Pazar Haziran 2, 2024

Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*

 

Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.

Yerli ve özellikle de yabancı iktidar çevrelerinin, basının topyekün baskı ve şantajlarına rağmen Venizelos (PASOK başkanı), Kuvelis (Demokratik Sol Parti başkanı), Karacaferis (sağ parti LAOS başkanı) ve Papandreu rezil olmaktan kurtulamadılar. Yeni Demokrasi ve başkanı Samaras ise, SYRİZA karşısında kutup olmayı başarmış olsa dahi halkın tepkisi karşısında siyaseten yara almaktan ve krize girmekten kendini kurtaramadı.

SRYİZA, halkın “bütün bunlar gitsin” (sistem partileri çn.) talebinin ve öfkesinin bir ifadesi oldu. Bu gerçeği gerek SRYİZA gerekse çelişki ve çıkmazlarını yönetmeye çalışan sistem farkındadır. Kapitalizmi tek yol kabul eden reformist solun küçük burjuva partisi SYRİZA'nın kalıba dökülmesi hiçte zor değildir. Tartışmasız olarak yıllardır kendini kanıtlayan AB'nin kapitalistlerin ve emperyalistlerin merkezi oluşuna karşı SYRİZA, “YKP Yurtiçi” iken dahi o zaman Avrupa Ortak Pazarışimdi de AB'nin halkların birliği olmasını savunuyordu. SYRİZA'nın yerli sermayenin, AB'nin ve NATO'nun taleplerine bu kadar hızlı uyum sağlayacağını kendileri dahi beklemiyorlardı. Aleksis Çipras'ın seçimin ertesinde yaptığı ilk açıklamada olduğu gibi, Almanların kabul edilemez taleplerine karşı durmak ve boyun eğmemek adına Merkel ve Dragi çelişkisi üzerinden Holand'a dümen kırıyorlar. Ancak öfkelerini dile getirmek ve daha iyi yaşamak için SYRİZA'ya oy verenler, uzun yıllardır AB sermayesi tarafından kendilerine dayatılanlarla yıkıcı bir çatışma içerisindedir. SRYİZA ilk göz alıcı adımlarına karşın, içinde bulunduğu koşullar ve olgular içerisinde, bağımlı ve sömürü sisteminin içinde bulunduğu çıkmaz ve çelişkiler üzerinden saldırılarını yönetebilmek için daha şimdiden "müzakere yemeklerine" başlamıştır.

SRYİZA, sistemin genelleşmiş ve derinleşmiş krizine ve kendisinin bilinen köklerine karşın, sistemin temel partisi olabilir. Önceki sürecin unsuru olan güçlere sırt çevrilmesinin olumlu yanına karşın halkın öfkesinin ifadesi olan ezici seçim zaferi, maalesef halk güçlerinin zaferi olmamıştır.

Seçim sonuçlarının alacağı biçim

Gelişmelerin alacağı yeni biçimin ve seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan yeni karmaşık durumun anlaşılması için bunu yaratan nedenlere bakmak gerekir.Çelişki ve çıkmazlarla boğuşan geleneksel politik sistemin yıkılışının başından, 2010-12 yıllarından başlarsak eğer; bu yıllarda emperyalist memorandum önlemleriyle başlayan topyekün ve ağır saldırı halkın bilinen direnişlerini yarattığını görürüz. Sol bırakın bu direnişlerin güçlendirilmesini, tam tersine seçimlere endeksi yaklaşım sergilemiş ve ardından ise bunları açıkça küçümsemiştir. Burada daha önceden defalarca değindiğimiz için tekrara girmeyeceğiz. 2012 yılında ardarda yapılan Mayıs ve Haziran seçimleri politik temsilcilerin yıkımını ortaya koymuştu. Sistem, emperyalistlerin yoğun baskısı altında Samaras-Venizelos ile yol almaya karar verdi. Uygulanan politikalar sonucu ağır yaralar alan orta sınıflara, yanılsama ve küçük burjuva aceleciliği ile kolayca eski günlere dönülebileceğini ifade eden ve meydanlara fırlayan SYRİZA'ya sistem hala güven duymuyordu.

2012-2014 yıllarında işçi hareketinin zayıflığı ve komünistlerin halk direnişlerini oluşturmada ki zaafiyetleri harekette durgunluğa neden oldu. Seçim aldatmacaları, halkın sürekli olarak mücadelesine olan inancının zayıflamasına neden oluyor, buna karşı Samaras-Venizelos hükümeti uygulamaya devam ettikleri politikalarla, halkın kazanım ve haklarını tırpanlamaya ve bununla beraber öfkesinin birikmesine neden olmasına karşın, kitlenin mücadelede birleşmesi sağlanamadı. Harekette ki durgunluk SYRİZA'ya uygun zemin sunduğu gibi, sistemin sola yönelik ideolojik savaşı, halkın ve gençliğin yaşamları ve hakları için mücadele perspektifine yönelik saldırılar içinde en uygun zemini hazırlıyordu. Grevlerin yasaklanması, üniversitelerde ki baskıcı uygulamalar, faşist uygulamalarda ki artış kendini fazlasıyla gösteriyordu.

YKP ve ANDARSİA (Anti Kapitalist Sol Kooalisyon) dışında SRYİZAile yaratılan seçim beklentisi ve seçimler üzerinden var olma anlayışı, yoksulluk ve işsizlik içinde boğulan halkın biriken öfkesini mücadeleye kanalize edecek bir destek bulamamıştır.

Kitlesel ve militan Romanos (açlık grevi yapan anarşist tutsak çn.) ile dayanışma eylemlerinin başarıya ulaşması, sistemin düşmanı olan halktan ve özellikle de gençlikten korkusunun bitmediğinin göstermiştir. Bu durum, sadece halkın silahlarının elinden alınmasıyla değil aynı zamanda emperyalizm ve sermayenin saldırıları karşısında cüretkar bir solun olmayışına da bağlıdır.

Seçim öncesi süreç

Özet olarak ifade ettiğimiz gibi bir tarafta solda yaşanan sağ sapma, diğer tarafta ise SRYİZA'nın sistemin güvenebileceği güce sahip olmasıyla bilinen gelişmeler sonucunda, çok kısa süresi olan ve kış ortasında, 25 Ocak erken seçimlerine gidildi. Tabii, sistemin politik sorunlarının çözülmesi ve de solun tek mücadele alanı olması bakımından seçimler çok daha öncesinden başlamıştı. Aralık ayında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin erkene alınması ve üç turda da seçilmemesi ile sistem; seçim ve sol hükümet aldatmacalarını beslemiş ve halkın tehditlerle korkutulması sağlanmıştır.

Halktan uzak bir biçimde ve yılbaşı kutlamaları sürecinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üç hafta sürmesiyle bir nevi seçimlerin startı verilmiş; yoğun bir antikomünist halk karşıtı propaganda ile baskının yoğunlaştırılması karşısında sol aday listelerini hazırlamaktan başka bir şey yapılmamıştır. Her ne kadar bu defa konan hedeflerde farklılaşma olsa da; Junker, Merkel, Soible vb. emperyalistlerin temsilcileri topyekün olarak 2012 Mayıs-Haziran aylarında yaşanan sahnenin benzerini hayata geçirmeye çalıştılar. Samaras'ın faşist yüzü Meriç'te inşaa edilen (göçmenlere karşı) sette ifade ettikleri ve faşist Georgiadi ve Voridi (Yeni Demokrasi milletvekilleri) üzerinden faşist anlayışlarla resmedilmekteydi. Uşak medya papağanlar gibi, her gün "Financial Times" "Blomberg", "Bild" ve "Spiegel" yayınlarında, batı emperyalizminin hangi kadrosu yararlı ne söylemişti, diye sürekli arayış içine giriyorlardı.

SRYİZA Cumhurbaşkanının seçilmemesi durumunda uyumlu davranması için yerli ve yabancı basın merkezleri tarafından her gün bombardımana tutuluyordu. Emperyalist merkezler tarafından yapılan müdahaleler ve estirilen terör, Yeni Demokrasi ve medyanın anti-komünist saldırılarıyla yoğunlaşırken ve bunlar halkı öfkelendirmesine rağmen, sol gene tavırsız kaldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarısız olunmasıyla beraber emperyalistler aksaklıklara müdahale çabalarını yoğunlaştırmalarına karşın bir yandan da SYRİZA'ya karşı yumuşamaya da başladılar. Sonunda ise Almanya ve Merkel'in tutumu dışında -ki biraz olsun yumuşama göstermiştir- yaklaşımlar değişmeye başlamış, Çipras'a methiyeler düzülmeye, değişimin ihtiyaç olduğundan, borçta kesintiye gidilmesi vb.'lerinden bahsedilmeye başlanmıştır.

Bütün bunlar, Dragi'nin açıklamalarından sonra, Çipras'ın kendisinin de ifade ettiği gibi "müzakerelerin" nerede ve hangi koşullarda başladığını açık etmektedir. Çünkü, evet tekrarlıyoruz; borç meselesinde müzakere yapılacak çünkü yaşamsal değil. Bu pragmatist Çipras'a söylendiği için veya sistemin adamı olan ekonomi bakanı Varufakis'in kendisine açıklandığı için olacak!

Dragi'nin önlem paketleri Avrupa'da ortaya çıkan rüzgarı haklı çıkarmadığı ve kemer sıkma politikalarının durdurulmasını kapsamadığı gibi Yunanistan'ı hiç kapsamamaktadır. Yerli sistemin eski veya yeni politik aktörleri sınırlı güç olanakları içinde müzakere etmekte ve konumlarını sağlamlaştıramadan adını memorandum koyamadıkları yeni anlaşmaların altına imza atmak zorunda kalmaktadırlar.

Devam eden halk öfkesi ve kazanılan siyasal deneyim

Gerek seçim öncesi gerekse seçim sonrası süreçte gelişen halk faktörünü sona bıraktık. Kastımız, halkın gerçeklik üzerinden yükselen öfkesi ve kazandığı politik deneyimdir. Daha önce ifade ettiğimiz nedenlerden dolayı halkımız sistemin güçlerine karşı sürekli ve sonuç alıcı mücadele yürütememiştir. Ki 2010-2012 yıllarında da mücadele etmeye devam etmiştir. Güç dengelerinde ki olumsuzluklara ve solun da yardımlarına rağmen sınıf mücadelesi bir an olsun durmadı. Bunun tersi ise sistemin ağır ve sürekli saldırılarının halkın yaşamında ki etkisi daha da dramatik hal alıyordu. Birinci şoktan sonra halkın artık korkmamaya başladığını söyleyebiliriz. Gerçekte kendisini bekleyen tehlikelerden korkan halkımız ne Georgiadi'den(sağcı YD milletvekili) ne de Vultepsi'den (Samaras hükümeti sözcüsü) korktu. Ne de topyekün uygulanan barbarlık artık halkımızın önemli bir bölümünü korkutabiliyor. Bu durum seçim sonuçlarıyla kendini gösterdi ve daha birçok kez farklı biçimlerde ortaya koymaya devam edecek. Psikolojik açıdan baktığımızda, halkın yaşadığı çaresizlik içinde acil çözümlere hemen sarılacağını söyleyebiliriz.

SYRİZA'yı seçen önemli bir kesim, SYRİZA dışında kalan solu seçen ve boykot eden halkımız, uzun süre SYRİZA çözümüne bağımlı kalmayacaktır. Bahsini ettiğimiz ve etmeye de devam edeceğimiz hareketin zafiyetlerine karşın, mevcut koşullarda da hareket kendini ifade etmeyi sürdürecektir. Bu zafiyetler, -kimilerimiz zorlu bir mücadele yürütsek de  sandıkta aşılacak düzeyde değildir. Sistemin doğası gereği halkın direnişleri ve taleplerinin yeniden ortaya çıkması çok da gecikmeyecektir. Çalışanların dünyası

sokaklara çıkmasın diye kendisine sunulan kırıntı ve hayallerle yetinmeyecektir. Kendi yaşamını ve geleceğini sürekli tehdit eden, farklı kılıflarla sunulan çözümlere, bağımlı ve sömürü sistemine karşı iş, barış ve demokrasi için mücadele etmeye devam edecektir. Sokaklarda halkla ve gençlikle olan randevularımız için hazırlanalım ve ileriye adım adımlar atmak için zorunlu çözümleri harekete sunalım. 

