Pazartesi Mart 27, 2017

Barış Aydın

Barış Aydın özellikle devrimciler ve aleviler hakkında yazılar üreten aydınımızdır.

barisaydin@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

PİR SULTAN ABDAL'IN SUÇU?

 

1. Pir Sultan, dinsizdir, namaz kılmaz, ramazan orucu tutmaz.

 2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

 3- Müslümanlara Yezit diyor ve şarap içiyor.

 4-Ayin-i Cem adında gizli toplantılar yapıyor.

 5- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden, Devlet-i Ali düşmanıdır.

 6- Rafızi kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor.

 7- Saz ve çalgı çalıyor, Dini törenlerinde semah dönerek oyun oynuyor.

 8- Törenlerinde haremlik ve selamlık kuralına riayet etmiyor kadınlı, erkekli cem oluyor.

 9- İslamiyet’in halifelerine lanet okuyor.

 10-Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor.

 Tarihle Yüzleşme Zamanı! Geleceğe sağlam adımlarla yürümek isteyenler, tarihleriyle yüzleşmek zorundadırlar. Aleviler, tarihindeki başarılarını ve başarısızlıklarını, gelecek nesillere takiye yapmadan aktarmalıdırlar. Bunu başardığımız anda bizden sonra ki kuşaklar o tarihi olaylardan ibret alırlar, geçmişin hatalarında ders çıkararak öne göre örgütlülüklerini yaratırlar yol alabilirler. Aksi halde, yol ve yön isabetli tespit edilemez.

 Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman bildirerek sebep sonuç ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Bütün olaylar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Kendisinden önceki olayın kendisinden sonraki olayın sebebidir. Önceki olayı bilmez isek sonraki olayı kavrayamayız.

 

Alevi/Kızılbaşlar bugün tarihin önemli bir dönemecinden geçiyorlar. Yaşanılan bilgi kirliliğin önüne geçmek için, kararlı ve inançlı bir şekilde sana aitmiş gibi gösterilmeye çalışan çakkalların yazmış olduğu bize ait olmayan tarihle yüzleşmek zorundayız. Doğaldır ki bu yüzleşme biraz sancılı olacak. Ama bunu başardığımız anda kendi tarihimizi yazarız. On beşinci asırdan bugüne, zihinleri yalan ve inkârla zehirlenmiş, katliamlar ve yalan üzerine kurulmuş, çağ dışı İslam faşizmi zihniyeti Anadolu da Müslüman olmayanlara yaşama hakkı tanımamıştır. Özelikle Alevilere yönelik Katliamların ardı arkası bitmemiştir. Çağ dışı İslam gericiliğini Zorla ve baskıyla Alevilere empoze etmeye çalıştılar. Çalışmaya devam ediyorlar. Aleviler için yeni bir süreç başlamıştır. Sistemin Asırlardır Alevilere yönelik uygulanan katliamlar ve asimilasyon politikası bir çıkmaza girmiştir.

 

Sistem çözülürken, Alevilerin durumu ise tam bir muamma…  Parçalanmış kamplara bölünmüş bir Alevi toplumu ile karşı karşıyayız. Hacı Bektaş’ çiler, Pir sultan'cılar, Ehli Beyt'ciler... Bölünmüş, parçalanmış birbirlerine rakip olmuş birer kurum haline gelmişler. Alevilik, Pir Sultanla Hacı Bektaş veli, Ali ile başlamadı. On tane Alevilik yoktur. Aleviliği bu hale getiren parçalayan Osmanlı zihniyetidir. Sistem bazı alevi kurumlarına açıkta destek vermektedir. Alevileri karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Sistemin desteklediği alevi kurumları Alevilik adına İslamiyet’e şeriatın sembolü olan Zülfikar kılıcına sarılmışlar. Şeriat'ın kılıc'ına sarılan aleviler tarih boyunca kendi değerlerine ihanet etmişlerdir. Pir Hallac-ı Mansur'u taşlayanlar Zülfikar denilen şeriatın kılıcına sarılan Alevilerdir. Nesimi'nin derisini yüzenler "esas Müslüman biziz" diyen Alevilerdir. Pir Sultan Abdal'ı taşlayanlar Kuran’a sarılan Alevilerdir. Pir Ali Şer'i katledenler kafasını koparak Kemalistlere teslim edenler Alevi idiler. Pir Seyit Rıza'ya ihanet edenler yine Alevilerdir. Daha dün başbakan’lığın gizli ödeneğinde para alarak çakma Cem Vakfı'nı kuranlar Alevilerdir. Bütün Alevi katliamlarının arkasında kendi aslını inkâr eden "esas Müslüman biziz" diyen işbirlikçi Alevilerin parmağı vardır. Bu işbirlikçi aleviler Dün olduğu gibi bugünde, Başbakanlığın gizli ödeneğinde yararlanan Sistem’de beslenen "esas Müslüman biziz" diyen cemevlerimiz de kuran okutan, Alevilik yerine İslam’ı anlatan nefsine yenik düşmüş söz de Dede'ler, Devletin de desteğini alarak Alevi aydınlarına yönelik planlı bir saldırı hazırlığı içindeler. Bunlar ödüllendirilecekler yakında Devletin birer maaşlı dedeleri olarak karşımıza çıkacaklar.

 

Yıllardır Alevilerin hak arama çabalarına en ufak bir katkı da bulunmamış, Mazlum ile zalimi ayırt edememiş, helal ile haramı ayırt edememiş, en yakınındaki insanları dolandırmış, Kürt sorunun’ da Mazlum Kürt halkının yanında yer almamış, çıkarı için zalimleri desteklemiş, Aleviler kadıköy'de yüzbinler yürürken bunların kanalı alevileri göstermediler, faşist MHP'nin kongresini canlı yayınladılar. Bu düşkünler yeniden şeriatın kılıcına sarılarak alevi aydınlarına saldırmaları asla affedilemez.

 

Alevili/Kızılbaş öğretisin de Pirlik Dede'lik Devletin atayacağı kişiliklerden olmayacağı gibi, birilerin dediği gibi, Baba’dan oğula geçecek bir makam hiç değildir. Pir Hacı Bektaş'ın babası alevi değildir. Pir Şeyh Bedrettin’in babası Sünni Alevi değil. Mevlana'nın babası Rum idi. Alevi olabilmek için Alevi inancını benimseyen onu özümseyen dil, din dil, ırk ayırımı yapmayan herkes alevi olabilir.

 

Pir ve İnsani Kâmil olmak için, Alevi inancını özümseyen 4 Kapı 10 Makam öğretisiyle donanmış, Harama el katmamış, zalime boyun eğmemiş, İnsani Kamil mertebesine ulaşmış kişi bilge insanıdır Pir'dir. Bu mertebeye ulaşmış Her kişi Pir olabilir.

 

Dedelik, babadan oğula geçer anlayışını savunanlara bugün çevremizde Babasının nüfuzunu kullanarak her türlü yolsuzluğa ahlaksızlığa bulaşmış, en yakınındakini dolandırmış Dede çocukları var biz bu düşkünlere bunlara Pir mi diyeceğiz. Bu kişilikler kendi çıkarı için sistemin kılıcına sarılmışlar alevi aydınlarına saldırıyorlar. Pir Sultanları katledenlerde bunlardır. Aleviler nefsine yenik düşen, İslam’dan beslenen Aleviliği bir geçim kaynağı olarak gören, Hınzır Paşa'ları bertaraf etmeden, yarınlara sağlıklı bir Alevi toplumunu taşımaları mümkün değildir.

 

AKM (Alevi Kültür Merkezi) leri birer okul olmak zorundalar. Her kurum kendi bünyesinde Pir ve İnsani Kâmil yetiştirmek için, özel asli görevi olmalıdır. Her alevi kurumu bir okul olmak zorunda. Avrupa’nın birçok bölgelerin de 20 yıllık kurumlar bilirim bir canımız Hakk'a yürüdüğünde başka alanlar da cenaze duası okuyacak Dede aramaktadırlar. Bunların çoğu da alevi inancına göre değil İslami geleneğe göre Kuran okuyarak şeriatçıları aratır olmuşlardır. Bu duruma dur demek zorundayız Her kurum kendi bünyesin de cenaze defin edecek iki kişi yetiştiremiyorsa bunu adı alevi kurum olamaz.

 

Bugün Alevilerin önünde iki yol var, ya kendi tarihleriyle yüzleşecekler, hiç takiyye yapmadan Pirlerimizin dediği gibi "dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” “Biz aleviyiz” deyip hurafelerden arınarak, Kuran'a göre değil 4.Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenip Alevi olacaklar. Ya da birer Hızır Paşa olacaklar, şeriatın kılıcına sarılarak Alevileri katletmeye devam edecekler.

