Ben İstanbul Surlarinin Dibinde Şehit Düsecegim

Türkiye Devrimci Hareketi 1980'li yıllarda tartıştığı konuların başında Kürt Sorunu ile SSCB'nin halen sosyalist mi ?, emperyalist mi ? diye üzerinde şiddetli tartışmaların yürütüldüğü bir süreçten geçerek bugünlere geldi.
Dünyada ilk defa 1917 Ekim Devrimi ile Rusya'da İşçiler-köylüler Çarlığı devirerek iktidarı ele geçirdiler. Rusya'da eski düzeni devirmek çok zor olduysada, yeni bir düzeni ; sosyalizmi inşaa etmek ise ondan daha da zor olmuştur.İçeride ve dışarıda kuşatma altında olan, ilk sosyalist devrimin tecrübesizliği, ekonomik zorluklar, iktidarı kaybetmiş ama yok olmamış burjuvazi ile sosyalizmin inşaası uzun bir tarihi süreci kapsamaktadır. Maalesef bugün sosyalistler iktidarlarını kaybetmişlerdir. Ekim devrimiyle birlikte Sosyalist Devrimin yankıları, çevresindeki ülkeleri de etkilemiş beraberinde 15 cumhuriyette İşçi-Köylü iktidarları kurulmuştur. Emperyalist-kapitalist sistemden kopuşlar artık iki kutuplu bir dünya düzenini beraberinde getirmiştir. SSCB'de 50 yıllık sosyalist iktidarlardan sonra Kruşçef ve Brejnev kliğinin sosyalizmin bütün değerlerini adım adım değiştirerek revizyonist-emperyalist bir ülke durumuna getirmiştir.
Sovyet Cumhuriyetlerinde ise durum artık eskisi gibi değil Rus milliyetçiliği ile cumhuriyetlerin ekonomik kazanımları sadece Rusya için çalışıyordu. Cumhuriyetler siyasi ve ekonomik olarak baskı altında tutulmaya başlandı.Uluslar ve halklar mozaiği olan SSCB'de, sorunlar ülkeyi artık halklar hapishanesine getirmişti.Rusya'da kabına sığmayan siyasi sorunlar Devlet Başkanı Gorbaçov'u 1985 yılında ülkenin ihtiyaç duyduğu reform paketini uygulamaya zorladı. Glasnost (açıklık,saydamlık),perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları ile yeni düşüncelerin tanınması demokratikleşmek adı altında yapılan reform paketleri uzun zamandan beri var olan istek, şikayetler ve en önemlisi ulusal başkaldırıları ve beraberinde milliyetçiliğin güçlenmesini ortaya çıkarmıştır.Hakim ulus olan büyük Rus şovenizmine karşı,Rus cumhuriyetlerinde başgösteren ulusal kopuşlar ''Bağımsız Cumhuriyetler'' şeklinde kendini gösterdi.1991 yılında S S C B (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) artık resmen dağıldı. Gürcistan, estonya, Letonya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova, Azerbeycan, Kırgızistan, Özbekistan, Litonya, Tacekistan, Ermenistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Rusya Federasyonu olarak bağımsızlıklarını ilan ettile Ermenistan bugün komşuları Türkiye, Azerbeycan, Gürcistan ve İran ile Kafkasların en eski halklarından biridir.Soykırım, katliam ve sürgünlerden sonra bugün ''Anavatan'' olarak kabul edilen Ermenistan varlığını koruyabilmiştir. Türkiye parçasında kalan Batı Ermenistan Jön Türkler ile Kemalistler tarafından yokedilmiştir. Rusya parçasında kalan Doğu Ermenistan ise 1917 Ekim Devrimi ile Bolşeviklerin güvencesi altına alınmıştır. 30 Kasım 1920 yılında Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, S S C Birliğine dahil olmuştur.
Azerbeycan ile Ermenistan devletleri arasında Dağlık Karabağ (Artsah) sorunu yüzünden, bir savaş yaşanmış,halen çözüme kavuşmayan savaşta Ermeniler , Azerbeycan'ın 7 bölgesini halen işgal altında tutmaktadır.Ermeniler önce Batı Ermenistan parçasında soykırıma uğratılarak yurtlarından oldular.Naheçevan I.Dünya savaşına kadar Ermenilere aitti.I.Dünya savaşında Ermeni nufüs sürgün ve katliamlara tabi tutuldu.Sovyet döneminde ise Naheçevan Azerilerin kontrolüne girdi. Nüfusun büyük çoğunluğu göçe zorlanarak Ermenistan'a gitti.Keza Dağlık Karabağ (Artsah) sorunu yine 1914 yıllarına dayanmaktadır. I.Dünya savaşında Bakü'yü ele geçiren İngilizler her bakımdan,yani siyasi-ekonomik olarak Azerileri desteklediler.Petrol yataklarını güvence altına almak için Amerika'lılara karşı Dağlık Karabağ'ın (Artsah) Azerilere dolayısıyla Azerbeycan'da kalma sını sağladılar. %90'nın Ermeni olduğu Dağlık Karabağ (Artsah) Cumhuriyeti 1923 yılında, Sovyet iktidarı tarafından Azerbeycan S S Cumhuriyeti sınırları içinde özerk bir bölge olarak Azerbeycana bağlanmıştır.Sovyet iktidarı döneminde çeşitli sorunlar olsa bile S S C Birliği'nin dağılmasına kadar barış içerisinde insanlar bir arada yaşamışlardır.Sovyet cumhuriyetlerinde başlayan bağımsızlık,özgürlük hareketleri kendini Azerbeycan ile Ermenistan'da da gösterdi.Dağlık Karabağ Meclisi 1988 yılında aldığı meclis çoğunluğu kararı ile Ermenistan'a bağlanmayı kabul etti.Bunun üzerine Azeriler Sumgait'te Ermeni yerleşim alanlarına saldırılarda bulununca Ermeniler toplu olarak A zarbeycanı terk etmek zorunda kaldılar. Bu arada yüzlerce insan öldürüldü.Yine aynı şekilde Ermenistan'daki Azeriler ülkeyi terk ederek Azerbeycan'a göç ettiler.
Levon Der Petrosyan ve beraberindeki akademisyen, öğretmenlerden oluşan Dağlık Karabağ Komitesi Yerevan'da açlık grevine yatarak Dağlık karabağ'ın Ermenistan'a bağlanması ve Ermeni toprakları olduğu, mücadelesini başlattılar. Yine Ermenistan, tarihinin en acı, dramatik deprem olayı ile bu dönemde sarsıldı.7 şiddetinden büyük deprem ile yıkılan Leninagan (Gümrü) 'da 100 bin'den fazla insan hayatını kaybetti.Bu olay büyük bir yıkım ve ulusal çöküntüye yol açtı.Tüm bu karmaşık süreçte Sovyet Yüksek Şurası, Dağlık Karabağ'ın, Ermenistan'a bağlanmasına şiddetle karşı çıktı.Halkın öncülerini,önderlerini tutukladı.Bağımsızlıktan kaynaklanan ekonomik çöküntü,depremin yaraları ve savaşın kıvılcımları Ermenistan`ı içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemekteydi. Her büyük tarihsel dönemeçlerde halk kendi önderlerini yaratır ve yaşatır.Dağlık Karabağ (Artsah) 'ın üzerinde yaşayan derin
tarihi, sosyal, ekonomik geçmişi olan Ermenilerin son 20 yılda devam eden savaşta kendi topraklarını yüzlerce, binlerce şehitler vererek savunmuş ve koruyabilmiştir.Bu tarihsel süreçte LEONİD AZDGALDYAN Ermeni halkının Komutanı, Önderi olarak Tarih sahnesine çıkmıştır.
1915 Soykırımında Kars'dan kaçarak kurtulan, gelip Gürcistan'a yerleşen Azdgaldyan ailesinin bir ferdi olarak 1942 yılında Tiflis'te dünyaya geldi.İlk ve orta eğitiminden sonra 1960 yılında, Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Fizik Bölümüne kayıt oldu.Burayı tamamladıktan sonra Yerevan Devlet Ünüversitesine taşındı.Radio-Fizik bölümünü başarı ile tamamladı. Dağılan Sovyet cumhuriyetlerinden, bağımsızlığını ilan eden Ermenistan'ın kendi öz ordusu yoktu. Sovyet askerleri çekilmiş, Ermeniler hazırlıksız yakalanmıştı. Yerevan'da devam eden yüzbinlerin katıldığı kitle gösterilerinden bir sonuç çıkmayacağını anlayan Leonıd Azdgaldyan ''ordusu olmayan bir halk yenilmeye mahkumdur'' diyerek, akademik, bilimsel,fizik çalışmalarını bir yana bırakarak Dağlık Karabağ (Artsah) savaşına katılmaya karar verdi.1990 yılının Şubat ayında ilk kez ulusal ordu oluşturma fikrini ortaya koydu. Bu doğrultuda ileri adımlar atarak ''bağımsızlık ordusu komutanlığı '' nı oluşturdu.
