HDK AVRUPA KURULMASINA DAİR YAKLAŞIMIMIZ

Yapılan açıklamaya göre, ATiK Demokratik Güçbirliği platformlarının ( DGB ) devam ettirilmesini daha uygun olduğuna karar vererek, HDK-A platformu tartışmalarına eleştirel yaklaşımını da açıkladı.
Yapılan değerlendirme ve açıklamanın tam metni şu şekilde:
Her örgütlenme bir ihtiyacın ürünü olmak zorundadır. İhtiyacı belirleyecek olan ise mücadelenin bizzat kendisidir. Geniş kitlelerin eğilimi, politik yönelimi, mevcut gerçekliği bu ihtiyacın nesnelliğini oluştururken, tarihsel deneyim güçlerin durumu ve olanakları ise öznel koşulları oluşturur. Bu ikisi arasındaki ilişki el ile eldiven gibidir. Ele ile eldivenin uyumu ne kadar iyi mücadele yürütüleceğini belirler. Bu ikisi arasındaki uyum ne kadar iyi ise mücadele o kadar sağlam ve güçlü olacakken, uyumsuzluk ise güçlenmeyi değil zayıf düşmeyi, girilecek mücadelede başarıyı değil başarısızlığı getirecektir.
Devrimci güçlerin ortak mücadele örgütlenmeleri oluşturması da aynı çerçevede ele alınmalıdır. Kitlelerin eğilimi, ortaklaşma sağlanmış bir anlayış birliği, tarihsel ve güncel deneyimler gibi durumlar gözetilmelidir. Bugün devrimci ve demokratik güçlerin ezilen toplumsal kesimlerin yaşadığı sorunlara karşı ortak mücadele programı benimsemesi, birlikte hareket etmeyi sağlayacak bir anlayış ve birlikteliği sağlayacak araçlar yaratması büyük bir öneme sahiptir. Bölgemizde ve ülkemizde savaş atmosferinin gün be gün hakim olması, anti-demokratik uygulamaların dozajının sürekli ve kararlı bir şekilde boyutlanması, halkın yaşam koşullarının faşist politikalarla daraltılması gibi kampanya halinde ve adeta master planlarıyla devreye sokulması bir arada hareket etme ve mücadeleyi bu zeminde yükseltmeyi hem tarihsel hem de politik zorunluluk olarak karşımıza çıkarmaktadır.
Verili durumda devrimci ve demokratik güçlerin genel toplumsal sorunların esasını ve önceliğini belirlemede paydaşlık temelinde esaslı bir sorun yoktur. Bu bağlamda son süreçte bu sorunların güçleri bir araya getirerek ortak mücadele yürütmesi gibi olumlu bir iklimde yakalanmıştır. Bu durumu ileri taşımak, sorunları daha güçlü bir araya gelişlerle gündem oluşturmak herkesin taşıdığı ortak kaygı olmaktadır. Bu kaygı var olan araçların daha etkin kullanılması sorumluluğunu güçlendirdiği gibi, daha etkin araçlarla sürece müdahale edilme kaygısını da doğurmaktadır.
Avrupa’da mücadeleci güçlerin bir araya gelmesini sağlayacak, geniş kitlelerin inisiyatifini açığa çıkararak, ekonomik-siyasi-demokratik ihtiyaçlarını gerçekleştirecek yeni örgütlenmeler yaratma talebini de gündeme getirmiştir. HDK-Avrupa oluşumuna gidilmesi çağrısına bizler bu gözle bakıyoruz. Bu kaygının öncelendiğini, demokratik ve devrimci güçlerin bu şekilde daha üst düzeyde birlik yakalanması ve geniş kitlelerin mücadeleye seferber edilmesi olarak algılıyoruz.
Kaygılarımız ve dertlerimiz ortak paydalardadır. Ancak içinden geçtiğimiz süreçte ihtiyaçlarımızı doğru belirleyerek birlikte hareket etmeyi sağlamanın en belirleyici görev olduğunu düşünüyoruz. Bilindiği gibi Avrupa’da çeşitli demokratik ve ilerici kesimler, katmanlar ve güçler farklı farklı örgütlenmelere sahiptir. Bu anlamda azımsanmayacak düzeyde demokratik ve devrimci örgütlenmeler vardır. Bu güçlerin son dönemde ciddi düzeyde bir koordinasyonu ve birlikte hareket etme zemini de söz konusudur. Avrupa’da yaşanan bu düzeyi sürdürebilir kılmak, istikrarlı ve kararlı hale getirmek, yakalanan birliktelik ruhunu kaynaşmış bir anlayış birliği düzeyine çıkarmak önemlidir. Buna odaklanmış bir birliktelik anlayışı önemlidir. Bu bağlamda hali hazırda işleyen örgütlenmeleri bu eksende güçlendirmenin daha önemli olduğu kanaatindeyiz.