 

Şu kanlı zalimin ettiği işler

Garip bülbül gibi zâreler beni

Yağmur gibi yağar başıma taşlar

Dostun bir fiskesi pâreler beni

 

Dar günümde dost düşmanım bell’oldu

On derdim var ise şimdi ell’oldu

Ecel fermanı boynuma takıldı

Gerek asa gerek vuralar beni

 

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz

Hak’tan emrolmazsa irahmet yağmaz

Şu ellerin taşı hiç bana değmez

İlle dostun gülü yaralar beni

 

Barış  Aydın

On İki İmamlar Alevi Olabilir mi ? 1-2

“…Bir insanın arınmışlık düzeyi en güzel sahip olduğu hoşgörüyle, anlayış ile ölçülebilir. Arınmış insan başkalarını yargılamaktan uzak, olayları ve insanları çok geniş bir bakış açısı ile görebilen, hoşgören, olaylar karşısında sukunetini yitirmeyen, her şeyi doğallıkla kabul eden bir yapıdadır. İyi yada kötü diye ayrımları yapmaktan kaçınır, sevgisi bütüne, herkese ve her şeyedir. Hoşgörüsündeki yükseklik, onun bu sevgiyi bu şekilde eksiksizce ve adilce aktarabilmesini sağlar. Korku ve endişelerden hemen hemen tamamen uzaklaşmıştır. Güzellikleri yaratabileceğini bilir, ve olumsuzluklarında mutlaka bir hayırla geldiği bilincine sahiptir. Bu nedenle başkaları tarafından olumsuz görünen olaylar bile onun için olumsuz değildir. Bu tip olaylar karşısında üzüntülere, öfkelere, hırçınlıklara kapılmak yerine, olaydan görüp anlaması gerekenin ne olduğuna odaklanır ve ne yaparak bu olayı aşabileceğine, olumluya dönüştürebileceğine bakar, düşünür. Düşünmek arınmaya başlamanın birinci adımdır. Adildir, herkes tarafından güven duyulan bir kişiliktir. Kırmayan ve kırılmayandır…“

Bilge insan olmak, en başta mütevazı olmak, bilginin olgunluğunu taşımak, bilgiye bir ışık gibi yönelmek ve edindiği bilgiyi takiyye yapmadan paylaşmaktır. Bilge insan yiğit ve alçak gönüllü olmayı kendine görev sayar. Bilge insan tarihe, geleceğe ve halkına karşı kendisini sorumlu hisseder. Bundan dolayı her şart altında gerçekleri söyler ve savunur. Kuşkusuz ki bunun bir bedeli vardır. Bilge insan bunun farkındadır. O, doğasından güç alır. Bilge insan, karıncaların dışında hiç kimsenin karşısında eğilmez, doğru bildiğini her şart altında savunur, inandığı şeyleri asla gizlemez. Rol yapmaz, doğasına aykırı davranmaz. Güce göre şekillenmez. Bilge insan herkes beni sevsin diye doğrularından asla taviz vermez, takiyye bilmez, sözünden ve özünden hiçbir zaman vazgeçmez. Onun ruhuna özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet duyguları şekil verir.

1200 ile 1700 yıllarında Osmanlılar bir milyon Alevi’yi katlettiler. 1700 yıllarından sonra ise Osmanlılar iktidar gücünü de kullanarak, katliamlardan sağ kalan Alevileri Müslümanlaştırmak için, her türlü alçaklığa başvurdular. Özelikle 1725 yılından sonra, Osmanlı padişahlarından 1. Abdülhamit’in tahta oturmasıyla birlikte, katliamlarda sağ kurtulan Alevileri Müslümanlaştırmak için, özel fetvalar yayınlandı. Bu fetva’lardan sonra kendilerine yakın olan(asimile olmuş)Alevilerden ve bazı Alevi kökenli bile olmayanlardan, deyim yerindeyse çakma Alevi dedeleri yetiştirdiler.Bunları Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere göndererek,inanç sistemini fiilen bozmak amacıyla Alevilikte olmayan bir çok şey varmış gibi gösterildi.”Biz ehl-i beyt soyundanız ,esas Müslüman biziz” gibi propagandalar yapılarak , sistematik bir İslamlaştırma politikası izlendi ve Aleviler İslamın içine çekilmeye çalışıldı. Böylece milyonlarca Alevi asimile edildi.

Yaşamları boyunca camiden hiç çıkmıyan, Alevi inancı hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmayan ,Cemevi görmemiş, şeriatın yayılmasında büyük pay sahibi olan 12 İmamlarda bu asimilasyonun önemli bir parçası olarak, Alevi yolun takipçileri gibi gösterildi. Osmanlılar böylesi bir taktikle Alevileri İslamın içine çekerek Müslümanlaştırmaya çalıştılar. Ve bu noktada da son derece başarılı oldular. Başarısız oldukları yerlerde ise sürgün politikaları uyguladılar. On iki imamlar alevi miydi? On iki imamlar alevi inancına göre hiç yaşadılar mı? Alevileri on iki imamları ne kadar tanıyorlar?

Kavram karışıklığın yaşandığı bugünlerde, bilgi kirliliğin ortadan kaldırılması için Aleviler İslamı sorgulamak zorundadır. Aleviliği İslamla karşılaştırdığımızda aynı coğrafyayı paylaşmanın dışında ortak paydalarımız olmamasına rağmen İslamdan binlerce yıl önce var olan Alevilik kimler tarafında nasıl İslamın bir tarikatı gösterildi.

Alevilerin asimile edilmesinde on iki imamların rolü büyüktür. On iki imamların Alevi gibi gösterilmesi, Alevilerin zaman içinde on iki imamlar gibi yaşamaya çalışması, Alevilerde önemli bir kırılmaya yol açmıştır. 1980 yıllarına kadar bazı Aleviler cuma namazına giderlerdi. 12 eylül1980’ den sonra devlet bunu fırsata dönüştürerek, birçok Alevi köyüne cami yaptırdı. Başlangıçta cuma günleri camiye giden Alevilerden bir kısmı bugün günde beş vakit namaz kılmaya başladı. Başbakan Tayip Erdoğan Alevilik Ali’nin yolunda gitmekse, bende Aleviyim diyebiliyor. Haksızda değil. Oysaki sağır sultan bilir ki İmam Ali İslamın 4. halifesidir. İmam Ali’nin halifelik döneminde en katı Şeriat uygulanmıştır. İmam Ali on iki imamlar ilkidir.

On iki imamlar kimdir?

1. İmam Ali kimdir: Babası Ebü Talip Annesi Fatımâ’dır. 21 Mart 598 yılında Mekke’de doğdu. Hz. Muhammedin amcasının oğlu. Muhammed’in damadı. Muhamed’in ölümünden hemen sonra iktidar kavgası başladı. İmam Ali halifeliğin kendi hakkı olduğunu iddia etti. Ayşe ile Ali’nin arası açık olduğu için Ayşe, Ali’nin halife olmasına karşı çıktı. Ali ile Ayşe’yi düşman eden ve aynı zamanda İslamda kırılma noktalarından biri sayılan, olayın baş kahramanı Ali’dir. Bilindiği üzere Ali Ayşe’nin Muhammed’i aldattığını iddia eder. Muhammed’den Ayşe’yi boşamasını ister. Bunun üzerine Ayşe ile Muhammed’in arası açılır. Ayşe babasıgile küs gider. Daha sonraları Muhammed bunun bir iftira olduğunu söyler. Bunun üzerine tam on ayet iner. Ayetin birinde kim ki iftirada bulunursa o cehennem de yanar. Ayşe bu ayete dayanarak Ali’nin cehennemlik olduğunu, cehennemlik birinin Halife olamayacağını söyler.

Bunun üzerine Halifelik Ebubekire verilir. Ebubekir 2 yıl halifelik yapar. Ebubekir halifelik döneminde Ali, Hz.Muhamed’in mal varlığının kendisinin hakkı olduğunu iddia eder. Ebubekir Peygamberin mal varlığının kamuya ait olduğunu söyler Ali’ye vermez. Bunun üzerine Ali ile Ayşe arasındaki çatışma uzlaşmaz bir hal alır.

