Çarşamba Şubat 26, 2025

Demokrasi, OHAL'le Değil Demokratik Halk İktidarıyla Gelecek!

Türk, Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımız,

Faşist Diktatörlük halkla bir kez daha dalga geçmeyi tercih etti. Ve bir kez daha kendi içindeki kapışmayı halka fatura etmekten bir saniye bile tereddüt etmedi.

15-16 Temmuz tarihinde Ordu içindeki cuntacıların askeri darbe girişimine karşı, “demokrasi çığırtkanlığı” yapan AKP Hükümeti 20 Temmuz’da ülke genelinde OHAL ilan etti. Ortalama demokrat, liberal kesimlerin bile AKP eliyle demokrasi uygulanmadığını kabul ettiği koşullarda askeri darbe girişimine karşı “demokrasi” “millet iradesi” söylemlerine sarılan Faşist diktatörlük en nihayetinde OHAL uygulamasında demirledi.

Faşist diktatörlük emperyalist efendilerinin en kötü uygulamalarını kötü bir kopyalama ile kendine referans yapmakta oldukça mahirdir. OHAL uygulamasında da kendine Fransa’yı dayanak yapmaktan geri durmadı. Bu şekilde hem durumu normalleştirmeye hem de uluslararası memnuniyetsizliği karşılamaya çalışmaktadır. Burjuva demokrasilerinde olağan üstü olan, faşist diktatörlükte  sıradan bir durumdur.

Nitekim 7 Haziran seçimleri sonrası T.Kürdistanı’nda yaşanan savaşta faşist diktatörlük bırakalım OHAL uygulamalarını sıkıyönetimi aşan bir baskı, sindirme uygulamasını hayata geçirmektedir. Kürt şehirleri tankla, topla ve yer yer jetlerle askeri saldırılara maruz kalmıştır. Binlerce Kürt acımasızca katledilmiş, binlercesi işkenceden geçirilmiş, binlercesi tutuklanmış, belediye başkanları görevden alınmış ya da tutuklanmıştır. Türkiye’de olağan dışılık denen şey zaten söz konusudur. T.Kürdistanı’nda odaklanan ama ülke genelinde çeşitli düzeylerde hayata geçen OHAL’i aşan fiili bir durum söz konusudur.

Bu bağlamda ilan edilen OHAL var olan olağan dışılığın daha da pervasız ve boyutlu bir noktaya taşınacağının ilanıdır. OHAL’in halkı etkilemeyeceği yönlü her söylem yalandır. Devletin içinde yaşanan krizle sınırlı kalacağı faşist diktatörlüğün bitmek bilmez sahtekarlıklarından biridir. Evet bu OHAL, askeri darbe girişiminin yarattığı devletin yönetme krizine karşı ürettiği bir tedbirdir. Ancak sadece bununla sınırlı değildir. Devletin kendini hızla toplayabilmesi, yaralarını sarması için memnuniyetsiz olan kitlenin sesinin susturulması, gerçekleri ifade etmemesi, demokratik hak ve taleplerini savunmaması için koşullar yaratılması hedeflenmektedir. Siyasi krizi en iyi yönetmenin biçimi farklı olan her şeyin sesinin daha fazla kısılması, kendini sokakta-meydanda dile getirmesinin önünde engel olunmasından geçmektedir. “devletin bekası” için en önemli olan şey budur. OHAL’in bu eksen de demokrasi isteyen, devrim isteyen, hak ve özgürlüklerini talep eden kesimleri zapturapt altına alma amacı karartılamaz. Bunun devlet içindeki çatışmada halkın ezilmesi için en kolaylaştırıcı yöntem olarak benimsendiği unutulmamalıdır.

Faşist diktatörlük var olan siyasal krizini bir kez daha ezilenlerin hak ve özgürlüklerinin daha fazla kısıtlanması için bir fırsata çevirmektedir. Ezilenlerin devrim ve demokrasi mücadelesine seferber olmasını engellemek için kullanmaktadır. OHAL ile sindirilmiş, korkutulmuş, örgütlülükleri dağıtılmış ya da hareketsiz kalmış bir halk gerçekliği yaratma hesabı yapılmaktadır.

Darbe girişimi bahanesiyle işçi sınıfının örgütlenme, grev, eylem gibi temel hakları ortadan kaldırılacaktır. Yedek işçi gücünü işçi sınıfına siyasal tutumu gerekçe gösterilerek baskı aygıtı olarak kullanılacaktır. Artık her işçi hak ve özgürlük mücadelesinde, siyasal tercihlerinden dolayı potansiyel suçlu ve işsizler ordusunun neferi olarak hedeflenecektir.

Kamu emekçileri bu süreçte en fazla basınca uğrayacak kesimdir. Kamu emekçilerini ilgilendiren yasaların değişimi zaten gündemdeydi. Özellikle itiraz hakkı elinden alınarak, geri dönmenin önü kapatılarak işten çıkarma koşulları oldukça kolaylaşacaktır. Faşist diktatörlüğün istediği siyasal tercihte bulunmayan, istediği sendikada örgütlenmeyen her emekçi işsizlikle yüz yüzedir. Bu kesimdeki mücadeleci ve örgütlü kesimlere hızla yeni saldırılar yönelecektir.

Köylüler, esnaflar, öğrenci gençlik, akademik çevreler aynı şekilde yoğun bir siyasi baskı altına alınacaktır. Toplumun her kesimi siyasi kimliksizleştirme sürecine tabi tutulmaya çalışılacaktır.

Aynı şekilde sürecin ekonomik temelde yaşayacağı kayıplar halka yeni vergi saldırıları, zamlar ve iş gücünün ucuzlatılması olarak yansıtılacaktır. Bunların kolay ve sancısız yapılması için siyasi baskı ve sindirme en temel argüman haline getirilecektir.

Bu durum sadece hak ve özgürlük, ekonomik temelli çelişkileri değil esasta siyasal çelişkileri büyütecektir. Geniş kitlelerin saflaşarak politize olma zeminini daha fazla güçlendirecektir. Bu komünistlerin yaşanacak saldırıları ekonomik, hak ve özgürlük temeline hapsetmeden politik iktidar mücadelesine angaje edecek politize olmuş koşullar anlamına gelmektedir.

Egemen sınıfların bu siyasal krize, devletin ağır yara alma haline karşı bulunan çözüm kendi içinde ve halka karşı daha fazla sertleşme şeklinde olmuştur. Faşist diktatörlüğün çözüm olarak ortaya koyduğu her yönelim yeni siyasal krizlerin habercisidir. OHAL uygulaması egemen sınıfların kendi içindeki boğazlaşmaya çözüm üretemeyeceği gibi, bu şekilde yönetilmek istemeyen geniş kitleleri zapturapt altına da alamayacaktır. Faşist diktatörlük içinde bulunduğu siyasi iklimde krizi hafifletecek yol ve yöntemi oluşturmak bir yana, attığı her adımla var olan krizini derinleştirecektir. OHAL kararı bunun somut bir göstergesidir.

Demokrasi naraları içinde, halkın demokrasi için sokağa dökülmesi ve sahiplenmesi çağrısı içinde halkın karşısına çözüm olarak OHAL’i çıkaran bu faşist zihniyet tam anlamıyla acziyet içinde olduğunu da deklare etmiştir.

Devrimci, demokrat, yurtsever ve ilerici güçlerin antremanlı olduğu OHAL uygulamasının sistemin kendi krizini daha fazla derinleştirecek bir gelişme olarak okunmalıdır. Bu uygulamalar devrimcileri, yurtseverleri ve demokratları asla sindiremez. Halkın memnuniyetsizliğini asla ortadan kaldıramaz, yalanların bu yolla halka yutturulmasını asla başaramaz.

Faşist diktatörlük askeri cunta darbe girişiminin gerçekleştireceğini iddia ettiği uygulamaların bizzat kendisini  AKP eliyle hayata geçirmektedir. Bu ne anlama gelmektedir. Türk hakim sınıflarının ihtiyaç duyduğu daha baskıcı ve faşist politikaların klikler arası kapışma gerekçesiyle öyle ya da böyle hayata geçirilmesidir. Bu durum aslında cuntanın yapacağı işi bugün AKP eliyle yapıldığına işaret etmektedir.  AKP’nin Askeri cuntayla faşist politikaları hayata geçirme noktasında bir yarış ve mücadele içinde olduğu görülmelidir.

Devrimci durum her geçen gün bir önceki günden daha ileriye doğru geçmektedir. Egemen sınıfların krizi devrimi örgütleme olanaklarına daha güçlü bir zemin sunmaktadır. Devrimciler bu yeni saldırı dalgasının hızla halka ve kendilerine daha güçlü yöneleceğini unutmamalıdır. Mücadele olanaklarını genişlettiği gibi mücadele koşullarını daha fazla zorlu hale getirecektir.

Devrimciler, demokratlar, yurtseverler bu saldırılara karşı zorlaşan mücadele koşullarını faşizmin anladığı dilden bir mücadele hattına çevirmelidir. Devletin zoruna karşı zorun T.Kürdistanı’nda yürütülen mücadele ile önem ve değeri çok net bir şekilde anlaşılmıştır. OHAL’e karşı halka güven verecek, onları örgütlenmeye ve mücadeleye seferber edecek bir seferberlik içinde olunmalıdır.

Tüm devrimci ve demokratik güçler ortak mücadele programıyla OHAL’e karşı durmalıdır.

Faşist diktatörlüğün OHAL’i mücadele azmimiz ve kararlılığımızın kamçısı olmalıdır.

Egemenlerin iç boğuşması ezilenlere değil egemenlere fatura edilmelidir. Bu yapacak olanda komünistlerin, devrimcilerin, yurtseverlerin önderliğinde örgütlenmiş halk güçleridir.

Faşist diktatörlüğe karşı kurtuluşun gerilla mücadelesinde, halk savaşında olduğu bir politik hamle olarak kavranmalıdır.

Halk için demokrasi, Emperyalizm çağında gerçek demokrasi proletaryanın önderliğinde gerçekleşecek Demokratik Halk Devrimiyle mümkün ve olanaklıdır.

Demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm mücadelesi ezilenler için gerçek kurtuluşun adresidir.

 

Faşist Diktatörlüğün OHAL’ine, Askeri Darbesine Karşı Mücadeleye, Örgütlenmeye!

OHAL’e Karşı Demokratik Halk İktidarı Saflarına!

Kahrolsun Faşist Diktatörlük!

Kahrolsun Faşizm, Emperyalizm, Feodalizm Ve Her Türden Gericilik!

Komprador Patron-Ağa Devletini Yıkacağız Halk İktidarını Kuracağız!

Yaşasın Halk Savaşı!

Yaşasın Partimiz TKP/ML, Önderliğinde Ki TİKKO, TMLGB!

21 TEMMUZ 2016

TKP/ML-MK 

46798

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar