Cumartesi Ekim 21, 2017

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj | “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -1-

Nisan 2015’ten bu yana ideolojik, politik düzlemde bir tartışmanın yaşandığı ve gelinen aşamada söz konusu sürecin bir ayrışmaya dönüştüğü TKP/ML içindeki gelişmeler devrimci demokrat kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Bu gelişmelere dair yaşanan ayrışma ve tartışmanın bir tarafı durumundaki TİKKO gerillaları ile bir doğal muhabir tarafından yapılan röportajı haber değeri taşıdığından ve güncelliğinden dolayı olduğu gibi yayımlıyoruz.

- Merhaba, bize kendinizi tanıtır mısınız? Bölgedeki göreviniz nedir? Özellikle zorlu bir 2016-2017 kışı yaşadınız. 12 yoldaşınızı kaybettiniz. İsterseniz buradan başlayalım...

- Merhaba. Dersim’de bulunan partimiz TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillalarının Siyasi Komiseri’yim. Röportaja başlamadan önce Aliboğazı’nda şehit düşen 12 yoldaşımızı, Rojava’da şehit düşen partimizin değerli üyesi, ordumuzun “savaş generali” Nubar Ozanyan’ı, devrim emektarı Serdar Can yoldaşımızı ve Güzel anamızı saygıyla anmak istiyorum.

12 yoldaşımız ve Nubar yoldaşımız, partimizin savaş kararlılığının somut birer nişanesi olarak toprağa düştüler. Burada öncelikle 12 yoldaşımızın ailelerine yönelik bir şeyler söylemek gerektiğini düşünüyorum. Gerek içinde bulunduğumuz savaş durumu gerek düşmanın saldırıları ve gerekse de partimizin yaşamış olduğu darbeci/tasfiyeci saldırı ve bunun alanlarımıza etkisi 12 yoldaşımızın aileleri ile yeterli bir diyaloga girmemizi engelledi. Bu konuda özeleştiri vermemiz gerekiyor. Koşullar ne olursa olsun şehit ailelerimizi bilgilendirmek devrimci görevimizdir. 12 yoldaşımızdan 3’ü ayrı bir noktada, 6’sı ayrı bir noktada düşmanın uçakla gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla, 3 yoldaşımız ise düşman güçlerine yönelik saldırı eylemi gerçekleştirdikten ve düşmana kayıp verdirdikten sonra parti ve ordu sloganları ile şehit düşmüşlerdir.

Her biri halkımızın yetiştirdiği şehitlerimizin bizlere devrettiği mücadele bayrağını yere düşürmeden taşımak boynumuzun borcudur. Onları minnetle anıyor, yaşam ve direniş pratiklerini, mücadele ve savaş gerekçemiz olarak taşımaya devam ediyoruz.

- Partinizde son bir yıldır yaşanan ve kamuoyuna da yansıyan bir kaos söz konusu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

- Evet, aslında bahsini ettiğiniz sorun yeni bir gelişme değil. En azından partililer açısından. Partimizin 2015 yılında yaşadığı düşman yöneliminden sonra öncelikle parti merkezi önderliğinin kendi içinde yaşadığı ve ardından bu sorunun bilinçli olarak partiye mal edildiği, sonrasında militanlarımıza ve en nihayetinde taraftarlarımıza ve de halkımıza yansıtıldığı bir süreçten bahsediyoruz. Bu anlamıyla yaşananların bir arka planı vardır. Bu birkaç cümleyle özetlenebilecek bir durum değildir.

Ancak anlaşılması açısından kısaca şunları söyleyebilirim: Var olan sorunlar elbette halledilemeyecek nitelikte değildi, çözüm yeri başta parti merkezi önderliği olmak üzere partinin kendisiydi. Ancak bu sorun bilinçli olarak çözülmedi ve sorunun değil partinin çözülmesi hedeflendi. Bu, partimize yönelik gerçekleştirilen darbeci/tasfiyeci saldırıyla yapılmak istendi. Yaşananlar, bu çizgi sahiplerinin, 8. oturum sonrası siyasal ve örgütsel suçlarından kaçma çırpınışları olarak da yorumlanabilir.

Partimizin 8. Oturum’da seçtiği 8. PMK, toplamda sağ oportünist bir hat izledi. İdeolojik-politik-örgütsel ve askeri olarak partimizin stratejisine ve teorisine uygun olmayan özellikle de gerilla savaşı başta olmak üzere bir bütün olarak partimizin savaşa göre şekillenmesi görevini yerine getirmeyen; bu doğrultuda örgütlenmeyen bir pratik sergiledi. Bunun hesabının parti iradesi tarafından ilgili platformda sorulması ve 8. PMK’nın sağ oportünist çizgisinin mahkum edilmesi gerekiyordu. Bunun yapılması gerekiyordu ki, bilimsel bir hesaplaşma yapılabilsin ve partimiz ideolojisine uygun olarak doğru bir politika, doğru bir askeri yönelim içine girebilsin.

Bir bütün olarak PMK’nın, uzun yıllardır kendi içinde biriktirdiği, liberal, oportünist çizgi ve partinin üzerinde ona rağmen konumlanan duruşunun yarattığı sorunlar, yaşanan kimi gelişmelerle birlikte su yüzüne çıkmıştır. PMK’nın partiye önderlik eden değil aksine onun enerjisini geriye çeken bu gerçekliği, tüm üyelerinin ortak emeğinin(!) bir sonucudur. İşlemeyen bir komite, yaşama geçirilmeyen eleştiri-özeleştiri mekanizmasının yarattığı ideolojik hastalıklar, PMK’nın tüm üyelerini etkisi altına almıştır. Sorunları kendi örgütsel işleyişi içinde değil “farklı yol ve yöntemler”le çözmeye çalışan bir PMK gerçekliği ortaya çıkmıştır. 8. Oturum’da seçilen ve parti tüzüğümüze göre aslında görev süresi dolmuş olan 8. PMK, partimizi adeta aralarında kurdukları konsensüs, ittifak ile yönetmiş, bu da başta PMK’da olmak üzere, bir bütün partimizde ciddi anlamda dejenerasyona neden olmuştur.

Bilinmelidir ki bu süre içinde söz konusu gelişmelere yeterince eleştiri getirmeyen, ideolojik-politik mücadele yürütmeyen partililer de bu sorunun bir parçasıdırlar. Bu bağlamda sorunun toplamda partimizin sorunu olduğunu dile getirmeliyiz. Kuşkusuz 8. PMK, yetkisi ve misyonu açısından bu sorumluluğun aslan payına sahiptir. Bu gerek azınlık MK üyeleri gerekse de yaşanan darbeci/tasfiyeciliğe tavır alan diğer üyeler açısından da böyledir. Azınlık MK üyeleri hesap vermemek ve parti merkezi önderliğini ele geçirerek iktidarda kalmak adına partiyi bölme pratiğine tereddütsüz girerken bir kısım MK üyeleri ise, geçmiş sürecin hesabını vermek adına kendini parti iradesine sunmuştur. Söz konusu bu azınlık MK üyeleri, kendi organ üyelerinin kimi mektuplarını darbeci/tasfiyeci çizgiyi yaşama geçirmek için bahane etmişlerdir. Açık ki, bizim için, kim-hangi gerekçe ile yaparsa yapsın parti, komite işleyişi dışına çıkan her davranış, parti hukukunun darbelenmesi anlamına gelir.

Ancak partimizin yaşadığı merkezi operasyondan sonra 8. Konferans’ın kendilerine verdiği yetkiyle hareket eden ve azınlık durumunda olan bu MK üyeleri, partinin sorunlarını çözebilmesi için tek doğru yol olan komünist bir platform toplamak yerine tam tersi bir yönelim ve pratik içine girmiş; partiyi daha fazla kaosa sürükleyecek ve bölecek ve de tüzük dışı önerilerle parti iradesinin karşısına çıkmışlardır.

“Tüzük Partimizi birarada tutan temel harçtır!”

- Bunu biraz açabilir misiniz? Nasıl bir yönelim ve pratik içine girdiler?

- Bu tür sorunlarla çözüm yolunu partimizin tüzüğü göstermektedir. Tüzük böylesi süreçler için vardır. Yani sorunların çözümü için diğer bir ifadeyle somutta yaşadığımız gibi Partinin merkezi önderliğinde yaşanan irade sorunu ve krizi gidermek için mesela.

Kısaca değinirsek; hareketimizi hedef alan düşman yönelimine rağmen parti merkezi önderliği o tarihte hala çoğunluk olarak karar alabilecek sayıya sahipti. Tüzük hükmümüz gereği MK yedek üyelerinin sırasıyla atanması, sorun çözülmediğinde ise parti iradesine gidilerek güçlendirme yapılması gerekiyordu. Akabinde merkezi iradenin bir araya gelerek geride kalan sürece ve bundan sonrasına dair bir değerlendirme yapması ve bir yol haritası çıkarması gerekiyordu. Ne var ki merkezi önderliğin içindeki bu azınlık MK üyeleri bir araya gelerek azınlık bir grup olarak yaptıkları toplantıyla merkezi önderliği gasp etme girişimlerine start vermiş, darbe gerçekleştirmiştir.

8. Oturum’un kendilerine verdiği merkezi yetkiyi iktidar hırsı için kullanan bu azınlık PMK üyeleri, darbeci/tasfiyeci bir yönelim içerisine girerek açık tüzük hükümlerini çiğnemiştir. Sırasıyla MK yedek üyeleri aktifleştirilmemiş, merkezi iradenin bir araya gelmesi ve salt çoğunlukla merkezi iradeyi temsil eden bir toplantı gerçekleştirilmemiştir. Bunun yerine partiyi daha fazla krize sürükleyecek, çelişkileri uzlaşmaz hale getirecek adımlarla partinin karşısına çıkılmış ve tüzüğü hep birlikte çiğneme çağrısı yapılmıştır.

Neydi bu adımlar? Salt çoğunluğu oluşturamayan bu azınlık MK üyeleri, “var olan MK yedek üyeleri ile çalışmayız, çalış(a)mıyoruz” dediler ve parti iradesine sorunu böyle aktararak, partiye tüzük hükümlerini çiğneme çağrısında bulundular. Bununla birlikte azınlık durumunda olan bu PMK üyeleri, kendileri dışındaki PMK üyelerini partiden atmak için soruşturma talebinde bulundular. Var olan somut durum açısından değerlendirildiğinde böyle bir yaklaşım, sorunu çözmek yerine PMK’nın krizini parti krizi haline getirmek ve böylelikle hem kendi iktidarını kurmak hem de parti iradesine hesap vermekten kaçmak anlamına geliyordu.

Oysa yapılması gereken çok açık ve basitti: Parti tüzüğümüz ne diyorsa ona uygun davranmak! Tüzük meselesi bizim açımızdan ilkeseldir. Lenin yoldaşın Menşeviklerle tartışmalarını hatırlayalım: Tüzük partiyi bir arada tutan temel harçtır, çimentodur! Buna uygun davranmamak, bununla oynamak partinin birliğini baltalamaktır. Tüzüğümüz bu konuda çok açıktır, merkezi irade ancak onu oluşturan bileşenlerin salt çoğunluğu sağlandığında karar alabilir, merkezi önderliği temsil edebilir. Bunun dışındaki her tutum, tüzüğün ihlal edilmesidir, darbedir. Nitekim tüm “iktidara” el koyduklarını ilan ettikleri toplantının altına merkezi iradenin imzasının atılamamış olması da bu gerçeğin itirafı niteliğindedir. Bu çok açıktır! Bütün bunlar sorunlarımızı çözmek için değil tam tersine büyütmek için yapılmıştır. Bunun dışında başka hususlar ve örnekler de vardır. Ancak bu örnek yeterlidir sanıyoruz.

- Anladığımız kadarıyla 2 yılı aşkın bir zaman diliminden bahsediyorsunuz ama yine de sorunlar çözülmemiş gibi görünüyor...