Ebu bekirin ölümünden sonra Halifelik için üç aday çıkar. Ali, Ömer ve Osman. Ali ile Osman arasında gerginlik hat safhaya ulaşmıştır. Bunun üzerine Medine halkı bir çatışma yaşanmasın diye Ömer’i Halife seçer. Ali, Ömer’den sonra Halife olabilmesi için Ömer’le iyi geçinmeye çalışır. Halifelik uğruna 8 yaşındaki kızı Ummüye Gülsüme’yi Ömer’e onbirinci eş olarak verir. Medine halkı buna tepki gösterir. Ali buna aldırış etmez. Ömer 10 yıl Halifelik yaptık sonra öldürülür. Ömer’in öldürülmesinden sonra Halifelik için Ali ile Osman arasında Halifelik kavgası başlar. Osman ile Ali Muhammed’in damatlarıydılar, yani bacanak idiler. Ayşe’nin, Osman’ı desteklemesi ile Medine halkı Halifeliğe Osman’ı seçer.

Osman’ın Halifelik tahtına oturmasına, Ali ve taraftarları sıcak bakmazlar. Osman’ın başarısız olması için çaba harcarlar. Ülke genelinde kaos vardır ve köleler ayaklanmaya başlamıştır. İç karışıklık, iç çatışmaya dönüşür ve Osman öldürülür. Osman 12 yıl halifelik yaptı. Ayşe Osman’ı Ali’nin öldürttüğünü iddia eder. Halifelik tahtına Ayşe’nin karşı çıkmasına rağmen Ali geçer. Bunun üzerine Araplar ve ordu ikiye bölünür. Bir tarafta Ali’nin orduları ve taraftarları, diğer tarafta Ayşe’nin ordusu ve taraftarları. İki başlı bir yönetim ortaya çıkar. Ayşe, Ali’nin cehennemlik olduğunu, cehennemlik birinin Halife olamayacağını söyleyerek Ali’ye meydan okur. Bunun üzerine savaş çıkar. Ali taraftarları üstünlük sağlar. Ali taraftarları çoluk-çocuk demeden on üç bin beş yüz kişiyi kılıçtan geçirerek katlederler. Ayşe’yi rehin alarak Medine’ye getirirler. (Cemal savaşı)

Ali, Ayşe’nin taraftarlarını ortadan kaldırdıktan sonra kuranı baz alarak şeriat yasalarına göre İslam alemini yönetti. Fakat ülke genelinde ayaklanmalar başlamıştı. Şam valisi Muaviye Ali’nin emirlerini yerine getirmez. O tarihte İslam orduların genel karargahı Şam’da idi. Şam valisi aynı zamanda genel kurmay başkanı idi. Ali’nin bazı valileri görevden almalarına Muaviye karşı çıkar. Bazı bölgelerde iç çatışmalar hat safhaya ulaşır. Ali 24 Ocak 661 tarihinde camide namaz kılarken köle Abdurrahman ibni Mülcem tarafında öldürülür. İmam Ali, İslamın 4. Halifesidir. 4 yıl 9 ay 14 gün Halifelik yaptı, yaşamı boyunca İslam için çalıştı.

İslamın yayılmasında ve askeri olarak güçlenmesinde büyük çabaları oldu. 9 resmi evlilik, onlarca cariyesi (kadın köle) vardı. İktidarı döneminde Kadınlara söz hakkı tanımadı. Köleliği yasaklamadı. İslamı benimsemeyenlere yaşama hakkı tanımadı. Mezarı Irak, Necef şehrindedir.

