Pazartesi Haziran 3, 2024

Rojova’dan kadın Partizan, “Orhan yoldaş, yüreğinde ülkesini, ufkunda dünyayı yaşattı”

“Her dilden bir adları vardı onların

Ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar...”

O’nu sadece şehit düştükten sonra anlatmadık. O yaşarken de her zaman her yerde kendisinden söz ettiren hayranlıkla anlatılan bir komutandı. O’nu sadece biz anlatmadık. O’nu Rojava halkının her kesiminden insanlar, Türkiye Devrimci Hareketi’nden diğer yoldaşlar, YPG YPJ savaşçıları anlattı, hayran kaldı.

O’nu tanımayanlara öyle bir anlatmak lazım ki. Anlatılmaz yaşanırın en gerçek haliydi Orhan yoldaş. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen Enternasyonalist yoldaşlar üzerinde bıraktığı etkiyle, verdiği emekle Türkiye devrimci hareketini dünyadan anarşistlere ve sosyalistlere en güzel şekilde gösterdi. Hep devrimi ve yoldaşlığı anlattı.

Devrimin çıkarlarını herşeyin üstünde tuttu. Bunun içindir ki herkes çok sevdi ve inandı ona.

“Yarın devrim olacakmış gibi yaşadı”

O’nu anlatan bir yoldaş şöyle söylemişti. “Yarın devrim olacakmış gibi yaşıyor.” Bence Orhan yoldaşı anlatan en güzel söz bu. Bir düşünün yarın devrim olsa, ne yapardınız? Verdiğiniz cevapların hepsini her gün hep aynı coşkuyla yapıyordu Orhan yoldaş.

Evet Orhan Yoldaş mütevaziydi, ama daha da fazlası iddialıydı. Bütün yaptıkları, öğrettikleri, gösterdikleri mücadelesi bir iddia içindi. Kendisine güvenmeyenler kendilerini anlatır. Orhan Yoldaş, bunun için kendisini anlatmazdı, buna hiç de ihtiyaç duymazdı. Eminim bugün yaşasaydı, arkasından yazılanları, ünvanları kabul etmezdi. Çünkü yaşarken de kabul etmedi.

O, bir efsaneydi evet. Yaşarken de böyle söyledik, şimdi de söylüyoruz.

“Yanlışların da öğreticiliğini O’ndan öğrendik”

Orhan Yoldaş bize sadece doğruları göstermiyordu, yanlışların da öğreticiliğini tüm hayatı boyunca sınamış biri olarak çok iyi kavramıştı. Yoldaşla askeri eğitimler yaparken, bazen O’na yoldaş şöyle yapsak nasıl olur vb. sorular yönelttiğimizde bizi hiç geri çevirmez, hemen yapardık.

O olmayacağını sonuç alamayacağımızı bilse bile mutlaka her önerimizi fikrimizi pratiğe döküp kendimiz görelim isterdi. Birlikteyken yapalım, bir gün yalnız olur ve denerseniz belki kötü sonuçlar doğurabilir derdi. Yanlışlar ve hataların da güzel bir öğretmen olduğunu ondan öğrendik.

Rojava’da yaz çok kavurucudur. Herkes kendisine bir serinlik bulmaya çalışırken, Orhan yoldaş, günün serin saatlerinde politik çalışma yapar. En sıcak saatlerinde ise spor, eğitim ve emek yoğunluklu işler yapardı.

Onu ilk görenler birşey olacak diye korkar, ama tanıdıkça iradesi karşısında hayran kalırlardı. Herkesle ortaklaşabilecek kadar genişlikle bir yüreği, politik ve pratik bir derinliği vardı.

Cepheye ve hamlelere gidişlerimiz için örgütlediğimiz toplantılarda, Orhan Yoldaş ilk önce kendisini önerirdi. O’nda yapamam edemem sözcükleri yoktu. Sadece yapmanın koşulları yaratacak zamana ve hazırlığa ihtiyacı vardı, o kadar.

DAİŞ’in Enternasyonal tabura yönelik saldırısında orada olan yoldaşların hepsi bir tek Orhan yoldaşı anlatırlar. Düşmana yönelik etkili darbelerini, mevzi mevzi dolaşarak yoldaşların durumunu sormasını, moral motivasyon vermesini, coşkusunu, fedakarlığını.

O saldırıda çetenin attığı roketlerle noktanın içinde yangın çıkmış, tüm yoldaşlar çatıda konumlanmıştı. Yunanlı bir yoldaşın bulunduğu mevzi çıkan yangının etkisiyle dumanlar içinde kalmış, nefes alınacak bir koşul da kalmadığı için mevzisini değiştirmek zorunda kalmıştı.

Önemli bir mevzi olduğu için Orhan Yoldaş her şeye rağmen o mevzide gidip, ordan çatışmaya devam etmişti. Sonradan konuştuğumuz Yunanlı yoldaş, Orhan yoldaşın bu pratiğinden çok etkilendiğini ve utandığını söylemişti. Bundan sonraki çatışmalarda O’nun olmazlar karşısındaki iradesini örnek alacağını söyledi.

“Gerçek komutan, komutan yetiştirendir”

Orhan yoldaş, eylem ve eğitim malzemelerimizi çok büyük oranda düşmandan karşılardı. Düşmanın kullandığı patlamayan el bombaları, havan, tank mermisi, roket ve mayın gibi askeri malzemeleri toplar, açıp yeniden kullanılacak duruma getirirdi.

Bunu yapmak çoğunlukla tehlikelidir, ancak Orhan yoldaşın derin askeri bilgisi ve yetenekleri tüm bunları boşa düşürürdü. Bazen hiç görmediği bir silah modelini, bir mayın devresini eline aldığında onu kavraması çok kısa sürerdi.

Orhan Yoldaşın yetiştirdiği birçok yoldaş hızlı bir şekilde uzmanlaşıyor ve komutanlaşıyordu. “Gerçek komutan, komutan yetiştirendir” sözünü dokunduğu her bir yoldaşta pratikleştiriyordu.

Düşmanla arasına çizdiği net çizgi dışında, kimseyle arasına fark koymuyordu. Ne bir yaş, ne konum, ne deneyim hiyerarşisi, hiçbir şey. Yaşını fiziksel görüntüsü dışında hiçbir şekilde göstermiyordu. Engin tarihi, politik, askeri bilgisini ise yaşamından, duruşundan öğrettiklerinden çıkarıyorduk. Belki bunu anlamak ya da buna inanmak çok zor O’nu tanımayanlar için ama bir an olsun durmadı, düşünmedi, arkasına bakmadı.

Her anını devrime partisine yoldaşlarına halka hizmetle geçirdi. Mehmet yoldaş (Ulaş Bayraktaroğlu) O’nu insanüstü bir varlık olarak değerlendirirdi. O’na bir lakap da takmıştı hatta: “Orhanus”. Sürekli birbirlerini ziyaret eder, öğrendikleri herşeyi birbirlerine aktarırlardı. Mehmet Yoldaş bazen ziyarete geldiğinde, elinde bir havanla, mayınla “Bak Orhan Yoldaş sana ne hediye getirdim” derdi. Onların ilişkileri biz savaşçıların yoldaşlık ilişkilerinin gelişmesinde de çok büyük rol oynadı.

Orhan Yoldaş, yaşayan parti tarihimiz, ruhumuzdur. Partimizin yaşına yakın bir nücadele tarihine sahip olan Orhan Yoldaş, her atılımımızın öncüsü konumundadır.

Partiyi, bir insana bir yanlış anlayışa, bir hizibe, bir darbeye bırakmamış, bunlar yüzünden tek bir an geri atmamıştır. O, Önder Kaypakkaya yoldaşın, şehitlerin partisine tutunarak dimdik ayakta durmayı başardı.

Yaşatılmaya çalışılan, partimize ve devrime olan güvensizliği yerle bir etti. Bir savaş partisi olarak bir TKP/ML’li bir TİKKO Komutanı nasıl olur onu gösterdi.

Partimiz TKP/ML, önderiyle, şehitleriyle, bir kahramanlar partisidir. Orhan Yoldaşla birlikte inancımızı umudumuzu yeniden tazeleyelim yoldaşlar, TKP/ML 45 yıldır dimdik ayakta.

Rojava’dan bir kadın Partizan” 

40311

Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan

 24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı.  Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü.  Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin  hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.

Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer

normal tarihsel koşuldur.”[1]

i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…

Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.

Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun

“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]

1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?

Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan

Teori  proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak  dile gelişidir.

Konuya girmeden önce, 

Kapitalizmin.., işverenin..  karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...

Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.

Her şeye deva.

Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma  işin içine sömürgeciliği...,  sosyo - ekonomik yapının sınıflar  yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.

Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım

Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.

On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?

AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta.  Ülkeyi  öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

Lenin ile Stalin arasinda ulusal sorun konusunda"çeliski var"miydi

 

Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’

Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü

Mültecilik ve düşünce üretimi

Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.

Zor Yıllarda "Aydın olmak"

“Ne kadar nahoş olsa da,olguları açıkça görmek,adlı adınca çağırmak, …doğruyu söylemek zorundayız.”[1]

“12 Eylül 1980 sonrası sosyalist mücadelede sosyalist aydınlar” konulu bir yazıyı kaleme almak “zor”; dahası, zor olduğu kadarıyla hüzünlü. 

Bizi bırakıp giden(lerden) biri bağlamında bana; Maksim Gorki’nin, “İnsan, ne onurlu sözcük”; Bertolt Brecht’in, “İnsan olmak büyük bir şeydir”; Anton Çehov’un, “İnsanlar inandıklarıdır,” sözlerini anımsatan Ata Soyer’e dair;[2] yazmak daha da “zor” bir iş...

Sayın Gizli Tanık ve Tanıklarıma: Lütfen Kendinizi deşifre Edin!

Yusuf KÖSE

Devrimci yaşama başlayıp biraz “sivirilince”, hakkımda da bir çok şeyler yazılıp çizilmeye başladı. Ancak, bunlar, genellikle burjuva devlet ya da bunların uzantıları aracılığıyla kamuoyuna sunuldu. Ve hala sunulmaya devam ediyor. Bir kısmı gerçekten karşı-devrimin direkt uzantıları, bir kısmı da bilmeyerek onlara hizmet eden “bir tas çorbacılar.”

Sayfalar