* Makale 31-1-2015 tarihli YKP (ML) Merkezi Yayın Organı olan Proletarya Bayrağı'nda yayınlanmıştır.

 

64179

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

19:59 Hızır

Sayfalar

Misafir yazarlar

Vicdan ve ahlak mı dediniz? (Ertan İldan)

Aslında Türkiye'de 50 gün sonra yapılacak seçimler hakkında daha fazla konuşmak niyetinde değildim. Tüm sermayesini bu muharabe'nin sonuçlarına yatırmış ve temelde iki kutupa ayrılmış bir toplumsal psikolojide aykırı bir görüşün yankı bulmayacağını bilirim. Daha da önemlisi muhtemel bir yenilgide akli melekelerini yitirmiş ve umutlarını tüketmiş bir kesimin hışmına uğramak tehlikesi de yok değil. Oysa benim "gemileri yakmak" gibi bir mecburiyetim yok. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen toplum kesimleri ile ilişkilerimi ve görüş alışverişimi sürdürmek isterim.

Kaypakkaya ve Kemalist Cumhuriyet

Bu yıl İbrahim Kaypakkaya’nın faşist Türk devleti tarafından katledilişinin 50. yıldönümüdür.

Ve faşist TC’nin de kuruluşunun yüzüncü yılıdır. Kaypakkaya yoldaşın siyasal yaşamı bu tekçi, inkarcı, katliamcı tarihle hesaplaşmakla geçmiştir. Hiç kuşkusuz onun analizleri yalnız geçmişi değil geleceği de içeriyor. Dolayısıyla cumhuriyetin yüz yıllık tarihini sorgularken onun görüşleri bize yol göstermeye devam ediyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin boykot tavrı neden doğru değildir

Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan tarihi momentin realitesi; “Burjuva faşist düzen partileri ve ittifaklarının adaylarını boykot et, devrimci demokrat adayları destekle!” (MKP-SB. Bk. Halkın Günlüğü gazetesi) şiarında dile getirilen bu yaklaşımla örtüşür değildir. Neden değildir? Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan süreç, ‘normal-olağan’ rutin bir süreç olmayıp; yönetimsel olarak sistemde niteliksel değişimin yaşanacağı bir süreçtir.

Delirmeye Az Kaldı Doktorum Nerede

Mahlukatlar içerisinde, kendisi gibisini, yaratabilecek tek canlı insanlardır. (Albert Ergün Einstein)

Ah.... çocuklar... ahh....

Memleketteki partilerin zayıflıklarını öne sürerek her türlü burjuva partileriyle bir araya gelenler....

İş dünya proletaryalarının burjuva renkleriyle bir araya gelmeye gelince....

Dünya proletarya partilerin zayıflıklarını öne sürerek bir araya gelmeyi ret etmekteler.

Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.

Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.

Ve tc’nin okul sıralarında olsa dahil...

Ermeni Devrimcilerin İttifak Deneyiminden Hareketle “YÜRÜ BE KEMAL…”

6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce can kaybının ardından 14 Mayıs 2023 tarihinde “Başkanlık” ve “Milletvekilliği Genel Seçimleri”nin “yenilenme”si kararı alındı. Depremler ve ardından yaşanan sellere rağmen ülke seçim sath-ı mahalline girmiş bulunuyor. Seçim, iktidardaki AKP-MHP partilerinin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” ve ona eklemlenen partiler ile CHP-İYİ Parti’nin başını çektiği “Millet İttifakı”nın oluşturduğu iki ana siyasi kampın iktidar mücadelesi biçiminde gelişiyor.

ATAERKİL SİSTEME KARŞI MÜCADELE SORUNU, EZEN-EZİLEN CİNS ÇELİŞMESİNİN ÇÖZÜMÜ SORUNUDUR

Sorunların doğru çözümü, öncelikle onların özünün tam olarak ne olduğu veya neye tekabül ettiğinin eksiksiz olarak ortaya konulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yani sorun aslında tıpkı şuna benziyor: Doğru ve isabetli tedavi ancak ki doğru teşhis ile mümkün olabilir.

“Kadın sorunu” olarak tanımlanan sorun da böyledir. Sorunun özü bir kez gözden kaçırıldımıydı, sorunun kendisi de çözümü adına ileri sürülenler de isabetli ve doğru olarak ortaya konma şansını yitirir esasen.

Azaduhi (Nubar Ozanyan)

Herkesin anlatılacak bir hikayesi, yazılacak bir yaşamı vardır. Liceli Azaduhi’nin hikayesi, soykırım yaşamış bir Ermeni kadının Lice’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Hollanda’ya uzanan sürgün hikayesidir. Doğduğu yerde yaşayamadığı gibi ölemeyenlerin hikayesidir. Onun hikayesi kolay taşınamaz acıların, tanımlanması zor hüzünlerin hikayesidir. İyilik yapmaktan başka bir şey bilmeyen, ekmeğini paylaşmaktan başka bir şey düşünmeyen, direngen Liceli bir Ermeni kadının hikayesidir.

Katledilişinin 50. Yılı Vesilesiyle KAYPAKKAYA ve TKP-ML

Faşist T.C. Devleti tarafından, bundan 50 yıl önce bir komünist önder, aylarca süren işkenceli sorgular ardından hunharca katledildi. Buradan bir kez daha bu cinayeti kınıyor ve Türkiye-

K. Kürdistan devrimci hareketinin ender yetiştirdiği bu komünist önderi saygıyla anıyor ve ideallerine bağlı kalacağımızın sözünü yineliyorum.

Onun katli, “işkence sonucu ölüme sebebiyet verme” şeklinde olmayıp; bizzat devletin ilgili ve yetkili kurum ve kişilerince, “devletin ulvi çıkarları adına” karar altına alınan bilinçli ve iradi bir cinayettir.

Partizan’ımızı Özlüyor, Mücadelesini Örnek Alıyoruz | Hüseyin Şenol

Partizan’ımızın hayatını kaybetmesinin üzerinden tam iki yıl geçti… Dursun Çaktı’nın bize bıraktığı miras gibi; demokratik kitle örgütlenmesi anlayışının tüm alanlarda yerleşmesi olmazsa olmazımız olmalıdır…

İki yıl önce 25 Şubat’ta, daha 65 yaşında kaybettiğimiz Dursun Çaktı’yı, Partizan’ımızı özlemle anmaya devam ediyoruz ve sürekli anacağız.

Ölümün susturduğu yaşamlar (Nubar Ozanyan)

Yoksulluk, zulüm yetmiyormuş gibi depremin ve kışın beyaz zulmü de halkımızı ölüm karşısında çaresiz ve yalnız bıraktı. Devlet, yüz binlerce insanı canlı canlı toprağa gömdü. Kapitalizmin sermayesi yine halkın canı ve kanıyla yıkandı.

Depreme dayanıksız konutlar halkın mezar taşı oldu. Yoksulluk, kış, çaresizlik, ölüm ezilenleri üşütmeye devam ediyor. Kapitalist sistem, kendisiyle birlikte insanlığı hızla belirsiz bir yıkım ve sona doğru götürüyor. Her şeyi metalaştıran kapitalizm, yaşam gibi ölümü de metalaştırarak insanlığı çaresizliğe ve yıkıma doğru sürüklüyor.

Halk Düşmanı Faşist İktidar Yargılanmalıdır!

Deprem yerkürenin  doğal bir harektliliğinin sonucudur, insanlar için bir felaket haline gelmesi ise, toplumsal sistemin sınıfsal karakteriyle doğrudan ilgilidir. Bilim ve buna bağlı olarak teknolojinin gelişmediği zamanlarda insanların doğal felaketlerden daha büyük zarar görmesi doğaldı. İnsanlık doğanın hareketini öğrendikçe onunla uyumlu yaşamasınıda öğrendi.

Sayfalar