- Doğrudur, 2 yılı aşkın bir süredir bu sorunları çözmek için mücadele ediyoruz ancak iradeyi gasp eden darbeci/tasfiyeci azınlık PMK üyeleri sorunu çözmek yerine partimizi politik ve örgütsel sorunlarla uğraştırmakta ısrar ediyorlar. Yetkileri olmadığı halde, tüzüğü savunan parti üyeleri ve hatta kimi ileri militanlar hakkında soruşturma talebinde dahi bulundular. Böylelikle partiyi oyaladılar ve süreci olabildiğince uzattılar. Açıkça bir darbeci/tasfiyeci yönelim içine giren bu MK üyeleri, partimizin belli bir gücünü de arkalarına yedekleyerek, bu pratiklerini eleştiren partilileri tasfiye etmeye yeltendiler.

İşin tuhafı, bahsi geçen bu MK üyeleri, azınlık olarak düzenledikleri tarihi toplantıda, parti platformunun toplanması için yetkilerini aşarak karar da almıştır. Ne var ki kararın tek sorunlu yanı, hadlerini aşmaları değildir. Bu MK üyeleri aldıkları kararın arkasında dahi durmamışlardır. Var olan durumun tuhaflığına ya da en hafif deyimle ifade edelim ciddiyetsizliğine dikkat çekmek istiyoruz burada. Atılmak istenen PMK asil ve yedek üyeleri, parti birliğinin korunması kaygısıyla, sorunun ideolojik-politik zeminde bir hesaplaşma, tartışmayla çözülmesi adına uzun bir süre çaba sarf etmiştir. Söz konusu azınlık MK üyelerine, darbeci tutumdan vazgeçmeleri ve PMK’yı toplama çağrısı yapmıştır.

İşte bu somut örnekler bile sağ oportünist darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı azınlık MK üyelerinin gerçek yüzlerini ortaya koymaktadır. Deyim yerindeyse bu darbeci/tasfiyeci kişilikler, partinin sorunlarının çözebilmesi için ne iradenin toplanmasına önderlik ettiler ne de iradenin toplanması için atılmak istenen adımlara izin verdiler(!) Yani, ne yaptılar ne yaptırdılar ne de yapılmasının önünü açtılar. Bilakis bunun önüne geçtiler, süreci tıkadılar.  Partinin sorunlarını çözmek yerine partiyi çözmek, darbelemek ve bölmek için çalıştılar.

“Parti birliği için iki yılı aşkın bir süredir mücadele ediyoruz!”

- Anlıyorum, ama partinizin birliği gibi çok önemli bir konu söz konusu olduğu için ısrarla sormak istiyorum. Çözülemez miydi bu sorunlar?

- Aslında karmaşık bir süreç gibi görünse de mesele basittir, diyalektiktir yani. Partinin tüm sorunlarının çözüm yolu, parti iradesinin toplanmasından geçer. Parti tüzüğünün emrettiği de budur. Ancak bu sağ oportünist darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı, azınlık MK üyeleri, partinin iradesini toplamak ve ona gitmek yerine onu başta örgütsel sorunlar olmak üzere başka sorunlarla oyalamayı tercih ettiler. Böylesi bir yönelim içine girdiler. Haliyle bu durum partinin sorunlarının çözülmesini engelledi. Gelinen aşamada yaşananlardan anlaşıldığı üzere partiyi bölmeyi amaçladılar ve bunu başardılar da. Oysa yapılması gereken yukarıda dediğim gibi parti iradesinin toplanması ve hesaplaşmanın bu platformda yapılmasıydı. Bu partimize kazandırırdı ama hesap vermekten kaçmak için partiyi bölmeyi bile tercih edebildiler. Bu partimize yapılan çok büyük bir kötülüktür.

- Peki, neden böyle bir tutum tercih edildi?

- Çünkü sorunun kaynağını oluşturanlar sorunun çözücüsü olamazlar. Bu çok açıktır. Sağ oportünist darbeci/tasfiyeci çizgiden, MLM bir tutum beklemek zaten doğru değil. Ancak biz yine de parti birliği için iki yılı aşkın bir süredir mücadele ediyoruz. Ne var ki geride kalan süre içinde anlaşıldı ki, azınlık PMK üyeleri iki çizgi mücadelesi temelindeki ideolojik-politik tartışmaları hizip örgütlemek ve darbeye tavır alan MLM kadroları tasfiye etmek için değerlendirdi. Yani, biz “darbeden vazgeçin, partiyi bölmeyin, tüzüğü uygulayın” çağrısı yapar, meseleyi ideolojik temelde tartışırken onlar parti örgütlerini karşı karşıya getirme, dağıtma ve bunların içinde hizip örgütleme faaliyeti ile meşguldü. Bu anlamda kendi adımıza söyleyelim; biz yaşananları daha erken fark edip, tavır alabilirdik.

Evet, Lenin yoldaşın deyimiyle iyi niyetin, cehenneme giden yapıtaşları olduğunu bir kez daha gördük. Aslında bu tür sorunlar, parti tarihimizde ilk kez yaşanmıyor. Ancak farklı olan, bu darbeci/tasfiyeci kişiliklerin devrim için halkın mücadelesi için gösterdikleri pratik çaba ile darbeci/tasfiyeci pratik çaba arasındaki derin uçurumdur. Devrimci mücadelede pratik sahada kılını kıpırdatmayanlar söz konusu darbeci/tasfiyecilik olduğunda bir hayli cüretkâr davranmışlardır. Bu durum partideki MLM güçler açısından önemle değerlendirilmelidir. Bu durum PMK içindeki ideolojik zaafların aldığı boyuta ve yaşanan gerilemeye işaret etmektedir. Kuşkusuz bu sadece PMK için değil bir bütün partimiz için de geçerlidir. Partimizin, önderliğin bu gerçekliğine zamanında yeterli müdahaleyi yap(a)mamış olması ideolojik-politik geriliğinin bir sonucudur. Bu açıdan, partimizin onu bu noktaya getiren zaaflarına karşı ideolojik bir hesaplaşma sürecinden geçmesi elzemdir. Bu başta PMK olmak üzere bir bütün parti güçleri için böyle olmalıdır.

Bizim eksikliklerimiz, ideolojik yetmezliklerimiz de darbeci/tasfiyeci kişiliklere güç vermiştir. Bunu açıkça ifade etmek gerekir. Bu tür sorunların partide ilk defa yaşanmadığından bahsederken somut tarihsel tecrübelerden bahsediyorum. Partinin Koordinasyon Komitesi, Bölgesel Dönem Süreci, 2. MK süreci, DABK çıkışı ve 94 darbeci/tasfiyeciliği hafızalarımızda olan süreçlerdir. Darbeci/tasfiyeci ve irade gaspçısı MK üyeleri “partiyi iradeye götürecek bir önderlik gerekiyor” gerekçesiyle partiyi oyaladılar ve bu süreçte hizip örgütleyerek partiye bölünmeyi dayattılar.

Zaten bir yıldır ortada merkezi bir önderlik de yoktu.

(Devam edecek) 

1067

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj | “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -1-

Diyarbakır zindanının solduramadığı bir “beton gülü”nü,Zeynep’imizi kaybettik. (Erdal Emre )

Kahkaha ve gözyaşı ortağın Delço ile birlikte Cumartesi günü ziyaretine gelecektik. Öyle anlaşmıştık...

On-altı yıllık direnç rezervlerinin sonlarına yaklaştığın biliniyordu. Ama onca yıl dayanan yaşama coşkun bir zaman daha dayanır sanıyorduk. Biraz da bu nedenle ağırdan aldık... Bağışla..!

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ

KARAR, İNANÇ, VE MÜCADELENİN SİMGESİYDİ

Rojava’da şehit düşen Nubar Ozanyan Yoldaş ardında köklü ve derin izler bırakmıştır. Hem karşı devrime karşı açıktan verdiği mücadelede, hem de parti içindeki her türlü anti-MLM akımlara karşı örnek bir duruş sergilemiştir. Bunun sonucu yeraldığı saflarda mücadelenin, kararın, inancın, azmin simgesi olarak öne çıkmıştır. Ve sonuçta parti şehitleri mertebesinde yerini almıştır. Şehit düşmüşse ve mücadele ettiği saflardan bedenen kopmuşsa da, verdiği mücadele sonucu yarattığı zengin değerleri yoldaşlarına devretmiştir.