Bilindiği gibi HDK kuruluş amacı, işleyişi, rolü, çalışma tarzı ile geniş kitlelerin ihtiyaçlarını karşılama iddiasıyla ortaya çıkmıştır. HDK devrimci-demokratik güçlerin kitlelerle olan zayıf bağını kurmayı amaçlayan, bu bağlamda devrimci-demokrat güçleri ortak bir çatı altında birleştirerek kitlelerle birlikte siyaset üretmeyi, aynı zamanda geniş kitlelerin örgütlenme ve seferber edilmesini amaçlayan bir görev tanımı yapmıştır. Bu bağlamda deyim yerindeyse HDK meclisler aracılığıyla örgütlenen aynı zamanda kitle örgütü olan bir yapılanma olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum biliyoruz ki Türkiye`de bir heyecan ve beklentide oluşturmuştur. Zira projelendirilen örgütlenme bir siyasetler platformu değil siyasetlerin kitleleri örgütleme birikimini, isteğini ve ihtiyacını yine bizzat kitlelerle birlikte onların inisiyatifine dayanarak gerçekleştireceği bir özgünlük taşımaktaydı. Ancak toplumsal örgütlenme modeli olarak ortaya çıkan HDK çok çeşitli nedenlerden dolayı bir kitle örgütü işlevine henüz kavuşturulamamıştır. HDK gelinen noktada adı konmamış bir siyasetler platformu haline gelmiştir.
Bu bağlamda örgütlü güçlerin kendi kimliklerini koruyarak bir araya geldiği meclis usulu ile çalışan ama özünde platform olan bir karaktere sahiptir. Teori ile pratik arasındaki bu uyuşmazlık, hali hazırda aşılmamış, aşılmayı bekleyen bir durumdur. Ancak bu aynı zamanda bir gerçekliktir. Bu gerçekliğin nasıl değişeceği ise başka bir tartışmanın konusudur. Bu bağlamda ülkede kurulan HDK’nın ortaya konulan hedefler ve işlevi noktasında bir başarısızlık hali içinde olduğu açıktır. Ki özellikle HDP kurulduktan sonra HDK’nın rol kaybetme durumu daha fazla belirgin hal almıştır. HDP ciddi oranda alan kaplamış, örgütlenme alanı ve kitle faaliyeti HDK bileşenlerinin ağırlıklı kısmı tarafından HDP üzerine kaydırılmıştır. Bu durum bizim HDK’yı algılama ve kavrayışımızla uyumlu değildir. HDP’nin ciddi bir siyasi aktör oluşu ve gelişim seyri, tabandan örgütlenerek doğrudan kitle inisiyatifinin açığa çıkarılacağı kitle örgütü zeminini besleyen değil tam tersi temsili demokrasi anlayışının daha fazla pekişip güçlenmesine neden olan sonuçlar üretmiştir. Bu bağlamda bizler HDP’nin erken doğmuş bir siyasi parti olduğunu, HDK gibi daha uzun vadeli ve çeşitli toplumsal kesimleri tabandan bir araya getirecek yapıyı akamete uğrattığı kanaatindeyiz. Örgütlenme, toplumsal sorunlar karşısında yönelim belirleme, seferber olma, küçük birimlerden merkeze doğru geniş kitleleri kucaklayarak kitle örgütü olacak bir çekim merkezi olma rolü maalesef gerçekleşememiştir. Bu bağlamda kuşkusuz toplumsal örgütlenme, kitle örgütlerini ele alış gibi meselelerde devrimci-demokratik güçlerin zaaflı yanları, sorunu ele alış biçimleri de HDK’nın başarı kazanamamasında etkili faktörlerdir. Kendi zaaflarını bu vesileyle bir kez daha görme fırsatı oluşmuştur. Yakalanan rüzgar doğru yönde biçimlendirilememiştir. Hemen belirtelim ki HDP’nin gelişim seyri ve yakaladığı ivmenin HDK çalışmasıyla doğrudan bağı yoktur. HDK’nın başarısını örgütlenmelerini ne kadar yarattığı, geniş kitlelerin inisiyatifini ne kadar açığa çıkartabildiği, misyonuna uygun bir işleyiş ve çalışma tarzı oturtup oturtmadığına bakarak ölçmekte fayda vardır. HDP’nin yakaladığı başarının HDK’yı gölgede bırakacak bir etki ve güç yaratma durumuyla birlikte ele alırsak sorunun biraz daha derinleştiğini görebiliriz.
Türkiye HDK’nın devrimci-demokratik güçlerin bir çeşit platformuna dönüştüğü, bu şekilde bir kimlik kazandığı gerçekliği karşımızda durmaktadır. Bu durum eleştirdiğimiz ve HDK’yı özgün olan karakterinden koparan bir tablodur. Avrupa’da kurulacak bir HDK ise bu modele bakarak en iyimser yaklaşımla onun karikatürü olabilecektir. Ki Avrupa’nın kendine özgü yapısı, sosyal dokusu, politik gerçekliği göz önüne alındığında HDK’nın istenilen biçimde yapılandırılması kolay olmayan bir görev olarak da durmaktadır.
