Cuma Ağustos 18, 2017

Bürolarımıza yönelik gasp girişimleri, muhabirlerimize yönelik pusular bizleri sözümüzü söylemekten alıkoyamayacak!

Son zamanlarda bürolarımıza ve çalışanlarımıza dönük saldırılara ilişkin çeşitli zamanlarda açıklamalar gerçekleştirmiştik. Şimdi bir kez daha bu konuya ilişkin bir açıklama kaleme almak durumundayız, ancak bundan önce biz kimiz, bize düşman olanlar kimlerdir sorularına cevap verelim istedik:

Özgür Gelecek kimdir?

İşçi ve emekçilerin, Kürt ulusunun, kadın ve LGBTİ+’ların, Alevilerin, Süryanilerin, tüm ezilenlerin sesi; emperyalist-kapitalist sistemin ve onun yerli uşaklarının her türlü halk düşmanı pratiklerini teşhir etmenin ve halk kitlelerinin sesi-soluğu olmanın peşinde olan sosyalist basın geleneğinin devamcısıdır Özgür Gelecek!

Ülkemizde egemenler karşısında gerçekleri halka anlatmanın ne anlama geldiğini, ödediği bedellerle oldukça iyi kavramış olan devrimci ve yurtsever basın geleneğinin bir parçasıdır Özgür Gelecek!

İbrahim Kaypakkaya’dan Nergiz Gülmez’e, Akıner Çağlar’dan Suzan Zengin’e; Muharrem Yiğitsoy’dan Sefagül Kesgin’e; Gurbetelli Ersöz’den Nujihan Erhan’a dek ödediği her türlü bedele rağmen halkla bütünleşerek halkın gerçeklere ulaşmasını ve egemenlere karşı kitlelerin isyanını yaymayı hedef ve görev edinen devrimci sosyalist basının bir parçasıdır Özgür Gelecek!

Hem de bunu ceberrut, faşist bir devletin yasak, infaz, yasaklama ve tutuklamalarına inat gerçekleştirmenin ısrarıdır Özgür Gelecek!

Özgür Gelecek’e düşman olanlar kimlerdir?

İşçi ve emekçilerin, ezilen ulus ve inançların, yok sayılan kadın ve LGBTİ+’ların sesini kısmak ve onları baskı altına almak isteyenlerdir, Özgür Gelecek’e düşman olanlar!

Kendi sömürü ve rant çarkı işleyebilsin diye “dikensiz gül bahçesi yaratma” derdinde olan ve başta emperyalist-kapitalist sistemle onun yerli uşakları olmak üzere her türlü halk düşmanıdır Özgür Gelecek’e düşman olanlar!

Devrimci ve yurtsever basını susturmaya çalışan zorba devlet ve bu devletin sivil ayaklarıdır Özgür Gelecek’e düşman olanlar!

İbrahim Kaypakkaya’dan Nergiz Gülmez’e, Akıner Çağlar’dan Suzan Zengin’e; Hafız Akdemir’den, Musa Anter’den, Gurbetelli Ersöz’den Nujihan Erhan’a halkın sesi olmak için her türlü bedeli göze alanları katleden devlettir, kontrgerilladır, hizb-ul kontradır, DAİŞ’tir ve bunların türevleridir Özgür Gelecek’e düşman olanlar!

Peki ya şimdilerde Özgür Gelecek’ten düşman yaratma çabasında olanlar?

Ne yazık ki son aylarda bizimle birlikte devrimci, demokratik kamuoyunun gündemini yoğun bir şekilde işgal etmektedir bu soru ve soruya verilen cevap.

