Cumartesi Ağustos 19, 2017

Demirdağ’dan öğrenelim: Savaşı savaşarak öğren, öğret, geliştir!

Hem ülkemiz devrimci hareketinin tarihi hem de uluslararası deneyimler halk gençliğinin devrimin motor gücü olduğu gerçeğini birçok kez göstermiştir. Ülkemizde de sınıf mücadelesinin tarihi dönemeçlerine kısa bir bakış, gençliğin üstlendiği rolün tayin edici olduğunun görülmesine yetecektir. Öyle sanıyoruz ki, 68 gençlik hareketinin çıkışına kadar gitmeye gerek yok bu gerçeği görmek için. Kobanê’yi zafere taşıyan direnişin öncülerine bakmak yeterli olacaktır. Coğrafyamızda halk gençliği, Kobanê’den yükselen isyan çığlığına akın akın sınırları aşarak yanıt olmuştur. Kobanê direnişinin öğreticileri de Sur, Cizre ve Nusaybin’de yine Kürt halk gençliğinin elinde Türk devletinin faşizmine karşı etkili bir silaha dönüşmüştür. Cizre, Sur, Nusaybin’den Kürt halk gençliğinin yükselttiği isyan sloganları kulaklarımızda çınlamaya devam ediyor. Peki biz bu çığlığı duyuyor muyuz? Bu bir çağrıdır aynı zamanda, bu çağrıya kulak veriyor muyuz?

Sınıf mücadelesinin bütün dinamikleri faşizmin yoğun baskısı altındayken sürece yanıt olamayan kolektifimiz ideolojik, politik, örgütsel tıkanıklıklarla boğuşurken içinde bulunduğumuz durumun bize hangi görevleri yüklediğinin bilinciyle hareket edebiliyor muyuz? Mevcut durumda gençliğin misyonunun farkında mıyız?

Gençlik kolektifimizin en sancılı dönemlerinin omuzlayıcısı olmuş, zorlu görevler karşısında öne atılmayı bilmiş, yeniyi inşa etmede gençliğin dinamik, atak, değişime açık yapısını geliştirmeyi başarmış, kolektife soluk taşıyan bir güç olmak için her dönem kendini geliştirmeye çabalamıştır. Bunu tarihimizin sayfalarında gizli olan onlarca gençlik kadrosu yoldaşın pratiğinde görebiliriz. Bu durumun gençlik açısından sonu olmayan bir görev olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız. Kolektifimizi sürekli ileri taşıma, açığa çıkan boşlukları doldurma, bıkmadan-usanmadan kolektife güç taşıma, yaşanan gelişmeler karşısında hızlı konumlanabilme, yeni politikaları hayata geçirmede atılgan olma, hızlı öğrenme ve harekete geçme… Bunlar gençliğin özgün yapısının ve bunun paralelinde kolektifimiz içinde yansıyan örgütlenme yapısının gençliğe yüklediği hayati görevleridir. Her dönemin özgünlüğüne göre bu görevler zincirinin farklı halkaları ön plana çıkabilir. Gençlik bu halkaları doğru zamanda yakalayabilme kabiliyetini geliştirdiği ve açığa çıkan zorluklara pratikte hayat verdiği oranda misyonunu oynayacaktır.

Gençliğin bu misyonuna hayat verme başarısı açısından Mehmet Demirdağ yoldaş, bizim için bir sembol olmanın ötesinde bugün içinde bulunduğumuz durum açısından rehber olmalıdır. Onu, önderleştiği süreci, kolektifimizin içinde bulunduğu dönemle birlikte incelemeliyiz. Onu ve pratiğini dogmatizmden çıkararak güncel duruma etkide bulunabilen bir işlev kazandırabilmemiz bu inceleme yönteminde gizlidir. Bugün ihtiyacımız olan söylediklerini tekrar, yaptıklarını taklit etmek değildir. İnceleme yöntemini, söylediklerini teorize etme biçimini, pratikten kopmayışını, ihtiyaca cevap olmadaki hızını, ideoloji-politika-örgüt arasında kurduğu bağı kavrayabildiğimiz ve mevcut durumumuzu bu kavrayış süzgecinden geçirebildiğimiz oranda onun yarattığı birikimden faydalanmış ve katkı sunmuş oluruz.

Yoğun baskı ve saldırı furyasından kolektifimizi ideolojik-politik-örgütsel olarak güçlü çıkarmak için bir dizi görev bizi beklemektedir. Bu görevlerin kolay olmadığını söylemeliyiz. Ancak devrimin atak-bilgili ve fedakar kadrolarının böylesi süreçlerde sınandığını, gelişip güçlendiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız. İçinde bulunduğumuz durumu anlamak ve bize düşen görevleri doğru tanımlamakla başlamalıyız işe. Neyi, nasıl yapacağımızı bilmezsek, mevcut dağınıklığın ve örgütsüzlüğün içinde gençliğin enerjisini doğru kullanmamız mümkün olmayacaktır.

Planlı, programlı, disiplinli bir çalışma tarzına en fazla ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz. Hedeflerimiz somut olmalı. Sadece yapmış olmak için yapmış olmanın ötesinde bir bilinçle faaliyete sarılmalıyız. Dağınıklığı toparlamak, mevcut örgütlülükleri korumak ve geliştirmek için daha ısrarlı ve kararlı olmalıyız. Deneyimsizliğin, acemiliğin, bilgisizliğin arkasına sığınmadan, pratikten öğrenmenin, gelişmenin yolu olan “savaşı savaşarak öğren, öğret, geliştir” ilkesini aklımızdan çıkarmamalıyız. Önce öğrenelim sonra harekete geçeriz kendiliğindenciliğinin karşısında ısrarla bu ilkeyi savunmalı ve bu doğrultuda pratik olarak müdahale etmede daha cüretli olmalıyız.

“Savaş deneyi, tarihteki her büyük bunalım, insan yaşamındaki her büyük yıkım ve her dönemeç deneyi gibi, kimilerini alıklaştırıp çökertir, ama buna karşılık kimilerini de yetkinleştirip savaşkanlaştırır” diyor Lenin. Her genç militanın süreçten çıkardığı ders ve deneyimi, gelecek açısından koyduğu hedefi pratiği belirleyecektir. İçinden geçilen süreçte ideolojik-politik-örgütsel olarak daha fazla yetkinleşme hedefiyle mi yoksa mevcut olan içinde kendi durumunu koruma hedefiyle mi hareket edeceğini her genç militan kendisi için sorgulamalıdır. Unutulmamalıdır ki, kendi durumunu değiştirmeyen, bir adım sonrasıyla ilgili somut hedefi olmayan mevcut olana etkide bulunamaz, değişim-dönüşüm sürecinin öznesi olamaz…

“Müdahale etmek, yani yaratmak, belirlemek, dönüştürmek ve yönlendirmek iradi bir çaba gerektirir. İradi çaba harcamak; hareket etmek, emek harcamak, kafa yormak demektir. Etkin özne olmak, kısacası atak olmak demektir. Yaşama karşı, düzene karşı, sürekli atak halde olmayan, ona saldırmayan, saldırmak için donanmayan müdahale edemez. Atak olmak en özlü ifade ile enginleri fethetme ruhuna sahip olmaktır.” (M. Demirdağ, Fırtınalar İçinde Bıçak Sırtında, c. 1, s. 93)

Demirdağ yoldaşın gençliğe seslenirken üstüne basa basa vurguladığı ataklık meselesi üzerinde bugün de ısrarla durmalıyız. Eleştirdiklerimizi değiştirmek için ilk öne çıkan da biz olmalıyız. Örgütlülüklerimizi güçlendirmek, yenilerini kurmak için daha çok koşturmalıyız. Pratik olarak koştururken sorunların kaynağında yatan ideolojik-politik-örgütsel meselelere de kafa yormalıyız. Neyi-niçin yaptığımızı bilerek hayat verdiğimiz pratikleri daha güçlü savunup geliştirebiliriz. Sürekli bir planımız olmalı. Coşkulu ve verimli bir şekilde planları hayata geçirmenin yolu hızlı hareket edebilmekten geçer. Görevlerimizi yerine getirmek için hedefe daha fazla odaklanmak, olmayanı yaratmak zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Söylediklerimizin, aldığımız kararların, yenilenme için yaptığımız çıkışların pratikte bir karşılığı olmadığı durumda anlamı ve değeri de ortadan kalkacaktır. Bu yüzden aldığımız kararların arkasında daha güçlü durabilmek için daha fazla pratiğe yüklenmeliyiz. Mevcut dağınıklığın bizi politikadan, güncel siyasetten uzaklaştırmasının önüne geçmenin olanaklarını yaratmak için daha üretken olmalıyız. Referandum çalışmasını da bu kapsamda ele almalıyız. AKP kendine muhalif her türlü çalışmayı baskı ve zor yoluyla engellemeye çalışırken politikamızı kitlelere ulaştırmak için daha yaratıcı olmalıyız. Ortak platformlarda kendimizi ifade etmek, dost güçlerle dayanışmayı güçlendirmek önemlidir. Süreç bunu bütün devrimci örgütlenmelere bir zorunluluk olarak dayatmaktadır. Bu kapsamda attığımız adımları büyütmeliyiz. Bunun yanında esas olarak kendi gücümüze dayanan özgün çalışmalarımızı da yüklenmeliyiz. Gücümüzü küçümsemeden, somut hedeflerle hareket etmeliyiz. Kendinin farkında olmak için örgütün farkında olmak gerekir. Bu yüzden mevcut gerçekliğin çözümlemesini yapma yetisine her birimiz sahip olmalıyız.

Görevler, hedefler, kendimizi konumlandırdığımız yer bu çözümlemenin sonucunda açığa çıkacaktır. Bütün karmaşaya, dağınıklığa rağmen kolektifimizi kim toparlayacak, bir arada tutacak, güçlendirecek, ideolojik-politik netliği kim sağlayacak? Bu soruya tereddütsüz “biz yapacağız” demeli gençlik. Bunu pratiğiyle ortaya koymaya başlamışken, duraksamadan daha ısrarlı ve kararlı atmalıyız adımlarımızı.

“Önümüzde birçok görev var. Ama hepsini yerine getirebiliriz. Israrlı, kararlı ve yaratıcı bir çalışmayla birbirimize sımsıkı kenetlenerek ve hatalarımızın üzerine amansızca giderek bunu başarabiliriz. Bunları yaparken aklımızdan çıkarmamamız gereken hedefimiz devrimin yılmaz kadroları olmaktır.” (M. Demirdağ, Fırtınalar İçinde Bıçak Sırtında, c. 1, s. 93)

11042

Son Haberler

Sayfalar

Demirdağ’dan öğrenelim: Savaşı savaşarak öğren, öğret, geliştir!

18 Mayıs vesilesi ile İbrahim Kaypakkaya’nın düşünme ve inceleme yöntemi üzerine

Doğada olsun toplumda olsun hemen her olgu zıtların birliği ve çatışması yasasına göre oluşur. Bu nedenle bir olguyu anlamak için olguyu diyalektik biçimde incelemek gerekir. Diyalektik; olgunun gelişme yasası olduğu için aynı zamanda onu inceleme yöntemi de odur. Eğer olgunun nasıl oluştuğu bilinirse nasıl inceleneceği, nasıl değişikliğe uğratılacağı ve hangi yöntemle davranılacağı bilinmiş olur.

TKP/ML Enternasyonal Büro: “Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderi Ulaş Bayraktaroğlu ölümsüzdür!”

Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderleri Ulaş Bayraktaroğlu'nun IŞİD'e karşı yapılan Rakka hamlesinde 10 Mayıs 2017 tarihinde şehit düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Partimiz TKP/ML, bu büyük devrimciyi kaybetmenin üzüntüsü içindedir. Partimiz, yoldaşları ve ailesine başsağlı dilemektedir.

YDG: "Aliboğazı şehitleri direniş pusulamızdır"

“Yolun düşerse kıyıya bir gün

ve maviliklerini enginin
seyre dalarsan,
dalgalara göğüs germiş olanları hatırla,
selamla, yüreğin sevgi dolu
çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar eşit olmayan savaşta
ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden
sana liman gösterdiler uzakta”

Partizan: “12 acının hesabını düşmandan soracak, 12 yarayı mücadeleyle saracak, 12 fidanı devrim toprağında filizlendireceğiz”

“Baharlar yağdır ey hayat

Dinsin yıldızların matemi

Denizlere dökülsün ırmaklar.

Baharlar yağdır ey hayat

Yitirsin dilini hüzün

Tahammüle dursun şafaklar.

Zümrüd-ü Anka soyundandır çocukların

Güzelleştiren bakışında iradenin

Mümkünü yok

Sarılacaktır yaralar.”

“Yetiş Yalnız Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelemizde Yeni Bir İlham Kaynağımız Olarak Yaşamaya Devam Edecektir!”

ATİK-Uluslararası Demokratik Kamuoyuna Duyuru-

Bugün 8 Mayıs, Hitler faşizminin kapitülasyonunun Avrupa’da ilan edildiği gündür. Bir taraftan tarihin bu onurlu zaferinin sevincini yaşıyoruz. Ancak aynı gün, eski ENİLKOM aktivistlerimizden Yetiş Yalnız’ın 11 yoldaşıyla birlikte, partizanca direniş örneği sergileyerek ölümsüzleştiklerini öğrendik. Bu çatışma ve direniş, 24-28 Kasım 2016 tarihinde, DERSİM-ALİBOGAZI bölgesinde, soykırımcı ve katliamcı faşist Türk Ordusu’nun bir operasyonu esnasında olmuştur.

Hasretle ve inançla… “Umudun öyküsünü yazmak bize düştü!”

“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü / Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını / Acıları tas tas içmek / kan tükürmek ihanete / Bize düştü gözyaşsız ağlamak genç ölümlere / Yetim şafaklara kardeş olmak / Alayla gülümsemek karanlıklara / Hasret vurgunuyla yanmak / Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa... / bize düştü / Tarih payıdır kaçınılmaz / Vurun kanatlarınızı dostlarım”*

Tarih paylarını canlarıyla ödeyerek ve son bir veda sözcüğü etmeden sonsuzluğa yürüdü 12 kızıl karanfil. Onlar ki her biri umudun öyküsünü yazdılar kısacık yaşamlarıyla.

TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı;“12’leri anmak, onların boş kalan mevzilerini doldurmaktır”

Durmak yok bu koşuda,

Ağıt yok dilimizde, dizlerde titreme yok.

Kaç güneş sönse de sönsün içimizde,

Hep aydınlıkta yakalayacağız ölümü...

 

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı:12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

24-28 Kasım 2016 tarihleri arasında Dersim'e bağlı Ali boğazına yönelik Faşist devlet güçleri bir operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon da yaşanan çatışmalarda devlet güçlerinden ölü ve yaralı asker olurken, 12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

Şehit yoldaşlarımızın kimlik bilgileri şöyledir;

* Kod: Ahmet / Yetiş Yalnız / 1980 Fransa doğumlu

* Kod: Munzur / Serkan Lamba / 1985 Maraş doğumlu

* Kod: Aşkın / Hasan Karakoç / 1980 Dersim doğumlu

* Kod: Cem / Umut Polat / 1993 Dersim doğumlu

* Kod: Bakış / Samet Tosun / 1996 Tokat doğumlu

CHP Sosyalist Enternasyonel’den çıkartılmalı… – Ahmet Nesin

Oldum olası insanın içinde bir umut olmalı diye düşünürdüm gençliğimden beri. Hâlâ aynı şeyleri söylüyorum ama kimi konularda zorlamanın bir anlamı kalmadığına inandım. Esasında böyle düşünmeme neden olan da CHP oldu, CHP’nin ne kadar çok sosyal demokrat bir parti olmasını arzulasam da, onlar bunun asla mümkün olmayacağını haykırdılar kendimi bildim bileli. CHP sosyal demokrat parti olacak da, üye olacağımdan değil, Türkiye’nin böyle bir partiye gereksinimi olduğundan.

Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek

Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.

1 Mayıs'in ardından ya da Kitleleri Kazanma Siyaseti

2017 1 Mayıs’ı bir önceki yıla göre daha kitlesel ve daha yagın bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’ın hemen hemen her yerinde kutlanmıştır. Bu, sermaye devletinin faşist tek adam diktatörlüğüne bir karşı koyuştur, aynı zamanda. Aynı zamanda, referandum’da yapılan hileye ve düzen partilerinin durumu olağanlaştırma çabalarına karşı işçi sınıfı ve emekçiler açısından olumlu bir tepkisel karşı çıkıştır.

Sayfalar