Avrupa’nın özgünlüğünün yarattığı zorlukları gerçeğe dayanarak ortaya koymamız gerekir. Avrupa’da devrimci demokrat güçlerin hedef kitlesinin kendinde özgünleşmiş sorunları vardır. Her şeyden önce göçmenlikten kaynaklanan sorunlar söz konusudur. Yaşadığı ülkenin toplumsal, sosyal, siyasal, kültürel ve sınıfsal temelde çelişkileri ve dertleri vardır. Bunlara her devrimci ve demokrat kurumun kendine özgü politikası, ittifak anlayışı ve öncelikleri söz konusudur. Ortak paydalar olduğu gibi, ciddi farklılıklarda vardır. Bu bağlamda politik yönelimde çeşitlilik, farklılık Türkiye ve T.Kürdistanına göre daha fazla olmaktadır. Bu durumda ortak politika belirleyip bunu merkezi düzeyde bağlayıcı hale getirmeyi zorlu bir görev haline getirmektedir. Bugün için koşulların buna el vermediğini, anlayış düzeyinde önemli ayrımlar olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu bağlamda ortak ittifak ve eylem birlikteliğini mevcut koşullardaki araçlarla uygulamayı daha mümkün kılmaktadır. Ki bu noktada oturmuş araçlar, işleyen bir mekanizma söz konusudur. Biz var olan durumda Avrupa’da Güç Birliğinin sürdürülmesi, pekiştirilmesi ve genişlik kazandırılarak daha etkin kılınması gerektiğini düşünüyoruz.
Biz gerçeğe sadık kalmakla yükümlüyüz. Hali hazırda DGB gibi görece oturmuş, kurumsallaşmış ve birlikte hareket etmede ciddi deneyim kazanmış örgütlenmeler söz konusuyken bu yapıya benzeyecek ama tabelasını değiştireceğimiz bir yeni örgütlenmeye gitmeyi yerinde bulmuyoruz. Üstelik işleyişini, amaç ve hedefini tanımlayışımızla pratik seyrinin uyumsuz olduğu bir yapılanma karşımıza çıkacaktır. Bu durumun yaratacağı çelişki ise uğraşılması gereken, gündemimizi yoğun bir şekilde meşgul edecek bir sorun olacaktır. Biz bileşenleri aynı olan adına Kitle örgütü dediğimiz, kitle karakteri kazanacak iddiasıyla yola çıktığımız ama elimizde sadece ismi değişmiş bir siyasi yapılar platformu çalışmasını sadece zaman kaybı ve mücadelenin acil görevlerini örgüt oluşturma tartışmalarıyla savsaklayacağımız bir durum olarak görüyoruz. Bu bağlamda Avrupa HDK’nın gündeme alınmasının bugün için gerekli görmediğimiz gibi böyle bir çalışmanın bu koşullarda verim elde edecek bir sonuç üretmeyeceğini de düşünüyoruz. Yeni oluşuma gitmek ciddi bir zaman, ciddi bir tartışma süreci, ciddi bir emek ve asgari düzeyde ortaklaşılmış bir anlayış gerektirir. HDK özgülünde ortaklaşılmış bir anlayışı yakalama zorluğunu Türkiye pratiği üzerinden bakarak tespit ederken, kaybedeceğimiz zaman ve emek ise mücadele için sadece külfet olacaktır. Ortak kaygılar ile mücadelemizi birleştireceğimiz araçlarımız vardır. Bunun zemini ve olanakları her geçen gün genişlemektedir. Biz bu zemini daha da pekiştirerek var olanları etkili hale getirecek ve mücadeleyi büyütecek bir odaklanma ve yoğunlaşmayı daha yerinde buluyoruz.
Bu sebepten Avrupa HDK oluşumunun kurulması çalışmasında aktif şekilde yer almayı uygun bulmuyoruz. Bu oluşumun tanımlanan görev doğrultusunda işleme olanaklarını verili koşullarda gerçekçi görmüyoruz. Siyasi yapıların platformuna dönüşmüş meclis usulü çalışma tarzının da mücadeleye ekstra bir katkısı olmayacağı açıktır. Hali hazırdaki güç birliklerini ve ortak koordinasyonları aşmayacak yeni bir örgütlenme gerekli de değildir, ihtiyaç da değildir. Mücadelenin gelişimi, kitlelerin yaratacağı basınç, süreçle birlikte aşılacak zaaflarımız bu türden örgütlenmelerin zemini olacaktır.
Bu yaklaşımımızı bu girişimi gerçekleştiren, inşa etmeye çalışan dost ve müttefik güçlerimizle ilgili platformlarda, bire bir görüşmelerde açık ve net bir tartışmayla sürdüreceğiz. Bu noktada ki tutumuzu hem dostlarımızla hem kamuoyu ile paylaşacağız.
Son Haberler
Sayfalar

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)
Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?
Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..
“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)
7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor
Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.
Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?
Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)
Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7
„Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler
Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek
Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi
Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)