Salı Temmuz 25, 2017

“Uygun adımda birlikte yürümek…”

Devrimci örgüt sadece belirlenmiş, ortaya konmuş bir programla inşa edilemez. Bunun kadar önemli bir diğer konu da örgütün bir bütün olarak tek bir insan gibi, aynı amaç uğruna, uygun adımda ve disiplin içinde yürümesidir. Bu yaratılmadığında örgüt yapısı aksar. Ağırlığını tek bir ayak üzerine vererek yürümeye çalışır. Bu durum hem uygun adım yürüyüşü bozar hem hızı düşürür hem de örgütteki eşitlik ilkesine ciddi zarar verir.

Örgüt içinde “herkes işini yapmalı”dır. Herkes komitelerinde-faaliyet ve mücadele alanlarında işini doğru yapınca örgüt inşa edilmeye başlanır. Birileri işini yapıp diğerleri işini yapmazsa, birileri akıl ve yüreğini ortaya koyup canla başla çalışırsa ama bir başka yanı kılını bile kıpırdatmazsa ya da çalışıyor görünüp hiçbir şey yapmazsa, kendi görevlerine-anın görevlerine değil yanlış noktalara yönelirse devrimci örgüt asla inşa olamaz.

Üstlendiği komite görevini başarıyla yerine getirenle/sağlam bir komite bile inşa edemeyen, işini yapanla-yapmayan, görevini kutsallık derecesinde önemseyenle-önemsemeyen, randevuya-toplantıya gelenle/gelmeyen, örgütün almış olduğu devrimci kararları canla başla yerine getirenle/getirmeyen, ideolojik-politik çalışma yapanla-yapmayan arasına kalın ve keskin çizgiler çekmek çok önemlidir. Başarı ve başarısızlık ölçüleri ortaya konup çizgiler çekilmediğinde "unutulup", ihmal edildiğinde ya da yeterince önemsenip üzerine gidilmediğinde disiplin içinde aynı amaç uğruna TEK BİR İNSAN GİBİ UYGUN ADIMDA yürüyen bir örgüt yaratılamaz. Devrimci örgüt, bir bilim gibi ele alınarak büyük ciddiyet ve tutarlılık içinde birlikte yüründüğü zaman maddi bir güce dönüşür. Örgüt biliminde hiçbir konuda-sorunda-olay ve gelişmede belirsizliğe, muğlâklığa, netsizliğe yer bırakmayacak kadar açıklık-netlik kazanmak/kazandırmak gerekir.

Örgütün ideolojik-örgütsel-pratiksel doğruları nedir? Yanlış olan nelerdir? Başarı ve başarısızlık ölçüleri nelerdir? Yanlışlık ölçüleri nelerdir? Her konuda “kabul ve red”eri açıklık ve belirginlik kazanmalıdır. Çizgileri, ölçüleri “bireylere-çıkarlara-duruma-pozisyona” göre değil örgütün ideolojik temellerine, devrimci gelişim ilkelerine, pratikte elde ettiği sonuçlara göre değerlendirilmelidir. Ve örgütte kolektif, ortak bir bilinç mutlaka yaratılmalıdır. Ortak bir sorgulama yöntemi, ciddi denetim mekanizması çalıştırılmalıdır. “Randevuya-toplantıya gelmeyen-hesap vermekten inatla kaçan örgüt karşısına geçtiğinde ciddi bir örgütün hesap sorucu “korkusu”nu yaşamalıdır. Rahat olmamalıdır. Uykuları kaçmalıdır. Ciddi bir eleştiri sarsıntısı geçireceğini, alt-üst yaşayacağını bilmelidir. Kendisinden mutlak suretle hesap sorulacağını-sorgulanacağını-cezalandırılacağını bilmelidir. Yanlış yapana, suç işleyene örgütün devrimci ölçüleri ve çizgileri açık net bir şekilde ortaya konarak örgütün ciddiyeti hissettirilmelidir. Keskin ve açık bir dille hatalı pratik sahibi yoldaşlar mahkum edilmelidir. Devrimci anlayış-eleştiri ilkesi hata yapanı rahat bırakmamalıdır.

Özellikle yönetici bileşenlerde görev yapan, sorumluluk sahibi yoldaşlar örgütün hesap sorma ağırlığını, ideolojik sorgulama ciddiyetini bir savaşçıdan-militandan daha ağır bir şekilde ensesinde hissetmelidir. Eğer bir devrimci örgütte hata yapan bir şey olmamış gibi rahat-olağan bir şekilde hareket edip yaşamını devam ettiriyorsa hesap sorulup gerekli ceza verilmiyorsa o örgütte liberalizm-uzlaşmacılık kol gezer, çürüme-yozlaşma ciddi boyutlara varır. O örgütte uygun adımda yürüme kararlılığı ve savaşma iradesi kırılmış demektir.

İdeolojik sorgulama, hesap sorma” örgütün üstten alta doğru bütün komitelerin doğal işleyen bir gelişim ilkesi ve çalışma tarzı haline gelmelidir. Komitenin bir bütün bileşenleri yanlış ve hatalı pratikler ve kişiler karşısında ortak tutum sergilemelidir. Biri ciddiyetle sorgulayan diğeri duyarsız bir şekilde davranan olursa o örgütte yanlış cesaret alır. Örneğin eleştiri karşısında öz eleştiri metodu değil kişiselleşme, tepkiselleşme, esas konuları değil tali konuları gündemleştirme, açık arama, örgütü de tali konularla uğraştıran, yanlışlarının-suçlarının açığa çıkmaması için kaos ve krizi dahil göze alan, akıl almaz manevralar yapan bir tarz açığa çıkar. Eğer yanlış yapan kadro ise sorgulama ve cezalandırma ilkelerinde hiçbir esneme ve gevşeme olmamalıdır.