''KARABAĞ ERMENİ TOPRAKLARIDIR, BU KADAR'' Leonid Azdgaldyan
Leonid Azdgaldyan 1990 yıllarında mücadele arkadaşları Hovsep Hovsepyan, Aşod Nava sardyan ile Özgürlük ordusu'nun temellerini attı. Düşüncelerinin önderliğini de yapan atom fizikçisi ''bize Artsah için savaşacak ve kazanacak gönüllüler ordusu gerek '' diyerek 300 kişiden oluşan seçkin bir birlik oluşturmayı başardı. Herkesin parmak ile gösterdiği orduda disiplin ve eğitim kazanmanın şartı olarak olarak benimsendi.Aksi hallerde kesin ihraç söz konusuydu. Dağlık Karabağ (Artsah) 'ın savunmasında girdiği bütün muharebelerde yenilmeyerek hepsinden zaferle çıktı.Leonid önderliğindeki Özgürlük ordusu kısa sürede çok büyük başarılara imza attı.Vartenis sınır köylerinden Noyemberyan, Yerash ve buradan Gornidzor, Şahumyan, Mardagerd'e kadar uzanan sınır boylarında Azeri-Türk saldırılarını püskürterek korudu. Bu savaşın niçin bu kadar önemli olduğunu şu şekilde ifade ediyordu. ''Son yüzyılda topraklarımızı çoğunu kaybettik, ulus olarak neredeyse benliğimizi kaybetme noktasına gelmiştik, ve eğer bu sefer de Artsah`ı (Dağlık Karabağ) kaybedecek olursak, tarihteki son sayfamızı da kapatmış, yok olmakla karşı karşıya kalmış olacağız, bu sorun sadece küçük bir toprak parçası sorunu değil, bu sorun yok olmakla var olmak sorunudur” diyerek durumun son derece vahim olduğuna işaret eder. Azerbeycan cephesinde ise durum artık eskisi gibi olmayacak şekilde, yüzünü Türkiye'ye çevirme kararı aldı. Azeriler içerisinde kısa sürede gelişen şoven-milliyetçi tepkiler ''Karabağ Azerlerindir'', ''Ermeniler Defolsun'' şeklinde gelişen tepkiler, Halk Cephesi tarafından yönlendirildi. Halk Cephesi Ebulfez Elçibey tarafından kurulan bir örgütlenmedir. Irkç-milliyetçi söylemler ile ortaya çıkan,Türkiye'de MHP ile sıkı ilşkiler içerisinde olan,desteğini alan,güçlü ilşkileri ile tanınan aynı anlayışa sahip faşist partilerdir.Azerbeycan'ın bağımsızlık ve özgürlük yolunda öncü rol oynayan Halk Cephesi kurucusu Ebulfez Elçibey, bir Türk Birliği oluşturmak ve bütün Türk devletlerini gerek ekonomik gerekse de sosyal ve kültürel ilişkilerde aynı çatı altında birleştirmenin çok ince hesaplarını ve bu hayalini gerçekleştirmenin derin planlar yapıyordu. Aç bir kurt gibi pusuda bekleyen Türkiye, Sovyetler Birliğinde olup biten iç karışıklardan son derece memnundu.Rus boyunduruğundan kurtulup, Türk cumhuriyetlerinin birleştiği ''Büyük Türkiye'' (Turancılık) hayali ve düşüncesi içerisinde oldular. Bunun için her türlü desteği sundular. Basında çıkan yazılar ile Türkiye'de yaşayan Ermeni'lere yeni bir kitle katliamı korkusu yaşattılar. ''Kahrolsun Ermeniler'', ''Bozkurtlar Bakü'ye'', ''Kahrolsun Komünizm'', ''Ordu Erivan'a'', ''Karabağ Ermenilere mezar olacak'' şeklinde sloganlar ile cihat çağrısı yapıldı.
