Pazar Ekim 22, 2017

Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -3-

Mehmet Demirdağ ve “darbeciliğe karşı mücadele” üzerine

Mehmet Demirdağ yoldaşı ve onun tarihimize kazılı pratiğini değerlendirdiğimizde, kuşkusuz , onun politik ve pratik anlamda öncüleştiği en temel konuyu 94 darbesi karşısındaki konumlanışı ve sonrasındaki süreçte kadro politikasında yarattığı dönüşümlerin oluşturduğunu görürüz. Kolektifi ilkeleri üzerinden ayağa kaldırmanın mimarı olarak Demirdağ yoldaşın, tasfiyeciliğin saflarda açtığı gedikleri onarmadaki pratik önderliği esas anlamda bu iki mesele karşısındaki doğru önderlik tarzı ve yürüttüğü ideolojik mücadele ile mümkün olmuştur.

İçinden geçtiğimiz sürecin, kolektifi kuşatan tasfiyecilik koşullarında saflarda yarattığı tahribat da esas kaynağını bu iki olgu üzerinden almaktadır. Tarihin aradan geçen 20 küsur yılın ardından tekerrür ettiği güncelde, yaşadığımız kriz pratikteki kimi aksaklıklar ve sorunların ötesinde, ciddi bir dejenerasyon yaratmakta, komünist kimliğe ait tanımlar ziyadesiyle aşınmaktadır. Böylesi bir dönemde yüzümüzü yeniden tarihsel birikime dönmek, kitlelere devrimcilik (!) olarak yutturulmaya çalışılan sol maskeli tasfiyeciliği tarihsel birikimimizle ele almak önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.

Güncel tasfiyeciliğin özeti: “Sol” gösterip “sağ” vurmak!

En kaba hali ile tasfiyecilik, proletaryanın sınıf bilincinin burjuva fikirlerle bozulması ve sınıf mücadelesinin ideolojik yönden yadsınması anlamına gelmektedir. Bu tanım, tasfiyeciliği proleter ideoloji karşısında açık bir karşı kampa atmakla birlikte tasfiyecilik, tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir devrimci deneyimde kendisini açıktan yürütemez. Onun karakteri itibari ile varlığı örtülüdür ve geçmiş devrimci deneyimlerde olduğu gibi kendisini en geri ideolojik zemine dayandırarak pratikte ise en keskin ve radikal söylemle kendisini üretir.

Rus devrim deneyiminde sol sosyalist devrimcilerin Narodnik keskinliği ile (özde kardeş) sol komünistlerin savaş çığırtkanı “radikal” sloganları ve BPKD sürecinin Deng Siao Ping çizgisi ile (yine özde kardeş) Lin Piao çizgisi tam da tarihsel olarak bu en geri ideolojik zeminden kaba ve dogmatik yönelim üreten karakterine örnektir.

Bu genel karakterin saflarımızdaki yansıması, özellikle 94 tasfiyeciliği ile ayyuka çıkarken, bu tarihsel süreç, sol sekter savaş ağalığı çizgisinin söylemde en “keskin” Halk Savaşı savunusunu nasıl parti ve örgüt düşmanı, kolektifi parçalayan ve Halk Savaşını gerileten bir biçime büründüğüne tanıktır.  Mehmet Demirdağ yoldaş yürüttüğü kapsamlı ideolojik mücadeleyle, 94 Tasfiyeci çizgisinin “irade” çığırtkanlığı ile örtülü parti düşmanlığının, “halk savaşı” naraları ile gizlenmiş yüzünün boyalarını dökmektedir.

Güncelde yaşadığımız tasfiyecilik de, Demirdağ yoldaşın mahkum ettiği hatta yürümekte, eline aldığı dogmatizmin bayrağı ve hocacı örgüt çizgisi ile kendinden öncekilerin yolunu sürmektedir. Bir yandan irade çığlığı atan güncel tasfiyeciliğin, kolektifin en üst irade ve organlarını on yıllardır işletmemesi, “hizip” naraları atarken yaşadığı güç yitimi ile alternatif örgütlenmelere yönelmesi tam da bu ikiyüzlü gerçekliği, “sol” gösterip “sağ” vuran karakteri deşifre etmektedir.

