Çarşamba Şubat 26, 2025

Faşizmin daha karanlık günlerini yaşamak istemiyorsak, KÜRT ulusunun direnişine destek ver

Yıllardır emperyalist gerici savaşları ve amaçlarını yazdık, dilimizin döndüğünce söyledik. Emperyalistler arası savaş koşulları hızla Ortadoğu'da yayılıyor. Bugün bu gerici emperyalist savaşa karşı tavır almak, bölgemizde ve dünyada gelişen savaş kışkırtıcılığına karşı tavır almak insanlık görevidir. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, bütün emperyalist devletler yaşadıkları ekonomik sermaye krizini, Ortadoğu’da, Baltıklarda ve Ukrayna'da derin emperyalist savaş krizine dönüştürülmüş durumda. Savaşı, yalnızca tankla, topla, nükleer silahla yürütülen bir yol olarak anlamamalıyız. Bilindiği üzere savaş siyasetin bir çeşidi olup, başka araçlarla, şiddet yoluyla yürütülen radikal bir çözüm biçimidir. Çözüm yollarının siyaseten ortadan kalktığı dönemler devreye sokulur ki, bunun adı savaştır. Savaşların ekonomik, siyasi, toplumsal sebepleri, ortaya çıkış nedenleri vardır ve bunlar sonuç itibarıyla sınıfsaldır. Bu anlamıyla haklı ve haksız savaşlar diye iki ana kutba ayrılır. Savaşı, savaş araçlarını egemen sınıflar çıkarır, üretirler. Çünkü toplumun çoğunluğunu oluşturan ezilenleri, hâkimiyetleri altında tutmak için zora başvurmayı esas alırlar. Daha fazla sömürü, kar ve zenginlik kaynağını barındıran toprakları işgal, ilhak ederek, katliamlar üzerinde global sermayenin zalim tahakkümünü devam ettirilir.

 

Bugün bölgemizde çok yönlü savaş koşulları akıl almaz hızda gelişiyor. Öyle ki, günü birlik siyasal, askeri konumlanmalar sürekli yer değiştiriyor. Suriye'de global emperyalist sermayenin kendi aralarında başlattıkları yeniden egemenlik savaşı alabildiğine yayılarak hızla devam ediyor. Amerikan emperyalizmi bölgede ve Suriye'de istediği gibi at oynatıyor, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar vb. Ülkelerin ağızlarına taktığı gemi istediği şekilde istediği yöne çevirebiliyor. Faşist Türk devleti, Amerika ve Avrupa sermayesine savaş rantı üzerinde kendilerini pazarlamak için yapmadıkları yalakalık, vericilik, savaş çığırtkanlığı kalmadı. Suriye'de işgalci savaşın üç-dört yıllık bilançosu resmi kayıtlara göre 250 - 300 bin insan katledilmiştir. Resmi olmayan verilere göreyse 400 ile 500 bin civarında insanın öldürülmüş olduğu söylenmektedir. Yine resmi verilere göre 8 milyon Suriyeli ülkesini terk etmiş, 4 milyon Suriyeli topraklarını, evlerini terk etmek zorunda bırakılmıştır.  Resmi olmayan kayıtlarda hesaba katılırsa eğer, trajik zulmün vahametinin ne kadar ağır olduğu açıkça görülecektir.

 

 Gelişmeler gösteriyor ki, karşıt güçler arasında daha büyük hesaplaşmalar yakın gelecekte yaşanacaktır. Buna karşın, başta, devrimci Kürt hareketi olmak üzere, Suriyeli devrimci demokratik güçlerin oluşturdukları devrimci cephe etrafında birleşerek, emperyalist gerici savaşa karşı, devrimci savaşı yükselterek, demokratik devrimin yolunu açmaya çalışacaktır. Sorunu yalnızca Suriye'deki gelişmelerle sınırlamak, ya da Kürdistan ve Türkiye boyutuyla ele almak yeterli olmayacaktır. Bir bütün olarak Ortadoğu’da emperyalist savaşın boyutları giderek yayılıyor, eğer ki, emperyalizme karşı bir devrim cephesi yaratılamazsa insanlık için telafisi mümkün olmayan yıkım, katliam yaşanacaktır.

 

Saflar giderek belirgin hal almakta, netlik kazanmaktadır. Amerika ve Avrupalı zalimlerin önderliğinde hareket eden Suudi Arabistan, Türkiye, Katar ve Ürdün destekli fiili işgalci güçler ve onların maşası IŞİD, El Nusra, ÖSO, Kürdistan’da, Suriye’de beklemedikleri, ummadıkları ağır yenilgiler aldılar. Yemen halkı, işgalci Suudi Arabistan faşizmine ağır darbeler verdiriyor, Kürdistan'da ve Suriye'de Faşist Türk devleti ağır yenilgiler almaya devam ediyor. İşgalci emperyalistlerin bugüne kadar kurdukları bütün diploması tezgâhları iflas etti, evdeki hesapları çarşıya uymadı. Amerikan emperyalizmi, İngiliz emperyalizmi Ortadoğu'da,  Suriye'deki savaşın başını çekmektedir. Alman emperyalizmi ise savaş planı yanında, vahameti ortada olan iltica akınının Avrupa'ya ulaşımını engellemek için, finans yönünün organize edilmesiyle görevlendirilmiştir.

 

Bugün Türk faşist devletini en çok savunan, destek veren, silah satan, Alman devletidir. Kirli savaşta elde edilen ganimetten arta kalan bir parça kemiği Türk devletinin öne atarak sus payı veren yine Alman devletidir...

   

Göç dalgasının Avrupa’yı sarmalamasını önlemek için, Almanya Başbakanı Angela Merkel önümüzdeki günlerde ( büyük ihtimal pazartesi günü )tekrardan Türkiye’yi ziyarette bulunacak. Türkiye'ye verilen 3-4 milyar Euro’nun sonucu olarak, bütün geçiş yollarını kapamasını, bunun karşılığında siyasi ve ekonomik desteğin verileceğini, askeri yardımda bulunacağını, Kürt ulusuna yapılan katliamlara göz yumulacağını, görmezden gelineceği garantisi verilecektir. Avrupa emperyalizmi ve başı Almanya yunan hükümetini satın almayı başardı. Bugün açıklandığına göre  Yunanistan devleti ,"Türkiye’yi güvenilir, yaşanabilir ülke olarak kabul etti" Ve Yunan devleti; "Türkiye’den Yunanistan'a geçiş yapan  mültecileri Türkiye’ye geri gönderme kararı" aldı. Görülüyor ki, her şey danışıklı dövüş şeklinde planlı, programlı yapılıyor, yürürlüğe konuyor. Yoksul insanların akıtılan kanları üzerinden sermaye edinen kapitalizm için insanın bir değeri yoktur. Milyonlarca insanın ölüme, yoksulluğa sürgüne uğraması, çocukların medeniyetin beşiği Avrupa'da seks kölesi olarak pazarlanması gayet "normal" görülmektedir. Irkçı, faşizmin en alası mülteciler üzerinde yaşatılmakta, Avrupa'ya gelen mülteciler koyun gibi gemilere istiflenerek geri gönderilmektedirler.

 

     Alman emperyalizmi, Almanya’da ve Avrupa'da Kürdistanlı, Türkiyeli devrimci-sosyalist, komünist örgütlerin karşıt faaliyetlerini engelleyeceği, tutuklayacağı, kısıtlayacağı pazarlığı yapılmaktadır. Tutukladığı devrimcileri faşist Türk devletine karşı dayanışma, ortak hareket etme, güvenilir müttefik olmanın meyvesi olarak sunmaktadır.

 

     Suriye'de son günlerdeki yaşanan gelişmeler gösteriyor ki, büyük göç dalgası engellenemez şekilde de büyüyerek devam edecektir. Türkiye her yönlü baskı altında, bir taraftan savaşa sürdüğü İslamcı faşizm yenilgi üstüne yenilgi alıyor, beri yandan atar damarları tümden kesilmiş çizdiği stratejik savaş planı yerle bir olmuş durumda. Üstüne üstlük, 200 binin üzerinde bir göç dalgası "geliyorum aç kapıları" diyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, kuyruğu iki bacak arasına sıkışan ne yapacağını bilmez duruma düşen Kasımpaşalı "Reise" akıl verecek, izlemesi gereken yolu, yeni yol projesini anlatacak ," yürürlüğe koymasını" isteyecektir. Ardından da tehdidi basıverecek, "bak uymaz da haylazlığı devam ettirirsen ipini çekeriz, seni bu defa kimse kurtaramaz"... Bizim "Sultan-Reis" bir kere elini, paçayı, kolunu Amerika’ya, Almanya’ya Avrupa’ya kaptırmış durumda...  Geriye kalan kuyruğu Rus despotuna kaptırmamak için çırpınıyor, kuyruğu iki bacak arasına sıkıştırmış, bir tarafa kımıldatamıyor.

 

     Kürdistan kurtuluş hareketinden yediği ağır darbeler Allah’ını şaşırtmış faşist Türk devletinin... Yenilginin verdiği panik ve hırçınlıkla rastgele etrafa saldırıyor, soykırım yapıyor. Baskıyla, silahla katliamla, korku toplumu yaratarak, faşist egemenliğini sürdüreceğini sanıyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak. Türkiye ve Kürdistan halkları her zamankinden daha birlikte, ittifak halinde faşizme karşı her boyutta birlikte mücadele yürütüyor.

 

    Faşizmin yakın geçmiş tarihine geri dönüp baktığımızda;  Aydınları, Akademisyenleri, devrimci-ilerici yazarları, yurtseverleri, sosyalistleri topluca ve tek tek kahpe pusularda, sokak ortasında, evinde, yakaladığı yerde sorgusuz -sualsiz infaz ediyordu. Faşizm bugünde aynı yolu daha açık yapıyor, her türlü vahşeti uyguluyor, yakıyor, kesiyor, öldürüyor, göz göre göre yaralı insanları ölüme terk ederek, tedavi edilmelerini önlüyor, açık açık öldürüyor. Mafya artıklarını, sokak çetelerini, faşizmin eli kanlı kalemşörlerini, kontra-IŞİD’i, MİT’i orduyu, polisi devreye sokarak kanun kural takmaksızın katliam üstüne katliamlar yapıyor. Kürdistan’da bugün yaşananlar 12 Eylül'de yaşanan faşizmi aratır durumda... Parlamento denen ahır tüm işlevini yitirmiş durumda. Verilen bütün kararlar milli güvenlik konseyi tarafından aşınmakta, ne bakanların, ne milletvekillerinin, ne başbakanın, ne de "sultan reisin "sözü geçiyor. İpler, Kemalist -Ergenekoncu Gladio'nun eline geçmiş durumda. Devlet her zaman kullandığı faşist ocakları birleştirerek, Türk -İslam tezi adı altında gayrı resmi paramilitarist faşist katiller ordusu kurmuş durumda. Sedat Peker gibi sivil faşistler ise bu güruhların organizatörlüğünü yapmakta, devlet destekli" oluk oluk kan dökmekten" bahsetmektedir.  Biz faşizmin bu kahpe oyunlarını geçmişten beri biliyoruz. Faşizm her yerde aynı karakterli katlımlar yaptı, yarın da yapacağı bugünden yaptıklarıyla aşikâr.

 Bütün devrimciler, antifaşist-antiemperyalistler, sosyalistler, komünistler, özellikle Kürt direnişçileri, yurtseverleri öyle gözüküyor ki, daha karanlık, katliamcı faşist devlet terörü dozajını artırarak sürdürecek.

 

 Bugün bir kopuş dönemi yaşanıyor. Faşizm topyekûn birleşti, en değme 'demokrat olduğunu söyleyen'ler, bugün faşizmin kalemşörşüğünü yapmak için namaz -niyaz durarak, faşizmin "reis" ine kendilerini beş kuruşa pazarlayıp satıyorlar. Hitler, Franko, Musolini’nin dönemini ibretlik aynen bugün yaşıyoruz. Özkök’ün, Perinçek’in, Balbay'ına kadar bilumum bütün ırkçılar aynı kulvarda, hep bir ağızdan Kürtlerin soykırımını istiyor, yazıyorlar. Tarihimiz bu alçakların katliam naraları atan katil kalemşörlerini unutmayacak, yargılayacaktır.

 

   Şunu açık ve net söylemeliyiz: antifaşist olmak aynı zamanda tutarlı bir antiemperyalist olmayı da gerektirmektedir. Bilinmeli ki, bu kavga devrimle karşı devrim arasında yürütülen ölüm kalım mücadelesidir. Emekle sermaye arasında yürütülen bir kavgadır. Bir avuç sermaye sınıfıyla, milyonlarca ezilen mazlum halkların kavgasıdır. Eğer ki namuslu ve dürüst davranırsak, bedel ödemeyi göze alırsak biz haklıyız, çoğunluktayız, güçlüyüz. Bu gücümüzü bedel ödemeyi göze alarak kullanırsak, dağda, köyde, kazada, şehirde, sokakta, fabrikada, tarlada, okulda nefes aldığımız zindanlarda dâhil hayatın her alanında faşizme karşı gün birleşme, birlikte mücadele etme, faşizme karşı savaşarak zafer kazanma günüdür.  O zaman ,"İşçi köylü karşıyız bozuk düzene karşı... Ülkemize faşist dolmuş, yanke dolmuş vurun gardaşlar vurun... Halk  sa-va-şı ve-re-ce-ğiz   em-per-ya-liz-me   kar-şı..."

    

46389

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Faşizmin daha karanlık günlerini yaşamak istemiyorsak, KÜRT ulusunun direnişine destek ver

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar