Yazma, Kafa Yorma…

Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.
Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.
Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.
Sürekli kavrayış sorunundan söz ediyoruz, devamlı araştırmaya ve analize vurgu yapıyoruz; her çalışmamız bir dizi soruna dair tartışmalar içeriyor. Bütün bunlar için teorik politik çalışmanın önemine dikkat çekiyoruz. Elimizde hep birileri tarafından ortaya konulan araştırmalar, birileri tarafından yazılan belgeler var. Bizim de bunlara ekleyeceklerimizin olduğunu, bizim de sözümüze ihtiyaç bulunduğunu, özgüne dair sözün yalnızca tarafımızdan söyleneceğinin de farkındayız.
Hangi alan, durum ya da sorunla ilgilensek sözü, araştırmaya, açımlamaya, teorik incelemeye getiriyoruz. Dosya çalışmalarını gündemleştiriyor, yüzleşme ve hesaplaşmayı tartışıyoruz. Bunun kafa yorma, yoğunlaşma, tartışma sonucu ve illa ki yazmak suretiyle yapılacağını da biliyoruz. Ancak iş bu noktaya geldiğinde eline kalem alanlar, ilgi sahibi yoldaşlar ya da klavyenin başına geçenler yalnızca doğrudan sorumlu görülenler/tutulanlar oluyor.
Aynı kapıya çıkan tavrımız, teorik-politik çalışmaya geldiğinde de kendini gösteriyor.
Çok yoğun olduğumuzdan, zamansızlıktan, en fazla plansızlıktan bahsedip erteliyoruz. Konu ustalarımızın, önderlerimizin yaşamı olduğunda ya bunları yeterince bilmiyor ya da okurken “enteresan” bulmakla beraber bize model olduklarını unutuyoruz. Örneğin İbrahim yoldaşın okumaya, araştırmaya, tartışmaya, yazmaya dahası kültüre, sanata, edebiyata yoğun ilgi ve tutkusu hoşumuza gidiyor, propaganda amaçlı kullanıyoruz ama kendimizle ilgisini kuramıyoruz/kurmuyoruz. Aşağıdaki anlatı Tohum kitabından…
Kaypakkaya, illegal koşullarda bir toplantı için bulunduğu İstanbul’da Ahmet Muharrem Çiçek’le birlikte kitabevlerini geziyor, yeni çıkan kitaplara bakıyor, İstanbul tiyatrolarında hangi eserlerin sahnelendiğini öğreniyor, İbrahim Balaban’ın resim sergisine ilişkin bir yazıyı dikkatle inceliyor, Nâzım Hikmet’in şiir kitaplarının serbestçe satılıp satılmadığını soruyor vb.
Ayrıca Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na geldiğinde bir yığın edebiyat dergisi okuduğunu, şiir yazmaya başladığını, yazdığı otuz şiirin okulda çıkan bir çatışma sonucunda faşistler tarafından yok edildiğini, İstanbul’da geçirdiği sadece bir hafta içerisinde beş kitap okuduğunu da aynı kitaptan öğreniyoruz.
Bu ve benzeri birçok dönem yazısında devrimci önderlerin hayatı çok yönlü ele alışlarına tanıklık ediyor, kısacık notlarına-şiirlerine hayranlık duyuyor ancak örnek almak noktasında atıl kalıyoruz. Hayata tek yanlı ve tek yönlü bakıyoruz da denilebilir. Tam da bu nedenle şekillenişimiz de tek yanlı ve tek yönlü oluyor. Bu zaaflı durumdan çıkmak için özel bir gayret içinde olmak, sorgulamaktan korkmayan bir sürece girmek gerekiyor.
Bu süreç bizi aynı şeyleri söylemekten, ezberlerden, tekrarlardan sıyıracak okuma-yazma-bilinçlenme ve gelişme döngüsünü tamamlamamızı sağlayarak daha ileriye gitmemize, daha çoğalmamıza ve daha büyümemize yol açacaktır.
Örneğin eskisine oranla önemli bir gelişmeden bahsetsek de yayınlarımızın okurlarımız tarafından yeterince beslenmediğinin altını çizmek yanlış olmaz. Bahsini ettiğimiz gelişmeyi yeterli görmemeli, durumdan memnun olmamalıyız. Yeterince araştırma inceleme yazısı olmadığından, sorunları daha fazla irdeleyen çalışmaların ortaya konulmadığından vb. sıkıntı duyuyorsak eğer bunu değiştirmek için elimizden gelen çok daha şeyin bulunduğunu da biliyor olamayız.
Son Haberler
Sayfalar

Bölünmek için Birlesin
Bölünmek için Birlesin!
Bir Maoist hayati iki ucundan kavrar her zaman; Burjuvazi ve Proleterya ucundan. Birin iki oldugunu kavramamis bir kafa Marksist bir kafa degildir.
Komunist partiler icin Demokratik-Merkeziyetcilikin tek bir anlami vardir; Demokrasi KP lerde Burjuvaziyi temsil eder; Merkeziyetcilik Proleteryayi temsil eder....

