Pazartesi Ağustos 21, 2017

’’Haklı Olan Her Şey İçin Savaşmaya Devam Edeceğiz’’

kaypakkaya-partizan
Kollontay’dan, Kurupskaya’ya, Olga’dan Roza’ya kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve uluslar arası dayanışma günü olan bugüne adını veren Mirabel kardeşlerin ‘’(…) haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz’’ sözleri bizleri yüreklendirmeli.

 

Geçmişten günümüze binlerce yıldan beri güçlü olabilmek ve hükmetmek için gerek bireylerin,  gerekse de toplumsal  sistemlerin başvurdukları    zor araçlarından biri de  şiddet olmuştur.

Bu zor aracı, ezen ve ezilen ilişkisinin olduğu toplumsal sistemlerde her  türlü siyasi ekonomik, örgütsel ve askeri gücü elinde bulunduran sınıflar tarafından, kendi çıkarlarına uygun şekilde bilinçli ve sistemli olarak kullanılmaktadır. Bu şiddetin bir yüzünü doğaya  karşı tahribat oluştururken diğer yüzünü ise kitlelere karşı uygulanan ekonomik, fiziksel, cinsel, psikolojik baskı oluşturuyor. Şiddet bir siyaset haline getirilerek özellikle kadın üzerinden toplumsal (sosyal) cinsiyet rolleri ile  dizayn ediliyor.

Egemenler varlıklarını devam ettirmek ve halklara uyguladıkları şiddeti meşrulaştırmak için kendi   ideoloji ve anlayışı çerçevesinde tüm  kurumlarıyla   hayatın olduğu her yerde  şiddeti  kitlelere kanıksatmış ve bu sayede devlet ve şiddet olgusunu manipüle ederek  görünmez kılmıştır. Şiddet olgusunun en alt çemberinde bulunan kadınlar ve çocuklar ataerkilliğin en mağdur  bireyleri olarak karşımıza çıkıyorlar. Kadınlar sosyal cinsiyet rolleri sonucu toplumda değişikliğe  neden olacak   kararlar verme yetkisi olmayandır. Çocuk doğurmama hakkı olamaz ve dolayısıyla kürtaj bütün ülkelerde  din olgusu üzerinden tartıştırılarak ‘günah’ görülür. Bu ‘günah’ devletlerin genç nüfus isteyip istememelerine göre rol oynarken kadını zorla kısırlaştırma ‘günah’ görülmez. Kadına ve erkeğe doğuştan verilen ve yaşamları boyunca hep karışılaşacakları bu sosyal roller iki taraf açısından şiddeti benimsemeye götürür.

Türkiye gibi erkek egemen sistemin (patriarkal)  ağır yaşandığı bir ülkede, sosyal  cinsiyet eşitsizliği ve bunun ağır sonucu olan kadına yönelik şiddet iktidar tarafından değişik başlıklar altında topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Kadının kaç çocuk doğuracağı, ailenin kutsallığı, evlilik dışı çocukları ötekileştirmesi, ‘flört fahişeliktir’ açıklamaları ile dünden bugüne taşınan bu politika  ‘kızlı erkekli’ evlere baskın yaparak toplum ahlakına ayar verme siyaseti   bize göre bugüne kadar  kazanılan tüm hakların yeniden tartışmaya açması anlamını taşır.

Yine kadına yönelik cinsiyetçi şiddet ‘'demokrasi ve insan haklarının beşiği’’olarak gösterilen Avrupa’dada küçümsenmeyecek bir seviyededir.Abartısız Avrupa’nın her ülkesinde gündelik olarak kadınların karşılaştığı cinsiyetçi şiddetin tecavüz, cinsel taciz,  işyerinde, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde sarkıntılık ve cinsel zorlama dâhil toplum içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, kadınların alınıp satılması ve fahişeliğe zorlanması gibi  biçimleriyle sıklıkla karşılaşılmaktadır.Bu cinsiyetçi siddetin özelikle kadının cinsel meta olarak kulanılması ve bu yönlü oluşturulan çetelerin kadını zorla seks kölesi haline getirilmesine Avrupa devletleri önemli oranda göz yumakta,bu şebekeleri el altında teşfik etmektedir.

Şiddetin başka bir biçimi olan ve  erkeğe ayrıcalık tanıyan militer siyaset,  kadının savaştaki erkeği ‘vatan, savaş ve kahramanlık’ üzerinden   desteklemesi yine kadına  biçilen rollerden biridir. Emperyalist savaşların parçası olan   fuhuş   Tunus’tan Suriye’ye  ‘’ cinsel cihat’’ adı altında   kadın bedeninin yeni pazarı olarak basına yansıdı. Üçüncü  büyük kar sektörü  diye geçen ve  dört kıtada  kapitalizme hizmet eden  bu pazar, kadını ve erkeği özgür bireyler olmaktan çıkarıp satın alınan  ve sahip olan ‘modern’ çağın modern köleleri haline getiriyor. Kadına yönelik cinsel şiddet, kadın bedeninin metaya dönüştürülmesi başlı başına bir şiddet olgusuyken aynı zamanda bu sektörde çalışan  bireylerin  fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmaları buz dağının sadece görünen yüzüdür.

Kızlı erkekli  ‘bu daha başlangıç mücadeleye devam’  şiarıyla eşitsizliğe karşı  Gezi parkında siyasetin dilini ataerkillikten çıkarıp kendi siyaset dilini, kültürünü  ve tarzını yansıtan kadınlardan   Rojava’da   alt kimlikle ötekileştirilen, yok sayılan bir ulusun kadınları  ayaklandı özgürlükleri için. Uzun bir sessizlikten gelen  kadın mücadele tarihi ile bir köprü kurdu.  Kollontay’dan, Kurupskaya’ya, Olga’dan Roza’ya    kadına yönelik  şiddete karşı  mücadele ve uluslar arası dayanışma günü olan  bugüne adını veren   Mirabel kardeşlerin ‘’(…) haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz’’ sözleri  bizleri yüreklendirmeli.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim!

Gelecek Ellerimizdedir; Elini Ver Sesini Kat Geleceğe Yürüyelim!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

1652

  

Son Haberler