Devletin, tüm kurumları ve faşist Kemalist diktatörlüğün en maskesiz haliyle halkımıza düşmanlık ettiği; işçi ve emekçileri OHAL bahanesiyle emek sömürüsünün can alan çarkına mahkum bıraktığı, başta Türkiye Kürdistanı ve Rojava olmak üzere Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı kan bataklığına dönüştürdüğü, kadın ve LGBTİ+’ların yaşam hakkı başta olmak üzere her türlü hakkını erkek egemenliğinin tahakkümü altına almaya çalıştığı bir dönemde, gündemimiz gazetemiz Özgür Gelecek’ten ve muhabirlerimizden kendilerine düşman yaratma çabasında olanların saldırılarına karşı durmakla meşguldür!

Şubat ayından bu yana bürolarımız ve gazete çalışanlarımıza yönelik çeşitli gasp ve şiddet pratiklerine imza atılmış, son olarak da bir muhabirimize pusu kurularak saldırılmıştır.

Gazetemizden düşman yaratmak isteyenlerin şimdiye kadar yaptıklarına bir göz atalım:

2016 yılının Eylül-Ekim aylarından itibaren OHAL’in daha hissedilir hale gelmesiyle İstanbul’un çeşitli mahallelerinde gazete dağıtımları yapılmamaya, dağıtımlar düşmeye başlamış; bizler de buna uygun bir şekilde gazete tirajımızda düşüklüğe gitmiş ve yer yer dağıtımlarımızı çeşitli okurlarımız aracılığıyla kendimiz yapmaya başlamıştık. Her ne kadar OHAL’in dağıtımların düşmesindeki etkisi tartışma konusu yapılmasa da, “bürocular bize gazete vermiyor” fırtınası koparılmış, yıllardır gazetemize ulaştırılan haberlere dair izlediğimiz yayın çizgimiz hakkında dedikodu yapılmaya başlanmış, bizler de bu dedikoduları karşılıklı tartışmak adına “okur toplantıları” düzenleme çağrısında bulunmuştuk.

Bu önerimizi kabul etmeyenler, dedikodu yapma tutumlarını sürdürmüş, son olarak Ekim-2016’da, büroda bir muhabirimizin bulunduğu sırada kalabalık bir şekilde büromuzu basmış ve muhabirimizi tehdit edip ayrılmışlardır. Baskın yapmadıklarını iddia eden bu kesim, sosyal medya üzerinden “baskın nasıl olurmuş göreceksiniz” vs. şekillerde devrimciliğe nasıl sığdırdıkları anlaşılmayan tehditlerle tacizlerini sürdürmüşlerdir.

Ve Şubat 2017’ye geldiğimizde ilk olarak Dersim ve Erzingan irtibat bürolarına çilingirle girilerek buralar gasp edilmeye çalışılmış ve iki kez bu pratik tekrar ettirilmiştir. Erzingan büromuzda okurlarımız, konu ile ilgili bir toplantı yaparak bu pratiği mahkum etmiş ve faaliyetlerine devam etmiştir. Ancak Dersim muhabirimizin şehir dışında olduğu bir tarihte yine büroya girenler, muhabirimiz alana döndüğünde onu içeri almamış; Dersim’de gazete dağıtıp referandum için HAYIR çalışması yürüttüğü takdirde “gerekeni yaparız” şeklinde tehdit etmiş, ancak buna karşın muhabirimiz alandaki okurlarımızla gazete dağıtımlarını sürdürmüştür.

Henüz Erzingan ve Dersim bürolarımıza dönük saldırılara karşı tartışmalar sürerken 26 Şubat günü İstanbul-Aksaray’da bulunan merkez büromuz; kalabalık bir ekip tarafından büroda bulunan iki çalışanımız darp edilerek gasp edilmiştir. Ancak devletin devrimcilere uygulayabileceği yöntemleri de devreye koyan bu kişiler, ellerinde kamerayla çekim yaptıkları bu gasp olayının ardından, zaten kendisi şiddet olan gasp durumunu yok sayarak iki muhabirimize uyguladıkları şiddeti inkar etmişler, uyguladıkları şiddeti gizlemek için, şiddete uğrayan muhabirlerimizin neredeyse kendi kendilerine şiddet uyguladıklarını dahi iddia edebilmiş, “orantılı şiddet” tanımlaması yapabilmiştir. Keza bu gaspı sonlandırmaları için kapıya giden arkadaşlarımızı içeri almayarak söyledikleri “biz şiddetin özeleştirisini kendi içimizde verdik” şeklindeki cümle ise hem bir itiraf hem de tutarsızlıkta son boyut olmuştur.

Aynı gün İstanbul-Kartal’da bulunan irtibat büromuza da kimse yokken çilingirle giren bu kişiler, bir süre sonra da İzmir’de bulunan irtibat büromuza İstanbul’dan giderek buradaki muhabirimizi bürodan atmaya çalışmıştır. Buradaki okurlarımız bu gaspçı gruba yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışmış, ancak sorgulamamak-düşünmemek için adeta ant içmiş olanları ikna edemeyince bu kişileri bürodan çıkartmışlardır.

Okurlarımıza dönük eylem alanlarında, 1 Mayıs’ta, 18 Mayıs’ta yönelttikleri şiddete ve okurlarımızı Aliboğazı şehitlerinden İstanbul-Sarıgazi’ye getirilen halk savaşçılarından Umut Polat’ın cenazesinden kovmaya çalıştıklarından, burada bir okurumuzu “seni kurşun manyağı yapacağız” şeklinde tehdit etmelerinden bahsetmiyoruz bile!

Şiddet şimdi de muhabirlerimize yönelmiş durumda! 

Aradan geçen aylar boyunca gazetemizi ve muhabirlerimizi “günah keçisi” ve “baş düşman” haline getiren bu grup, bu ay içerisinde saldırılarını yoğunlaştırmış, ilk olarak yine İzmir büromuza giderek kapıyı çilingirle açarak gasp etmeye çalışmıştır. Hatta utanmadan bin bir emekle örülen değerler çiğnenerek “İzmir büro gerçek sahiplerinin elinde” minvalinde sosyal medya tetikçileri tarafından haber yapılmıştır bu hırsızlık girişimi. Ancak bölgedeki okurlarımız ve muhabirlerimiz duruma müdahale ederek, gaspı sonlandırmıştır.

Son olarak ise Antakya’da aile ziyaretine giden ve bu sırada bölgedeki bir okurumuzu da ziyaret etmek isteyen muhabirimize bu grup tarafından pusu kurulmuştur. Muhabirimize saldıran grup, muhabirimizin gözü, kafası başta olmak üzere vücudunun çeşitli yerlerinde yırtık ve morluklara neden olacak denli şiddet uygulamıştır.

Soruyoruz:

- Bu pratikler; devrimci basın emekçisi birini “pusuya düşürmek” ne anlama gelmektedir?

- Devrimci bir basın-yayın kurumunun çalışmalarını engellemek, çalışanlarına şiddet uygulayarak onları devrimci saflardan-faaliyetten uzaklaştırmaya çalışmak, gazeteye ve çalışanlarına düşmanlık yapmak kimin işidir, kime yarar?

- Şimdiye kadar “şiddet” yoktu diyerek kendilerini aklamaya çalışanlar bu pratiklerini nasıl açıklayacaklardır?

Tüm açıklığıyla bir kez ifade ediyoruz!

Böylesi saldırıları organize eden ve uygulayanlar devrimci değerlerden nasibini almayanlardır. Bizi şiddet sarmalı minderine çekerek, devrimcilere duyulan güveni iyiden iyiye yıpratan ve geçmişin hatalarına sürükleyen bu oyunlara gelmeyeceğiz! Ancak bu, saldırılar karşısında kendimizi savunmayacağımız anlamına gelmez! Faaliyetçilerimize uzanan elleri, devrimcilerin kanlarını döken ve dökeceğini pratikleri ile taahhüt edenleri unutacağımız anlamına gelmez!

Kimse aklından çıkarmasın; bizler ne bu şiddetten korkarız, yılarız ne de bu şiddetin varlığından kaynaklı mücadelemizden ve doğrularımızdan vazgeçeriz! Okurlarımızla, dostlarımızla elbette bu saldırıların üstesinden gelecek; halkımıza gerçeklerin taşınmasına ihtiyacın en yoğun olduğu bu süreçle yine halkımızın mücadelesinin bir parçası olarak baş edeceğiz!

Özgür Gelecek

21 Temmuz 2017

283

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelismelere iliskin politik aciklamalarin yazilar.  

Partizan'dan

“Adalet Yürüyüşü” Üzerine

“ “Sol” komünistler, biz bolşevikleri pek övüyorlar. Ara sıra insanın onlara söylemesi gerekiyor; bizi biraz az övün de, bolşevik taktiğini daha çok inceleyin, o taktiği daha çok benimseyin!” Lenin

Saygı duyulan militan…

Halkın yoksulluk ve acılarını azaltmanın sömürü ve zulüm dolu yaşamını sonlandırmanın denenmiş ve sınanmış yolu devrimi büyütüp, özgürlüğü çoğaltmaktır. Her gün her an daha fazla işçileri, köylüleri, Kürtleri, alevileri, kadınları, gençleri tüm ezilenleri kolektif etrafında örgütlemenin yol ve yöntemini geliştirmek, zengin araçlarını yaratmaktır. Daha etkili, yaratıcı, gerçekçi propaganda yaparak kitleler üzerinde devrimci etkiyi artırmak, kitleleri adım adım kolektife yakınlaştırarak, örgütlemektir.

Yine söylüyoruz: 2 Temmuz faillerini devlet koruyup kolluyor

Bu topraklarda onlarca, yüzlerce, binlerce acıyla karşı karşıya kalmış Aleviler, için tarihsel bir gün olan 2 Temmuz katliamının 24. yılına giriyoruz. Yüreklerimizde acı, bilincimizde öfke ile bu tarihsel günün hesabının sorulacağına dair antlarımızla günleri geride bırakıyoruz. Bundan tam 24 yıl önce otel görevlileriyle birlikte 35 yürek ateş içinde semaha durdular. Her biri dilinde türkülerle gelecek güzel günlere tebbesümlerini bıraktılar.

Yağma düzeninin suç ortakları adaleti getiremez! Gerçek adalet ezilenlerle gelecek!

Popüler deyimle ifade edersek; Türkiye’de siyaset sahnesi giderek ısınıyor ve öyle anlaşılıyor ki dengeleri sarsacak yeni gelişmelerin arifesindeyiz.

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır

Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.

„Sosyal Medya“ paylaşımları ve ‘kişilik’ (1.Bölüm)

“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir!

Adalet yürüyüşü

MİT tırları davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza verilerek tutuklanması karşısında CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ''adalet'' talebi ile Ankara’dan İstanbul a bir yürüyüş başlattı. Bugün yürüyüşün 5. günü.

 

      HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılınca ve tutuklanırken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ''anayasaya aykırı olmasına rağmen oy vereceğiz'' diyen CHP bugün tutuklanmalarla ilgili sıra kendilerine gelince feryadı figan etmeye başladılar.

 

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir.

Oğlum(uz) ölümsüzdür (*)

“ve hiç istemedim seni unutmak.”[1]

“ve biz pimi çekilmiş yürekle/ dalmıştık karanlığın ortasına/ dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat/ ve düşerken/ özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda,”[2] haykırışını anımsatıyor bize hep…

Dal gibi, civan mert bir delikanlıydı; bakmaya kıyamadığım(ız), gözümüzden esirgediğim(iz) oğlum(uz)du

Ve birgün, bize “Öldü” dediler.

Elimizin ayağımızın canı çekildi; donduk kaldık, kaskatı.

Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!

Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.

Sayfalar