Perşembe Şubat 27, 2025

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Bu durum farklı bir şekilde yansımalarla birlikte dünyanın bütün ülkelerinde ortak özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer ortak bir özellik pandemiyi fırsata çeviren egemen sistemin işçi sınıfına dönük saldırılarını oluşturmaktadır. Bu saldırılar tamda pandemi öncesi yükselen kitle hareketlerinin yoğun yaşandığı bir dönemin arkasından gelmesi şaşırtıcı değildir.

Ülkemizde iktidar temsilcilerinin pandemiyi bir lütuf olarak görüp fırsat olarak bakması bu nedenledir. Gerileyen toplumsal muhalefetin yanında potansiyel olarak her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran kitle hareketleri sistemin uykusunu kaçırmaktadır.

Bu nedenle açığa çıkan her itiraza devletin bütün gücü ile saldırılmaktadır. Çıkardığı yasalarla örgütlenmenin önüne geçmeye çalışmakta bu şekilde işçilerin bir arada birleşerek yapacakları her türlü direnişin önüne geçmeye çalışmaktadırlar. İşsizliğin yoksulluğun devasa boyutlara ulaştığı, intiharların bir gerçeklik olarak karşımızda durduğu bu dönemde saldırının nedeni anlaşılır olmaktadır. İşçi sınıfı tarihin büyük saldırılarının olduğu bir dönem ile karşı karşıyadır.

Kazanılmış haklar gasp edilmeye çalışılmakta, sendikal mücadele yasaklarla felç konuma getirilmiş/ getirilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı aynı zamanda işçi sınıfının öz örgütlülükleri olan sendikaların belki de en güçsüz, hareket kabileyi yitirmiş bir döneme gelmesi saldırıyı daha da pervasızlaştırmaktadır. Sendikal bürokrasi emeğin kazanımlarının tek tek gasp edildiği bu dönemde bırakalım karşı koyuşu, direnişteki işçilere desteği bile götüremez haldedir. Sendika yöneticilerinin işçi sınıfının içerisinden iyice kopması, onu kendi örgütlülüğün dışında konumlandırmıştır. Emeğin örgütsüzlüğü egemenlere adımlarını hızlandırmada daha da fazla cesaret vermektedir.

Elbette bu durumun sadece sendikalar ve sendikal bürokrasi ile ilgisi yoktur. Toplumsal muhalefetin lokomotifi devrimcilerin bu konudaki sorumluluğu sendikalar kadar önemlidir.

15-16 Haziran; Tünelin Ucundaki Işık!

İşçi sınıfının tarihinin en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde tarihin direnişlerine bakmak yolumuza ışık tutacaktır. İşçi sınıfının tarihinde bir dönüm noktası olan 15-16 Haziran büyük işçi direnişi bizlere çok şey hatırlatması bakımından alacağımız derslerle doludur. İşçi sınıfı örgütlü bir şekilde hareket ettiğinde sistemi temellerinde nasıl sarstığı önümüzde durmaktadır. Bu sarsma durumundan bugün en fazla egemeler korkmaktadır.

Bu nedenle gelişebilecek her türlü direnişi bugünden engellemek için hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürmektedirler. 15-16 Haziran bizlere örgütlü bilinçli bir işçi sınıfının nelere kadir olduğunu göstermektedir. Bu sadece bir işçi direnişi değil Türkiye devrimci hareketini kökten etkilemiş bir harekettir.

Bugün ağır saldırıların ortasında 15-16 Haziran büyük işçi direnişini anlamak bizlere yol gösterici bir nitelik barındırmaktadır.

15-16 Haziran işçi sınıfının kendi gücünü keşfetmesinde önemli duraklardan biridir. Bugün emeğin örgütsüzlüğüne bakarak değerlendirmeler yapmak aynı zamanda bizleri emeğin güçsüz olduğu sonucuna götürmektedir. Bu anlayış bizleri şartların olumsuz olduğu sonucuna götürerek edilgen bir pozisyona düşürmektedir. “…Ortaya çıkan gelişmeler, işçilerin mücadelesinde 50 yıl öncesine göre önemli farklar yarattı, sınıf mücadelesinin, sendikal mücadelenin yürütümünde dün avantaj olan pek çok faktörü dezavantaj haline dönüştürdü.

Bunlar doğru, bu değişiklikleri gözden uzak tutamayız. Ama 50 yıl önce işçilerin eyleminde belirleyici olan temel faktör sınıfa güvenen, mücadele için gözünü karartan, bedel ödemeyi göze alan devrimci iradeydi. 15-16 Haziran böyle bir iradeyle şekillendi.

Bugün emeğin haklarına yönelik saldırı karşısında bütünsel bir direniş gerçekleşemiyorsa, hakları koruma konusunda aciz kalınıyorsa, bu ne emeğin güçsüzlüğünden ne de koşulların eskiye göre çok farklı olmasından kaynaklanıyor. İşçilerin potansiyel gücünü devreye sokacak iradeden ve sendikal mücadeleyi sınıf mücadelesinin içinde gören anlayıştan yoksun olmak mevcut tablonun doğmasına yol açıyor.” (Aziz Çelik, “Sendikasını, ekmeğini ve haysiyetini savunan işçilerin direnişi: 15-16 Haziran”, Birgün)

İşçi sınıfı örgütlü ve kararlı bir şekilde ortaya çıktığında neler olabileceğini 15-16 Haziran bizlere göstermiştir. Bugün örgütlü ve kararlı bir şekilde fiili-meşru mücadele içinde haklarını arayan Soma maden işçileri buna en iyi örnektir.

Maden işçileri haklılıklarından aldıkları güçle verdikleri mücadelede devletin bütün gücünü karşılarında bulmalarına rağmen, yine aynı devleti sarsmayı başarmışlardır. Keza birbirinden ayrı onlarca işçi direnişi en fazla iktidar sahiplerinin dikkatini çekmektedir. Lokal anlamda tek tek olan bu işçi direnişleri gelecek işçi sınıfı mücadelesinde önemli bir yerde duracaktır. Bu işçi direnişlerinin birleşerek çoğalması görevi önümüzde durmaktadır.

Emperyalist şirketlere buyurun gelin bize yatırım yapın diyen iktidarın, sermayeye vaat ettiği tek şey ucuz ve örgütsüz emek gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tamamen güvencesiz bir çalışma yaşamı uygulanarak sermaye Türkiye’ye çekilmeye çalışılmaktadır. İktidarın yerli ve yabancı sermayeye tek vaadi ucuz iş gücü, örgütsüz bir çalışma yaşamı olması önümüzdeki dönemde de işçi sınıfına dönük saldırıların yoğunlaşacağını göstermektedir. Bu saldırıların yanında var olan direnişlere yenilerinin de ekleneceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Önemli olan bu dağınık direnişlerin birleşip bilinçli ve kararlı bir şekilde saldırının geldiği tek merkeze yönelmesidir.

Bugün egemenler tüm krizlerinin faturasını işçi ve emekçilere çıkarmaya çalışmaktadırlar. Krizden çıkışlarının tek yolu olarak emeğe topyekûn saldırıyı öngörmektedirler. Bu durum bize net bir saldırı tablosunu getirmektedir. Her yerde emeğin bütün kazanımlarına yoğun bir saldırı mevcuttur. Bu saldırılar ile birlikte direniş tarafında yaşanan kıpırdanmalar umut vaat etmektedir. Umutları çoğaltmak birlikte ve karalı bir mücadeleden geçmektedir.

15-16 Haziran sınıf savaşının en net bir biçimde yaşandığı bu dönemde yolumuza ışık tutacaktır. Örgütlü ve bilinçli bir işçi sınıfı bu saldırıların üstesinden gelecek yegâne güçtür. 15-16 Haziran’a bakmak bu gücün neler yapabildiğini görmemiz açısından önemlidir. Bugün bu saldırıları geri püskürtmenin yolu 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişinden geçmektedir.

5262

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Özgür Gelecek

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar