Salı Mart 28, 2017

HDP’nin ruhu!

kaypakkaya-partizan
Haziran ruhu vurgusuyla, Abdullah Öcalan’ın “İsyan çağı kapanmıştır, müzakere çağındayız” sözlerini alkışlamaları başlı başına çelişkidir. 2011 genel seçimleri öncesinde HDK ile başlayan süreç, geçtiğimiz hafta ardı ardına gerçekleşen kongrelerle partiye evrildi. Gerek HDK 3. Kongresi’ne gerekse HDP Kuruluş Kongresi’ne damgasını vuran, Gezi Direnişi oldu.

 

“Bu daha başlangıç mücadeleye devam!” sloganıyla gidilen kongrelerin esasını, “farklılıkların bir aradalığı” ve demokratik talepler oluşturdu. HDP’nin kuruluş felsefesine yön veren esas dinamikler de, ezilen-varlıkları inkar edilen-asimilasyon ve tekçi yaklaşımla sistemin istediği sınırlarda tutulmak istenen etnik-mezhepsel-cinsel farklılıklar oldu.

Emek-sermaye çelişkisi gibi tüm bu farklılıkları kesen -aslında aynı çatı altında toplayan- bir başlık HDP Kongresi’nde bırakalım eksen olmayı, anlamlı bir yer bile bulamadı. Hatta HDP’nin kimi bileşenleri Kongre öncesinde, bunun, 20. yüzyıla ait daraltıcı bir yaklaşım olarak bugüne taşınamayacağını düşündüklerini açıkladılar.

Bu açılardan baktığımızda HDP’yi motive eden esas çizginin, burjuva demokrasisi sınırlarını aşmadığı ortada. Bu haliyle de o, postmodern sosyal liberalizmin yükselen sesi olmanın ötesine geçemeyeceğini daha başında ifade etmiş oldu.

Daha kurulmadan önce “marjinal solun partisi, kapsayıcı değil”, “Öcalan’ın projesi”, “CHP’yle perde arkası görüşmeler yapıyor” …gibi pekçok spekülasyonun konusu edilen HDP, Türkiye sol hareketinin belirli bileşenlerini, etnik-mezhepsel-cinsel farklılık ve ezilmişlikleri; Kürt ulusal hareketiyle aynı çatı altında toplayan son derece heterojen, denilenin aksine bir o kadar da “kapsayıcı” bir parti. Talep ve yaklaşımları da buna göre belirlenmiş.

Herbiri Türkiye’deki gericilik birikiminin yanı sıra, emperyalist kapitalizmin doğası gereği güçlü bir demokrasi mücadelesi olmaksızın kazanılamayacak bu talepler, bırakalım devrimci ve komünist olmayı tutarlı bir demokratlığın asgari ölçütlerini oluşturur. Bu açıdan da HDP’nin bir araya getirdiği güçler ya da bu güçlerin demokratik talepleri yabana atılmayacak önemdedir. O kadar ki bu talepleri önemsizleştiren, burun kıvıran hiçbir sosyalistlik iddiasının yaşamda tutarlı bir karşılığı olamaz.

Bu bu kadar netken -tarihte sayısız örneğine de tanık olduğumuz gibi-, tutarlı bir demokratlık da bu talepler için nasıl bir mücadele çizgisi izleneceğiyle olduğu kadar bunların dölyatağı olan kapitalizm ve onun üzerine oturduğu üretim ilişkileri konusunda nasıl bir tutum alındığıyla da birebir ilişkilidir. Daha dolaysız bir ifadeyle, emperyalist kapitalizm çağında tutarlı bir antikapitalizm olmadan tutarlı bir demokratlığın imkanı yoktur. Bunun için adeta laboratuvar olan Latin Amerika’ya bakmak yeterlidir. Ki oradaki hareketlerin herbiri kendi mecralarında oldukça yaygın bir toplumsal taban kazanmış hareketlerdir. Mücadele çizgisi itibariyle de herbiri kendi çapında militan bir demokrasi mücadelesi yürütmüştür. Gelinen noktada bu güçlerin sosyal liberalizmin ötesine geçemediğini ve sınıfsal sorunları büyüten bir politik eksen içinden, bir zamanlar karşıtlık oluşturdukları güçlerle aynı mecrada buluştuklarını görürüz.


HDK bileşenlerini oluşturan güçlere baktığımızda bütün ideolojik kırılma ve zayıflıklarına rağmen Kürt ulusal hareketi gibi toplumsallaşmış dinamik bir güç dışında, diğerlerinin en azından belirli bir toplumsal tabanları bile yoktur. Kaldı ki bu güçlerden çeşitli sendika yönetimlerinde belirli noktaları ellerinde tutanların bile bugüne kadarki mücadele pratiklerinde izledikleri tutarlı bir çizgi de olmamıştır. Bu açıdan da mücadele dinamikleri itibariyle son derece sönük bir kimliğin temsilcileridir. Böyle olduğu için de içlerinde en hatırı sayılır gücü temsil edenler bile mücadelenin şu ya da bu alanında kendisini ispatlamış değildir.

Hal böyle olunca HDP’nin esasında tüm bu dinamikleri toparlayan Kürt ulusal hareketinin ekseni dışında bir eksene sahip olması da eşyanın tabiatına aykırı olurdu. HDP’nin programı özünde Kürt ulusal hareketinin burjuva demokratik talepleri bile en geri biçimiyle ifade eden programından başka bir şey değildir! Bu, Kürt ulusal hareketi açısından belli boyutlarıyla anlaşılır bir durumdur. Fakat kendisini sosyalist olarak tanımlayan güçler açısından bir anlaşılırlığı yoktur! Bu güçlerin Haziran ruhundan bahsederken; Abdullah Öcalan’ın ‘71 devrimciliğine atfen söylediği “İsyan çağı kapanmıştır, müzakere çağındayız” sözlerini alkışlamaları başlı başına çelişkidir! En başta da Gezi’nin ruhuna sırt çevirmenin, parlamentarist sınırlarda hareket edildiğinin/edileceğinin ilanıdır!

Yanı sıra, HDP kendisini “biz siyaseti sandıkta değil, sokakta yaparız” sözleriyle ifade etse de, gerek bileşenlerinin açıklamaları gerekse AKP karşısında bir kamp oluşturmayı politikasının merkezine koyduğunu gösteren beyanlar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Elbette bugünün koşullarında önümüzdeki 3 seçimin gelecek açısından stratejik anlamları vardır. Aynı şekilde elindeki yetkileri de kullanarak yürütme erkini otoriter bir yaklaşımla merkezileştiren, sınır tanımaz bir saldırganlıkla kuşanan AKP’nin geriletilmesinin önemi de yabana atılamaz. Fakat bu geriletmenin yegane yolu gerçekten de sokağın diliyle konuşmaktır. Nitekim AKP’nin façasını bozan en önemli şey de Gezi’yle birlikte bu olmuştur.

Bunun dışında burjuva kamp içinden çeşitli ittifak arayışlarına ifade eden her yaklaşım baştan sakattır, sonuçları da ağır olur. HDP cephesinden CHP ile ittifak konusunda sorulan soruların bu netlikte yanıtlanmaması bu açıdan manidardır.

Tüm bu yönleriyle HDP’nin en azından tutarlı bir demokrasi cephesini temsil etmesini çok istememize rağmen bu zayıflıklarıyla buna aday olmadığını da belirtmek isteriz. Haziran ruhu üzerinden yükseltilmeye çalışılan seçim stratejisinin her şeyden önce o ruha uygun bir sokak sesini-dilini temsil etmesi gerekir! Bu olmazsa Haziran ruhu seçim sandıklarına hapsedilerek öldürülür. Bu kritik dönemde en başta buna dikkat etmek, bunun sorumluluğunu duymak gerekir. HDP bileşenlerine dostça uyarımız da bu olur…

[Alınteri'nin Kasım sayısından alınmıştır] 

1612

  

Son Haberler