Günceldeki tasfiyeciliğin gidişatı en çok da kadro politikasında açığa çıkmaktadır. Şöyle ki, güncel tasfiyeciliğin bugün attığı “irade” çığırtkanlığının özünü biat çağrısı oluşturmaktadır. Komünist kadro olmanın temel koşullarından olan kolektif ile kurulacak diyalektik bağ güncel tasfiyecilik tarafından dıştalanmakta, “irade” olmayı “idare” etmekle özdeşleştiren, onu meslek edinerek tasfiyeciliğin ve örgütsüzlüğün kaynak suyu olmaktadır. Girişilen birçok pratiğin özünü bu bürokrat çalışma tarzının ürünü olan faaliyetçilere yaslayan bu çizgi, sorunların çözümü için yürütülen tartışma ve ideolojik mücadele ısrarını ise Maoizm’in sokağından geçmeyen hocacı örgüt algısıyla karşılamakta, apolet üzerinden “irade” icat ederek kolektifin yaşadığı irade yitimini kendilerine sınırsız at koşturacakları alan olarak anlamaktadır.

Güncel tasfiyeciliğin yarattığı tahribatın kapsamı sadece pratikte kurumu ve onun sınıf mücadelesindeki yerini sekteye uğratmanın ötesine geçmiş, ciddi bir yozlaşma ve bozulma alanı üretilmiştir. Şöyle ki, tasfiyeci çizginin hedefine oturttuğu alanlar sorunların çözümü için kolektifi irade tesis edeceği platformlara taşıma girişimlerini sürdürürken “devrimcilere yönelen devrimci müdahale(!)”ler aymazca hayata geçmekte, taciz vb pratiklere ise saflardan uzaklaştırılanlarla tasfiyeciler kol kola girmektedir.

Aktardıklarımızın toplamı, sadece bir olaylar anlatısı değil bir olgudur. Söylenen ile yapılan arasındaki, doğru ile yanlış arasındaki, devrimci olan ile karşı-devrime hizmet eden arasındaki çizginin ayrıştığı kanallardır ve bunların analizi yapılmak zorundadır. Tasfiyeciliğin KP’ler içinde kaçınılmaz bir olgu olduğu gerçeği ile bunlara yaklaşımın ne olması gerektiği konusunun bilince çıkarılması her daim mutlak ve kaçınılmazdır.

“Zira biz partiyi kafamızdaki yerin üstünde oturtmak, onu sosyal kurtuluş ve nihai özgürlük kavgasının önderlik etmekle sorumlu kılınmış öncüsü olarak, bu ideallerimizin yenilgisiz silahşörü yapmak istiyoruz. Öyleyse ancak yeterli bir diyalektik kavrayışa sahip olmayan beyinlerin boşluğunda sarsıntı olanağı bulabilen şaşkınlıklar yaşamak için kabul etmeliyiz ki devrime hem parti hayatı açısından hem de onun üye ve taraftarları olarak kendi siyasal ve sosyal pratiğimiz açısından hiçbir zaman belalardan kurtulama olanağı bulamayacağız, ‘oh nihayet belasız, sorunsuz bir gün” diyeceğimiz bir süt limana demir atma şansı bulamayacağız. Çelişkinin başlıcası, başlı başına olanı, sınıf çelişkileri olduğu müddetçe ve nihayet bir dünyasal devrim vücut bulacak komünizme kadar bu böyle olacaktır. Oraya kadar sadece belaların boyutu ve gelişmeleri değişecektir. Mao: ‘Eğer parti içinde çelişmeler olmasaydı, parti ölür giderdi’ der. Sorun çelişkilerden ve parti içi sorunlardan yılmak değil, yıldırıcı olan çelişkilerin ele alış yöntemidir. Partiyi yoran, gerileten ve yozlaştıran parti içi mücadeleler bir çelişkinin burjuva eğilimler ve parti düşmanı akımlarca partiyi yıpratmak bölmek ve güçten düşürmek amacıyla ele alınmasıdır.” (Mehmet Demirdağ, Fırtınalar içinde Bıçak Sırtında, Cilt 1, s. 243)

8057

Diyarbakır zindanının solduramadığı bir “beton gülü”nü,Zeynep’imizi kaybettik. (Erdal Emre )

Kahkaha ve gözyaşı ortağın Delço ile birlikte Cumartesi günü ziyaretine gelecektik. Öyle anlaşmıştık...

On-altı yıllık direnç rezervlerinin sonlarına yaklaştığın biliniyordu. Ama onca yıl dayanan yaşama coşkun bir zaman daha dayanır sanıyorduk. Biraz da bu nedenle ağırdan aldık... Bağışla..!

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ

KARAR, İNANÇ, VE MÜCADELENİN SİMGESİYDİ

Rojava’da şehit düşen Nubar Ozanyan Yoldaş ardında köklü ve derin izler bırakmıştır. Hem karşı devrime karşı açıktan verdiği mücadelede, hem de parti içindeki her türlü anti-MLM akımlara karşı örnek bir duruş sergilemiştir. Bunun sonucu yeraldığı saflarda mücadelenin, kararın, inancın, azmin simgesi olarak öne çıkmıştır. Ve sonuçta parti şehitleri mertebesinde yerini almıştır. Şehit düşmüşse ve mücadele ettiği saflardan bedenen kopmuşsa da, verdiği mücadele sonucu yarattığı zengin değerleri yoldaşlarına devretmiştir.

Emeğin mirasçısıyız: Özden Çiçek

Felsefe tarihine ilişkin okumalar yapıldığında sayısız önemli kaynak kitapların yanı sıra,  bir dönemin en çok okunan (bestseller) felsefe kitapları listesinde Sofie`nin Dünyası adlı felsefi romanına da  rastlamışsınızdır. Felsefe kitaplarına olan ilginin  başladığı ilk dönemlerde  Sofie`nin Dünyası romanının pek çok kişide bıraktığı etki önemlidir. Asıl önemli olan ise kitabın önsözünden önce Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)`ye ait olan meşhur sözüdür. Nice sözler vardır söyleyemediklerimizi bir çırpıda anlatıveren, nice sözler vardır bizleri ayağa kaldıran.

Ekonomi ve siyaset

Siyaset mi ekonomiyi belirler, ekonomi mi siyaseti belirler, hep tartışılır olmuştur. Burjuva düşünce sahipleri, siyasetin ekonomiyi belirlediğini ileri sürerken, Marksist-Leninist-Maoist (komünist) düşünce sahipleri, ekonominin siyaseti belirlediğini savuna gelmişlerdir. Doğru olanda bu son yaklaşımdır.

Kürtler bağımsızlık dedi

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.

Kapitalizm Vahşettir

Faşist Türk devletinin artık gizlemeye gerekesinim duymadan, işkence fotograflarını basına servis etmesi, ve iktidar yanlısı faşist basının ise bunları “ovücü” ve bir “zevk aracı” olarak sunmaları, kapitalizmin çürümüşlüğünün resminden başka bir şey değildir. Ayrıca, bu tür görüntüler ilk defa ne Türk devletince servis ediliyor ne de İŞİD vasıtasıyla, ne de CİA/Pentagon’un Ebu Gureyp’inde…

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

SERDAR CAN’A.. Artin CAN yoldaşa...

Kaypakkaya geleneğinin son yıllarda kaybettiği seçkin, aydın, entelektüel, örgütleyici bilge özellikleriyle tanıdığımız Serdar(Artin) CAN’ın şahadet haberi ile sarsılıyoruz. Bir kez daha yıkılıyoruz.

Çetelere karşı şehadet haberlerinin Ağustos sıcaklığında dalga dalga gelirken, ilkin komutan Ulaş BAYRAKTAROĞLU, ardından Nubar OZANYAN, Gökhan TAŞYAPAN ve bu gün Serdar CAN’ı yıldızlara, Nubar OZANYAN’ın yanına uğurluyoruz.

İflah olmaz oportünistlere bir öğüt: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”

Bu söz Mevlana Celâlettin Rumi tarafından yüzlerce yıl önce söylenmiştir. Sözün ya da deyimin doğruluğu aradan geçen zamana karşın güncelliğinden ve anlamından bir şey kaybetmemesinde yatıyor.

Politikasızlık-hareketsizlik yenilgiyi yaratır!

Dünyada ve ülkede siyasal-ekonomik kriz ve hâkim sınıfların yönetememe sorunsalı çerçevesinde şekillendirdiği politikalar ezilenlere yönelik saldırganlaşmaya devam ederken bu krizi oluşturan faktörleri sadece sömürücülerin yönetememe krizi açısından ele alamayız.

Diyalektiğin temel yasaları burada da karşımıza çıkmaktadır, hâkim sınıfların içerisinde olduğu, kriz halinin ezilenlerin mücadelesi ile bağlantısı alenidir. Yaşamda hiçbir olay kendiliğinden gelişme gösteremez, zıtların birliği ve mücadelesi gelişen olayları ve yönünü belirler.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

Ekim Devrimi’nin Diyalektiği

Sovyet Devrimi, Bolşevik Partisi önderliğinde yapılmıştır. Parti olmadan bu devriminin gerçekleşmesinin olanağı yoktur. Ancak, Devrim hazır olarak komünistlerin önüne gelmedi. Yani, başkası tarafından hazırlanıp Bolşeviklerin önüne konmadı. Bolşevikler, devrim için olgunlaşan koşulları, devrimin gerçekleşmesi için Marksist-Leninist taktiklerle, devrimin diyalektiğini ustaca ve doğru bir şekilde kullanarak, devrimi gerçekleştirmeyi başarabildiler.

Sayfalar