ON İKİ İMAMLAR ALEVİ OLABİLİR Mİ? (2)Tarih anların toplamıdır.Tarihi anda yazanlar, anda tarihi gerçekleştirenler ve bilgece tarihsel yol göstericiliğin hakkını verenler; tarihi inkar edilen ve tarihine suskun ve sağır edilen bir halkın hafızasına seslenirler. Tarihi,bir anlamda gerçeği yeniden dokurlar. Onları, sıra neferi olmanın mütevazılığına rağmen, en ön saflara taşıyan bu bilgelik ve gerçeği inatla arama ısrarlarıdır.Tarihte, çok nadiren, tarihi kendi yapma ve yazma cüretinde olanlar çıkmıştır. Ancak o bilgelerdir ki, tarihin tekerini ileriye doğru iten neferlerin de bir adım önüne çıkarak; dev okyanus dalgalarının yüceliğini bağırlarında taşıyıp, tepelerdeki ak köpükler misali semalara doğru güçlü ve kararlı adımlar atmışlardır.Bilgeler, kavrayışları ve öngörüleriyle; yorumlama ve değiştirme güçleriyle bilgedirler. Ancak eylemleriyle bilgeliklerini buluşturma sancılarını ateş gibi görkemli taçlarla sonsuzlaştıranlar; kurdukları ateş, kan, ter ve candan köprü ile öncülük yaparlar. Yol gösterirler.2. İmam Hasan kimdir:Babası birinci İmam Ali, annesi Fatima-tüz Zehra’dır. 1 Mart 624 yılında Medine'de doğdu. 1.İmam Ali Halife iken Hasan Küfe'de imamdı. Küfe'de namaz kıldırırdı. İmam Ali öldürüldüğünde İmam Hasan 37 yaşında idi. İmam Hasan kadınlara karşı olan zaafı ile biliniyordu. 36 evlilik yaptı. Halife Ali'nin oğlu olması Küfe'de devlet yetkilisi olduğundan kimse cesaret edip karşı çıkmamıştır. Bazı kaynaklara göre İmam Ali, oğlu Hasan'ın 36 kez evlenmesine kızmış Küfe halkına çağrıda bulunarak İmam Hasan'a kız vermelerini istemiş. İmam Ali öldürüldükten sonra daha cenazesi yerde iken, İmam Hasan Küfe'de kendisini Halife ilan etti. Şam valisi Hz. Muhammed’in kaynı Muaviye,İmam Hasan'ın Halifeliğine karşı çıktı. Muaviye ordunun da desteğini alarak kendisini halife ilan etti. Böylece iki başlı bir yönetim ortaya çıkar. Ordu Muaviye’yi desteklediği için Muaviye halifeliğini pekiştirmek için, imam Hasan'a savaş ilan eder. İmam Hasan Muaviye karşı savaşması için Başta Mısır valisi olmak üzere bazı valilerden destek ister. Valiler İmam Hasan'a destek vermezler. Valilerin tamamı Muaviye'yi destekler. İmam Hasan bu durumda yalnız kalır. Muaviye'ye direnecek gücü yoktu. İmam Hasan, Muaviye’ye elçi göndererek bazı şartlar öne sürerek anlaşma teklif eder. İmam Hasan'ın Muaviye'den talep ettiği şartlar şunlardır.1. Halifelik Muaviye’ye verilecek.2. Muaviye’nin ölümünden sonra halifelik Hasan’a verilecek.3. Ali’nin çocuklarına ve mal varlığına dokunulmayacak.4. Her yıl Hasan’a 55 bin dirhem ödenecek.Muaviye bu şartları kabul eder. İmam Hasan Küfe halkının toplandığı bir alanda, Muaviye'nin Halife olduğunu açıklar. Kendiside Küfe halkının önüde Muaviye'ye biat eder. Böylece halifelik tahtına 661 yılında 20 yıl boyunca Şam valiliğini yapan Hz. Muhammed’in kaynı Muaviye oturur. İmam Hasan bu tarihten sonra imamlık yapmaz. Babasının mal varlığı Medine'de olduğu için, Küfe'den ayrılarak Medine'ye yerleşmeye karar verir.İmam Hasan Küfe'den ayrılır Medine'ye yerleşir. Hasan'ın Eşlerinden bazıları Küfe'den ayrılmazlar. Muaviye Medine'de Hasan'a her hangi bir görev vermez. İmam Hasan Halife olabilmesi için Muaviye'nin ölümünü beklerken 670 yılında 28. eşi Cude tarafından zehirletilerek öldürülür. Bazı iddalara göre İmam Hasan'ın zehirletilmesinde Muaviye'nin parmağı olduğu söylenilmektedir. İmam Hasan'ın öldürülmesinden sonra Muaviye'nin İmam Hasan'ı zehirleyen eşi Cude'yi kendi himayesine alması bu iddaları güçlendirmektedir. İmam Hasan'ın mezarı Medine'dedir.3. İmam Hüseyin kimdir:Babası birinci İmam Ali, annesi Fatima'tüz Zehra. 9 Ocak 626 yılında Medine'de doğdu. İmam Ali öldürüldüğünde İmam Hüseyin 35 yaşında idi. Medinede imamlık yapmaydı. İmam Ali'nin öldürlümesinden sonra Küfe'de Muaviye ile Hasan arasındaki iktidar kavgası yaşandığından İmam Hüseyin Medine'deydi. İmam Hasanın Halifelik için Muaviye ile kan dökmeden anlaşması Medine'de iyi karşılandı. İmam Hüseyin de İmam Hasan gibi Muaviye biat ettiğini açıklar.Muaviye İmam Hüseyin'e İmametlik görevini verir. Medine din şurası toplam 22 imamet'ten oluşuyordu. İmam Hüseyin 12 yıl boyunca Medine din şurasında imametlik yaptı. Ülke için alınan tüm kararlarda imametlerin de onayı alınmaktaydı. 678 yılında Muaviye oğlu Yezid'i Şam valiliğine (genel kurmaylığa) atadı. İmam Hüseyin asla buna itiraz etmedi.Muaviye 19 yıl 6 ay Halifelik yaptıktan sonra rahatsızlanır. 76 yaşında iken bu görevi artık yürütemeyeceğini kendisi de bildiğinden Şam valisi olan oğlu Yezid’i Medine’ye çağırarak "kendisinin hasta olduğunu ve artık halifelik yapamayacağını, tahta kendisini getireceğini’’ söyler. Yezid görevi gereği buna hazırdı. Bunun üzerine Muaviye Medine din şurasını toplayarak kendi yerine Şam valisi olan oğlu Yezid’i atadığını söyler. Muaviye din şurasının önünde Yezid’e biat ederek, herkesin Yezid’e biat etmesini ister.Medine din şurası Hüseyin hariç tamamı Yezid’e biat eder. Hüseyin Yezid’e biat etmez. Muaviye’nin Yezid’i kendi yerine ataması ve din şurasının tamamının Yezid’i desteklemesi, Hüseyin’i rahatsız eder. Hüseyin, Muaviye ile var olan anlaşma gereği, Halifeliğin kendisinin hakkı olduğunu düşünüyordu. Hüseyin Muaviye’ye sitem ederek toplantıyı terk ederek ‘’Yezid’e biat etmeyeceğini’’ açıkça dile getirir.Yezid hemen işe koyulur Şam valiliğine Mervanı tayın eder. Böylece ordununda desteğini garantiler. Hüseyin’e haber gönderir, kendisine biat etmesi için 3 gün süre tanıdığını söyler. Hüseyin Yezid’e güvenmediği için, Yezid'e karşı muhalefet oluşturmak için, gizlice ailesini de yanına alarak Mekke’ye gider. Yezid Hüseyin’in Mekke’ye gittiğini öğrenir. İmam Hüseyin'i Yakalamak için asker gönderir.Hüseyin Mekke’de taraftar bulmaya çalışır. Başta Mekke valisi olmak üzere Mekke halkı da Hüseyin'e destek vermezler. İmam Hüseyin Yezid’in kendisini öldürteceğini bildiği için, ailesini de yanına alarak Bağdat’a Küfeye gitmeye karar verir. Zaman kaybetmeden yola çıkar. Hüseyin’in Bağdat’a gideceğini öğrenen Yezid ordularını harekete geçirir. Hüseyin’i Bağdat’a varmadan Necef şehri ile Bağdat arasında bulunan Kerbela’da durdurur. 10Ekim 680 yılında Yezid'in orduları başta İmam Hüseyin olmak üzere ailesiniden bazılarını öldürür. İmam Hüseyin'in çocuklarından bazılarına dokunmaz. İmam Hüseyin'nin mezarı Irak, Kerbelâ’dadır. Hüseyin öldürüldüğünde 5 eşi, 6 cariyesi (kadın kölesi) vardı.İmam Hasan ile Muaviye, İmam Hüseyin ile Yezid arasındaki kavga asla alevi sünni kavgası değildir. Bunların kavgası tamamen iktidar kavgasıdır. Yezid Muaviye'nin ve Medine din şurasının onayı ile Halife secildi. Kerbela Katliamı için oruç tutan alevilere sormak lazım? İktidar için karşı karşıya gelen, Yezid ile Hüseyin arasındaki mücadelede İmam Hüseyin galip gelip, Yezid'i öldürmüş olsaydı, Yezid için de oruç tutarmıydınız?Alevilik'te tek evliik esas'tır. İmam Ali 9, İmam Hasan 36, İmam Hüseyin 5 evlilik yaptı, cariyeler (kadın köleler) hariç. Alevi inancına göre bu durum nasıl izah edelebilir. Ali, Hasan ve Hüseyin Müslüman değil de, Alevi olmuş olsaydılar, Aleviler inançları gereği onları düşkün ilan ederlerdi. Asla onları içlerine almazlardı. Çünkü Alevilikte kadın ayaklar altına alınacak bir varlık değildir. Alevilikte birden fazla evlilik yoktur. Düşkünlük sayılır ,zina sayılır.Yaşamları boyunca camide hiç çıkmıyan, Alevi inancı hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmayan, Cemevi görmemiş, Semah dönmemiş Enal-hak dememiş. Eline, beline, diline hakim olmamış, kadınlara değer vermemiş, şeriatın yayılmasında büyük pay sahibi olan, Ali, Hasan ve Hüseyin kimler tarafından Alevi yolun kurucusu olarak gösterildi?4. İmam Zeynel Abidin:Babası 3.İmam Hüseyin, annesi Şehr Banu. 7 Ocak 659 tarihinde Medine'de doğdu. Zeynel Abidin, İmam Hüseyin'in en küçük oğludur. Kerbela katliamı yaşandığında orada bulunuyordu. Evliydi iki çocuk babasıydı. Zeynel Abidin hasta ve yatalak olduğu için Yezid, Zeynel Abidin ve ailesine dokunmaz. Çocuklarıyla birlikte Küfe'ye gönderir. Bir süre Küfe'de kalır, Zeynel Abidin iyileştikten sonra çocuklarını da yanına alarak baba ocağı Medine'ye döner.O konjonktürde, ülke genelinde ayaklanmalar yaşanıyordu. İç savaş yaşanıyordu. Araplar Yezid'e karşı ayaklandı. Ordu bölündü. Zeynel Abidin bu ayaklanmada tarafsız kaldı. Yezid iki yıl Halifelik yaptıktan sonra çıkan iç savaşta öldürüldü. İmam Zeynel Abidin Medinede 35 yıl imamlık yaptı. 6 Ekim 713 yılında Medine valisi Osman bin Hayyan tarafında zehirletilerek öldürülür. Mezarı Medine'dedir.5. İmam Muhammed Bakır:Babası 4.İmam Zeynel Abidin, annesi Fatıma'dır. 17 Kasım 676 tarihinde Medine'de doğdu. Kerbela katliamında sağ kurtulduğunda 4 yaşında idi. Kerbala katliamından sonra babasıyla yeniden doğduğu topraklara medineye yerleşti. Babasının ölümünden sonra Medine'de 20 yıl imamlık yaptı. 