kendini dayatti ve devrimci gucler ise “bize ne” der gibi siyasetsizligi sectiler. Bazilarina ise birkac belediye meclis uyeligi yetti. Siyaset bunun uzerine sekillendirildi. Daha buyuk siyasal kazanimlarin siyaseti ise bir sonraki bahara ertelendi.
 
Bu yerel secimlerde, yine Dersim, onemli bir yerde durmaktadir. Eger BDP yine kendini adayini diger devrimci guclere ragmen dayatirsa, Dersim Belediye Baskanligini kazanmanin zorlugu da kendiliginden ortaya cikmaktadir. Silahlarin “elestirel” gucuyle bu her zaman kazanilamaz. Diger siyasetlerinde, ozellikle de Kaypakkaya geleneginden gelenlerin onemli bir gucleri de vardir. Bir onceki yerel secimlerde bu goruldu. Bu kez, ortak hareket edilmezse, Dersim’i CHP’ye kaptirma olasiligi daha guclu gibi gozukuyor. Tabi burada, bunu belirleyecek olan izlenecek dogru siyasal taktiklerdir. Ve bu siyaset,  kitlelere; siyaset olarak “biz de variz” gucunu kendinde bulabilecek mi? Yoksa, Hegel’in “var-yok” ozdesligine mi siginilacak, hep birlikte gorecegiz. Cunku siyasette duygusalliga yer yoktur. Siyasette, sinifsal cikarlar her zaman onde gider.  
 
Bu yaklasim, tum siyasal gelismeler icin de gecerlidir. Doga gibi toplumsal yasamda da siyaset bosluk tanimiyor. Isci sinifinin geriledigi ya da geri adim attigi yerde, o adimi bir baskasi atiyor ve sinif demokratik mevzilerini de kaybediyor.***11.12.2013
53558

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.Ayrıca 5 adet kitabı bulunmaktadır.Kitablari şunlardır: Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Tarihin Önünde Yürümek, Marksizmi ortodoskçca savunmak ve Marksist Düşünce Diyalektiği

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

Yusuf Köse

Diyarbakır zindanının solduramadığı bir “beton gülü”nü,Zeynep’imizi kaybettik. (Erdal Emre )

Kahkaha ve gözyaşı ortağın Delço ile birlikte Cumartesi günü ziyaretine gelecektik. Öyle anlaşmıştık...

On-altı yıllık direnç rezervlerinin sonlarına yaklaştığın biliniyordu. Ama onca yıl dayanan yaşama coşkun bir zaman daha dayanır sanıyorduk. Biraz da bu nedenle ağırdan aldık... Bağışla..!

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ

KARAR, İNANÇ, VE MÜCADELENİN SİMGESİYDİ

Rojava’da şehit düşen Nubar Ozanyan Yoldaş ardında köklü ve derin izler bırakmıştır. Hem karşı devrime karşı açıktan verdiği mücadelede, hem de parti içindeki her türlü anti-MLM akımlara karşı örnek bir duruş sergilemiştir. Bunun sonucu yeraldığı saflarda mücadelenin, kararın, inancın, azmin simgesi olarak öne çıkmıştır. Ve sonuçta parti şehitleri mertebesinde yerini almıştır. Şehit düşmüşse ve mücadele ettiği saflardan bedenen kopmuşsa da, verdiği mücadele sonucu yarattığı zengin değerleri yoldaşlarına devretmiştir.

Emeğin mirasçısıyız: Özden Çiçek

Felsefe tarihine ilişkin okumalar yapıldığında sayısız önemli kaynak kitapların yanı sıra,  bir dönemin en çok okunan (bestseller) felsefe kitapları listesinde Sofie`nin Dünyası adlı felsefi romanına da  rastlamışsınızdır. Felsefe kitaplarına olan ilginin  başladığı ilk dönemlerde  Sofie`nin Dünyası romanının pek çok kişide bıraktığı etki önemlidir. Asıl önemli olan ise kitabın önsözünden önce Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)`ye ait olan meşhur sözüdür. Nice sözler vardır söyleyemediklerimizi bir çırpıda anlatıveren, nice sözler vardır bizleri ayağa kaldıran.

Ekonomi ve siyaset

Siyaset mi ekonomiyi belirler, ekonomi mi siyaseti belirler, hep tartışılır olmuştur. Burjuva düşünce sahipleri, siyasetin ekonomiyi belirlediğini ileri sürerken, Marksist-Leninist-Maoist (komünist) düşünce sahipleri, ekonominin siyaseti belirlediğini savuna gelmişlerdir. Doğru olanda bu son yaklaşımdır.

Kürtler bağımsızlık dedi

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.

Kapitalizm Vahşettir

Faşist Türk devletinin artık gizlemeye gerekesinim duymadan, işkence fotograflarını basına servis etmesi, ve iktidar yanlısı faşist basının ise bunları “ovücü” ve bir “zevk aracı” olarak sunmaları, kapitalizmin çürümüşlüğünün resminden başka bir şey değildir. Ayrıca, bu tür görüntüler ilk defa ne Türk devletince servis ediliyor ne de İŞİD vasıtasıyla, ne de CİA/Pentagon’un Ebu Gureyp’inde…

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

SERDAR CAN’A.. Artin CAN yoldaşa...

Kaypakkaya geleneğinin son yıllarda kaybettiği seçkin, aydın, entelektüel, örgütleyici bilge özellikleriyle tanıdığımız Serdar(Artin) CAN’ın şahadet haberi ile sarsılıyoruz. Bir kez daha yıkılıyoruz.

Çetelere karşı şehadet haberlerinin Ağustos sıcaklığında dalga dalga gelirken, ilkin komutan Ulaş BAYRAKTAROĞLU, ardından Nubar OZANYAN, Gökhan TAŞYAPAN ve bu gün Serdar CAN’ı yıldızlara, Nubar OZANYAN’ın yanına uğurluyoruz.

İflah olmaz oportünistlere bir öğüt: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”

Bu söz Mevlana Celâlettin Rumi tarafından yüzlerce yıl önce söylenmiştir. Sözün ya da deyimin doğruluğu aradan geçen zamana karşın güncelliğinden ve anlamından bir şey kaybetmemesinde yatıyor.

Politikasızlık-hareketsizlik yenilgiyi yaratır!

Dünyada ve ülkede siyasal-ekonomik kriz ve hâkim sınıfların yönetememe sorunsalı çerçevesinde şekillendirdiği politikalar ezilenlere yönelik saldırganlaşmaya devam ederken bu krizi oluşturan faktörleri sadece sömürücülerin yönetememe krizi açısından ele alamayız.

Diyalektiğin temel yasaları burada da karşımıza çıkmaktadır, hâkim sınıfların içerisinde olduğu, kriz halinin ezilenlerin mücadelesi ile bağlantısı alenidir. Yaşamda hiçbir olay kendiliğinden gelişme gösteremez, zıtların birliği ve mücadelesi gelişen olayları ve yönünü belirler.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

Ekim Devrimi’nin Diyalektiği

Sovyet Devrimi, Bolşevik Partisi önderliğinde yapılmıştır. Parti olmadan bu devriminin gerçekleşmesinin olanağı yoktur. Ancak, Devrim hazır olarak komünistlerin önüne gelmedi. Yani, başkası tarafından hazırlanıp Bolşeviklerin önüne konmadı. Bolşevikler, devrim için olgunlaşan koşulları, devrimin gerçekleşmesi için Marksist-Leninist taktiklerle, devrimin diyalektiğini ustaca ve doğru bir şekilde kullanarak, devrimi gerçekleştirmeyi başarabildiler.

Sayfalar