Emeğin mirasçısıyız: Özden Çiçek

Felsefe tarihine ilişkin okumalar yapıldığında sayısız önemli kaynak kitapların yanı sıra,  bir dönemin en çok okunan (bestseller) felsefe kitapları listesinde Sofie`nin Dünyası adlı felsefi romanına da  rastlamışsınızdır. Felsefe kitaplarına olan ilginin  başladığı ilk dönemlerde  Sofie`nin Dünyası romanının pek çok kişide bıraktığı etki önemlidir. Asıl önemli olan ise kitabın önsözünden önce Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)`ye ait olan meşhur sözüdür. Nice sözler vardır söyleyemediklerimizi bir çırpıda anlatıveren, nice sözler vardır bizleri ayağa kaldıran.

Ekonomi ve siyaset

Siyaset mi ekonomiyi belirler, ekonomi mi siyaseti belirler, hep tartışılır olmuştur. Burjuva düşünce sahipleri, siyasetin ekonomiyi belirlediğini ileri sürerken, Marksist-Leninist-Maoist (komünist) düşünce sahipleri, ekonominin siyaseti belirlediğini savuna gelmişlerdir. Doğru olanda bu son yaklaşımdır.

Kürtler bağımsızlık dedi

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.

Kapitalizm Vahşettir

Faşist Türk devletinin artık gizlemeye gerekesinim duymadan, işkence fotograflarını basına servis etmesi, ve iktidar yanlısı faşist basının ise bunları “ovücü” ve bir “zevk aracı” olarak sunmaları, kapitalizmin çürümüşlüğünün resminden başka bir şey değildir. Ayrıca, bu tür görüntüler ilk defa ne Türk devletince servis ediliyor ne de İŞİD vasıtasıyla, ne de CİA/Pentagon’un Ebu Gureyp’inde…

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

SERDAR CAN’A.. Artin CAN yoldaşa...

Kaypakkaya geleneğinin son yıllarda kaybettiği seçkin, aydın, entelektüel, örgütleyici bilge özellikleriyle tanıdığımız Serdar(Artin) CAN’ın şahadet haberi ile sarsılıyoruz. Bir kez daha yıkılıyoruz.

Çetelere karşı şehadet haberlerinin Ağustos sıcaklığında dalga dalga gelirken, ilkin komutan Ulaş BAYRAKTAROĞLU, ardından Nubar OZANYAN, Gökhan TAŞYAPAN ve bu gün Serdar CAN’ı yıldızlara, Nubar OZANYAN’ın yanına uğurluyoruz.

İflah olmaz oportünistlere bir öğüt: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”

Bu söz Mevlana Celâlettin Rumi tarafından yüzlerce yıl önce söylenmiştir. Sözün ya da deyimin doğruluğu aradan geçen zamana karşın güncelliğinden ve anlamından bir şey kaybetmemesinde yatıyor.

Politikasızlık-hareketsizlik yenilgiyi yaratır!

Dünyada ve ülkede siyasal-ekonomik kriz ve hâkim sınıfların yönetememe sorunsalı çerçevesinde şekillendirdiği politikalar ezilenlere yönelik saldırganlaşmaya devam ederken bu krizi oluşturan faktörleri sadece sömürücülerin yönetememe krizi açısından ele alamayız.

Diyalektiğin temel yasaları burada da karşımıza çıkmaktadır, hâkim sınıfların içerisinde olduğu, kriz halinin ezilenlerin mücadelesi ile bağlantısı alenidir. Yaşamda hiçbir olay kendiliğinden gelişme gösteremez, zıtların birliği ve mücadelesi gelişen olayları ve yönünü belirler.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

Ekim Devrimi’nin Diyalektiği

Sovyet Devrimi, Bolşevik Partisi önderliğinde yapılmıştır. Parti olmadan bu devriminin gerçekleşmesinin olanağı yoktur. Ancak, Devrim hazır olarak komünistlerin önüne gelmedi. Yani, başkası tarafından hazırlanıp Bolşeviklerin önüne konmadı. Bolşevikler, devrim için olgunlaşan koşulları, devrimin gerçekleşmesi için Marksist-Leninist taktiklerle, devrimin diyalektiğini ustaca ve doğru bir şekilde kullanarak, devrimi gerçekleştirmeyi başarabildiler.

Sayfalar