8 Ocak 733 yılında amcası İbrahim bin Velid tarafından öldürüldü. Mezarı Medinede'dir.6. İmam Caferi Sadık:Babası İmam Muhammed Bakır, annesi Ümmü Fer. 24 Mayıs 699 yılında Medine'de doğdu. İmam Bakır öldürüldüğünde İmam Caferi Sadık 34 yaşında idi. Tarihin en önemli dönemlerinden biri olan Emevi saltanatının çöküşü ve Abbasi saltanatının başlaması döneminde yaşadı. İmam Cafer şeriat kuralarında taviz vermez. Katı şeriatçı bir molla kimliği ile tanılır. Caferilik olarak bilinen ve Şia fıkhının temelini oluşturan esasları belirlemiştir. 34 yıl imamlık yaptı. Özel olarak yetiştirdiği talebeleri vardı. İyi bir vaazcı idi. İslamın şartlarına ve şeriata bağlılığıyla bilinirdi. Ancak, Câfer-i Sâdık döneminde islam aleminde büyük bir siyasi kargaşa yaşanıyordu. Defalarca onu öldürmek istediler. Bunun üzerine İmam Caferi sadık imamlık görevini bırakır. Geri kalan ömrünü inzivada geçirdi. Sonunda Mansur'un emriyle 22 Ocak 765 yılında zehirlenip öldürüldü. Mezarı Medine'dedir.7. İmam Musa Kazım:Babası İmam Cafer-i Sadık, annesi Hamide. 2 Eylül 745 yılında Arabistan'ın Ebva şehrinde doğdu. Abbasi halifelerinden, Mansur, Hadi, Mehdi ve Harun'un zamanlarında yaşadı. 35 yıl imamlık yaptı. Musa Kazım hacca giderken Medine'ye uğradığında, Harun'un emriyle İmamı Mescid-ün Nebi'de namaz kılarken yakaladılar. Elini ve ayağını zincirle bağlayarak hapsettiler. Medine'den Basra'ya, Basra'dan Bağdat'a götürdüler ve yıllarca hapisten kaldı. Bağdat'ta "Sindi b. Şahik" hapishanesinde 799 yılında zehirletilerek öldürüldü. Mezarı Bağdat'tadır8. İmam Ali Rıza:Babası İmam Musa-i Kazım, annesi Tahire. 25 Ağustos 770 Medine'de doğdu. İmam Rıza çocukluk dönemini babasının yanında geçirdi. 35 yaşında iken babası İmam Kazım öldürüldü. İmam Ali Rıza iktidarda olan Harun'da çekindiği için imamametliğini hemen açıklamadı. Harun döneminde ülke genelinde iç ayaklanmalar yaşandı. Harun iktidarı zayıflamıştı. İmam Ali Rıza bunu fırsat kullanarak imametliğini Medine'de ilan etti. Harun'un ölümünden sonra oğulları Emin ile Memun arasında saltanat mücadelesi başladı. Bu mücadeleyi Memun kazandı ve hilafet tahtına oturdu. İmam Ali Rıza'nın 10 yıl İmamet dönemi Harun zamanında geçti. İmam Ali Rıza 20 yıl imamametlik yaptı. İktidarda bulunan Memun Medine halkın'ın İmam'a göstermiş olduğu ilgiden rahatsız olur 24 Ağustos 818 yılında İmam Ali Rıza'yı zehirleterek öldürttü. Mezarı İran'nın Meşhed denilen Tus şehrindedir.9. İmam Muhammed Taki:Babası İmam El Rıza, annesi Sebike. 16 Haziran 811 yılında Medinede doğdu. Lakabı Taki'dir. Bazen de Cevad ve ibn-ür Rıza lakabıyla anılır. Babası İmam Ali Rıza öldürüldüğünde Medine'deydi. Me'mun'un emriyle hilafet merkezi olan Bağdat'a getirildi. Me'mun, kızını imamla evlendirip, imamı Bağdat'ta kalmaya mecbur etti. Bir süre sonra imam Muhammed Taki Me'mun'dan izin alarak Medine'ye döndü. 8 yıl Medine de imamlık yaptı. Camide vermiş olduğu bir vaazda kayınbabası Me'mun alehinden vaazlar verir. Bunun üzerine Muhammed Taki 25 Kasım 835 yılında eşi Me'mun kızı Mu'tasım tarafından zehirletilerek öldürülür. Mezarı Bağdat'ta10. İmam Ali Naki:Babası İmam Muhammed Taki, annesi Seyyide Ümmü Fazl. 9 Eylül 829 yılında Medine'de doğdu. İmam Ali Naki kendi hayatı boyunca Abbasi halifelerinden yedi tanesini gördü. Onlar, Me'mun, Mu'tasım, el- Vasık, Mütevekkil, Mu'ntasir, Mu'stain ve Mu'tazz'dırlar. Babası Muhammed Taki öldürüldüğünde 8 yaşında idi. Medinede büyüdü. Dini eğitimler aldı. Mütevekkil'in alehinde camide vaaz verdi. Mütevekkil İmam Ali Naki'yi Medine'den o dönemdeAbbasilerin hükumet merkezi olan Samerra'ya götürdüler. Ali Naki 29 Haziran 868 yılında Mu'tezz tarafından zehirletilerek öldürüldü. Mezarı Irak Samarra'dadır.11. İmam Hasan Askeri:Babası İmam Ali Naki, annesi Hadis (Hudeyse) 3 Aralık 846 yılında Medine'den doğdu. İmam Hasan Askeri 22 yaşına kadar babası İmam Ali Bakır ile beraber Irak'da yaşadı. Babası öldürüldükten sonra 22 yaşında babasının tahtına oturdu. imametlik yaptı. Genç yaşta hastalanır. Bazı kaynaklara göre Mu'ttemid tarafında zehirlendiği söylentileri yayılır.. İmam Hasan Askeri'nin hastalık haberi zamanın halifesi Mu'tamıd'a verilince, doktor göndermenin yanı sıra güvenliği için özel koruma gönderildi. Ayrıca bakımı için kadın cariyelerde gönderildi. İmam Hasan Askeri 1 Şubat 874 yılında hayatını kaybetti. Mezarı Irak Samarra'dadır.12. İmam Muhammed Mehdi.:Babası İmam Hasan-ül Askeri, annesi Nercis Hatun, 30 Temmuz 868 yılında Irak, Samarra Şehrinde doğdu. Babası öldürüldüğünde 5 yaşında idi. Kimilerine göre babası İmam Hasan ile birlikte zehirlenerek öldü. Gizlice gömüldü. Kimilerine göre sır oldu, yok oldu. Halk arasında Muhammed Mehdi ilan edildi. Bu durum iktidara hakim olanları kızdırmıştı. Muhammed Mehti'nin bulunması için özel çaba harcansa da bütün aramalara rağmen bulunamadı. Böylece on iki imamlar dönemi arkasında bir çok soru bırakarak sona erer. Neden 12 imam?Oniki imam'ların alevi olduklarını idda edenler şu sorulara cevap vermek zorundalar:1: On iki imam'lar Alevi ise Muhammet’in ölümünden sonra Ali neden Ebu Bekir’e, Ömer’e ve Osman’a biat etti.2: Alevilik Ali ile başlamışsa on iki imam'ların tamamı Mekke ve Medine'de doğduğuna göre ocakların merkezi neden Mekke ve Medine değildir?3. Ali alevi, Ömer sünni ise Ali neden kızını Ömer’le evlendirdi. Ömer Ali'nin damadı olduğunu aleviler biliyormuydu biliyorlarsa aleviler ömeri neden sevmezler?4: Muaviye'ye ile Hasan, Hüseyin arasındaki çatışmanın nedeni alevi, sünni çatışması ise Hasan ile Hüseyin Muaviye'ye neden biat ettiler.5 . On iki imam'lar namaz kılmazdı diyebiliyormusunuz?6: Yaşamları boyunca şeriat düzeni için çalışmış, namazından niyazından geri durmayan ,Cemevi görmemiş On iki imam'lar ölümünden asırlar sonra nasıl alevi oldular?7: On iki imam'ları Pir olduğunu söylüyorsanız, bunların yetiştirdiği Pir'ler varmı?varsa kimlerdir?.8: On iki imam'ların çocuklarından, torunlarından pirlik yapan var mı, varsa kimlerdir?9: On iki imam'lardan saz çalan varmı?10: On iki imam'lardan ve çocuklarında hiç Cem bağlayıp, semah dönen varmı?11: On iki imam'ların müsaipleri var mı?. Varsa kimlerdir?12:Müsaiplik on iki imam'lardan gelmişse neden araplarda müsaiplik yoktur?13: On iki imam'lardan hiç Cemevi yapan var mı?14: On iki imamlardan Enel-hak diyen varmı ?15: Aleviler on iki imam'lar orucunu ne zamandan beri tutuyorlar?16: On iki imamlar 30 gün oruç tutmazdı diyebiliyormusunuz )17: On iki imam'lardan Hızır orucu tutan varmıydı?18: On iki imamlar suç işleyenlere hiç Düşkünlük cezası vermiş midir?19: Alevilikte Tek evlilik esas olduğuna göre 36 kez evlenen imam Hasan, düşkün ilan edildimi?20: On iki imam'lar Kuran’daki kadınları aşağılayan ayetlere karşı çıkmışlar mıydı? Bunları değiştirmek için bir çaba harcamışlarmıydı?21: Aleviler'de kadın erkek ayırımı yapılmadığına göre on iki imam'ların o kadar çok kızları varki neden kadınlardan bir imam olmamış?22: On iki imam'lardan İmam Ali 4 yıl 9 ay İslam alemine halifelik yaptı. İktidarda olduğu dönemlerde neden kadın erkek eşitliğini savunmamıştır?22: İnsanı merkezine oturtan, insana değer veren Alevilik, Ali ile başlamışsa Ali neden köleliği yasaklamadı.23: Muhamed, Ebu Bekir ve Ömerin damadı - Ali ile Osman Muhamedin damadı - Ömer Ali'nin damadı- Muaviye Muhamed'in Kaynı-Yezid Muhamed'in kaynı Yezid'in oğlu olduğunu alevilerden neden gizlendi.24: Alevilikte imamlık olmadığına göre, Neden on iki Pir değilde on iki imam?Bugün Alevilerin önünde iki yol var, ya kendi tarihleriyle yüzleşecekler, hiç takiyye yapmadan Pirlerimizin dediği gibi” dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan”, “Biz aleviyiz” deyip Cemevine gidecekler. Ya da on iki imamlar gibi biz müslümanız deyip camiye gidecekler.On iki imamlar alevidir demek, alevileri camiye çağırmaktır.On iki imamlar için oruç tutmak, aleviliğe ihanettir.Alevilik islamın özüdür demek, Aleviliğe ihanettir.Alevilik İnsandır, Doğadır ve Güneştir. Alevilik islamın içine sığmaz. Alevilik islamın içindedir demek Ateşle barut’u bir arada tutmaya benzer.Ey alevi gençliği, Tarihe karşı sorumluluklarını yerine getir. Tarih Alevilerden bir kez daha tekerür istiyor. Bilge insanlarımızın yarattığı doğa ve insan eksenli ,alevi inancını çölleştirmek istiyenlere karşı ,canı pahasına direnen, Pirlerimiz Hallac-ı Mansur, Baba İlyas, Baba İshak, Börtlüce Mustafa, Tornak Kemal, Şeyh Bedrettin, Pir Şah Kulu, Nur Ali Halife, Şeyh Celal, Baba Zün'nü, Kalenderi- Hayderi, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Seyit Rızalar gibi benzeri çıkışlarla yeniden dirilişler yaratarak, inancımıza sahip çıkmalıyız.Barış Aydın 

NEDEN KAYPAKKAYA

“Kemalist diktatörlük, Türk şovenizmini körüklemeye girişti! Tarihi yeni baştan kaleme alarak, bütün milletlerin Türk’lerden türediği şeklinde ırkçı ve faşist teoriyi piyasaya sürdü. Diğer azınlık milliyetlerin tarihini, kitaplardan tamamen sildi. Bütün dillerin Türkçeden doğduğu şeklindeki “Güneş Dil Teorisi” safsatasını yaydı. “Bir Türk dünyaya bedeldir!”, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” cinsinden şovenist sloganları ülkenin her köşesine, okullara, dairelere, her yere yaydı. Böylece, çeşitli milliyetlere mensup işçiler ve emekçiler arasına milli düşmanlık ve kin tohumları saçtı; işçilerin ve emekçilerin birliğini ve dayanışmasını baltaladı. Türk işçi ve emekçilerini, kendi şovenist politikasına alet etmek istedi! Kemalist diktatörlüğün milli meselede izlediği çizgi, tam anlamıyla Türk şovenizmidir ve bilindiği gibi, faşist diktatörlüklerin bir özelliği de hâkim ulus şovenizmini körüklemek, milli düşmanlıklar yaratarak ve kışkırtarak, emekçi halk kitlelerini bölmek, birbirine düşürmektir”İbrahim KAYPAKKAYA

Deniz, Mahir ve İbrahim’in görüşlerini yayınlarken; yorum yapmadım. Amacım yeni nesil saflarını belirtirken birilerin etkisinden kalmadan Mahir’i, Deniz’i ve İbrahim’i birebir kendilerinden öğrenmek idi. Buna rağmen İbrahim’i öne çıkarttığım eleştirileri aldım. Haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ben İbrahimci olduğum kadar, o kadar da Mahirciyim, Denizciyim, Mustafa Suphiciyim, Yılmaz Güneyciyim, Mazlum Doğancıyım, İrfan Çelikçiyim, Pir Sultancıyım, Şeyh Bedrettinciyim, dünyanın neresinde olursa olsun zalime karşı kim ki isyan bayrağını dalgalandırmışsa ben onun yanındayım.

Deniz, Mahir, İbrahim bize Türkiye devriminin rotasını göstermişlerdi. Yani hasta olan Türkiye’ye doktor gözüyle reçete yazmışlardı ve bugün görülmüştür ki Türkiye’nin iyileşmesi için İbrahim’in yazmış olduğu reçete uygulanırsa bu hasta ayağa kalkar, yani devrim olur. Mahir, Deniz, İbrahim her türlü revizyonist akımlara karşı silahlı mücadelenin önemini öne çıkarttırmışlardı. Yani ihtilalcıdırlar, üçünün de amacı aynıydı, devrim yapmaktı. Mahir ve Deniz bugün yaşamış olsaydılar, onlarda İbrahim’in söylediklerini onaylardı. Çünkü onların amacı devrim yapmaktı.

Mahir Çayan ve arkadaşları Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i idamdan kurtarmak için, Kızıldere eylemini gerçekleştirmiştir. Aralarında ki devrimci ilişkiler, siper yoldaşlığı ve ruhuyla da kendilerinden sonra gelenlere örnek oldular. Onlar sisteme savaş açarken farklı kulvarlarda da olsa birbirlerini sahiplenmenin en güzel örneklerini gösterdiler. İbrahim ve arkadaşları, Nurhak dağlarında Sinan Cemgil’leri ihbar eden muhtarı bizzat kendisi cezalandırdı. Tıpkı Deniz’lerin idamını engellemek için iki hareketin ortak pratikteki sergilediği tutum gibi. İbrahim, Mahir, Deniz reformist ve parlamenterist mücadele anlayışına baş kaldırarak, Türkiye devrimci hareketine, yeni bir çığır açarak, mücadeledeki kararlılığı ile düzene doğrudan savaş açmıştır. O dayanışma ruhunu bugünde yoğun bir şekilde yüreğimizde hissetmeliyiz.

Mahir, Deniz ve İbrahim devrimci zoru da dönemin sosyalist hareketinden farklı bir şekilde ele almaktadırlar. “Savaş siyasetinin başka araçlarla devam ettirilmesidir” ilkesinden hareket ederler. İbrahim zoru, uluslar arası komünist hareketin tecrübelerinin izinden gidip, ülkenin üretim ilişkileri ve özgül koşulları çerçevesinde ele alarak “halk savaşı” yöntemini benimser. Dolayısıyla kendi sistematiğiyle, dönemin küçük burjuva fokocu hareketleri arasındaki anlayış farkını ortaya koyar.
İbrahim’in sistematiği, Mahir Deniz ve 71 devrimciliği içinde şu ayırt edici yönlere sahiptir:

1. Kemalizm’den köklü bir kopuş.
2. Kürt sorununda Marksist analiz.
3. Devrimci zoru, halk savaşı pratiğinde ele alma.
4. Ülkenin tarihini Marksist açıdan analiz etme
5. Kitlelerden kitlelere anlayışının amansız bir takipçisi olma.

İbrahim Kaypakkaya yıllar geçtikçe fikirleri, düşünceleri eskimek şöyle dursun, doğruluğu sosyal pratiğin içinde her gün daha fazla ispatlanan bir önderdir. Kürtlere ve Alevilere karşı uygulanan katliamlar ve soykırım politikası bile Kemalist politikanın faşizmin ta kendisi olduğunu göstermeye yeter. Kemalizm’e ‘ilerici’ diyenler onun baskılarına destek verdiler. Kemalist politikanın iğrençliğini ve halk düşmanı olduğunu İbrahim Kaypakkaya daha 1970’lerin başında ortaya koydu. Bugün T.C. Kaypakkaya’nın adından dahi korkuyorsa asıl gerçeklik buradadır.

Egemen sınıflar TC’nin kuruluşundan bu yana Kürt ve Alevi sorununu baskıcı ve katliamcı bir politikayla çözme yolunu seçtiler. Kurtuluş Savaşı sırasında Kürtlere ve Alevilere karşı Kemalistler ikiyüzlü bir politika izledi. Önce onların ulusal haklarını ve inancını tanıyacaklarını bildirdiler. Böylece savaş içinde Kürt’lerin ayrılmasını önlediler. Alevilerin de desteğini aldılar. Ancak Kemalistler hâkimiyeti sağlayınca, Kürtlerin ulusal istemleri ayaklar altına alındı. 1925 yılında bizzat Mustafa Kemal tarafında çıkarılan özel bir yasayla Aleviliği yasakladılar.

TC’nin ikiyüzlü politikasının anlaşılmasından sonra peş peşe patlayan Kürt ve Alevi İsyanları kanlı bir şekilde bastırıldı. Bu isyanlarda on binlerce Kürt ve Alevi kıyımdan geçirildi. Özellikle Şeyh Said ve Dersim İsyanlarında yüz bini aşkın Kürt ve Alevi katledildi. O günden bu yana da Kemalist katliamcı politika katı bir şekilde sürdüre geldi. Bugün bile Kemalizm’i aklama çabaları çırpınışları devam ederken, İbrahim Kaypakkaya Kemalizm’in faşizm olduğunu çok genç yaşında görmüş ve buna uygun bir komünist duruş sergilemişti. O cesareti, direngenliği ve düşünsel yapısıyla örnek bir Komünist olmuştur.

Kemalizm Kürt ve Aleviler için katliamlar ve baskı demekti. Türkiye’de tüm emekçilere yapılan baskı Kürdistan’da daha bir katı kitle katliamları, sürgün seri idamlar şeklinde uygulandı. Bazı burjuva aydınlarımızın ve kimi küçük burjuva solcularımız için ‘ilerici’ ve ‘demokratik’ olan Kemalizm aslında faşizmin ta kendisi idi. Bugünkü AKP hükümetinin, Kürt’lere ve Alevilere yönelik politikası, 1920’den buyana uygulanan Kemalist politikasının kendisidir.

Mahir de Deniz de İbrahim kadar ihtilalcıydılar. Bu düzenin yıkılması için bedel ödediler. Bugün yapılması gereken onların yarım bıraktığı davayı sürdürmektir. Devrimcilere düşen görev:  Hastayı iyileştirmektir. 1970’lere takılıp kalmak değildir. Mahir’leri Deniz’leri İbrahim’leri doğru anlamaktır.

KÜRTLER TARIH YAZIYOR!

 

KÜRTLER TARİH YAZIYOR!

Kürdistan halkı kendi tarihini kendisi yazıyor.

Kürdistan Ulusal Özgürlükçü Hareketi, kendi öz gücüyle T.C. devletine her alanda darbe vurarak ilerlemeye devam ediyor. Kürdistan Özgürlükçü Hareketi Artık gerilla savaşı dönemini aşmış, stratejik denge savaş sürecini yakalamıştır.

Türkiye Devrimci Hareketi tarafından Batı’da ikinci bir cephe açılamadığından dolayı Kürt Özgürlük Hareketi stratejik denge aşamasına ağır bedeller ödeyerek mücadelesini sürdürmektedir.

Bugün dayanışma günüdür. Yaşasın Halkların Kardeşliği, slogan düzeyinde kalmamalı. Batıda da devrimci güçler sistemi hedef alan, ortak askeri eylemlikler yapmak zorunda. TKP/ML-TİKKO (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) bulunduğu bütün alanlarda PKK Savaşçılarıyla birlikte hareket ederek Kürt halkına açık destek vermektedir.

Halkların bağımsızlığını savunan faşizme karşı direnen Alevi, Türk, Kürt değişik kültürel, dinsel, ulusal emekçi kitlelere birleşik hitap edebilmeyi, güven verebilmeyi başarmalıdırlar.
Kürdistan’ın dört parçasında yaşanan gelişmeler Kürt sorununun çözümünde etki eden gelişmeler olarak Türkiye Kürdistan’ı her zamankinden daha fazla etkilenmektedir. Suriye Kürdistan’daki olumlu gelişmeler T.C. devletini rahatsız etmiştir.

Egemen sınıflar, topyekûn imha savaşı içindedirler. Yoksulluğun, zulmün, sömürünün, açlık ve sefaletin, fuhuş ve ahlaki çöküntünün, ulusal baskı ve işkencenin dorukta olduğu bir ülkede, Türkiye’de, bütün bu olguların kaynağı olan sömürü sisteminin egemen unsurları karşısında mücadelede ısrar etmenin gerekliliği ve güçleri birleştirerek tek bir yumruk halinde hareket etmenin zorunluluğu kendisini her zamankinden daha fazla dayatıyor.

Bugün dayanışma günüdür. Yeniden silahlar hız kazanmıştır. Bir halk yok edilmek isteniyor. Saflar gittikçe netleşiyor. Kürt halkı zor bir dönemden geçiyor. Devrimci dayanışma içinde olmayanlar, seyirci kalanlar asla yarın tarihe hesap veremezler.
Kürt halkı kendi kaderi üzerindeki boyunduruğu kırmak için her karış toprağını kanla sulamaya devam ediyor. Rejimin Kürt sorunu silah zoruyla çözmek için emrindeki tüfeklerle kitlelerin kılcal damarlarına kadar korku enjekte ederek, Kürt meselesini zorla sindirme yoluyla çözeceğine inanmaktadır.
Kürdistan, bugün tamamıyla TC’nin askeri işgali altındadır. Bugün bölgeye milletvekilleri dahi alınmamaktadır. Zulmün baskının, sömürü ve vahşetin olduğu yerde, halkın sömürücü devlete karşı isyanı haklı ve meşrudur.

Gün gerçekten insanımızın kendini bulma, kendini tanımlama, kendini adlandırma, kendini konuşturma, kendini savaştırma ve kazanma günüdür. Çünkü egemen sınıflar döktükleri her kandamlasıyla birlikte sonlarını da hızlandırmaktadırlar. Onun içindir ki Rüzgâr ekenler fırtına biçerler.

Aleviler ne yapmalı.

Anadolu topraklarında Alevi halkı kadar zulüm görmüş, katliama uğramış talihsiz bir toplumun olmadığı açıktır. 1239’larda Baba İshak’la başlayan Alevi katliamları, soykırımlar ve asimilasyon günümüzde de devam ediyor. Daha dün başbakan Tayyip Erdoğan KaracaAhmet Cem evi için ‘’ucube’’ demesi, kendince Kürt sorununu hal ettikten sonra Alevilere yönelik katliam yapacağının işaretini vermiştir.

Tarihte bunun örnekleri çoktur. Anadolu toprakları kanla yoğrulmuştur. T.C. kan dökmeye devam ediyor. Aleviler yeniden katliam yaşamak istemiyorsa bu zulüm sisteminde kurtulmak zorundadır.

Aleviler mazlumdan yanadır. Bugün mazlumdan yana olmayanlar, devletin Kürtleri katledilmesine seyirci kalanlar, Alevi de olamazlar. Bugün Kürt halkının üstünde milli bir baskı vardır. Kürt halkı ezilen bir mazlum halktır. Mazlumun diline, rengine ırkına bakılmaz. Kürt halkının elde edeceği başarı Alevilerin de başarısı olacaktır.

Aleviler mutlaka geçmişte yapılan hatalara düşmemeli. Şeyh Said ve Seyit Rızanın mücadelesinde ders çıkarmalıdırlar. Birisi Alevi Birisi Sünni idi. İkisi de T.C. tarafında İdam edildi. Şeyh Said de Seyit Rıza da Kürtlerin ve Alevilerin benliği ve Onuru için idam edildiler. Şeyh Said isyanına Aleviler destek vermiş olsalardı, Dersim katliamı da yaşanmamış olabilirdi.
İktidardaki AKP ve egemen sınıflar katliamcı Kemalist politikalarını aynen devam etmektedir. Katliamların yaşandığı bir yerde katliama uğrayan ulusun halklarının isyanı haklı ve meşrudur. PKK`nin vermiş olduğu mücadele terör değil, Kürtlerin meşru müdafaa hakkıdır.

Eğer bu ülkede yönetici sınıflar bir avuç kalantorun saltanatını korumak için kan dökmeyi kendileri için bir hak olarak kabul ediliyorsa, buna karşı boyunduruk altındaki, Kürt ulusunun can ve mal güvenliklerini korumak için kan dökücülere karşı her cephede silahlanmak ve savaşmak hakkına sahip olduğu gerçeğine karşı hiç kimse duramaz. Onun içindir ki isyan etmek meşrudur.

Her gün köylerin basıldığı evlerin ve köylülerin ürünlerinin yakıldığı bir yerde isyan olmaz da ne olabilir? Bir ulusun seçilmişleri, yöneticileri, belediye başkanları tutuklanıp cezaevlerine dolduruluyorsa isyan etmek meşrudur.
Boyun eğmek mi? Asla! Kürt ulusun sürekli baskı altında tutmak, o ulusun ülkesinde sadece özel valilik sistemleri uygulanıyorsa, Kürt halkını kıyımlardan geçirmek ve halkı birbirine kırdırmak için özel koruculuk geliştirmişsen isyan meşrudur.
Türk egemen sınıfları Kürt halkının isyanını her ne kadar “terör” diye suçlamaya çalışsa da halk kendi üzerinde vahşet uygulayan despotlara karşı mücadele ediyorsa, bu mücadele meşru bir savaştır.
Halka sömürü ve zulüm uygulayanların yaptıkları terördür. Halkımız da bunu böyle bilmekte ve devletin terörüne karşı mücadele vermektedir. Dağlarda yanan isyan ateşleri halk tarafından sürekli körükleniyorsa, halk bu savaşın T.C. Devletine karşı verildiğini bildiğinden ve desteklediğindendir.
Ve her şeyden önce bir ulusun kimliği tanınmıyor, Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı zorla gasp ediliyorsa, dili ve kültürü üzerinde yasaklar uygulanıyorsa, başka bir söylemle, bir ulus zorla bir başka ulusun boyunduruğu altında tüm ulusal haklarından yoksun olarak yaşamaya zorlanıyorsa isyan etmek meşrudur.
Köylüler zorla göçe zorlanıp, göç etmeyenler katlediliyorsa halkın ormanları yakılıp hayvanını otlatan çoban “gerilla” diye kurşunlanıyorsa, halkın can güvenliği devlet tarafından yok edilmiş ve kendi güzelim topraklarında özgürce dolaşamıyorsa isyan etmek meşrudur.

Kürt halkı üzerinde estirilen baskılar, bugün için aynı boyutta olmasa da Türk halkı üzerinde de estirilmektedir. Ve Kürt halkı ile Türk halkının kaderi aynıdır. Türk halkı, egemen sınıfların Kürt halkı üzerinde uyguladığı milli zulme karşı çıkmadıkça kendi kurtuluşunu da gerçekleştiremez.

Türk halkının kurtuluşuyla Kürt halkının kurtuluşu aynıdır. İki halkta T.C. devletinin sömürü ve zulmü altında da yaşamakta ve ezilmektedir. Bu nedenle, Kürt ve Türk halklarının kurtuluşu, ortaklaşa mücadele vererek ve faşist devletin tüm yaptırımlarına karşı ayağa kalkarak, Kürt ve Türk halklarının federal Demokratik Halk cumhuriyetlerini kurmakta yatıyor.

NEWROZ ATEŞİ!

 

Zalimin zulmüne başkaldırının günüdür Newroz. Ortadoğu halklarının zafer ve özgürlük ateşini yaktıkları gün. Modern Dehak’lara karşı mücadelenin boyutlandığı, halkların emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı savaşlarınıyükselttikleri gün.

İntifalara, serhıldanlara esin kaynağı olan Newroz ateşi binlerce yıl önce yakıldı. Zalim Dehak’ın sarayından yükselen Newroz ateşi, o günden bu yana her 21 Mart’ta daha da bir gür yanıyor.

Bugün o ateş Ortadoğu’nun dört bir yanında; Kürt halkının, Filistin halkının, Türk halkının Arap ve acem Halklarının mücadelesinde bir isyan ve özgürlük ateşine dönüşmüştür.

Bugün o ateş, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Dersim’de, Amed’te, Botan’da, Süleymaniye’de, Kerkük’te, Avrupa’nın başkentlerinde, Gazze sınırlarını aşarak, adım adım bütün Dünya’da daha güçlü bir şekil’de yanmaya devam ediyor. Yanmaya devam edecektir. Ve o ateş, tüm halklar özgür ve eşit olana kadar yanmaya, bir isyan ve özgürlük çağrısı olmaya devam edecektir.

Newroz’un tarihi binlerce yıl öncesine dayanır. Zalim Dehak’ın zulmüne karşı Devrimci Kawa’nın zulme isyan etmesine kadar. Devrimci Kawa vampir Dehak’ın zulmüne daha fazla dayanamaz ve Dehak’ın sarayına giderek, Devrimci çekiciyle onu öldürür. Dehak’ın zulmünde kaçarak dağlara sığınmış olan halka, zaferini müjdelemek için sarayın en yüksek yerinde bir ateş yakar. Kawa’nın ateşini gören halk, sevince boğulur ve bu sevinci dağların tepelerinde yaktıkları ateşlerle kutlar.

O gün den beri her 21 Mart’ta aynı sevincin, zalime karşı başkaldırışının ve zaferin coşkusuyla Newroz ateşlerinin yakıldığı gün olmuştur. Binlerce yıldır Newroz ateşinin hiç sönmemesi Kürt, Türk, Arap ve Acem halklarının özgürlüğe olan özlemlerini dile getirmektedir.

İnsanlık tarihinde Dehak’lar hiç eksik olmamıştır. Anadolu topraklarında Alevileri katleden Osmanlının, Kızılderileri soykırımla katleden ABD’nin, yüz binlerce insanı toplama kamplarında topluca imha eden Hitler faşizminin, zencileri katleden ırkçı Güney Afrika’nın ve Ortadoğu halkları üzerinde terör estiren İsrail Siyonizminin, Faşist Türk devletinin zulmüne on yıllardır direnen Kürt halkının yaşadığı katliamlar, Dersimler, Halepçe’ler toplama kampları, sürgünler, göçler Dehak’ın zulmünü kat kat artmıştır. Ama tüm bu soykırımlar, özgürlüğe olan tutkusunu yok edememiştir.

Çağımızın modern Dehak’ı; ırkçılığın ve ulusal baskının maddi temeli olan emperyalizmdir. Ezilen halkların kurtuluşunun ve özgürce gelişmelerinin önündeki en büyük engel emperyalizm ve onun işbirlikçi yönetimlerdir. Daha dün ABD emperyalizmi Irak, Afganistan ve Libya halklarının üzerine tonlarca bombalar yağdırırken, katliamcı ve saldırgan yüzünü bir kez daha göstermiştir. Bugün ise aynı oyunlar Suriye’ye yöneliktir. Yarın sıra kime gelecek bunu tahmin etmemek mümkün mü?

Evet, özgürlük ateşleri yanmaya devam ediyor. Halkları yeni Dehakların baskısına terörüne ve katliamlarına baş eğmeyeceğini haykırıyor; elde silah savaşıyor; emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin kurşunlarına karşı taşla, sopayla ayaklanıyor. Newrozun başkaldırı geleneğini devam ettiriyorlar.

Newroz ateşi Türkiye ve Kürdistan’da bugün daha gür yanıyor. Ulusal ve sınıfsal kurtuluş hareketi, halklarımızın kurtuluşu hareketi halklarımızın kurtuluşu için daha güçlü adımlar atıyor.

2012 21 Mart’ı daha çok umut, daha çok mücadele, daha çok atılım vaat ediyor. Newroz ateşleri modern Dehak’lara karşı daha güçlü yanıyor. Egemen sınıflar ne yaparsa yapsın halklarımızın özgürlük mücadelesini engellemeyecektir.

Kürt halkının haklı mücadelesi faşist TC Devletine karşı her geçen gün yeni mevziler kazanıyor. Kürdistan dağlarında yükselen isyan ateşleri köyleri, kasabaları, şehirleri kapsayarak güçleniyor. Newroz ateşleri Kürdistan’ın her yanında yükseliyor. Yükselen mücadele ve ayağa kalkan Kürt halkı kendi kölelik zincirleri parçalıyor. Botan’dan, Dersim’den, Diyarbakır’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Zonguldak’tan yükselen mücadele halklarımızın umudu oluyor.

Halklarımızın yükselen mücadelesi, faşist TC Devletini her geçen gün köşeye sıkıştırıyor. Artık eskisi gibi devam edemeyeceklerini gören egemenler yeni taktik ve yöntemler deniyorlar. Son dönemlerde göstermelik “demokrasi” paketleri Türk ve Kürt halklarının yükselen mücadelesi karşısında zorunlu geri adımlardır. Bu göstermelik geri adımların arkasında TC’nin halka karşı iğrenç saldırı planları yapmaktadır. Gelinen mücadelenin devrimci kazanımlarını bir lütuf gibi sunarken, asıl yapmak istediği, Türkiye ve Kürdistan’daki devrimci dinamikleri boğmak, Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketini çıplak devlet terörüyle yok etmektir. Şimdiye kadar ki tüm oyunların bozulduğu gibi, bu ikiyüzlü oyunda bozulacaktır.

TC Devletinin bu yeni ve azgın saldırı planları, ancak Türk ve Kürt halklarının ortak mücadelesiyle bozulabilir. Türkiye ve Kürdistan devrimcileri tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mücadelenin bugünkü aşaması kaçınılmaz olarak devrimci bir iktidar alternatifinin yaratılmasını zorunlu kılmaktadır.

Gün Newroz’un başkaldırı geleneğini daha da yükseklere çıkarma günüdür. Gün ezilen halkların kurtuluş için emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükseltmenin günüdür. Bu nedenle yakılan her Newroz ateşi, kurtuluş mücadelesinin yolunu aydınlatan bir meşale olmalıdır.

Biji Newroz!

Yaşasın Ezilen Halkların Zulme Başkaldırışı!

Yaşasın Halkların Mücadele birliği!

Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz!

 

                                                                  Barış AYDIN