Özellikle sorumluluk düzeyinde görev yapan kadro ve üyelerin ağırlıklı bir bölümü mücadelenin savaşın içinde veya en yakın cephe gerisinde olmalıdır. Eğer yönetici kadroların önemli bir bölümü sürekli bir şekilde “uzakta” ve savaşa-halka yabancı yerlerde konumlandırılırsa davasına ve görevlerine bağlı bir avuç kadro ve savaşçıları savaş alanındaki faaliyetlerde görev yaparsa o örgütteki eşitlik ilkesi bozulmuş demektir. Adalet terazisi savaşmayanların lehine bozulmuş demektir. Bu durumda devrimin kadro ve militanlarının arasında ciddi moral bozukluğu yaşanır, devrimci coşku kaybolur. Örgütün uygun adımda tek bir insan gibi yürümesi engellenir. Devrimin görevleri bütünlüklü olarak yerine getirilemez ve devrimci örgüt inşa edilemez.

Her faaliyet her çalışma sonucunda özellikle yönetici kademelerde görev yapanlar başta olmak üzere “hesap verme-hesap sorma”, “rapor verme (buna mali rapor da dahi)-rapor isteme” ciddi ayrıntılı ideolojik sorgulama sistemi oturtulmalı denetim mekanizması önemsenerek ciddiyetle işletilmelidir. Tamamlanan bir görev ve faaliyet süreci sonucunda başta yönetici komite ve kadro kendisi örgütün ve yoldaşların bir bütününe özeleştirel temelli bir hesap vermelidir. Bu ilke devrimci yaşamın ve mücadelenin varoluş temeli haline getirilmelidir. 

Emek ve birikim isteyen, dikkat –yoğunlaşma gerektiren görevler yerine getirilirse gerçek anlamda güven duyulan örgüt yaratılır. Etrafında ne kadar canlı diri devrimci olan varsa toplanarak gerçek bir devrimci örgüt inşa edilir.

 

Bir Partizan

12076

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelismelere iliskin politik aciklamalarin yazilar.  

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Özgürlüğe muhtaç ve mahkumuz!

“Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.”[1]

“Bi tenê helmgiri, azadgiriye nişan nade/ Yalnızca nefes almak, özgür olduğunu göstermez,” diyen Johann Wolfgang von Goethe sonuna kadar haklıdır; hele içinden geçtiğimiz kesitte!

George Orwell’in, “İki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir,”[2] diye betimlediği özgürlük, geçtiğimiz zorlu kesitte, “Hiçbir zaman dayanaklı değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik her zaman özgürlük yoksunluğudur,” notunu düşen Theodor Wiesengrund Adorno hepimizi uyarır.

Bürolarımıza yönelik gasp girişimleri, muhabirlerimize yönelik pusular bizleri sözümüzü söylemekten alıkoyamayacak!

Son zamanlarda bürolarımıza ve çalışanlarımıza dönük saldırılara ilişkin çeşitli zamanlarda açıklamalar gerçekleştirmiştik. Şimdi bir kez daha bu konuya ilişkin bir açıklama kaleme almak durumundayız, ancak bundan önce biz kimiz, bize düşman olanlar kimlerdir sorularına cevap verelim istedik:

Özgür Gelecek kimdir?

‘’Babama ne yaptınız? Açıklayın’’Deniz Gülünay

25.ölümsüzlük yılında babam  yoldaşım Hasan Gülünay'ın anısı önünde saygı ile eğiliyor mücadelesini sahipleniyor ve selamlıyorum. 

Düşününki sevdiğiniz insan aniden ortadan kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor. Üstelik size uydurma bir kaç cümle ile kaybedilen kişiden umudunuzu kesmenizi peşinden gitmemenizi tavsiye ediyor. Hatta öğreniyorsunuz ki devlette arıyormuş kaybedilen yakınınızı. Arama artık onu diyorlar size. Peki, o kayıp diye unutmaya mı çalışırsınız. Bir güven sorunu ve yitirilmiş adalet duygusuyla nasıl bahsedeceksiniz. 

Rojava’dan TKP/ML-TİKKO kadın savaşçısı: “Eller cepte devrim mücadelesi verilemez!”

Öncelikle tüm yoldaşlara selam ve saygılarımı iletiyorum. Örgütümüz içerisinde/dışarısında yaşanan tartışmaların hem içerisinde hem de “dışında” bir savaşçı olarak ben de birkaç söz söylemek istiyorum. Gönül isterdi ki tüm bu tartışmaların örgütün sistemi içerisinde tartışılsın, mücadele edilsin, çözüme kavuşturulsun. Ancak  bu haliyle bile olsa bu bizim gerçekliğimizdir, ne kadar zor ve can sıkıcı bile olsa bu süreç yine devrimcilerin ve halkın çıkarına sonuçlanacağına, inancım sonsuz. İzninizle Mao yoldaştan bazı alıntılarla devam etmek istiyorum.

Devrimin objektif ve subjektif koşulları üzerine kısa bir değini

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu uluslararası müzmin kriz varlığını devam ettiriyor. İstikrarlı sürece bir türlü giremeyen bu ülkelerin finans kapitali, krizin faturasını kendi ülke proletaryasına ve bağımlı ülke halklarına çıkarıyor.

Türk Turizmi'ni Protesto Et ! Soykırım'lara Destek Olma ! Türkiye'ye Gitme !

Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]

“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]

 

Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.

Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:

Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”

Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]

Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları

Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Her an...

Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.

Sayfalar