MİT ve TSK Genelkurmay Başkanlığı'nın desteği ile ''gönüllüler''den oluşan bir gurubun savaşmak üzere Azerbeycan'a gittiği,yine Azerbeycan'a stratejik ve taktik destek sunmak için generallerin bizzat cephede yer aldıklarını gördük.Bir Azeri-Türk saldırısı ile karşı karşıya kalan Ermenistan ve Karabağ toprakları yeni bir saldırı ile yeniden kaybetmek durumu ile karşı karşıya kaldılar. Özgürlük ordusunun kurucusu ve önderi Leonid Azdgalyan Dağlık Karabağ (Artsah) üzerine yürütülen tartışmalara açık ve net olarak şunları söyledi. ''Karabağ'ı hiç kimsenin tartışma konusu yapmaya hakkı yok, müzakere edilmesi, hele hele pazarlık asla söz konusu olamaz, parti çıkarları için kullanılamaz, Karabağ Ermeni topraklarıdır, her şey böyle anlaşılmalıdır'' diyerek tartışmalara son noktayı koydu.
Bilim adamı, atom fizikçisi, efsane komutan ordu içinde savaşın kurallarını ihlal eden askerleri eğitti ve onlara yol gösterdi.''Düşman dahi olsa teslim olan bir insana kesin olarak dokunulmaz, asla silahsız kişilerin üzerine ateş açmayın, kaçan kişiyi vurmayın bırakın kaçsınlar'' diyerek ,askeri eğitimin yanısıra ,insani değer yargılarına göre hareket edilmesi gerektiğini öğretti. Dağlık Karabağ (Artsah)'ın savunmasında sayısız çarpışmalara katılan Özgürlük Ordusu savaşçıları diğer bölüklere rağmen 6 şehit vermiştir.Yedincisi ise kendisi olmuştur.Askerlerinden Gambaryan Valeri, Andonyan Samadar, Haçaduryan Rafo, Boğosyan Garik, Balayan Vladimir (Komutanı) ve Sahakyan Manuk gözde askerleri idi. Bunların içinde Şahumyan savunmasında önder rol oynayan Balayan Vladimir'in ölümünden oldukça çok etkilendiği görüldü. Askerleri ilk kez Leonid`i “gözyaşı” dökerken gördüler. Halkın deyimiyle Leonid bir günde ''ihtiyarladı''. Balayan Vladimir'in cenaze töreninde mezarına eğilerek ''ant içti'',''bekle çok yakında senin yanına geleceğim '' diyerek acılarını dile getirdi.Nitekim 12 gün sonra Mardagerd sınırları içerisinde bulunan Donaşen köyünde pusuya düşen Leonid, 21 Haziran 1992 yılında ölümsüzleşerek şehitler kervanına katıldı.
Leonid Azdgalyan`ın ölümünün üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen, insanların belleğinde var olmuş, onun yaptıkları, kısa ve öz yaşantısı, düşünceleri halen bugün dahi hatırlanmakta yeni kuşaklara aktarılmaktadır.Bu sene anmak üzere YDÜ (Yerevan Devlet Ünüversitesi)'nde düzenlenen anma töreninde rektör,askerleri ve öğrenciler hazır bulundu.Leonid Azdgalyan Ermenistan Cumhuriyeti,Dağlık Karabağ(Artsah) Cumhuriyeti,birinci derece onur madalyası ile ödüllendirildi. Leonid'in askerlerinden, şu anda Ermenistan ordusunda görevli albay Mişa Tateosyan ise komutanını şöyle anlattı.''On yıllar geçmesine rağmen günümüzde Leonid Azdgalyan'ın adı halen dün gibi saygınlık uyandırmaktadır. Özgürlük ordusunun komutanı, geleceğin düzenli ordu düşüncelerini ilk kuramlaştıran önderlerin başında gelmektedir.Eğer onun düşünceleri olmasaydı bizim zafer elde etmemiz kesinlikle olanaksızdı'' açıklamalarında bulundu.
''Karabağ Ermenistan topraklarıdır, bu kadar'' derken kafasında hep Karabağ vardı.Ve o bu fikre o kadar inanmıştı ki, Karabağ`ın Ermeni toprakları olduğu konusuda tartışılmayacak kadar net ve açıktı, o bu fikre o kadar güçlü bir şekilde inanıyordu ki, bu uğurda yürüttüğü savaşımda hiç bir güç onu bu düşünce ve ideallerinden ne saptırabildi ne de engelleyebildi. Karabağ davasının ve bu halkın yaşaması için ''bazı halklar vardır ölmek için yaşarlar, ancak bazı halklar da vardır yaşamak için ölürler '' saptamasını hayata uygularken inandığı düşünceler için savaşımdan bir an olsun geri durmadı. Hiç bir partiye mensup olmayan Leonid Azdgalyan Fransız gazetecinin… Siz hangi partidensiniz, hangi renktensiniz ?... sorusuna, Leonid diz çökerek yerden bir avuç toprak alır ve gazeteciye dönerek, ''işte benim rengim Ermenistan toprakları hangi renkteyse benim rengim de budur'' diyerek cevap vermiştir. Şehit düştüğü zaman cenazesi, altı farklı partinin katılımıyla omuzlarda taşındı.''Savaşçının ölümü bile, ülkesine hizmet edebilmeli''derken ölümü bile ölümsüzleştirmekten bahsetmektedir.
Vasiyetinde ''eğer biri gelip size benim öldüğümü söylerse inanmayın, ben İSTANBUL surlarının dibinde şehit düşeceğim'' derken ; hem orada şehit düşmenin çok daha onurlu ve anlamlı olduğunu, hem de gerçek savaşın düşmanları olan faşist türk devletine karşı verilmesine önemle dikkat çekmek istemiştir. Yeni bir yüzyılın başında dengeler artık eskisi gibi idare edilemediği için,zorunlu olarak değişikliğe uğrayacaktır.Bölgesel savaşlar,etnik,mezhep ve kimlik arayışları her geçen gün daha da çoğalmaktadır.Emperyalist haydutların bütün planları, çözümsüzlük ve savaşlardan başka bir şey ortaya çıkarmamıştır.Mazlumların acı ve gözyaşları,toplu ölümler,toplu göç dalgaları,mültecilik olayları artık günlük yaşantımızın bir parçası olmuştur.
Türkiye, tam bu karmaşık sürecin tam ortasında aynı zamanda birinci derce sorumlu düzeyde rol almıştır.AKP 'nin başı R T Erdoğan bu projenin uygulayıcılarındandır. Libya, Irak, Mısır, Suriye`de meydana gelen savaşlarda din faktörünü kullanarak, paramiliter örgütler yaratıp bunları savaşa göndererek istemediği iktidarları devirmek için savaş çıkarmaktadır.Bunun için dünyanın her yerinden cihat için gelenler Türkiye üzerinden savaşa gönderilmektedir. Bu artık ispatlanmış, Türkiye insanlığa karşı suç işlemiş sadece yargılanması gerekmektedir. Çevresindeki komşu ülkelerden hiç biri ile barışık olmamış sürekli ''düşman ülke'' üretmiştir.Son olarak Irak Kürdistanı Başkanı Barzani ile bir ''gövde gösterisi'' yapma ihtiyacı duymuştur.Daha yakın zamana kadar Barzani onların gözünde ''bir kabile reisi''idi ne oldu da, birden bire politikalar değişti. Türkiye'nin bu kadar suç dosyası kabarık iken Azerbeycan ile Ermenistan arasında süregelen savaşta ''barış güvercini'' rolüne soyunması inandırıcı değil, bir aldatmacadır. Kimse de buna müsade etmez. Zaten çok zayıf bir ekonomiye sahip olan Ermenistan, 1991 yılından bu yana Türkiye'nin ekonomik ve siyasi ambargosu ile karşı karşıya yaşamaktadır. Bölge devletleri ile oluşturulan ekonomik ve ticari işbirliği antlaşmalarında Ermenistan kabul edilmemiştir.Bu Türkiyenin politikaları sayesinde olmaktadır.
Zengin petrol yataklarına sahip Azerbeycan'a karşın , Ermenistan'ın kendine yetecek çok büyük enerji kaynakları yoktur. Türkiye`nin Musul-Kerkük'te yatan zenginlikte gözleri olduğu gibi, Bakü'deki petrol yatakları da iştahını kabartmaktadır. Türkiye'nin de destek olacağı bir savaş ile Ermenistan'a bağlanmak isteyen Dağlık Karabağ (Artsah), saldırı ile karşı karşıyadır. Babadan oğula geçen bir yönetim ile işbaşına gelen İlhan Aliyev Türkiye ile ilşkilerini sıklaştırma kararı almış uygulamaya koymuştur.Önce Azerbeycan`da askeri amaçlı modern bir havaalanı inşaası yapılmaktadır.Bütün haberleşme sistemlerini ise Aselsan üstlenmektedir. Haydar Aliyev'in Türkiye ziyaretinde R. T. Erdoğan biz ''Tek Millet, İki Devlet'iz'' aynı zamanda ''Yukarı Karabağ sorunu bizim de sorunumuz''diyerek taraflı olduğunu göstermiştir.

Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)
Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?
Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..
“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)
7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor
Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.
Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?
Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)
Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7
„Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler
Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek
Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi
Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)