Yaranın Merhemini cellattan mı isteyecegiz!
Yeğişe Çarents 15 Mart 1921 Yer Berlin Charlottenburg semti,
İttihat ve Terakki Cemiyeti başkanı,İç işleri bakanı,1915 Ermeni Soykırımı'ndan birinci de rece sorumlu,1,5 milyon Ermeni'nin ölümüne sebep olan Tehcir kararnamesi'nde imzası bulunan Talat Paşa Erzincanlı Soğomon Tehleryan tarafından öldürüldü. Ermeni soykırımı'nda ölenlerin İntikamını almak için Talat Paşa Berlin'in en işlek caddesinde gündüz vakti ensesinden vurularak Ermeni halkı adına cezalandırıldı.Kaçarken polisler tarafından yakalandı.Direniş göstermedi.

Şiirin Şairleri, Şairlerin Şiiri -
“Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin her satırını çizip notlar düştük kıyılarına”[1]
“Herkes gider, şiir kalır,” der İbrahim Tenekeci.Doğrudur; öyledir…
Şiirin tarihi şaire doğru akarken; “Şiir kelime kaynar. Bir kazandır, dumanlar tüter içinden,” der Ahmet İnam…
İnsan ruhunun ve yaşamın derinliklerine nüfuz eden şiir ölmez, öldürülemez; çünkü ölümsüzdür…
Hayır; ‘Buz’[2] başlıklı yapıtı ile ‘2011 Turgut Uyar Şiir Ödülü’ne değer görülen Osman Özçakar’ın, “Şiir biraz da sözcüklerle manipülasyon yapma işidir,” tespitine katılmak mümkün değil.

Dine Savas Acmak Dini Guclendirir; Ama Dinle Uzlasmak Da Dini Guclendirir
Dine Savas Acmak Dini Guclendirir; Ama Dinle Uzlasmak Da Dini Guclendirir; Din Sinif Mucadelesindeki Rolune Gore Ele Alinir!
Herseyleri yalan, demogoji, carpitma, sahtekarlik...
Alevi Açılımı mı, İzzettin'in Hançeri mi ?
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın okyanus ötesinde ikamet eden Fethullah Gülen hocayla ve Alevi toplumunun her dönem sisteme yedeklenmesi, demokrasi, temel hak ve özgürlüklerle kimlik mücadelesinden uzaklaştırılması için gönüllü olarak çalışan İzzettin Doğan’ın son asimilasyon projesi çalışması netleşmeye başladı.

İtiraz ahlaki[*]
“İnsanlarda eksik olan
güç değil iradedir.”[1]
Zor, ancak zor olduğu kadar da güzel ve umutlu günlerden geçiyoruz.
İnsan olma hâli(miz), bir kere daha sınanıyor.

Devletin Sokak Çeteleri Mafyanın Ortak Organizasyonuna Karşı Devrimci Tavır Ne Olmalıdır! HASAN AKSU.
Bu gerçeklik bugüne has bir karşı devrimci bir organizasyon değil. Devletin başında olanların derin organizasyonudur ve de süreklilik göstermektedir.

Bu Dünya Komünizmi de Yaşayacaktır!
Ekim Devrimi’nin 96. Yılını Kutlarken!...
Sınıf bilinçli bir devrimcinin,
her zaman devrim beklemesi,
onun düşünce ve eylem
diyalektiğinin bir gereğidir

ÇIRILÇIPLAĞIM SOKAK ORTASINDA UTANIYORUM!
Yoksullar için bir cehenneme dönüşen dünyanın şu utançlı haline bir bakın! İçinde çocuk ve kadınların da olduğu yüzlerce kaçak göçmen bindikleri tekne alabora olunca, İtalya'nın Lampedusa Adası açıklarında denizin zifiri karanlığında kaybolup gittiler.
Dünyayı aralarında ülke ülke parselleyen kudretlilerin para havuzları dolarlarla dolup dolup taşarken, yoksulluk mengenesindeki bu insanlar bir lokma ekmek için bin bir umutla yollara düşmüş, bilmeden ölüme koşmuşlardı.

Aşk ve Sanatın hayatı yani Gezi, Kızılay, Gündoğdu, vd’leri 1
“İyi ki hatırlattın
Başkaldırı diye bir şey var
İsa’dan beri insanı güzelleştiren
Şimdi daha güzel her şey
Daha insan herkes.”[2]