Çarşamba Şubat 26, 2025

Batının Sessizliği ve Devrimci Direniş Cephesi /Umut Munzur

Kürt Özgürlük Hareketini, oyalama ve aldatmaya dayalı sürdürülen tasfiyeci saldırı duvara toslamıştır. Başta Kürt gençliği olmak üzere bir bütün Kürt halkı AKP/Saray kliğinin saldırılarını hendek ve barikatlarla durdurmayı, ilan ettiği öz yönetimleri hayata geçirme pratiğini, büyük bedeller ödeyerek sürdürmektedir.  Devrimci direniş çizgisi, Kürt kasabalarını ve ilçelerini aylardır savunmaktadır.  Onbinlerce özel harekât, polis ve askerin tanklarla ve ağır silahlarla kuşatmaya aldığı Kürt kentleri muazzam bir direniş sergilemektedir.

Kürt Özgürlük Hareketini ve önderliğindeki milyonları aldatacağını düşünen AKP/Saray kliği fena halde yanılmıştır. Kürt ulusu tarihsel olarak kendi devletlerini kurmaya hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştır. Ülkemiz ve bölgemizdeki gelişmeler Kürtler için ciddi avantajlar sağlamaktadır. Emperyalistler arasındaki çelişmeler ve buna bağlı olarak uşak devletler arasındaki sürtüşme, saflaşma ve rol kapma uğraşlarının tamamı Kürt Özgürlük Hareketine önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu aşamaya kadar bu fırsatlar ezilen ulusun kazanımları adına geliştirilen taktik politikalarla başarıyla değerlendirilmiştir. Bu başarı Kuzey Kürdistan’nın çeşitli ilçelerinde hendek ve barikatlarla örülen özyönetim direnişi, Rojava’da TC’nin kırmızı çizgilerini aşarak yeşile sarıya kırmızıya boyanan bölgelerin varlığıyla açıklanabilir. Her biri  Emperyalistler arası çelişmelerden yararlanarak ulusal demokratik devrimi ve direnişi yaygınlaştırmanın başarılı sonuçlarıdır.

Bugün en çok dile getirilen ve “sıradanlaşan” bir tepkiye dönüşen batıdaki sessizliktir. Batıda yaşayan Kürtler ve ilerici devrimci-demokrat güçler “batı çok sessiz” demekten öteye geçememektedir. “Batı çok sessiz” diyenlerin başında batıda yaşayanların ve batıda işçi-emekçilerin öncüsü olduğunu iddia edenlerin olması oldukça trajik bir vakadır. 

Kürt Özgürlük Hareketi’ne akıl veren, “eleştiren”, milletvekili pazarlıklarına girişenler neden misyonunu oynamamaktadır? Bu sessizliğin nedeni tek başına onların örgütsel olarak zayıflığıyla açıklanabilir mi? Ya da çok şey mi beklenmektedir?

Kürt Özgürlük Hareketinin çeşitli alanlarda ittifak ve dayanışma içerisinde olduğu Türkiye Solu’nun istinasız tüm kesimleri sessizliğin sorumlusudur. Kürt Özgürlük Hareketi, takatsiz kalmış Türkiye Solu’nun bir şeyler yapmasını beklemeden kendi öz gücüyle, bu hareketleri de kapsayacak biçimde sürece önderlik etmesi gerekmektedir. Bu anlamıyla batıdaki devrimci-demokratik dinamikleri harekete geçirecek olan Devrimci Direniş Cephesi’nin oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü kamuoyuyla paylaşılmıştır. Pratik bir kez daha göstermiştir ki; Kürt Özgürlük Hareketi batıda bu işe önderlik etme işini yapabilecek tek harekettir. Bu anlamıyla devrimci-demokratik güçleri kapsayacak şekilde bir direniş mevzisinin oluşturulması Kürt Özgürlük Hareketi’nin omuzlarındadır. Eğer Türkiye Solu’ndan birşeyler yapma beklentisi sürdürülürse büyük bir yanılgı yaşanır. Türkiye Solu’nun reformist ve devrimci tüm kesimleri “hesap soran” örgüt bildirileri ve 3-5 mahallenin birkaç caddesi ile sınırlı korsan gösterilerin ilerisinde bir “direniş” gösteremez. Bunu aşacak ne “güçleri” ne de buna önderlik edebilecek kadroları vardır. Kendi potansiyelinin çok çok gerisinde vasat düzeyde pratik sergilenmektedir.  İttifak halinde olunan Türkiye Solu, (EMEP, ESP, DHF, Partizan, SDP…), Kemalist damarın ve sosyal-şoven yaklaşımların devrimci hareketteki en belirgin örgütü Halk Cephesi’nin bile gerisinde kalan bir pratik sergilemektedir.  7 den 70’e direnen Kürt halkının yanındayız demek yetmemektedir. Kesintisiz eylem ve direniş örgütlenmeden devrimci görevler yerine getirilemez. Habercilik yapmanın ötesine geçmeyen sahiplenmenin aşılması, başta İstanbul olmak üzere batı şehirlerinde devrimci direniş çizgisinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.  Türkiye Solu tüm kesimleri ve alanlarıyla Kürdistan’da gelişen mücadelenin batıdaki sesi olması gerekirken asgari ücret, kentsel dönüşüm, yozlaşma konser gibi gündem ve etkinliklerle zaman geçirmektedir. Bu gündemler önemsiz değildir fakat tanklarla, onbinlerce özel kuvvetle Kürt halkı kuşatılmışken “an itibariyle önemsiz” bu gündemlere zaman harcamak bu hareketler açısından “üzüntü” vericidir. Çocuklar, kadınlar, gençler sokak ortasında katledilirken, evleri barkları tank, top, havan atışlarıyla vurulurken ve tüm bu saldırılara karşı muazzam deneyimlerle dolu bir direniş sergilenirken, batıda asgari ücret gündeminde olduğu gibi “üçün beşin peşine düşmenin” nasıl bir açıklaması olabilir.

 Esas ve ana gündem Kürdistan’da süren saldırılar ve direniş olmalıdır. Zaten yetersiz olan güçlerin farklı gündemlerle zaman tüketmesinin “an itibariyle” faydadan çok zararı vardır. Türkiye Devrimci Hareketi tüm alanları ve güçleriyle Kürdistan’a kilitlenmelidir. Saldırganlık dizginlerinden boşalmışçasına batı şehirlerini vurduğunda buna hazırlıksız olan devrimci güçlerin dağılması ve yetersiz kalması kaçınılmazdır. HDP binaları, Kürtlere ait işyerleri ve evlerine yönelik devlet merkezli sivil faşist güruhun saldırıları henüz yeni olmuştur. Prova havasında ve “kontrol”lü yapılan bu saldırıların daha kapsamlısının yapılması ciddi bir olasılık olarak durmaktadır. Saldırıların kapsamı genişletilerek devrimci güçlerin faaliyetlerini sürdürdüğü belli başlı mahalleleri hedefleyecektir. Kürtlerin ve Alevilerin ortak yaşadığı bu mahallerde olası saldırılara karşı devrimci bir hazırlığın yapılarak öz savunmanın oluşturulması gerekmektedir. 

 Kürt Özgülük Hareketi ülkemizdeki demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en aktif gücü olarak sürece önderlik edecek olan Devrimci Direniş Cephesi’nin oluşturulmasına yönelik çalışmaları oldukça anlamlı ve önemlidir. Batıda yaşayan devrimci-demokrat kişilerin, grupların, örgütlerin, Kürtlerin ve Alevilerin,  Devrimci Direniş Cephesi etrafında kenetlenmesi gerekmektedir.   

          Umut Munzur 

46604

Onlar düşlerinin büyüklüğü kadar özgürdür ![1]

“Ji bo bi çav li hev

nihêrtina bi mirovekî re,

divê ku ew meriv be.”[2]

 

Çoğunu tanıyorum; kucaklaştık; aynı ekmeği paylaşıp birlikte umutlandık…

İnebolu (Kastamonu) M Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Murat Kur, Hıdır Yıldız ve Deniz Kırbağ’ı…

Sincan (Ankara) F Tipi Kadın Hapishanesi’nden Evrim Konak’ı…

Elbistan (Maraş) E Tipi Hapishanesi’nden Tuğçe Özgül’ü…

Malatya E Tipi Hapishanesi’nden Ali Mükan’ı…

Kürkçüler (Adana) F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Emrah Kalkan, İsa Uğur Erdoğan ve Özer İnal’ı…

Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-1


DHF ve MKP cevresinden arkadaslar "cok partili sosyalizmi' tartisiyorlarmis...

Yeni Hınzır Paşalara Geçit Yok!

Bir kez daha asimilasyon ve Hınzır paşalar konusunda hem Alevi toplumuna, hem de Alevi örgüt yöneticilerine seslenmeyi, Aleviliğe yönelik asimilasyon operasyonunun bizzat devlet eliyle güçlü bir şekilde devam ettirilmesinden ötürü bir gereklilik olarak hissediyorum.   

Soru(n)dan Çözüme Kadın(lar)

“Selam olsun bizden önce geçene / Selam olsun dosta, hasa, çile çekene / Selam olsun dayanana, düşene / Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına.”[1]

“Kadınlığın tarihi, dünyanın gördüğü en büyük zorbalığın tarihidir,”[2] der Oscar Wilde. Haklı.

Üniversiteyi Öldürmenin Sekiz Yolu (Ya da Üniversite Piyasaya Nasıl Entegre Olur?)[1]

 “Bilimin sürdürülmesi, / bana özel bir yürekliliği / gerektirir gibi gözüküyor.”[2]

 Sevgili dostlar, sıcak bir Haziran’ın ardından, meydanların ardından yeniden burada, birlikteyiz.

Buraya gelirken arkadaşlar bana Melih Gökçek’in “teröristler kamplara çekildiler, sonbaharda daha büyük bir ayaklanma çıkartacaklar,” mealinde bir şeyler söylediğini aktardılar.

İlk defa Melih Gökçek’le aynı fikirdeyim.

Evet, Haziran 2013 sıcak geçti. Ama emin olun önümüzdeki güz ayları daha da sıcak geçecek.

Neo-Liberal AKP, Kautsky'nin 'Ultra Emperyalizmi' , 'Bariscil Kapitalizm' Ve Bir Ruyanin Sonu

Esas savas ,maddi-maddelesmis enerji evreninin zihnimize yansimasinda yuruyor...Dusunce -felsefe enerjisi biri ikiye boluyor...Tek bir soru tum bir evreni boluyor...
Dusmani yakindan izleyin. Onun akli bizden daha geliskin; yuzyillara dayanan sinifli toplumlar yonetme tecrubesine sahip. Akimlari yok edemeyecegini biliyor. Enerji evreninin sabit bir yuk uzerinde hareket eden bir enerji alanlari catismasi oldugunu biliyor...

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda/ Hasan Aksu

Kadın sorunu yalnızca sınıf sorunu olarak ele alınamaz, görülemez. Kadın sorununda asıl çelişki cinsiyet sorunu olarak görülmelidir.

Kadın ve özgürlük

“Tarihsel değişimi belirleyen kadınların özgürleşme oranıdır. İnsanlığın zorbalığa karşı kazandığı zaferin bulunduğu nokta, kadının erkekle, zayıfın güçlü olanla karşılaştırıldığında ortaya çıkan durumdur. Kadının özgürlük derecesi toplumsal özgürlüğün doğal ölçüsüdür.“ Marx-Engels

İnsanlık, özgürlüğünü kadınların köleleştirilmesiyle yitirdi ve kazanmak istiyorsa yitirdiğini yeniden, onu, ancak ve ancak yitirdiği yerde kazanabilir. 

Maocular ve Bir Maoizm Karikatürü Perinçekgiller

  

TV’ye çıkartmışlar benim gibi kel kafalı bir gazeteci, sözde araştırma yapmış ülkedeki Maocular üzerine ve 'Maocular' diye bir kitap yazmış.

Bak simdi cehaletin papyon giymiş haline, entelektüellik adına aydınlığın ırızına geçirilmiş haline!

Güya aydınsın, öyle mi?!

Maocular diye kitap yazmadan önce hiç Maoculuğu araştırdın mı?...TV izleyiciliği dışında Maoizm nedir en ufak bilgin var mı?

Yok, belli!...Neden mi?...Maocular sorusuna cevabı Perincek ve onun artıklarında aradığına göre, Mao hakkında tam bir cehalet içinde olduğun belli!

'Radikal Demokrasi' Post-Modernizme yaslanmis Neo-Liberalizmdir


'Radikal Demokrasi' Post-Modernizme yaslanmis Neo-Liberalizmdir

Toplumun, uretimin ve siyasal yasamin kurallarini Isci-Koylu yiginlarinin degil; tam tersine uretim araclarinin ozel mulkiyetini elinde bulunduran sermayenin ve onun siyasal iktidarinin koydugu Kapitalizm catisi altinda 'bireysel ozgurluk' ya ahmaklar icin bir aspirin ya da burjuvazinin dostu ahlaksiz bir sahtekarliktan baska bir sey degildir.

Tarihin inatçi aynasi

Kürt medyası ile düzen yanlısı medyanın bir utanç duvarına dönüşen bezdirici ambargosu karşısında bir süre yazmamaya karar vermiştim. Ancak İran Molla rejimi, Şerko Maarifi' nin de içinde olduğu onlarca insanı idam edince, birkaç yıl önce yazdığım bir makaleyi ve bir mektubu aşağıda halkın bilgisine sunmayı zorunlu gördüm. 
İşte 2009 ve 2011 yılında yazdığım o ibretlik makale ve mektup:
HÜSEYİN XİZRİ DE İDAM EDİLDİ
KÜRT VE TÜRK SİYASETÇİLERE KINAMA
UTANIN!

Sayfalar